ÖZET: Başvuru, 2010-2016 yılları arasında tahsil edilen aylık tutarlarının ödenmesi talebine ilişkindir. Başvuran vekili, müvekkiline 2010 yılında Bağ-Kur kapsamında yetim aylığı bağlandığını, 2016 yılında yapılan denetim sonucunda borç çıkarıldığını ve 2022 Ekim ayında yapılan başvuru ile yeniden aylık bağlandığını belirtmiştir. Başvuran, çıkarılan borcun iptal edilerek iade edilmesini talep etmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın gelirinin asgari ücretin üzerinde olduğunu tespit ederek, 2013/26 sayılı genelgeye dayanarak aylığı iptal etmiş ve borç oluşturmuştur. Ancak, 2016 yılında yapılan bir değişiklikle, aylık bağlanma kriterleri güncellenmiş ve başvuranın durumu yeniden değerlendirilmiştir. İdare, başvuranın 2022’deki talebine istinaden yeniden aylık bağlamış, ancak daha önce ödenen aylıklar için borç tahakkuk ettirmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve idarenin açıklamalarını değerlendirerek, tahsil edilen borcun hukuka aykırı olduğuna ve mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, başvurana tahsil edilen 26.343,24 TL ana para ve 1.383,08 TL faiz borcunun iade edilmesi tavsiye edilmiştir. İdarenin bu karara uyması için 30 gün içinde işlem tesis etmesi gerekmektedir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/2871-S.23.4867

BAŞVURU NO : 2023/1175

KARAR TARİHİ : 08/03/2023

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ : ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : 2010-2016 yılları arasında tahsil edilen aylık tutarlarının ödenmesi talebi hakkındadır

BAŞVURU TARİHİ : 23/01/2023

I.BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1.Başvuran vekili Av. tarafından yapılan başvuruda başvuran vekili özetle; müvekkiline

2010 yılında Bağ-Kur kapsamında yetim aylığı bağlandığını, 2013/26 sayılı genelgeye atfen yapılan

denetim sonucunda 2016 yılında borç çıkarıldığını, 2022 Ekim ayında yapılan başvuru neticesinde yeniden aylık bağlanarak 5 yıllık zamanaşımı hükümleri doğrultusunda ödeme yapıldığını ifade ederek çıkarılan borcun ret ve iadesini talep etmektedir.

II.İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen cevabi yazı ve eklerinde; ‘ a 01/02/2010 tarihi itibari ile ölüm aylığı bağlanmış ise de, Sosyal Güvenlik Denetmenlerimiz aracılığıyla yapılan gelir tespiti neticesinde, 11/03/2016 tarih ve sayılı denetim raporuna sonucunda, ‘ UN gelirinin İş Kanunu’ na göre 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücret ( brüt asgari ücret ) tutarının üzerinde olduğu anlaşılmış olup, 2013/26 sayılı genelgeye istinaden aylığı başlangıç tarihi itibari ile iptal edilerek 26.343,24 TL anapara ve 1.383,08

TL faiz olarak borç oluşturulduğu, borcun bittiği, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız

Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamındaki sigortalılardan 01/1 1972-03/10/2000 ile 08/08/200101/08/2003 dönemi arasında vefat edenlerin hak sahibi kız çocuklarına gelir/aylık bağlanmasında,

sayılı Genelge uyarınca gelir unsuru araştırması yapılmakta olduğu, Kurum Yönetim Kurulunun 18/08/2016 tarihli ve 2016/285 sayılı Kararında; “01/10/1972-03/10/2000” dönemi ile “08/08/200101/08/2003” dönemi arasında vefat eden 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılar üzerinden aha önce aylık bağlanmış kız çocuklarından bugün itibariyle aylıkları kesilmiş olanlar ile daha sonra aylıkları kesilecek olanların aylık bağlanmasına hak kazanıp yeniden aylık bağlanması talebinde bulunmaları halinde, “geçimini sağlayacak gelirin” tespiti işlemlerinde, devredilen Bağ-Kur Genel Müdürlüğü Yönetim

Kurulunun 13/6/1996 tarihli ve 1996/135 sayılı Kararı ile belirlenen, “1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesi gereğince 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücret” kıriterinin, “5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmamak veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olmak” şeklinde değiştirilmesine ve bu değişikliğin Kurulumuz karar tarihinden sonra yeniden ölüm aylığı bağlanacak kız çocuklan için uygulanmasına karar verilmiştir.” denildiği, buna göre oluşturulan borcun terkini ve yeniden iadesi yapılamadığı ayrıca hak sahibi

’un 02/1 1/2022 tarihli talebine istinaden 5 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak 01/12/2017 tarihi itibariyle yeniden ölüm aylığının bağlandığı, ifade edilmiştir.

III.İLGİLİ MEVZUAT

3.18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.

4.6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin

birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.

5. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35’inci maddesi;

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 6. 1479 sayılı Kanunun 45’inci maddesinin ikinci fıkrasının ( c ) bendi; “Onsekiz yaşını, orta öğrenim yapması halinde yirmi yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde yirmibeş yaşını doldurmayan ve (18 yaşını doldurmayanlar hariç) bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine % 25’i,” 7. 5510 sayılı Kanunun “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34’üncü maddesi;

Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının; a) (Dul eşine % 50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde

% 75’i, b) (Değişik bend: 17.04.2008 – 5754 S.K/Madde 21) TARİHÇE Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve c) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını

doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılanların

veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,

her birine % 25’i, c) (b) bendinde belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50’si, d)

Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25’i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25’i, oranında aylık bağlanır.

Ancak, hak sahibi çocuklardan 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yükseköğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılmaları, bunlara aylık bağlanmasına engel oluşturmaz. Sigortalı tarafından evlat edinilmiş, tanınmış veya soy bağı düzeltilmiş veya babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır. Hak sahiplerine bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.” hükmünü amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V.DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A.Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran vekili özetle; müvekkiline 2010 yılında Bağ-Kur kapsamında yetim aylığı bağlandığını, 2013/26 sayılı genelgeye atfen yapılan denetim sonucunda borç çıkarıldığını, 2022 Ekim ayında yapılan

başvuru neticesinde yeniden aylık bağlanarak 5 yıllık zamanaşımı hükümleri doğrultusunda ödeme yapıldığını ifade ederek çıkarılan borcun ret ve iadesini talep etmektedir.

10. Başvurana babasından dolayı 01/07/2010 tarihi itibariyle ölüm aylığı bağlanmıştır. Sosyal Güvenlik

Denetmenlerince yapılan 11/03/206 tarih ve sayılı denetim raporu sonucunda başvuranın gelirinin İş Kanununa göre 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücret tutarının üzerinde olduğu anlaşılarak 2013/26 sayılı genelgeye istinaden aylığı başlangıç tarihi itibariyle iptal edilerek 26.343,24 TL ana para, 1.383,08 TL faiz borcu oluşturularak başvurandan tahsil edilmiştir.

11. İdareden gönderilen bilgi ve belgeler dahilinde idarenin, 1479 sayılı Kanun kapsamında 01/10/197203/10/2000 ile 08/08/2001-01/08/2003 dönemi arasında vefat edenlerin hak sahibi kız çocuklarına gelir/aylık bağlanmasında 2013/26 sayılı genelge uyarınca gelir unsuru araştırması yaptığı, Yönetim

Kurulunun 18/08/2016 tarihli ve sayılı kararında ise Bağ-Kurlu sigortalının yetim kızlarına ölüm aylığı bağlanırken uygulanan “net asgari ücretin üstünde geçimini sağlayacak geliri olmamak” kuralını

“sigortalı olarak çalışmamak ve kendi çalışmasından dolayı gelir/aylık almamak” olarak değiştirdiği tespit edilmiştir.

12. Bağ-Kur Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulunun, 22.06.2013 tarihli ve 2013/26 sayılı genelgesinin “8.3.

Ölüm sigortasından 4/1-b sigortalıları ve hak sahiplerine ilişkin koşullar” başlıklı bölümünde; “… hak sahibi kız çocukları için “geçimini sağlayacak başka geliri olmamak” kavramının belirlenmesinde; kız çocuklarının sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışıp çalışmadıkları ve buralardan aylık alıp almadığı ile tapu kayıtları da araştırılarak varsa gayri menkullerden ve diğer gelirlerden elde ettiği aylık tutarının brüt asgari ücret tutarının altında olup olmadığı hususları sosyal güvenlik denetmenlerince tespit edilecektir…” denilmiş ve hak sahibi kız çocukları gelir testine tabi tutulmuştur.

12.1. SGK, Bağ-Kurlu sigortalının yetim kızlarına bağlanacak aylık konusunda 2013/26 sayılı genelgeden farklı olarak 2016 yılında görüş değiştirmiş, bu konuda 18.08.2016 tarihli ve 2016/285 sayılı yönetim kurulu kararı çıkarmıştır. Söz konusu yönetim kurulu kararının ilgili kısmında aynen; “…2) 01.10.1972-

03.10.2000 dönemi ile 08.08.2001-02.08.2003 dönemi arasında vefat eden 1479 sayılı Kanun’a tabi

sigortalılar üzerinden daha önce aylık bağlanmış kız çocuklarından bugün itibariyle aylıkları kesilmiş olanlar ile daha sonra aylıkları kesilecek olanların aylık bağlanmasına hak kazanıp yeniden aylık bağlanması talebinde bulunmaları halinde, “geçimini sağlayacak gelirin” tespiti işlemlerinde, devredilen

Bağ-Kur Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu’nun 13.06.1996 tarihli ve 1996/135 sayılı kararı ile belirlenen, “1475 sayılı İş Kanunu’nun 33. maddesi gereğince 16 yaşından büyük sanayi kesiminde çalışan işçiler için tespit edilen asgari ücret” kriterinin, “5510 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmamak veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olmak” şeklinde değiştirilmesine ve bu değişikliğin Kurulumuz karar tarihinden sonra yeniden ölüm aylığı bağlanacak kız çocukları için uygulanmasına karar verilmiştir.” denilmiştir.

12.2. SGK Yönetim Kurulu’nun 08.09.2016 tarihli ve 310 sayılı kararı ile Bağ-Kurlu sigortalının yetim kızlarına ölüm aylığı bağlanırken 2013/26 sayılı Genelge ile uygulanan “net asgari ücretin üstünde geçimini sağlayacak geliri olmamak” kuralı “sigortalı olarak çalışmamak ve kendi çalışmasından dolayı gelir/aylık almamak” olarak değiştirilmiştir.

13. 5510 sayılı Kanunun “Ölüm aylığının paylaştırılması” başlıklı 34’üncü maddesi uyarınca Bağ-Kurlu sigortalının yetim kızlarına ölüm aylığı bağlanırken bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve c) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmama veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması koşulu aranmaktadır. Ancak idare

yukarıda yer verilen 2013/26 sayılı genelge hükmüne atfen sigortalı çalışması olmayan ve bu çalışması nedeniyle gelir ve kazanç elde etmeyen başvurana 2010-2016 yılları arasında ödediği aylıkları borç tahakkuk ettirerek tahsil etmiştir. Söz konusu borç genelge hükmüne atfen çıkarılmış olup kanuni dayanaktan yoksundur. Kaldı ki idare 2016 yılında görüş değiştirmiş, 1479 sayılı Kanunun hilafına kız çocuklarına aylık bağlamadığını ve bağlanan aylıkları kestiğini kabul ederek bu konuda 18.08.2016 tarihli ve 2016/285 sayılı yönetim kurulu kararı çıkararak Bağ-Kurlu sigortalının yetim kızlarına ölüm aylığı bağlanırken uygulanan “net asgari ücretin üstünde geçimini sağlayacak geliri olmamak” kuralını kanundaki düzenlemeye paralel bir şekilde “sigortalı olarak çalışmamak ve kendi çalışmasından dolayı gelir/aylık almamak” olarak değiştirmiştir.

14. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin E.2018/742, K.2018/3517 sayılı ve 09/04/2018 tarihli kararında; “…956 sayılı Yasa, 08.08.2001 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş ve bu kez 1479 sayılı Yasanın 45/c maddesi

“yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Yasa ile diğer sosyal güvenlik Yasaları kapsamında çalışmayan, bu yasalar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine %25’i,” oranında aylık bağlanır şeklinde değiştirilmiştir.

Aynı Yasa ile 1479 sayılı Yasanın 46/2 maddesine, “Ancak, evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almaya hak kazanan kız çocuklarına bu aylıklardan fazla olan ödenir.” hükmü getirilmiştir.

4956 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasaya eklenen Ek madde 3’e göre 2926 sayılı Yasa kapsamında olanlar

bakımından 1479 sayılı Yasa hükümleri uygulanacaktır.

Kurumun bu yasal değişiklikler sırasında kız çocukları bakımından uygulamasına gelince; davalı Kurum,

4956 sayılı Yasa ile 08.08.2003 tarihinde yapılan değişiklikten sonra, 45/2. madde hükmünde yer alan ” bu

Yasa ile diğer sosyal güvenlik Yasaları kapsamında çalışmayan, bu yasalar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine ” aylık bağlanır” hükmünü dikkate alarak, 08.08.

2003 tarihinden sonra hak sahipleri yararına getirilen yasal düzenleme uyarınca bu tarihten önce ölen

Bağ-Kur sigortalılarının kız çocuklarına da ölüm aylığı bağlamıştır. Kurum, farklı sigortalılık kanunlarına göre bağlanan aylıklar söz konusu olduğundan 1479 sayılı Yasanın 46/2 maddesini hiçbir zaman uygulamamıştır. Zira, 1479 Yasanın 46/2. maddesi aynı yasa kapsamında hem ana veya baba ile kocadan hak edilen aylıklardan fazla olanın bağlanacağını ifade etmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu 2011/58 sayılı genelgesinin 90. sayfasında yer alan örnek:3 te, “5434 sayılı

Yasaya göre eşten ve 1479 sayılı Yasaya göre babadan 5510 sayılı Yasanın 4/1-a maddesinden aynı anda ölüm aylığı alınabileceğini, Aynı genelgenin 99. sayfasında, “eşten 506, anneden 5434, ve babadan 1479 sayılı yasalar kapsamında her üç aylığın tam olarak bağlanabileceğini örnek göstermiştir.

Davalı Kurum, yeni bir yasal düzenleme olmadığı halde 2013/ 26 sayılı Genelgesiyle farklı uygulamaya başlamış, 1479 sayılı Yasa ile ilgili olarak, 01.10.1972-03.10.2000 ve 08.08.2001-01.08.2003 dönemleri içerisinde ölen sigortalılar yönünden, sigortalının geçimini sağlayacak bir geliri bulunmama koşulu varsa aylık bağlanacağını kabul etmiştir. Genelge, 04.10.2000-07.08.2001 ve 08.08.2003-01.10.2008 döneminde ölen sigortalılar bakımından da, “1479 sayılı Kanun ve diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamında kendi çalışmalarından dolayı gelir ve aylık almayan” kız çocuklarına aylık bağlanacağını düzenlemiştir.

Davalı Kurum, 04.10.2000-01.08.2001 ve 07.08.2003-01.10.2008 döneminde ölen Bağ-Kur sigortalılarının kız çocuklarına aylık bağlamış ve daha önce bağlanan aylıklara, ölen eşlerinden dolayı

5434 veya 506 sayılı Yasalardan bağlanan ölüm aylığının engel olmadığını kabul etmiştir. Kız çocuklarına

dönemlerde ölen ana veya babalarından dolayı 1479 sayılı Yasa kapsamında bağlanan aylıklar için iptal işlemi yapılmamıştır.

Davalı Kurum, diğer aylıklara dokunmazken, 01.10.1972-03.10.2000 ve 08.08.2001-01.08.2003 döneminde ölen sigortalıların hak sahibi kız çocuklarına sonraki lehe olan yasal düzenlemeler gereğince bağladığı ölüm aylıklarını, diğer sosyal güvenlik kanunlarına göre eşlerinden bağlanan ölüm aylıklarını gelir testine tabi tutmuştur. Kurum, geçimini sağlayacak gelirleri bulunduğu gerekçesiyle bağlanan aylıkları iptal etmiş ve ödenen aylıklar nedeniyle borç tahakkuk ettirmiştir.

Son olarak, SGK Emeklilik İşlemleri Genel Müdürlüğü 02.09.2017 gün ve tarihle

“Genel Yazı” ile, 01.10.1972-03.10.2000 ve 08.08.2001- 01.08.2003 dönemlerinde ölenlerin kız çocuklarına gelir testi yapılmadan, kendi sigortalılıkları veya kendi sigortalılıkları nedeniyle bağlanan gelir ve aylık almamaları halinde ölüm aylıklarının bağlanmasına Yönetim Kurulunca karar verildiğini bildirmiştir.

Gerçekten, davalı Kurum bu son işlemi ile kız çocuklarına bağladığı aylıkları, 1479 sayılı Yasaya aykırı olarak kestiğini veya bağlamadığını kabul etmiştir. Ancak SGK kestiği aylıkları yönetim Kurulu Kararı uyarınca 2016 Ekim ayından itibaren yeniden bağlamasına karşın, daha önce ödediği aylıkları borç kaydetmiş ve tahsil ettiği aylıkları da iade etmemiştir.

Davanın reddine karar veren mahkemeler, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararlarına dayalı olarak 1479 sayılı Yasanın 4956 sayılı Yasa ile değişik 46/2 maddesine göre hem kocadan hem ana veya babadan aylığı hak kazanılması durumunda fazla ödeneceği gerekçesine dayanmaktadır. Bu değerlendirme, Sosyal güvenlik hukukunun genel yapısının gözden kaçırmaktadır. 5510 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce, Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip ayrı ayrı yasalara göre sosyal güvence sağlayan Kurumlardır. Her bir Yasa kendi sigortalıları açısından hüküm ifade eder. Açıkça atıf yapılmadıkça diğer yasa hükümleri dikkate alınamaz. Zira 45/3. maddedeki “1479 sayılı Kanun ve diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamında çalışmalarından dolayı gelir ve aylık almayan” kız çocuklarına aylık bağlanacağı ifadesi bu niteliktedir.

Bu ifade dahi kız çocuklarının, diğer sosyal güvenlik kurumlarından kendi çalışmaları dışında (kocalarından- çocuklarından) aylık almalarını 1479 sayılı Yasaya tabi ana veya babadan ölüm aylığı bağlanmasına engel olarak kabul etmemektir. Özetle, 1479 sayılı Yasanın 46/2. maddesi hükmü sadece

1479 sayılı Yasaya göre hem kocadan hem ana veya babadan ölüm aylığına hak kazanılması halinde

uygulanabilir. Öte yandan, 5510 sayılı Yasanın geçici 1. maddesine göre, ölüm aylıklarının bağlanmasında vs.. yürürlükten kalkan 1479, 506, 2926, 2925 sayılı Yasa hükümleri uygulanacağından, 5510 sayılı

Yasanın 54. maddesinin de somut uyuşmazlıkta uygulama yeri yoktur.

Sigortalılık hakkı veya sigortalılıktan kaynaklanan yaşlılık aylığı hakkı veya ölüm aylığı hakkı, asla tamamen hak düşürücü süreye tabi olmadığı gibi zamanaşımına da uğramaz. 1479 sayılı Yasanın 43.

maddesine göre ölüm aylıklarının beş yıl geçtikten sonra talep edilmesi halinde talep tarihinden itibaren ölüm aylığının bağlanması gerekmektedir. T.C. Anayasasının 10. maddesine göre “Herkes …kanun önünde eşittir. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar” 1479 sayılı Yasanın 4956 sayılı Yasa ile değişik 45/c maddesinde yer alan, ” yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Yasa ile diğer sosyal güvenlik Yasaları kapsamında çalışmayan, bu yasalar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine %25’i,” oranında aylık bağlanır” hükmü yasanın yürürlük tarihinden önce ölen sigortalıların kız çocukları için de uygulanmalıdır. Çeşitli yasal değişiklikler nedeniyle hak sahipleri açısından ölüm tarihlerine göre dört ayrı dönemin ikisi yönünden aylık bağlanması diğer iki dönem yönünden aylık bağlanmaması gerektiği yönündeki yorum açıkça T.C. Anayasasında yer

alan eşitlik kuralına aykırı olduğu gibi genel hukuk ilkelerine de aykırıdır…” denilmek suretiyle temyiz itirazının kabulüne karar vermiştir.

15. Yararlanıcının herhangi bir maddi katkısı bulunmayan sosyal yardımlar ile hizmetler ve yararlanıcının maddi katkısı bulunan sosyal sigortalar olarak ikiye ayrılan sosyal güvenlik, özünde hukuki koşulları gerçekleştiğinde bu araçlardan gelecek parasal karşılığı/ödenceyi talep hakkı olarak tanımlanabilir. Sosyal güvenlik ödenceleri parasal bir karşılığa tekabül ettiği için, anayasal mülkiyet hakkının temel ölçütü olan ekonomik bir değer teşkil etmektedir. Bu yönüyle, sosyal güvenlik hakkı değil ama içinde bulunulan sosyal güvenlik pozisyonundan kaynaklanan maddi talepler mülkiyet hakkı kapsamında korunmaktadır. Parayla ölçülebilen neredeyse her değeri kapsayan ve dolayısıyla devasa bir uygulanabilirlik spektrumu bulunan anayasal mülkiyet hakkının koruduğu değerler arasında kişilerin sosyal güvenlik hukukundaki (mevcut ya da beklenen) statüleri de yer almaktadır. Hukuki koşulları gerçekleştiğinde, sosyal yardımlar ile hizmetler ve sosyal sigortalar kapsamında hak edilen ödemeleri talep hakkı doğar. AYM ve AİHM anayasal mülkiyet hakkı kapsamında bu talep hakkını korumaktadır. (Mülkiyet Hakkı. Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru El Kitapları Serisi-6. s: 42-43-85, … , No. 2013/1426, 25/3/2014, para. 38; … , No.2013/8032, 09.09.2015, para. 29; … , Genel Kurul, No. 2014/7621, 25/7/2017, para. 46.).

Dolayısıyla başvuran hakkında 2010-2016 yılları arasında çıkarılan 26.343,24 TL ana para, 1.383,08 TL faiz borcunun mülkiyet hakkı bağlamında da incelenmesi gerekmektedir.

15.1. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

15.2. Bu kapsamda Kurumumuza yapılan somut başvurunun anılan ilkelerden “kanunilik” yönünden yapılan incelemesinde; hem 1479 sayılı Kanunun 45’inci maddesi hem de 5510 sayılı Kanunun 34’üncü maddesi kapsamında sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmama ve bu kapsamdaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almama vefat eden Bağ-Kur sigortalılarının kız çocuklarına yetim aylığı bağlanabilmesi için yeterli görülmüş olup idarenin 2013/26 sayılı genelgeye atfen başvuranı gelir testine tabi tutarak sanayi kesminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilen asgari ücretin üzerinde gelirinin bulunduğunun tespitiyle aylığını kesmesi ve ödenmiş aylıkları borç çıkararak tahsil etmesi, işlemi kanuni dayanaktan yoksun bırakmış, ayrıca genelge hükmü ile başvuranın sosyal güvenlik hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurmuştur.

15.3. Söz konusu işlem kamu yararı amacıyla yapılmış olsa bile somut başvuru hakkında “ölçülülük” ilkesi yönünden yapılan incelemede; Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu vermiş olduğu kararında (Ümmü Çakır); ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir

(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

15.4.Anayasa Mahkemesince yukarıda yer verilen Ümmü Çakır başvurusunda “orantılılık ilkesi” değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birisinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu zikredilmiştir. Bu bağlamda idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı hareket etmelerini

gerektirir. Bu bağlamda idarenin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekmektedir (Anayasa Mahkemesinin Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş., B. No:2015/6728, 1/2/2018 tarihli ve Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:2013/711, 03/04/2014 tarihli kararı)

Bu bağlamda idarenin, aradan geçen uzun zaman dilimi sonrasında (aylığın kesilmesinden 6 yıl sonra)

Ekim 2022 tarihinde yeniden aylık bağlamasının 1479 sayılı kanunun hilafına başvuran nezdinde aylığın kesilerek borç çıkarıldığının ikrarı niteliğinde olduğu başvurana çıkarılan ve tahsil edilen borç tutarının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı ayrıca başvuran nezdinde hakkaniyete uygun olmayan bir sonucun yaşanmasına yol açıldığı değerlendirilmektedir.

16. Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde somut olayın özel koşulları altında genelge hükmüne atfen başvurana çıkarılan ve tahsil edilen borç tutarının kanuna aykırı bir şekilde tahsil edildiği, başvurucuya şahsi olarak külfet yüklediği, idarenin işlemi yapmaya sevk eden kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu, hizmet kusurunu ikrar eden idarenin Ekim 2022 tarihinde yeniden aylık bağmış olmasının hukuk güvenliği ilkesini de zedelediği dolayısıyla başvurandan tahsil edilen 26.343,24 TL ana para, 1.383,08 TL faiz borcunun başvurana iade edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 17. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle

“karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

18. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Muğla İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII.KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvuran hakkında çıkarılan 26.343,24 TL ana para, 1.383,08 TL faiz borcunun Kanuna aykırı bir şekilde tahsil edildiği ve mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet verdiği gerekçesiyle başvurana ödenmesi gerektiği hususunda, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI’na TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI’na tebliğine;

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi