onecikan-yargitay

ÖZET: Bu karar, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na dayanan bir itiraz davasına ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi, taşınmazların orman vasfını kaybettiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak, mahkemece yapılan araştırma ve incelemelerin yetersiz olduğu, özellikle tek kişiden oluşan jeolog bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının isabetsiz olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, taşınmazların niteliği ve zilyetlik durumu hakkında yeterli bilgi sağlanmadığı, hava fotoğraflarının yeterince kullanılmadığı vurgulanmıştır.

Kararda, taşınmazların göl yatağı olup olmadığını belirlemek için daha kapsamlı bir bilirkişi incelemesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda, farklı uzmanlık alanlarından oluşan bir bilirkişi kurulunun katılımıyla keşif yapılması gerektiği, geçmişe yönelik hava fotoğraflarının incelenmesi ve taşınmazın kullanım geçmişinin detaylı bir şekilde araştırılması gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç olarak, İlk Derece Mahkemesi’nin kararının eksik araştırma ve incelemeye dayalı olduğu gerekçesiyle bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Bu durum, hukuki süreçte yeterli delil ve inceleme yapılmasının önemini ortaya koymaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2021/6920 E.  ,  2024/1097 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2015/507 E., 2019/534 K.
    KARAR : Asıl ve birleşen davanın reddi

    Taraflar arasındaki tespite itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    K A R A R

    3402 sayılı Kadastro Kanunu’na 5831 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi ile eklenen Ek – 4 üncü madde uyarınca 2/B alanlarında 2010 yılında yapılan kadastro sırasında, Muğla ili Dalaman ilçesi Kapıkargun mahallesi İncebel mevkii 144 ada 10 parsel sayılı 1027,50 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, beyanlar hanesine 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmazın davalılardan … kızı …’un kullanımında olduğu şerhi verilerek tarla niteliği ile, 144 ada 11 parsel sayılı 1027,54 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise, beyanlar hanesine 6831 sayılı Kanun’un 2/B madde uygulamasıyla belgesizden Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı ve davalılardan … kızı …’in kullanımında olduğu açıklaması yazılarak tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmişlerdir.

    Davacı Hazine vekili asıl ve birleşen davalarda dava dilekçesinde; dava konusu 144 ada 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında kurumuş göl yatağı niteliğinde olduğunu ve tarıma elverişli bulunmadığını ileri sürerek, beyanlar hanesindeki kullanıcı şerhinin iptali ile taşınmazın göl yatağı olarak sınırlandırılması istemiyle dava açmıştır.

    Asıl ve birleşen davada davalılar vekili cevap dilekçelerinde; 1992 yılında yörede yapılan orman kadastrosunun kesinleştiğini, 2010 yılında EK 4 üncü maddeye göre yapılan kadastronun ikinci bir kadastro çalışması olarak sayılmayacağını belirterek yasal dayanağı bulunmayan davanın reddini savunmuştur.

    İlk Derece Mahkemesince asıl davada, çekişmeli 144 ada 11 parsel sayılı taşınmazın göl yatağı vasfı ile kullanıcısı olmaksızın Hazine adına tespit ve tesciline dair verilen önceki karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 26.12.2012 tarihli ve 2012/8671-11544 sayılı ilamıyla; “hüküm tarihinden sonra 26.04.2012 tarihli 28275 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanunun 9. maddesinin 2. bendi, “Bu Kanuna göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar; Hazine tarafından kişiler aleyhine açılmış ve devam eden davaların durdurulacağı” hükmünü içerdiği, hal böyle olunca anılan Yasa maddesi uyarınca işlem yapılması zorunlu bulunduğuna” değinilerek bozulmuştur.

    İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; alınan bilirkişi raporlarına göre dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde orman bitki örtüsünün bulunmadığı ve taşınmazların orman vasfını kaybettiğinin tespit edildiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na 5831 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi ile eklenen Ek – 4 üncü madde uyarınca 2/B madde alanlarında yapılan kullanım kadastrosuna itiraza ilişkindir.

    Mahkemece çekişmeli taşınmazların orman vasfını kaybettiği gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; mahkemece tek kişiden oluşan yetersiz jeolog bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmiş, ziraat raporu içeriğinde taşınmazın özel mülkiyete konu yerlerden olup olmadığı konusunda yeterince ayrıntılı ve açıklayıcı bilgiye yer verilmemiş, taşınmazın niteliği ve zilyetlik hususunda yapılan araştırmada hava fotoğraflarından da yeterince yararlanılmamıştır. Öte yandan görevsizlik yoluyla gelen Ortaca Kadastro Mahkemesinin 2010/247 Esas sayılı dava dosyasında yapılan keşif sonrasında alınan 23.07.2011 tarihli jeoloji raporunda, çekişmeli 144 ada 11 nolu parselin kenarındaki gölün devamı niteliğinde olduğu belirtilmiş olmasına karşın, görevsizlik kararı sonrasında eldeki davada yapılan keşif sonrasında alınan 12.09.2019 tarihli ortak raporun taşınmazların jeolojik durumlarının değerlendirilmesi kısmında ise çekişmeli taşınmazların göl veye deniz etkisinde olarak bataklık-göl yatağı oluşumunun söz konusu olmadığı belirtilmiş olup, iki rapor arasında oluşan çelişki giderilmeden sonuca gidilmiştir. Bunların yanında birleşen 2015/361 Esas sayılı dava dosyasının, bir kısım evraklarının aslı gibidir yapılarak dosya içerisine alındığı, bir kısım evraklarının ise dosya içerisine alınmadığı görülmüş olup, birleşen dava dosyasının eksiksiz olarak asıl dava dosyası içerisine alınmadan hüküm kurulması da hatalıdır.

    Hal böyle olunca, sağlıklı sonuca varılabilmesi için, tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait üç ayrı evreye ilişkin stereoskopik hava fotoğrafları getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, bir fen bilirkişi, üç jeolog bilirkişi, bir orman mühendisi bilirkişi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ve bir ziraat mühendisi bilirkişiden oluşan bilirkişi kurulu katılımı ile keşif yapılmalıdır. Taşınmazın başında yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde aykırılık giderilmeye çalışılmalı, zirai bilirkişiden taşınmazın toprak yapısı ve niteliğini, 3 kişilik jeolog bilirkişiden ise taşınmazın göl yatağı olup olmadığı, gölün etki alanı içerisinde kalıp kalmadığı ya da gölden kazanılıp kazanılmadığını belirten ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, önceki raporlar arasında oluşan çelişki giderilmeli, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmeli, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazın sınırlarını ve niteliğini belirtir şekilde rapor alınmalı; taşınmazı tüm yönlerinden gösterir fotoğrafları çektirilmeli, fen bilirkişiye keşfi takibe imkan verir ve denetime elverişli kroki ve ayrıntılı rapor düzenlettirilmeli, bunların yanında komşu parsellerin davalı olduğu dosyalarda verilen kesinleşmiş mahkeme kararları ile birleşen 2015/361 Esas sayılı dava dosyası eksiksiz olarak dosya içerisine alınmalı ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

    İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.