|
ÖZET: Başvuran, eşi 2330 sayılı Kanun kapsamında vefat ettikten sonra, 17.06.2014 tarihinden önce hak kazandığı ölüm gelirlerinin artırımlı ödenmesi talebinde bulunmuştur. Eşinin 12.07.1993 tarihinde terör saldırısı sonucu vefat ettiğini belirten başvuran, 01.08.1993 tarihinden itibaren artırımlı ödeme alması gerektiğini ifade etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurana 15.05.2014 tarihinden itibaren aylık bağlandığını, bu tarihten önce yalnızca ölüm geliri ödendiğini ve bu nedenle artırımlı ödemenin mümkün olmadığını belirtmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebini değerlendirerek, 17.06.2009-17.06.2014 dönemindeki ölüm gelirinin artırımlı ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. İlgili mevzuat ve genelgeler çerçevesinde, başvuranın 2330 sayılı Kanun kapsamındaki haklarının, eşinin vefat tarihi itibarıyla doğduğu ve bu hakların zamanaşımı hükümleri dikkate alınarak ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. İdarenin, başvuranın talebine yanıt vermemesi, hak kaybına yol açmıştır. Sonuç olarak, başvuranın 17.06.2009-17.06.2014 dönemi ölüm gelirlerinin artırımlı olarak hesaplanması ve aradaki farkın ödenmesi hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunulmuştur. İdarenin bu karara uygun hareket etmesi ve 30 gün içinde gerekli işlemleri bildirmesi gerekmektedir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/10071-S.24.15480
BAŞVURU NO : 2024/4835
KARAR TARİHİ : 23.09.2024
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Eşi 2330 sayılı Kanun kapsamında vefat eden başvuranın, 17.06.2014
BAŞVURUNUN KONUSU :
tarihinden önce hak kazandığı ölüm gelirlerinin anılan Kanun uyarınca artırımlı ödenmesi talebi hakkındadır
BAŞVURU TARİHİ : 15.04.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle; eşinin 12.07.1993 tarihinde terör saldırısı sonucu vefat ettiğini, 17.06.2014 tarihinde yaptığı başvuru üzerine eşinden dolayı 2330 sayılı Kanun uyarınca artırımlı ölüm aylığı almaya başladığını, oysa artırımlı ödemenin eşinin vefat tarihini takip eden ya başı olan 01.08.1993 tarihinden başlaması gerektiğini, zamanaşımı hükümleri söz konusu olsa dahi bu kez 17.06.2009 tarihinin esas alınması gerektiğini belirterek 17.06.2014 tarihinden önceki dönem için yapılmış ödemelerin 2330 sayılı
Kanun uyarınca artırımlı olarak hesaplanmasını ve aradaki farkın ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 25.07.2024 tarihli ve E- – – sayılı yazısında özetle; 2.1. Başvurana; eşinin 13.07.1993 tarihinde iş kazası sonucu vefat etmesi sebebiyle 13.07.1993 tarihinden itibaren ölüm geliri bağlandığı, 17.02.2014 tarihli dilekçesi ile aylık talebinde bulunmasına istinaden Bingöl Valiliğinin 05.03.2014 tarih ve – – sayılı yazısı ile Zarar Tespit
Komisyonu Kararı ve diğer aylık bağlamaya ilişkin belgelerin temin edilmesi üzerine, 01.08.2012 tarihinden itibaren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında
Kanun kapsamında aylık bağlandığı, bu defa 28.03.2014 tarihli dilekçesiyle 4/1-(a) kapsamında ölüm aylığı talebinde bulunması üzerine almış olduğu ölüm toptan ödemesini 05.05.2014 tarihinde ihya ettiği ve tarafına 15.05.2014 tarihinden itibaren 4/1-(a) kapsamında ölüm aylığı bağlandığı, bunun üzerine 5233
/
sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylığının kesildiği, Posta Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin
06.06.2022 tarihli komisyon kararında müteveffanın 2330 sayılı Kanun kapsamında olduğunun belirtilmesi
üzerine 4/1-(a) kapsamında bağlanan ölüm aylığının 15.05.2014 tarihinden başlamak üzere artırılarak fark aylıkların tarafına gönderildiği, 2.2. Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesinde; 2330 sayılı
Kanun kapsamında bulunanların belirtilen görevlerde sakat kalmaları veya ölmeleri halinde; bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumlarınca, sakatlanarak emekliye ayrılanlara görev malullüğü aylığı bağlanacağı, emekli aylığı almakta iken sakatlananların almakta oldukları aylıkların ilgili sosyal güvenlik kurumunca görev malullüğü aylığına dönüştürüleceği; görevde bulunduğu sırada ölenlere bağlanması gereken görev malullüğü aylığı veya emekli iken ölenlerin aldıkları emekli aylığının görev malullüğü aylığına dönüştürülmek suretiyle dul ve yetimlere intikal ettirileceği; bu hallerde bağlanan görev malullüğü aylığın
% 25 artırımlı ödeneceği hüküm altına alındığı, 2.3. Anılan yönetmeliğin 13 üncü maddesinde; 2330 sayılı Kanunda öngörülen tazminatın ödenip ödenmemesi hususunun ilgili bakanlık ve kurumca belirlenecek Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından inceleceği ve komisyon kararlarının, ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanacağı belirtildiği, 2.4. Öte yandan, 2330 sayılı Kanun uyarınca kurum, emekli, dul ve yetimlerin gelir ve aylıklarının %
25 artırımlı olarak ödenmesi, bunların usulüne göre düzenlenerek onaylanmış ve ilgiliye nakdi tazminat
ödenmesine karar verilen Nakdi Tazminat Komisyon kararının Kuruma ibraz edilmesine bağlı olduğu, 2.5. Buna göre, 17.06.2014 tarihli dilekçesinde 2330 sayılı Kanuna göre bağlanmış aylığının artırılmasını talep eden başvurana, zamanaşımı hükümleri dikkate alınmak suretiyle anılan başvurusundan
5 yıl geriye gidilerek işlem yapıldığı ancak ölüm aylığının 05.05.2014 tarihinde yapılan ihya işlemi sonrası
15.05.2014 tarihinden itibaren bağlandığı, adı geçene ihya tarihinden önce aylık bağlanabilmesi mümkün
olmadığından aylığın 2330 sayılı Kanun kapsamında artırılarak ödenmesinin mümkün olmadığı, İfade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” , 5. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 5.1. “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesi; “Bu kanun; a) İç güvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki veya trafik ve yol güvenliğini
sağlamak konularında görevlendirilen:
1. (Değişik: 7/6/1990 – 3658/1 md.) Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil
Güvenlik Komutanlığı personelini, 2. Silahlı Kuvvetler mensuplarını, 3. Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarını, 4. Çarşı, mahalle ve kır bekçilerini, 5. (Değişik: 7/6/1990 – 3658/1 md.) Orman memurları ve personeli ile Gümrük Muhafaza memurlarını, b) Güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hakimleri, Cumhuriyet savcı ve yardımcılarıyla askeri savcı ve yardımcılarını; c) (Değişik: 4/7/2012-6353/73 md.) Güven ve asayişi ihlal eden eylemler ile kaçakçılığa ilişkin eylemlerin önlenmesine yönelik görev yapan mülki idare amirlerini; d) Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri ile ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personeli; e) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri; f) (Ek: 7/6/1990 – 3658/1 md.) İç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş şahısları; g) (Ek: 7/6/1990 – 3658/1 md.) Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini; h) (Ek: 12/7/2013-6495/79 md.) Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik
Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan ve 24/2/2000 tarihli ve 4536 sayılı Denizlerde ve Yurt
Yüzeyinde Görülen Patlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunda tanımlanan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenleri; ı) (Ek:23/3/2023-7442/34 md.) Orman yangınlarını söndürme çalışmalarında Orman Genel Müdürlüğü tarafından fiilen görevlendirilen personel ve gönüllüler ile bu kapsamda görev verilen diğer kamu görevlilerini; i) (Ek: 7/6/1990 – 3658/1 md.) Yukarıdaki bentlerde sayılanların yaptıkları görevler veya yardımlar sebebiyle saldırıya maruz kalan eş, füru, ana, baba ve kardeşlerini; kapsar.
5.2. “Aylık bağlanması” başlıklı 4 üncü maddesi; “Bu Kanun kapsamına girenlerden; a) Engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanır.
b) Emekli aylığı almakta iken engelli hâle gelenlerin almakta oldukları aylıkları görev malullüğü aylığına dönüştürülür.
c) Ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığı, dul ve yetimlerine intikal ettirilir.
Bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıklar, (…) % 25 artırılarak ödenir.
d) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanların engelli hâle gelmeleri halinde, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun değişik 36 ncı maddesi hükümlerine göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden (Öğrenimi bulunmayanların ilkokul mezunu gibi)
kendilerine, ölümlerinde dul ve yetimlerine 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre T.C. Emekli Sandığınca görev malullüğü aylığı % 25 artırılarak bağlanır.
…” 6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlıklı 97 nci maddesi; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.
…”
Şeklindedir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle; terör eylemi nedeniyle vefat eden eşinden dolayı 15.05.2014 tarihinden geçerli olmak üzere 2330 sayılı Kanun kapsamında %25 artırımlı aylık aldığını, anılan tarihten önce aylık almayıp ölüm geliri alması gerekçe gösterilerek tarafına artırımlı ödeme yapılmadığını belirterek 15.05.2014 tarihinden önceki döneme ilişkin ödemelerin de artırımlı olarak hesaplanmasını ve ortaya çıkan farkın tarafına ödenmesini talep etmektedir.
9. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 2330 sayılı Kanun uyarınca yapılan artırımlı ödemenin yalnızca aylıklar için söz konusu olduğu, başvurana 15.05.2014 tarihinden geçerli olmak üzere aylık bağlandığı, bu tarihten önce aylık ödenmeyip ölüm geliri ödendiği, bu nedenle anılan tarihten önceki ölüm gelirlerinin artırımlı olarak ödenmesine imkân bulunmadığı ifade edilmiştir.
10. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 10.1. Başvuranın eşinin 13.07.1993 tarihinde vefat etmesi sebebiyle başvurana 13.07.1993 tarihinden itibaren ölüm geliri bağlandığı, ölüm aylığı bağlanamayan başvurana talebi üzerine 08.09.1994 tarihinde ölüm toptan ödeme yapıldığı, Bingöl Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Tespit
Komisyon Başkanlığının 15.03.2007 tarihli ve / – – sayılı kararı ile eşinin terör olayı nedeniyle ölümüne bağlı olarak uğradığı zarar karşılığı başvurana 17.337,47 TL ödeme yapıldığı, başvuranın
17.02.2014 tarihli dilekçesi ile tarafına 5233 sayılı Kanun kapsamında aylık talebinde bulunması üzerine
01.08.2012 tarihinden geçerli olmak üzere 5233 sayılı Kanun kapsamında aylığının bağlandığı, başvuranın
28.03.2014 tarihli dilekçesiyle 4/1-(a) kapsamında ölüm aylığı talebinde bulunduğu, daha önce (08.09.1994
tarihinde) ödenen ölüm toptan ödemesini 05.05.2014 tarihinde ihya etmesi üzerine tarafına 15.05.2014
/
tarihinden itibaren bu kez 4/1-(a) kapsamında ölüm aylığı bağlandığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamındaki aylığının kesildiği, başvuranın 17.06.2014 tarihli dilekçesi ile bu kez hakkında 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak gelirinin %25 artırımlı ödenmesi talebinde bulunduğu, söz konusu dilekçe ekinde olayın 3713 sayılı Kanun kapsamında olduğunu bildirir Kaymakam ve Jandarma Komutanı imzalı “Durum
Belgesi”ni, olay yeri tutanaklarını ve PTT Genel Müdürlüğünün 28.07.1993 tarihli yazısını idareye sunduğu ancak idarece bu başvuruya cevap verilmediği, son olarak Posta Telgraf Teşkilatı Anonim
Şirketinin 06.06.2022 tarihli Nakdi Tazminat Komisyonu kararında başvuranın eşinin vefatının 2330 sayılı
Kanunun 2 nci maddesinin (g) bendi kapsamında olduğuna karar verilmesi üzerine başvurana 4/1-(a)
kapsamında bağlanmış ölüm aylığının 15.05.2014 tarihinden başlamak üzere %25 artırılarak ödendiği,
15.05.2014 tarihinden önceki dönem için ise ortada bir aylık bulunmadığı gerekçesiyle artırımlı ödeme
yapılmadığı görülmüştür.
10.2. Bunların yanında başvuru dosyası içeriğindeki Türk Telekomünikasyon A.Ş.’nin 06.04.2020 tarihli ve sayılı yazısı ekindeki Bingöl İl Telekom Müdürlüğünce düzenlenmiş
02.08.2005 tarihli ve sayılı belgede personelleri olan başvuranın eşinin görev başında PKK teröristleri
tarafından şehit edildiğinin ifade edildiği, yine “13/07/1993 tarihinde ilimiz Yayladere İlçesinde görev başında şehit olan personelimize ödenen yardımlara ait çizelge” başlıklı belgede başvuranın eşi
13.07.1993 tarihinde görevi başında şehit edildiği, 4.729.232.000 TL yardımın 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunun 21. maddesi gereğince 10 yıl süre ile ailesine verilen kira bedeli olarak verildiği ibarelerinin yer aldığı görülmüştür.
11. 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (g) bendinde Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerinin kanun kapsamında olduğu belirtilmiştir. Nitekim somut olayda başvuranı eşinin 2330 sayılı Kanun kapsamında olduğu hususu idare tarafından da kabul edilmiş ve uyuşmazlık konusu edilmemiştir.
12. 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığının, dul ve yetimlerine intikal ettirileceği ve bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıkların % 25 artırılarak ödeneceği, yine, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayıp da Kanun kapsamında olanlara, öğrenim durumlarına göre 657 sayılı Kanununa göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden
5434 sayılı Kanun hükümlerine göre görev malullüğü aylığının % 25 artırılarak bağlanacağı
düzenlenmiştir. Bununla birlikte, Kanun kapsamındaki olaylar nedeniyle 4/1-(a) veya (b) statüsünden aylık bağlananlara ödenecek gelir ve/veya aylıkların toplamının 657 sayılı Kanuna göre belirlenecek giriş derece ve kademesi ile 30 yıl fiili hizmet esas alınarak 5434 sayılı Kanuna göre hesaplanacak vazife malullüğü aylığının %25 artırımlı tutarından az olamayacağı düzenlenmiştir. Ödemeler toplamı için bir alt sınır öngören söz konusu düzenleme 2013 yılı Ağustos ödeme döneminden geçerli olmak üzere hayata geçirilmiştir.
13. Buna göre, 2330 sayılı Kanun kapsamına girip herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olanlardan aylık bağlama şartlarını taşıyanlara kendi mevzuatına göre bağlanan aylıklar artırımlı olarak ödenirken herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayanlara 657 sayılı Kanuna göre tespit edilecek derece ve kademeleri üzerinden 5434 sayılı Kanuna göre artırımlı aylık bağlanmakta, ayrıca her iki gruba yapılan gelir ve/veya aylık ödemeleri toplamı için bir alt sınır uygulanmaktadır.
14. Ancak 2330 sayılı Kanunda aylık dışındaki sürekli ödemelerin (gelirlerin) artırımlı olarak yapılacağına dair herhangi düzenleme bulunmamaktadır.
15. Bu noktada sosyal güvenlik mevzuatı yönünden “aylık” ve “gelir” kavramlarının niteliğinin ortaya konmasında fayda görülmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatında “aylık”; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları (uzun vadeli sigorta kolları) ile vazife malûllüğü halinde kanunda önceden belirlenmiş şartların tamamlanmasıyla hak kazanılan sürekli bir ödemeyi ifade nitelemektedir. “Gelir” ise iş kazası veya meslek hastalığı halinde (kısa vadeli sigorta kollarından) sigortalıya veya sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine yapılan sürekli ödemedir. İki kavramın temel farkı ödemenin kaynağını oluşturan sigorta kolunun uzun vadeli mi yoksa kısa vadeli mi olduğudur. Aylıklar malullük, yaşlılık, ölüm ve vazife malullüğü adı altında dört çeşit iken gelir ise iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü en az % 10 oranında kaybeden sigortalılara bağlanan sürekli iş göremezlik geliri olarak tek çeşittir.
16. Bununla birlikte sürekli iş göremezlik geliri ödemesinin de dayanağı olan kısa vadeli sigorta kollarına ilişkin hükümler 5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) bendi kapsamında sigortalı olanlar (haklarında 5434 sayılı Kanun uygulanmayan devam edenler dâhil) yönünden uygulanmamaktadır. Bunun yerine bu kapsamdaki kişiler, iş kazası ve meslek hastalığı sigortalarının koruduğu risklere karşı “vazife malullüğü” adı altında kendilerine özgü olarak düzenlenmiş başka bir yöntemle korunmaktadır. Bu nedenle 4/1-(c)
kapsamındaki sigortalılara “gelir” adı altında herhangi bir ödeme yapılmamakta, onun yerine vazife malulü aylığı bağlanmaktadır.
17. Bu durumda, 4/1-(c) kapsamında sigortalı olup 2330 sayılı Kanun kapsamındaki bir olay nedeniyle malul olacak derecede engelli hale gelen ancak malullük aylığı bağlanması için aranan şartları taşımayan bir kişiye vazife malulü aylığı bağlanmakta, aylığı %25 artırımlı olarak ve kanunda ödemeler toplamı yönünden öngörülen alt sınır dikkate alınarak ödenmektedir.
18. Diğer yandan 4/1-(c) dışındaki bir statüde sigortalı olup 2330 sayılı Kanun kapsamındaki bir olay nedeniyle malul olacak derecede engelli hale gelen ya da ölen ancak malullük/ölüm aylığı bağlanması için aranan sigortalılık süresi ya da prim ödeme gün sayısı şartlarını taşımayan bir kişiye ve hak sahiplerine malullük/ölüm aylığı bağlanamamaktadır. Bunlara yalnızca sürekli iş göremezlik geliri bağlanmaktadır.
Bağlanan ödeme aylık olmadığı için bu kişilere 2330 sayılı Kanuna göre %25 artırımlı ödeme yapılmadığı ve ödemeler toplamı yönünden haklarında alt sınır uygulaması yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanan sigortalıların aynı zamanda malullük/ölüm aylığı bağlanması şartlarını taşıması halinde, bunlar her iki sigorta kolundan da ödemeye hak kazanmakta, ancak
5510 sayılı Kanunun gelir ve aylıkların birleşmesi halini düzenleyen 54 üncü maddesi gereği söz konusu
aylık ve gelirden yüksek olanın tamamı düşük olanın yarısı ilgilisine ödenmektedir. Dolayısıyla sürekli iş göremezlik geliri ile birlikte malullük ya da ölüm aylığına da hak kazananlar yönünden %25 artırımlı ödemeden yararlanmada ve ödemeler toplamı yönünden alt sınır uygulamasından yararlanmada bir kayıp söz konusu olmamaktadır.
19. Bu durumda, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmayıp 2330 sayılı Kanun kapsamındaki bir olay nedeniyle malul olacak derecede engelli hale gelen ya da vefat edenlere öğrenim durumlarına göre
657 sayılı Kanununa göre belirlenecek giriş derece ve kademeleri üzerinden 5434 sayılı Kanun
hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlanıp % 25 artırımlı olarak ve aylık ve gelir ödemeleri toplamı yönünden bir alt sınır esas alınarak ödeme yapılırken aynı olaya maruz kalan ve bir sosyal güvenlik kurumuna tabi olan ancak aylık yerine yalnızca gelir bağlanan sigortalılara %25 artırımlı ödeme yapılamamasının yanında bu kişiler ödemeler toplamı yönünden de alt sınır uygulamasından yararlandırılmamaktadır.
20. Örneğin her ikisi de 4/1-(a) kapsamında sigortalı olup birisi ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartlarını tamamlamış diğeri ise söz konusu şartları henüz tamamlamamış iki kamu görevlisinin Kanun kapsamında bir olay nedeniyle vefat etmesi durumunda; her iki sigortalı da 2330 sayılı Kanun kapsamında olmasına rağmen, ilk sigortalının hak sahiplerine aylık bağlandığı için bunlara artırımlı ve alt sınır esas alınarak ödeme yapılmakta, ikinci sigortalının hak sahiplerine ise aylık bağlanamadığı, sadece gelir bağlandığı için bunlara artırımlı ve alt sınır esas alınarak ödeme yapılamamaktır. Bunun da ötesinde, aynı olaya maruz kalıp vefat eden ancak hiç sigortalılığı olmayan bir kişiye 657 ve 5434 sayılı Kanunlara göre hesaplanan vazife malulü aylığı %25 artırımlı olarak bağlanmaktır. Yine, ölüm aylığı bağlanması şartlarını tamamlamamış 4/1-(c) kapsamındaki bir sigortalıya vazife malulü aylığı bağlandığı için artırımlı ve alt sınır aylığı esas alınarak ödeme yapılmaktır. Bahse konu dört kişinin durumu bir tablo üstünde şu şekilde gösterilebilir.
Sigortalılık Statüsü 4/1-(a)/(b) 4/1-(c)
Hiç sigortalılığı
Ölüm aylığı Ölüm aylığı Ölüm aylığı olmayan kişi şartlarını şartlarını taşıyan şartlarını taşımayan kişi kişi taşımayan kişi
Sosyal güvenlik
Ölüm geliri kanunları
Vazife malulü yönünden hak – Ölüm geliri + (VM) aylığı kazanılan
Ölüm aylığı ödeme
Aylığa %25
VM aylığına %25 artırım artırım
2330 sayılı
657 ve 5434
+
Kanuna göre sayılı Kanuna + hak kazanılan (aylık ve gelir göre hesaplanan – (aylık ve gelir ödeme ödemeleri
%25 artırımlı ödemeleri toplamı toplamı alt
VM aylığı tutarı
alt sınırdan az sınırdan az olmaz)
olmaz)
21. Mevcut uygulama yukarıda özetlendiği şekilde olmakla birlikte başvuranın ölüm gelirinin artırımlı ödenmesini talep ettiği 17.06.2009-17.06.2014 döneminin başlangıcında yürürlükte olan Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü Sigortalı Emeklilik İşlemleri Daire Başkanlığının
18.11.2008 tarihli, 2008/96 sayılı ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun
Tahsis Mevzuatına İlişkin Hükümleri konulu Genelgesinin “I. TAHSİS MEVZUATINA İLİŞKİN
HÜKÜMLER” başlığının “C. İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI SİGORTASINDAN SAĞLANAN
YARDIMLAR” alt başlığının “4) Gelirlerde yapılan artırım ve indirimler” alt başlığı altında “Sigortalının;
…,
– 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında görev yaparken uğramış oldukları iş kazası neticesinde, bağlanan gelirler artırılacak, …
Sigortalının bir başkasının sürekli bakımına muhtaç olması durumunda gelir bağlama oranı % 100 olarak dikkate alınacak, nakdi tazminata hak kazanması halinde, hesaplanan gelirler % 25 artırımlı ödenecektir.
…” ifadelerine yer verildiği görülmüştür. Anılan düzenlemeye göre 2330 sayılı Kanun kapsamında bağlanan gelirlerin de %25 artırımlı ödeneceği açıktır. Yine aynı dönem içerisinde bahse konu Genelgeyi yürürlükten kaldıran Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğünün 22/07/2011 tarihli, 2011/58 sayılı ve Kanuna Göre 4/1-(a) ve 4/1-(b) Kapsamındaki Sigortalıların Tahsis
İşlemleri konulu Genelgesinin “Kısa ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarından Sağlanan Yardımlar” başlıklı
İkinci kısmının “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası” başlıklı Birinci bölümünün “1.1.4. Gelirlerde yapılan artırım ve indirimler” başlığı altında da aynı esasın korunduğu korunmuştur.
22. Söz konusu uygulamanın terk edilmesi ancak başvurana ölüm aylığı bağlandıktan yaklaşık 3 yıl sonra yürürlüğe giren 06.11.2018 tarihli, 2018/38 sayılı ve Emeklilik İşlemleri konulu Genelgenin “Kısa ve Uzun Vadeli Sigorta Kollarından Sağlanan Yardımlar” başlıklı İkinci kısmının “İş Kazası ve Meslek
Hastalığı Sigortası” başlıklı Birinci bölümünün “1.5. Gelirlerde Yapılan Artırım ve İndirimler” başlığı altında sürekli iş göremezlik gelirleri ile ölüm gelirlerine 2330 sayılı Kanun uyarınca % 25 artırım uygulanmayacağı ifade edilerek gerçekleşmiştir.
23. Bu durumda, 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin artırımlı ödemeye konu unsur olarak yalnızca aylıklara yer veren lafzı ile idarenin gelirlere de artırımlı ödeme yapılmasını düzenleyen 2008/96 ve 2011/58 sayılı Genelge uygulamasının örtüşmediği, Kanunun lafzı ile uygulamanın ancak 2018/38 sayılı
Genelge ile örtüşür hale geldiği anlaşılmaktadır.
24. Bu noktada 2330 sayılı Kanunun amacının ve Kanunda kullanılan “aylık” kavramının nitelediği ödemelere ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. 2330 sayılı Kanunun genel gerekçesi ve 4 üncü maddenin gerekçesi incelendiğinde özetle; 29.05.1929 tarihli ve 1475 sayılı
Kanuna, 3201 sayılı Kanunun 86 ncı maddesine ve 1980 yılı Bütçe Kanununun 49 uncu maddesine atıfla kamu görevlilerine yönelik olarak daha önce muhtelif kanunlarda yer alan nakdi tazminata ilişkin hükümlerin tek bir kanunda toplanması suretiyle nakdi tazminata hak kazananların değişik kanunlardan kaynaklanan farklı durumlarının yeniden gözden geçirilerek; aynı görevi yapanların statüleri dikkate alınarak belli esas ve ölçüler içerisinde nakdi tazminattan yararlanmalarının sağlanması, diğer yönden güven ve asayiş konularında görevli olan diğer bir kısım personeli de nakdi tazminat kapsamına almak için bu kanun teklifinin hazırlandığı, Kanun kapsamına girenlerin sosyal güvenliğe tabi kişiler olabileceği gibi hiçbir sosyal güvenlik kurumluna bağlı olmayan kişiler de (yetkililer taraf undan verilecek görev gereği) olabileceğinin, kuşkusuz kanunun genellikle TC
Emekli Sandığı iştirakçileri hakkında uygulanması söz konusu ise de istisnai de olsa kanun kapsamına girmeleri muhtemel kişilerin de emekli aylıklarımın düzenlenmesinin gerekli bulunduğunun, bu şekildeki düşüncenin ışığı altında maddenin geniş bir şekilde hazırlandığının ifade edildiği görülmüştür.
25. Yine Kanunun amacı ve kapsamı maddelerinde Kanun kapsamındaki görevlerde bulunanların bahse konu görevler nedeniyle ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri hâlinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın düzenlendiği görülmüştür.
26. Buna göre, her ne kadar kanunun lafzında artırım yapılacak ödemeler için aylık kavramı kullanılmışsa da Kanun koyucunun muradının Kanun kapsamındaki olaylar sonucu sosyal güvenlik yönünden yapılacak sürekli ödemelere ilişkin bir artırım olduğu, aksi bir kabulün yukarıdaki paragraflarda örneği verildiği üzere aynı olaya maruz kalan ve aynı sosyal güvenlik statüsünde yer alan kamu görevlileri arasında dahi farklı ve adaletsiz sonuçlara yol açacağı, bu durumun kanunun amacı ve gerekçesiyle örtüştüğünün söylenemeyeceği, bu nedenle Kanunun sistematiği içinde “aylık” şeklinde ifade edilen kavramın gelir kavramını da içerdiğinin kabulü gerektiği değerlendirilmiştir. Bu yönüyle idarenin esasen 2018/38 Genelge öncesindeki uygulamasının Kanunun amacıyla örtüştüğü, ayrıca uzun yıllar uygulamada kalan Genelgenin yürürlükte olduğu dönemde kapsamında olan kişiler yönünden haklı bir beklenti yarattığının kabulü gerekir.
27. İdarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu mevzubahis olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, Kenan
Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68; Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 44).
28. Somut olayda başvuranın eşinin vefatının 2330 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştiği 08.06.2022 tarihli Nakdi Tazminat Komisyonu kararı ile sabittir. Nitekim SGK tarafından da aksi yönde yapılmış bir değerlendirme bulunmamaktadır. Anılan Nakdi Tazminat Komisyonu kararı hakkın kazanılma tarihine etki etmemekte, yalnızca durumun tespitini yapmaktadır. Buna göre, başvuranın 2330 sayılı Kanun kapsamındaki hakları eşinin vefat tarihi olan 12.07.1993 tarihi itibarıyla doğmuştur. Bu durumda, başvuranın 2330 sayılı Kanun uyarınca doğan bir hakkı mevcutsa söz konusu hakkın zamanaşımı hükümleri de dikkate alınmak suretiyle başvuranın eşinin vefat tarihinden itibaren başvurana teslim edilmesi gerekmektedir.
29. Başvuran, ölüm gelirinin 2330 sayılı Kanun kapsamında artırımlı ödenmesi talebiyle idareye ilk olarak 17.06.2014 tarihli dilekçesi ile başvurmuştur. Anılan tarih itibarıyla yürürlükte olan Genelge (2011/58) hükümleri gereği ölüm gelirlerinin artırımlı olarak ödenmesi gerektiği açıktır.
30. Bu durumda, Kanunun amacı ve anılan dönemde yürürlükte olan Genelge hükümleri bir arada dikkate alındığında anılan tarih itibarıyla başvuranın artırımlı ölüm geliri alma hakkının bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Aksi bir kabul ne hukuk güvenliği ne de idareye güven ilkesiyle örtüşür. Bununla birlikte idare başvuranın 17.06.2014 tarihli müracaatına cevap vermemiştir. Başvuranın müracaatının karşılıksız kalması başvurana artırımlı ödeme yapılmamasına sebep olmuştur.
31. Diğer yandan zamanaşımına yönelik olarak 5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasında Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmının zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Ölüm gelirleri, sigortalının ölüm tarihini takip eden aybaşı itibarıyla bağlanmaktadır. Dolayısıyla hak sahiplerinin ölüm gelirine hak kazanması da sigortalının ölüm tarihini takip eden ay başında gerçekleşmektedir. Nitekim somut olayda 12.07.1993 tarihinde vefat eden eşinden dolayı başvurana 01.08.1993 tarihinden geçerli olmak üzere ölüm geliri bağlanmıştır.
32. Bu durumda ölüm gelirinin artırımlı ödenmesi talepli 17.06.2014 tarihli dilekçesi dikkate alındığında başvuranın anılan tarihten geriye doğru beş yıl gidildiğinde ulaşılan 17.06.2009 tarihinden önce hak kazandığı ölüm gelirlerine ilişkin ödemelerin zamanaşımına uğradığının kabulü gerekmektedir.
Başvuranın 17.06.2009 tarihinden sonra hak kazandığı ölüm gelirlerinin ise 2330 sayılı Kanun uyarınca artırımlı olarak ödenmesi gerekmektedir. Diğer yandan 2330 sayılı Kanunun 4 ncü maddesinde 6495 sayılı
Kanunla yapılan değişiklik sonrası 2013 yılı Ağustos ödeme döneminden itibaren yapılan gelir ve/veya aylık ödemeleri toplamı için bir alt sınır öngörüldüğü dikkate alındığında anılan ödeme döneminden sonraki ödemelerde bu hususun ayrıca dikkate alınması gerektiği açıktır.
33. Yukarıda yer verilen mevzuat ve açıklamalar çerçevesinde; başvuranın 17.06.2009-17.06.2014 dönemi ölüm gelirinin artırımlı ödenmesi talebinin, başvuranın idareye müracaat ettiği tarihte yürürlükte olan Genelge hükümleri göz ardı edilerek salt tarafına aylık ödenmediği gerekçesiyle idarece reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 34. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı
6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde
gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
35. Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti ilkesi, idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir.
36. Hukukun üstünlüğünü kabul eden idare, tüm faaliyetlerini yargı önünde hesap verebilir doğrulukta ve daha dikkatli icra etmek zorundadır. Nitekim Anayasa’nın 125’inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte idare, kamu hizmeti ödevini üstlenmiş olmanın getirdiği sorumluluk ile hizmeti sürekli ve kesintisiz olarak idare edilenlere sunmakla da mükelleftir. Kamu gücünü elinde bulunduran üstün yetkilerle donatılmış idare karşısında bireylerin koruma altına alınması; idarenin hem hukuki hem de mali sorumluluğunun kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. Nitekim idarenin bireylere verdiği zararlardan doğan maddi sorumluluğu anayasal bir kural olarak da karşımıza çıkar.
37. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM Kenan
Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).
38. Sosyal güvenlik uygulamaları, çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatını etkileyen, sosyal devlet olmanın gereği olarak kapsama alınan risklere karşı alınan bir güvence, devlet için ise bir ödev niteliğindedir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, /
sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
39. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Bingöl İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvuranın 17.06.2009-17.06.2014 dönemi ölüm gelirlerinin 2330 sayılı Kanun uyarınca artırımlı olarak hesaplanması, artırımlı tutar ile artırım yapılmadan ödenen tutar arasındaki farkın başvurana ödenmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ilgili idare
tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/