ÖZET: Başvuru, 2004/Nisan-2017/Ağustos döneminde, başvuranın babasının emekli maaşının durdurulması ve yasal mirasçılara ödenmesi talebine ilişkindir. Başvuran, babasının emekli maaşının durdurulmasının ardından İstanbul 13. İcra Müdürlüğü aracılığıyla takip başlattığını, ancak itiraz üzerine açılan davanın sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu’nun talebinin reddedildiğini belirtmiştir. Yargıtay, bu kararı onaylamış ve başvuran, 2004/Nisan ayından itibaren ödenmeyen maaşın mirasçılarına ödenmesi için idareden işlem talep etmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın talebine ilişkin olarak, yersiz aylıkların tahsilinin durdurulması yönünde mahkeme kararı olduğunu ve bu nedenle 2004/Nisan tarihinden itibaren yaşlılık aylığının devam etmediğini ifade etmiştir. Ancak, başvuranın yargı kararlarının uygulanmadığına dair itirazları, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuruyu inceleyerek, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, 2004/Nisan-2017/Ağustos tarihleri arasında ödenmesi gereken yaşlılık aylıklarının yasal mirasçılara ödenmesi gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuştur. İdarenin, bu tavsiyeye uygun hareket etmesi ve kararın gereğini yerine getirmesi beklenmektedir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/11102-S.24.16909

BAŞVURU NO : 2024/8495

KARAR TARİHİ : 11.10.2024

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

2004/Nisan-2017/Ağustos tarihleri arasında ödenmesi gereken

BAŞVURUNUN KONUSU :

aylıkların yasal mirasçılara ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 10.07.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; babası hakkında teftiş raporuna istinaden 2004/Nisan ayında emekli maaşının durdurulduğu ve 01/07/1992-01/04/2004 tarihleri arasında alınan maaşın iadesi için İstanbul 13. İcra Müdürlüğü aracılığı ile takip başlatıldığı, başlatılan takibe babası tarafından itiraz edilmesi sonucu Kurumca itirazın iptali davası açıldığı, itirazın iptali davası sonucunda

İstanbul 6. İş Mahkemesinin 08/04/2009 tarih, / esas ve / karar sayılı kararı ile nin 06/01/1977 – 29/06/1992 tarihleri arasında esnaf odası karar defterinde belirtildiği şekilde yük hamalı olarak kendi nam ve hesabına çalıştığı buna göre Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğu ve davalıya bu nedenle yapılan yaşlılık ödemesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle” Kurumun talebinin reddine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11/11/2010 tarih, / esas ve

/ karar sayılı kararı ile onandığı yargı kararının gereği olarak 2004/Nisan ayından itibaren ödenmeyen maaşın faiziyle birlikte hesaplanarak mirasçılarına ödenmesi talebi konusunda idarece bir işlem tesis edilmediği ifade edilmek suretiyle söz konusu talebin idarece ifasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 07/08/2024 tarih ve S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına cevaben Sosyal

Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen 23/08/2024 ve 28/08/2024 tarih ve Esayılı yazılar ile Kurum kayıtlarına giren cevabi yazıda özetle; . .nin yersiz aylık tutarını

/

ödememesi nedeniyle Kurum tarafından İstanbul 6. İş mahkemesinin / esas sayı ile aleyhine dava açıldığı, İstanbul 6.İş mahkemesinin / karar nolu hükmüne ve Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 11/11/2010 tarih / esas ve / karar sayılı karar onaylaması ile yersiz aylıklarının icra yolu ile tahsili işleminin durdurulması gerektiğine karar verildiği, bahse konu olan 2004/Nisan tarihinden itibaren yaşlılık aylığın devamı ile ilgili bir Mahkeme kararı bulunmadığı var olan mahkeme kararının yersiz aylıkların icra yoluyla tahsilinin durdurulmasıyla ilgili olması nedeniyle iptal edilen yaşlılık aylığı devam ettirilmediği ,ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2’nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”, 3.2. “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35’inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 3.4. “Yargı yolu” başlıklı 125’inci maddesinde; “(…)İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”, 3.5. “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138’inci maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”, 4. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17’inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.”, 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.(..)”, 6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No.lu Ek Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1’inci maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.(..)”, 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

8. 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları” başlıklı 21’inci maddesinde; “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

…

Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

…

İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

…” 9. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “a) İtirazın iptali” başlıklı 67’nci maddesinde; “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.(..)”, hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

10. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuran özetle; babası hakkında teftiş raporuna istinaden 2004/Nisan ayında emekli maaşının durdurulduğu ve 01/07/1992-01/04/2004 tarihleri arasında alınan maaşın iadesi için İstanbul 13. İcra

Müdürlüğü aracılığı ile takip başlatıldığı, başlatılan takibe tarafından itiraz edilmesi sonucu Kurumca itirazın iptali davası açıldığı, itirazın iptali davası sonucunda İstanbul 6. İş Mahkemesinin 08/04/2009 tarih, / esas ve / karar sayılı kararı ile “ nin 06/01/1977 – 29/06/1992 tarihleri arasında esnaf odası karar defterinde belirtildiği şekilde yük hamalı olarak kendi nam ve hesabına çalıştığı buna göre Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğu ve davalıya bu nedenle yapılan yaşlılık ödemesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle” Kurumun talebinin reddine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11/11/2010 tarih, / esas ve / karar sayılı kararı ile onandığı yargı kararının gereği olarak 2004/Nisan ayından itibaren ödenmeyen maaşın faiziyle

/

birlikte hesaplanarak mirasçılarına ödenmesi talebi konusunda idarece bir işlem tesis edilmediği ifade edilmek suretiyle söz konusu talebin idarece ifasını talep etmektedir.

12. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından özetle; . .nin yersiz aylık tutarını ödememesi nedeniyle Kurum tarafından İstanbul 6. İş mahkemesinin / esas sayı ile aleyhine dava açıldığı, İstanbul 6.İş mahkemesinin / karar nolu hükmüne ve Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 11/11/2010 tarih / esas ve / karar sayılı karar onaylaması ile yersiz aylıklarının icra yolu ile tahsili işleminin durdurulması gerektiğine karar verildiği, bahse konu olan 2004/Nisan tarihinden itibaren yaşlılık aylığın devamı ile ilgili bir Mahkeme kararı bulunmadığı var olan mahkeme kararının yersiz aylıkların icra yoluyla tahsilinin durdurulmasıyla ilgili olması nedeniyle iptal edilen yaşlılık aylığı devam ettirilmediği ifade edilmiştir.

13. hakkında teftiş raporuna istinaden 2004/Nisan ayında emekli maaşının durdurulduğu ve 01/07/1992-01/04/2004 tarihleri arasında alınan maaşın iadesi için İstanbul 13. İcra Müdürlüğü aracılığı ile takip başlatıldığı, başlatılan takibe itiraz edilmesi sonucu SGK tarafından itirazın iptali davası açıldığı, itirazın iptali davası sonucunda İstanbul 6. İş Mahkemesinin 08/04/2009 tarih, / esas ve / karar sayılı kararı ile ” nin 06/01/1977 – 29/06/1992 tarihleri arasında esnaf odası karar defterinde belirtildiği şekilde yük hamalı olarak kendi nam ve hesabına çalıştığı buna göre

Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğu ve davalıya bu nedenle yapılan yaşlılık ödenmesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle” Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının talebinin reddine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11/11/2010 tarih, / esas ve / karar sayılı kararı ile onanmasına karar verildiği, tespit edilmiştir.

14. nin 24/08/2017 tarih itibari ile vefat ettiği anlaşıldığından hak sahibi eşi ye 01/09/2017 tarih itibari ile ölüm aylığı bağlanmış olup idarece yukarıda bahsi geçen yargı kararlarının 2004/Nisan tarihinden itibaren yaşlılık aylığın devamı ile ilgili olmadığı, yersiz aylıkların icra yoluyla tahsilinin durdurulmasıyla ilgili olması nedeniyle 2004/Nisan-2017/Ağustos aralığında iptal edilen yaşlılık aylığının devam ettirilmediği ifade edilmiştir.

15. Bu çerçevede başvuru konusu somut uyuşmazlığın; başvuranın babası müteveffa nin 06/01/1977

– 29/06/1992 tarihleri arasında esnaf odası karar defterinde belirtildiği şekilde yük hamalı olarak kendi nam ve hesabına çalıştığı buna göre Bağ-Kur sigortalılığının geçerli olduğu ve yapılan yaşlılık ödemesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle icra takibinin iptaline ve Kurum talebinin reddine ilişkin kararın Yargıtay kararıyla onanması suretiyle kurulan hükmün; 2004/Nisan-2017/Ağustos aralığında, iptal edilen yaşlılık aylığının ya (hayatta olmaması nedeniyle kanuni mirasçılara)

ödenmesi hususunda idarenin yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hususunda ortaya çıktığı görülmektedir.

16. Anayasa Mahkemesi (AYM), hukuk devletini tanımladığı kararlarında yargı denetimine ağırlık vermekte ve bu kapsamda 02/05/2013 tarih ve E: 2013/44, K: 2013/59 sayılı kararında hukuk devletini; “eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet” olarak tanımlamaktadır.

/

17. Hukuk devleti ilkesine dayanan bir düzenin kurulması yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması ve temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye bağlanması ile mümkündür. Yürütme ve yasama işlemlerinin hukuka uygunluk denetimini yapacak yargı organının, yasama ve yürütme organları karşısında tam bağımsızlığa sahip olması, yargısal denetimden beklenen yararın gerçekleşmesi için zorunlu koşuldur (Nuri ALAN, Demokratik Hukuk Devleti ve

Anayasa, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 58 (1), 2003, sf. 1).

18. Anayasa’nın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu vurgulanmış, 125’inci maddesi ile 138’inci maddesinin son fıkrasında ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28’inci maddesinde hukuk devleti ilkesi somutlaştırılmıştır. İstisnai durumlar dışında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık tutulmuş, sadece idarenin değil yasama ve yürütme organlarının da mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştirmeden ve geciktirmeden uygulaması zorunlu kılınmıştır. Söz konusu ilke karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmesiz uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamakta olup idarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe, yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2017/5018, 24/10/2017, Tavsiye Kararı, § 16).

19. Anayasa Mahkemesi; mahkeme kararlarının uygulanmasını, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsur olarak ele almakta, yargı kararlarının uygulanmasını

“mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli olmayıp ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin benzer konulu ihlal kararlarında belirtildiği gibi Anayasa’nın 138’inci maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı da kalmayacaktır (Arman Mazman Başvurusu, B. No: 2013/1752, 26/06/2014, § 65).

20. Anayasa Mahkemesinin 03/04/2014 tarih ve 2013/711 başvuru numaralı Kenan Yıldırım ve Turan

Yıldırım Başvurusu kararında; başvurucular, ilgili Belediye Başkanlığı aleyhine Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtıkları davalar sonunda tazminatın Belediyeden tahsiline karar verildiğini, mahkeme kararlarının icrası amacıyla icra müdürlüklerinde başlattıkları ilama dayalı icra takiplerine rağmen hükmedilen alacakların ödenmediğini, Belediyenin kamu mallarının haczedilmezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçındığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, Mahkemece adil yargılanma hakkının ihlali ve mülkiyet hakkının ihlali olmak üzere iki kısımda incelenmiştir. Bu kapsamda “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade edilerek yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca Devletin bir kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı açıkça ifade edilmiştir.

/

21. Yine Anayasa Mahkemesinin 14/01/2010 tarih ve E: 2009/27, K: 2010/9 sayılı kararında da; Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkı değil yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir hak olarak tanımlanmıştır. Bu doğrultuda adil yargılanma hakkı sadece kişilerin yargı mercilerine erişimi ve yargı süreci ile sınırlandırılmamalı ayrıca verilen yargı kararlarının icrası bağlamında kararların idarece yerine getirilmesini de kapsayarak geniş yorumlanmalıdır.

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6’ncı maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/11/2006). Mahkeme; kararların icrası hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmekte, mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığını, mahkeme kararlarının uygulanmasının yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç vermesini sağlayan bir unsur olduğunu, karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacağını belirtmiştir (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/03/1997).

23. Ayrıca Mahkemece; davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka uygunluğun sağlanmasının idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı kararlarına uymasını gerektirdiği, idarenin yargı kararını uygulamayı reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyor olmasının davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde öngörülen teminatların, her türlü varlık nedenini kaybetmesine yol açacağı vurgulanmıştır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B.

No: 6334/05, 23/10/2012, § 115).

24. Benzer konudaki bir başka hususa ilişkin olarak ise Mahkeme; parasal haklara ilişkin yargı kararlarının icra edilmemesini veya icrasının gecikmesini genellikle mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 07/05/2002, § 40). Öyle ki yargı kararının uygulanmamasının sonucunda yalnızca adil yargılanma hakkının değil aynı zamanda mülkiyet hakkının da ihlaline yol açılabilmektedir (§ 33-42).

25. Öyle ki yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesinin Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım Başvurusu kararında (B. No: 2013/711, 03/04/2014); kesinleşmiş yargı kararının infaz edilmemesinden kaynaklı

“mahkemeye erişim hakkı” üzerinden adil yargılanma hakkının ihlal edildiği değerlendirmesi yapılmakla beraber başvurucuların mahkeme kararına dayalı ve mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilen alacaklarının tahsili amacıyla idare aleyhine yaptıkları icra takibinin uzun sürmesi ve alacağa ulaşmada bir belirsizlik bulunmasının mahkemece verilen kararı etkili sonuçları bakımından konusuz bıraktığı kanaatine varılmıştır. Bu gerekçeyle mahkemece hükmedilen taşınmaz bedelinin ilgili Belediye tarafından ödenmemesi durumunda başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir (§§ 74-75).

26. Diğer yandan mülkiyet hakkı kapsamında sayılan işçilik alacaklarına ilişkin iç hukukumuzda yer alan düzenlemelere bakıldığında; Anayasa, İş Kanunu, İcra ve İflas Kanunu nezdinde işçinin ücret ve diğer işçilik alacaklarını koruyucu hükümler getirildiği görülmektedir. Özellikle sosyal devlet ilkesinin de gereği olarak mevzuatımızda işçilik alacaklarına ayrı bir önem verilmiş ve işçinin haklarının ihlal edilmesi tehlikesini önleyici düzenlemeler yapılarak işçilik alacakları teminat altına alınmak istenmiştir. Bu

bağlamda İcra ve İflas Kanunu’nun 206’ncı maddesi uyarınca da “İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları” birinci sıra alacağı olarak hüküm altına alınmış ve böylece icra takibi ve iflas süreçlerinde işçinin korunması ilkesi kapsamında işçilik alacakları diğer alacaklar karşısında öncelenmiştir. Özel hukuktan doğan borçları dolayısıyla, belediyeler de İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine tâbidir. Belediyelere karşı alacaklı olan işçilerin alacak haklarına ulaşamamaları hususu gerek Anayasa gerek AİHS’te düzenleme konusu edilmiş olan mülkiyet hakkı ile de doğrudan bağlantılıdır (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2023/10535, 08/12/2023, Tavsiye Kararı, § 22).

27. Nitekim Kurumumuza iletilmiş bir başvuruda (B. No: 2023/10535) başvuran vekili tarafından; Belediye bünyesinde çalışmakta olan müvekkilinin iş sözleşmesinin işveren Belediye tarafından feshedilmesi neticesinde ilgili idare aleyhine açtıkları davada işçi alacağından kaynaklı tazminata hükmedildiği, söz konusu alacaklar için başlattıkları icra takibinin derdest olduğu ancak idarenin mahkeme kararının gereklerini yerine getirmek adına bir işlem tesis etmediği belirtilmiş olup mahkeme kararının başvuruya konu idare tarafından uygulanması talep edilmiştir. Anılan başvuru kapsamında Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirmede; mahkeme kararına dayalı işçilik alacaklarının mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, mahkeme kararlarını uygulamakla görevli idarelerin bu kararların uygulanmasını engellemesi ya da geciktirmesi durumunda mülkiyet hakkının da ihlalinin gündeme geleceği değerlendirilerek mahkeme kararının idarece gereği gibi ifa edilmemesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

28. Bu itibarla bütün dosya kapsamına göre somut uyuşmazlığa bakıldığında; yukarıdaki paragraflarda aktarıldığı üzere yargı kararlarının aynen ve geciktirilmeksizin icra edilmesinin kesin hükme saygı ilkesinin bir gereği olmakla birlikte aksi durumun adil yargılanma hakkı kapsamındaki

“kararın icrası hakkı” ile mahkeme kararından doğan işçilik alacaklarından yoksun kalınması nedeniyle “mülkiyet hakkı”nın ihlaline neden olacağı, bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığının kesinleşmiş yargı kararı ile müteveffaya yaşlılık aylığı ödemesinin yerinde olduğu kararının gereği olarak 2004/Nisan-2017/Ağustos tarihleri arasında ödenmesi gereken yaşlılık aylığının ödenmemesi noktasında somut bir hukuki gerekçe öne sürmediği anlaşılmış olup anılan Başkanlıkça ödenmesi gereken aylıkların yasal mirasçılara ödenmesi gerektiği bu yöndeki talebin reddine ilişkin idari işlemin ise hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmektedir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 29. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ile “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idare tarafından Kurumumuza verilen cevapta ilgili ve yeterli gerekçelere yer verilmediği değerlendirildiğinden “kararların gerekçeli olması” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin bahse konu ilkeye de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

/

30. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu

Tavsiye Kararı’nın idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul İş

Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle;

BAŞVURUNUN KABULÜNE,

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının kesinleşmiş yargı kararı ile müteveffaya yaşlılık aylığı ödemesinin yerinde olduğu kararına ilişkin olarak; 2004/Nisan-2017/Ağustos tarihleri arasında ödenmesi gereken aylıkların yasal varislere ödenmesi gerektiği hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca SOSYAL

GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi