|
ÖZET: Başvuran, 07.11.1986 tarihinde Jandarma Karakoluna yapılan roketli saldırı sırasında yaralandığını ve terör mağduru olarak 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat talep etmiştir. Ancak İçişleri Bakanlığı, başvurunun 5233 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 19.07.1987’den önce gerçekleştiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Danıştay, başvuranın talebinin hukuka uygun olmadığını belirterek, 5233 sayılı Kanun’un yalnızca yürürlük tarihinden sonraki olayları kapsadığını vurgulamıştır.
Bu durumda, başvuranın yaşadığı olayın kanun kapsamına girmediği ve dolayısıyla tazminat talebinin reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Danıştay, terör eylemlerinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin düzenlemelerin, yalnızca 19.07.1987 tarihinden sonra meydana gelen olaylar için geçerli olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın 5233 sayılı Kanun’a tabi olma talebinin reddedilmesi yönündeki idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2023/10257-S.23.16445
BAŞVURU NO : 2023/5576
KARAR TARİHİ : 15/08/2023
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
5233 sayılı Kanun hükmünden yararlanma talebi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 18/04/2023
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü kadrosundan mühendis olarak emekli olduğunu, 07.11.1986 tarihinde Jandarma Karakoluna roketli saldırı esnasında resmi araçla görev dönüşünde ateşli silah ile ayağından yaralandığını, terör mağduru olduğunu; olay yeri tespit tutanağı, görgü tanıkları ifadeleri, yapılan tedavi ve sağlık raporlarının (%40 engelli) 21.02.2018 de SGK kayıtlarına geçen dosyasında mevcut olduğunu 36 yıldır tedavisi devam eden ayağından dolayı mağduriyetinin giderilmesini ve 5233 sayılı Terör ve Terörle mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamına alınarak, tazminat ödenmesi ve bu Kanun kapsamında aylık bağlanması talebinde bulunmaktadır.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun bilgi-belge isteme yazısına cevaben İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen cevabi yazıda özetle; başvurucunun Komisyon Başkanlığında yapılan incelemede başvurusunun olmadığı, 5233
Sayılı Yasanın kapsamının olağanüstü halin ilan edildiği 19.07.1987 tarihinden sonra meydana gelen olayları kapsadığı, bahse konu olayın 07.11.1986 tarihinde olduğundan kanun kapsamına girmediğinin tespit edildiği 2.1. Kurumumuzun bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen cevabi yazıda özetle: Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun 31.08.2018 tarihli ve sayılı kararında ise;
“…Batman- yol kontrolü görevinden içerisinde bulunduğu resmi araçla dönerken, Midyat-Batman karayolunu kesen ilçe merkezindeki Polis ve İlçe Jandarma Komutanlıklarına bomba ve otomatik silahlarla gerçekleştirilen saldırı sonrasında kaçan teröristlerin, resmi araca yönelik gerçekleştirdiği silahlı saldırı sonucu ayağından yaralanan ve Sağlık Kurulunca malul olmadığına karar verilen hakkında 5434 sayılı Kanunun vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığına” şeklinde karar verildiği,
07.09.2018 tarihli ve sayılı yazısı ile ilgiliye vazife malullüğü başvurusunun olumsuz
sonuçlandığının bildirildiği, Bir süre daha görevine devam ettikten sonra 16.12.2019 tarihinde yaş haddinden emekliye sevk edildiğinden 15.01.2020 tarihinden başlamak üzere emeklilik aylığı bağlandığı, bu kapsamda, her ne kadar ilgilinin yaralanmasına neden olan olay görevi esnasında meydana gelmiş olsa da söz konusu yaralanma sonucunda Sağlık Kurulunca malul olmadığına karar verildiğinden ilgiliye vazife malullüğü aylığı bağlanmasına imkan bulunmadığı, İfade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. Maddesi; “Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.” 3.1. 5233 sayılı Kanun’un “Kapsam” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrası; “Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar. ” 3.2. 5233 sayılı Kanun’un 7. Maddesi;
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
…
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar.” 3.3. 5233 sayılı Kanunun “Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlanması” başlıklı 6.
maddesi; Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları halinde gerekli işlemlere başlanır. Bu
sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hale gelme durumlarında yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
İlgili valilik dışında diğer valilikler, kaymakamlıklar, Türkiye Cumhuriyeti dış temsilcilikleri, diğer bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan başvurular ilgili valiliğe gönderilir.
Komisyon, zarar görenlerce yapılacak her başvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde tamamlamak zorundadır. Zorunlu hallerde, bu süre vali tarafından üç ay daha uzatılabilir.
Komisyon, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından başvuru konusu ile ilgili her türlü bilgi ve yardımı isteyebileceği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları bilirkişi olarak da görevlendirebilir.
Komisyon, gerekli gördüğü uzmanları çalıştırabilir veya bunlardan görüş alabilir.
Komisyonun başkan ve üyeleri; kendilerinin, eşlerinin ve üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve kayın hısımları ile vekili, vasisi ya da kayyımı oldukları kişilerin zararları ile ilgili komisyon toplantılarına katılamazlar.
Komisyonun sekreterlik hizmetleri il özel idarelerince yürütülür.
Komisyon tarafından bilirkişi olarak görevlendirilen kamu görevlilerine her başvuru dosyası için (500), diğer kişilere her başvuru dosyası için (1000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere komisyon kararı ile ödeme yapılır. Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
Zararların tespiti amacıyla memuriyet mahalli dışında keşfe katılan komisyon üyeleri ile bilirkişilere 6245 sayılı Harcırah Kanununa göre harcırah ödenir. Komisyonun avukat üyesine ödenecek harcırahın tespitinde, 1 inci dereceden maaş alan Devlet memuruna ödenen harcırah miktarı esas alınır.
Bu ödemeler, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.
Komisyon üyeleri bilirkişi olarak görevlendirilemez.
Komisyonun giderleri Bakanlık ve/veya il özel idaresi bütçesinden karşılanır.
Dava açma süresi içinde yapılan başvuru, nihai işlem sonucunun ilgiliye tebliğine kadar genel hükümlere göre dava açma sürelerini durdurur.
3.4. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname” başlıklı 12. Maddesi; “Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.” 3.5. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanması” başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası; “Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.” 3.6. Ek madde 1; (9.500) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarın, çalışma gücü kaybı; a) Yüzde kırktan daha aşağı olanlar hariç olmak kaydıyla, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen malullerin kendilerine yüzde altmışı tutarında, b) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen malullerin kendilerine yüzde sekseni tutarında, c) 9uncu maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen malullerin kendilerine tamamı tutarında, ç) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde belirtilenlerin 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 34 üncü maddesi uyarınca belirlenecek hak sahiplerine ise tamamı üzerinden yapılacak paylaştırma tutarında, aylık bağlanır.
Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen bu aylıklar her yıl sonunda faturası karşılığında Maliye
Bakanlığından tahsil edilir.
Ancak, ölenlerin anne ve babasına aylık bağlanmasında, 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartları aranmaz. Çalışma gücü kayıpları nedeniyle bu maddeye göre aylık bağlanmasına hak kazanmakla birlikte aylık bağlanmamış olanlardan veya bu maddeye göre aylık almakta iken vefat edenlerin önceden tespit edilmiş malullük oranlarına göre hak kazanabilecekleri ya da almakta oldukları aylıklar, 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi uyarınca belirlenecek hak sahiplerine birinci fıkranın (ç) bendine göre intikal ettirilir.
Bu madde kapsamına girenlerin ilgili valiliğe müracaatı üzerine valilik tarafından tanzim edilecek aylık bağlanmaya ilişkin belgeler Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilir.
Terör örgütleri tarafından öldürülen veya yaralanan ya da güvenlik kuvvetleri tarafından etkisiz hale getirilen veya yaralanan terör örgütü mensupları ile bunların birinci fıkraya göre belirlenecek yakınlarına ve terör suçlarından dolayı hüküm giyenlere, bu madde kapsamında aylık bağlanmaz. Bu Kanunun 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının (f) bendindeki suçlar sebebiyle herhangi bir hüküm giymeden önce bu madde hükümlerine göre aylık bağlanmış olanların aylıkları hükmün kesinleştiği tarihten itibaren kesilir. Haksız ödenen tutarlar ilgililerden tahsil olunur.
3.7. Geçici madde 1; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/07/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.” 3.8. Geçici madde 4; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/07/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Cumhurbaşkanı bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.
Hükümlerine amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
4. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; şikâyete konu edilen işlemde hukuka aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 5. Başvuran; Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü kadrosundan mühendis olarak emekli olduğunu, 07.11.1986 tarihinde tarafından Jandarma Karakoluna roketli saldırı esnasında resmi araçla görev dönüşünde ateşli silah ile ayağımdan yaralandığını, terör mağduru olduğunu; olay yeri tespit tutanağı, görgü tanıkları ifadeleri, yapılan tedavi ve sağlık raporlarının (%40 engelli) 21.02.2018 de SGK kayıtlarına geçen dosyasında mevcut olduğunu 36 yıldır tedavisi devam eden ayağından dolayı mağduriyetinin giderilmesini ve 5233 sayılı Terör ve Terörle mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun kapsamına alınarak, tazminat ödenmesi ve bu Kanun kapsamında aylık bağlanması talebinde bulunmaktadır.
6. Terör eylemleri mağdurlarına tazminat ödenmesi amacıyla, Avrupa Birliği Müktesebatının
Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının, Adalet ve İçişlerine ilişkin 24. başlığının “Yargının
İşlevselliği ve Kapasitesinin Arttırılması Suretiyle Etkin Bir Yargı Sisteminin Tesis Edilmesi” alt başlığında “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısı”nın
2004 yılında çıkartılacağının taahhüt edilmiş olması ve Akdıvar – Türkiye davasındaki durumun sıkça
yaşanması üzerine gerek Devletin itibarının zedelenmesi, gerek yüklü miktarlarda tazminata mahkûm olunması, gerekse gerçekten mağdur olan bireylerin zararlarının sulh yoluyla ödenebilmesi amacıyla 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun 27/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
7. Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından AİHM nezdinde açılan davalarda hükümetin yaptığı itirazlar yerinde görülmüş ve 5233 sayılı Kanun’un etkin bir başvuru yolu olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanun’un gerekçesinde, “Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. … Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. … İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. … Bu çerçevede…. terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması
…. amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.” denilmiştir.
8. İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.
9. İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir. Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara dayalı olarak geliştirilmiş olsa da, Anayasanın 6. maddesinde öngörüldüğü üzere, hiç bir organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağına göre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel prensiplerine kaynak oluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul edilmiştir. Daha açık bir şekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından zarar gören bireylerin maddi ve manevi zararlarının idari yargı mercilerinin toplumsal risk ilkesi uyarınca tazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen genel bir yasa olmadığından, doğrudan
Anayasanın öngördüğü ilkelere dayanmış; bu ilkeler Danıştay tarafından yorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.
10. Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile “terör olayları” olarak nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı
nitelikleri dikkate alınıp, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
11. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79, K.2009/97 sayılı kararında; “5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa’da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağı aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar, idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa’da yer alan sorumluluğun dayanağını da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen ‘sosyal risk ilkesi’ oluşturmaktadır.
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa’daki düzenlemeler, yasa koyucunun sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak ‘sosyal risk ilkesi’ gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret olduğunun tespiti, yasa koyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangi bir idari işlem veya eylemle
doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece ‘maddi’ olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa’da bu zararlardan ‘manevi’ olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede ‘sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır’ denilerek Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.” denilmiştir.
12. Zararın ortaya çıkış zamanı bakımından 5233 sayılı Kanun, öncelikle yürürlüğe girmiş olduğu
27.07.2004 tarihinden sonra meydana gelecek zararlara uygulanacaktır. Kanun’un hazırlık aşamasında
kanun tasarısında geçmişte belli bir dönemde gerçekleşen zararları karşılamaya yönelik olarak hazırlanmış olsa da komisyon aşamasında Kanun’un kapsamı yürürlüğe girdikten sonraki olayları da kapsayacak şekilde düzeltilmiş ve genişletilmiştir.
13. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. ve 2. maddesinde yapılan düzenleme ile bu Kanun geçmişte yaşanmış terör olayları konusunda da uygulanır hale gelmiştir. Bu nedenle 5233 sayılı Kanun’un uygulandığı ikinci
/
dönem 19.07.1987 tarihi ile 27.07.2004 tarihleri arasında gerçekleşen zararlar sebebiyle uygulandığı dönemdir.
13.1. Geçici 1. maddede, 19.07.1987 tarihiyle 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmiş olduğu 27.07.2004 tarihi arasında 3713 sayılı Kanun’un 1., 3., ve 4. maddelerinin kapsamında işlenmiş olan terör eylemleri ya da bu tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yapılmış olan faaliyetler sebebiyle zarara uğrayan özel hukuk kişileri ile gerçek kişilerin uğramış olduğu maddi zararlara da bu Kanun’un uygulanacağı ifade edilmektedir.
14. Bu kapsamda meydana gelen zararların tazmini için 5233 sayılı Kanun, başvuru konusunda süre sınırlaması getirmiştir. Buna göre ilgili kişilerin 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmiş olduğu 27.07.2004 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları öngörülmüştür.
15. 5233 sayılı Kanun’un Meclis görüşmeleri sırasında, kanunun bölücü terör örgütü faaliyetlerinin başladığı 1984’ten itibaren gerçekleşen terör olaylarını da kapsaması yönünde önerge verilmiş, fakat bu önerge daha önce de terör faaliyetlerinin görüldüğü ve bütçe kısıtlılığı gerekçesi ile kabul edilmemiştir.
(TBMM Genel Kurul Tutanağı, 22. Dönem 2. Yasama Yılı 117. Birleşim, 16.07. 2004; (Erişim)
https://www.tbmm.gov.tr)
16. Danıştay 1987 yılından önce terör olaylarından dolayı meydana gelen zararların tazmini amacıyla açılan davaları, 5233 sayılı Kanun’un bu dönemi kapsamadığı gerekçesi ile reddetmektedir. Nitekim Danıştay 15.
Dairesi Başkanlığının ,2013 / 7906 E, 2017 / 3773 K, 15.06.2017 tarihli kararında “ …davacının ikamet ettiği Tunceli İli, Çemişgezek İlçesi, Payamdüzü Köyü’nün “terör eylemleri” veya “terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler” sebebiyle idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılmadığıve davacı tarafından eşinin 1981 yılında teröristlerce öldürüldüğü ve dükkanının da zarar gördüğü belirtilmekte ise de, 5233 Sayılı Kanun kapsamında karşılanabilecek zararların 19/7/1987 tarihi ve sonrasında oluşan zararlar olması sebebiyle davacının bu olaylardan ötürü uğradığı zararların Kanun kapsamında karşılanamayacağı, diğer taraftan bizzat yakınının öldürülmesi sebebiyle davacının diğer vatandaşlardan ayrı olarak köyden göç etmiş olduğu kabul edilse bile söz konusu olayların 1981 yılında meydana gelmiş olması sebebiyle davacı açısından da malvarlığına ulaşamama durumunun oluştuğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararın …. Onanmasına…”; (Erişim) www.hukukturk.com/danistay-kararlari,) hükmetmiştir.
17. Dolayısıyla Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; 5233 sayılı kanunun yürürlük tarihi olan 19/07/1987 yılından önce yaşanılan terör saldırısı sonrası zarara düçar olan ve hakkında vazife maluliyeti hükümleri tatbik edilen başvuran hakkında 5233 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamaması nedeniyle başvuranın 5233 sayılı kanuna tabi olma talebini reddeden idari işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 18. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde, tam ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, ayrıca idarenin ilgili işlemlerinde “kanunlara
uygunluk”, “makul sürede karar verme”, “hesap verilebilirlik”, ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin, başvurana yönelik işlemlerinde başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı tespit edilmiş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
19. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Diyarbakır İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE, Kararın BAŞVURANA ve İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi