onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında Hazine’nin taşınmazların zilyetliğinin bulunmadığı ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında korunması gereken alanlar olduğu iddiaları üzerine şekillenmiştir. İlk Derece Mahkemesi, Hazine’nin talebini kabul ederek taşınmazların tescilinin iptaline ve Hazine adına tesciline karar vermiştir. Ancak, davalıların mirasçıları tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, taraf teşkili yönünden eksiklikler nedeniyle kararı bozmuştur.

Mahkeme, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, taşınmazların 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde bulunduğunu ve bu nedenle devlet malı niteliği taşıdığını belirterek, Hazine’nin talebini yine kabul etmiştir. Yargıtay, temyiz edilen kararın usul ve kanuna uygun olduğunu, davalıların ileri sürdüğü nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını ifade ederek, İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır. Bu durum, taşınmazların korunması gereken kültürel varlıklar olarak devlet mülkiyetine geçirilmesinin hukuki dayanağını ortaya koymaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2021/17102 E.  ,  2024/5261 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

    Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda,Yargıtay (Kapatılan) 20 Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi kararı bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Kadastro sırasında … Köyü 134 ada 1 parsel sayılı 34.634,42 m² yüzölçümü ve 134 ada 2 parsel sayılı 7.994,13 m² yüzölçümündeki taşınmazlar, 08.10.1949 tarihli 2 ve 3 sıra nolu tapu kaydına dayanarak tarla niteliğiyle davalılar adına tespit edilmişler, kadastro tutanaklarına ” 1.derecede arkeolojik sit alanı içinde kalmakta olup korunması gerekli kültür ve tabiat varlığıdır” şerhi yazılmıştır.
    Davacı Hazine, asıl ve birleşen davasıyla dava konusu taşınmazlarda davalıların zilyetliği bulunmadığı gibi, taşınmazların 2863 sayılı Kanun kapsamında bulunan yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmış, davalılar adına yapılan kadastro tespitin,n iptali ile taşınmazların hazine adına tescilini talep etmiştir.
    Mahkemece; davanın kabulüne ve dava konusu parsellerin tespitlerinin iptali ile Hazine adına tapuya tesciline, beyanlar hanesine “Birinci derecede doğal ve arkeolojik sit alanı içerisinde kalmakta olup korunması gerekli kültür ve tabiat varlığıdır.” şerhinin yazılmasına karar verilmiş, hükmün davalıların bir kısım mirasçıları olan … ve … ile … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 29.03.2012 tarihli ve 2012/3723 Esas, 2012/4781 Karar sayılı kararı ile hükmün taraf teşkili yönünden sair hususlar incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
    Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine, Antalya ili Demre ilçesi … Köyü, Alakilise Mevkii 134 ada 1 ve 2 parsellerin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmekle aynı Dairenin 16.10.2018 tarihli ve 2018/741 Esas, 2018/6426 Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozma ilamında özetle; “Mahkemece davanın reddine karar verilmişse de eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulduğu; dava konusu taşınmazlardan 134 ada 1 parselin tespitine 08.10.1949 tarihli ve 2 numaralı tapunun esas alındığı tutanak aslında belirtildiği, 134 ada 2 parselin kadastro tutanağında senetsizden tespit edildiği belirtilmişse de; tutanağın edinme sebebinde 134 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların 08.10.1949 tarihli 2 ve 3 numaralı tapu kaydı kapsamında olduğu bu taşınmazın tek parça olarak Osman Akkaya, … ve …’nın zilyetliğinde olduğu, davadan sonra bu taşınmazların iki parçaya ayrılarak kullanılmaya devam ettiği belirtilmiş olup mahkemece taşınmazların içinde kaldığı 08.10.1949 tarihli ve 3 numaralı tapu kaydı ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte dosya içerisine alınmadığı ve keşifte hiç uygulanmadığı,134 ada 1 parselin tespitine esas alınan ve keşifte uygulanan 2 numaralı tapu kaydının hasımsız açılan dava sonucu, sulh hukuk mahkemesinin 1943 tarihli ve 251 Esas, 1949/123 Karar sayılı ilamı ile oluştuğu, tescil ilamı bulunmuş ise de; dosyasının ve krokisinin bulunamadığı, tapu kaydının sabit sınırlı olduğu ve davalıların zilyetliğinin kadastro tespitinden önce de 20 yılı aşkın süredir devam ettiği bildirilmişse de; dayanak tapunun yöntemince uygulanmadığı, tapu kaydının sınırlarında gündoğusu; Alakilise Deresi, günbatısı; … diye tabir edilen mahal, şimalen; Alakilise … yolu, cenuben; Alakilise Deresi yazmakta olup, keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler tapunun sınırında yazan Alakilise Deresinin taşınmazın doğusunda olduğunu, …’nin ise taşınmazın batısında yer aldığını, Alakilise ve … yolunun taşınmazın kuzeyinden gelip batısına gittiğini ancak şu an zeminde olmadığını bildirdiği,zeminde olmayan sınırların fen bilirkişi tarafından mahalli bilirkişilerin beyanına göre krokide işaretlenmiş ise de; bu sınıra ilişkin mahalli bilirkişi beyanlarının memleket haritası ve hava fotoğrafları kullanılmak sureti ile denetlenmediği, mahkemece tespite esas alınan 08.10.1949 tarihli ve 2 ile 3 numaralı tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte dosya içerisine alınması, dayanak tescil ilamının krokisinin tekrar araştırılması, taşınmazın bulunduğu alanı gösterir en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafı dosya içerisine alındıktan sonra, taşınmazın bulunduğu yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı, yansız, yerel bilirkişi, tespit bilirkişileri ve aynı yönteme göre belirlenecek taraf tanıkları huzuru ile dava konusu taşınmazlar başında yapılacak keşifte 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 20 nci maddesi hükmü uyarınca öncelikle dayanak tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı ile zemine uygulanması, uzman bilirkişiye tapu kaydında yazan Alakilise Deresi sabit sınır alınarak tapu kaydı kapsamının işaret ettirilmesi, mahalli bilirkişi beyanlarında belirtilen tapu kaydı sınırlarının doğruluğu hususunda orman bilirkişilerinden rapor alınarak eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde de tapu kaydının sınırlarının gösterilmesi, kaydın sabit sınırlı sayılıp sayılmayacağı değerlendirilmesi, buna göre tapu kaydının kapsamı kesin olarak belirlenmesi, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
    Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu; davaya konu 134 ada 1 ve 2 parsellerin tamamının 21.04.2014 tarihli karar gereğince 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde kaldığı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun (2863 sayılı Kanun) 5/1 inci maddesi uyarınca ”Devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar ile özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzelkişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazlarda varlığı bilinen veya ileride meydana çıkacak olan korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları Devlet malı niteliğindedir.” hükmü uyarınca dava konusu taşınmazların zilyetliğinin ve özel mülkiyete konu edilmesinin sit açısından sakınca yaratacağı, doğal görünümünü bozacağı dikkate alınarak söz konusu yerlerin devlet malı olması gerektiğinden davanın kabulü ile dava konusu 134 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitlerinin iptaline ve Hazine adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm tespit maliki mirasçılarından … ve arkadaşları tarafından temyiz edilmiştir.
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı … ve arkadaşlarının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
    Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
    54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 373,20 TL’nin temyiz edenlerden alınmasına,
    1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
    24.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.