onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, davacının 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında Bağ-Kur’lu olarak tescil edilen hizmetinin iptali ve aynı dönemde 5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi kapsamında sigortalı olarak çalıştığının tespitine yönelik bir tespit davasına ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi, davacının çalıştığı dönemde davalı şirketle organik bağ içinde olduğunu ve tanık beyanları ile bu durumu desteklediğini belirterek davanın kabulüne karar vermiştir. Davalılar, istinaf başvurularında, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını ve SGK kayıtlarının aksinin yazılı belgelerle ispat edilmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir.

Bölge Adliye Mahkemesi, davacının iddialarını destekleyen delillerin toplandığını ve davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Temyiz aşamasında, davalıların ileri sürdüğü nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediği sonucuna varılmış ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı onanmıştır. Bu karar, işçi-işveren ilişkisi ve sigortalılık tespiti açısından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

10. Hukuk Dairesi         2024/2126 E.  ,  2024/9503 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2023/2365 E., 2023/2974 K.
    KARAR : Esastan ret
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 6. İş Mahkemesi
    SAYISI : 2022/317 E., 2023/188 K.

    Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Kararın davalılar vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    I.DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkilinin 30.09.1999-21.11.2014 tarihleri arasında davalı şirketin pazarlamacısı olarak kesintisiz şekilde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, bu dönemde davacının çalışmalarını bildiren şirket ve kişiler arasında dava dilekçesinde belirttikleri şekilde organik bağ olduğunu, müvekkilince işçilik alacakları talebi ile Denizli 2. İş Mahkemesinde açılan davanın yargılaması sonucunda verilen 2014/340 Esas, 2016/261 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiğini, müvekkilinin kesintisiz çalıştığı için tüm hizmet süresi için alacak hesabı yapılması gerektiği gerekçesiyle yapılan istinaf başvurusu üzerine verilen Antalya BAM 10. Hukuk Dairesinin 2016/64 Esas, 2016/167 Karar sayılı kaldırma kararı sonrasında Denizli 2. İş Mahkemesinin 2017/47 Esas sayılı sırasına kaydedilen dosyasının 18.04.2017 celse tarihli duruşma tutanağı 3 no lu ara kararı ile, “davacının Bağ-Kur’lu olduğu döneme ilişkin hizmet tespit davası açması için iki hafta süre verilmesine” kararı verildiğini, müvekkilinin 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde belirsiz süreli hizmet akdi ile işçi olarak çalışmasına rağmen sigortalı olarak çalışmasının bildirilmesi yerine daha düşük prim ödemek gayesi ile çalışmalarının Bağ-Kur’lu olarak SGK’ya bildirildiğini, bunun müvekkilinin kıdem tazminatı vs alacaklarına kavuşmasında hak mahrumiyetine neden olduğunu, müvekkilinin tüm çalışmalarını davalı şirkete ait işyeri adresinde, davalı şirkete ait araçlar ile davalı şirketin talimatları ile bağımlı olarak gerçekleştirildiğinin ticari sicil kayıtları, banka kayıtları, SGK kayıtları, vergi kayıtları ile araç tescil kayıtları ile sabit olduğunu belirterek davalı tarafından 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında Kanuna aykırı bir şekilde Bağ-Kur’lu tescil edilen hizmetlerinin iptaline, müvekkilinin bu sürelerde davalı işverenin işçisi (4 statüsünde) olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    II.CEVAP
    1.Davalı şirket vekili yazılı ve sözlü beyanlarında özetle, davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini bildirmiştir.

    2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, dava 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından usulden reddi gerektiğini, davacının dava konusu 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında Kurum kayıtlarında 7 yıl 5 ay 14 gün Bağ-Kur hizmet kaydının bulunduğunu, Kurum kayıtlarının aksinin ancak eşdeğer yazılı belgeler ile ispatının mümkün olduğunu bildirerek, davanın reddine karar verilmesini talep ettiğini belirtmiştir.

    III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
    İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının Bağ-Kur tescilinin yapıldığı 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasındaki dönemde davalı şirketin Denizli şubesinin bulunduğu adreste ve davalı şirketle organik bağ içerisinde olan diğer işyerlerinin faaliyet gösterdiği adreste, vergi kaydının bulunduğu, bu adreste çalıştığı, dosyada dinlenen tanık beyanları da davacının şirket adına pazarlamacı olarak çalıştığını beyan ettikleri, aynı dönemde davalı şirket araçları davacının sürücü olarak trafik cezası aldığı, araçları muayene için davacının götürdüğü, bu süreçte davacının kendi namına çalıştığına yönelik aksi yönde bir tespit yapılamadığı, bu kapsamda davacının, davalı şirkete ait iş yerinde hizmet sözleşmesine tabi olarak çalıştığı kabul edilerek aynı dönemdeki Bağ-Kur sigortalılığının iptaline, davacının davalı iş yerinde 5510 sayılı Kanun m.4/a kapsamında çalışmış olduğunun tespitine karar vermek gerektiği gerekçesiyle;

    1-Davanın kabulü ile;
    Davacının, SGK kayıtlarında 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasındaki 5510 sayılı Kanun 4/b maddesi kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının iptaline,

    2-Davacının 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında davalı … Tarım Et Entegre Tesisleri Nak. Gıda İth. İhr. A.Ş. adına kayıtlı … sicil numaralı iş yerinde hizmet sözleşmesine tabi olarak 5510 sayılı Kanun 4/A maddesi kapsamında aralıksız olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

    IV.İSTİNAF
    A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.

    B.İstinaf Sebepleri:
    1.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle, hizmet tespiti talepleri 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğundan davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, davacının 4/a kapsamında sigortalı olduğu iddiası ile sigortalılığının tespitini istediği dönemin Bağ-Kurlu olduğu 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasındaki dönem olduğunu, davacının Bağ-Kur kaydının 31.07.2010 tarihinde sona erdiği, davacının hak düşürücü süresinin bu tarihten itibaren başladığını, 31.07.2015 yılında sona erdiğini, davacının 2007 yılında aynı zamanda müvekkili işyerinde müdür olup hizmet dökümüne ilişkin bilgi ve belgelere de ulaşabilecek konumda olduğunu, bir an için davacının iddiasının kabulü halinde dahi madem müvekkili tarafından habersizce sigortalılık kaydı yapılmışsa, neden davacının müvekkili işyerinde sonrasında 03.08.2010 tarihi itibariyle çalışmaya başladığını, davacı iş sahibi değil ise neden yıllarca idari kurumlara karşı yanlış beyanlarda bulunarak 4/b sigortalılığının faydalarından yararlandığını, bir an için iddialarının kabulü halinde dahi bu durumdan müvekkilinin sağlayabileceği menfaatin olmadığını, SGK tarafından gönderilen yazı cevaplarında da görüldüğü üzere davacının vergiye ilişkin gelir beyanı, eşi ve çocukları adına sağlık hizmetlerine ilişkin bildirimler verdiğini, adres değişikliğinde bulunduğunu, buna ilişkin tüm evrakı da şahsı adına imzaladığını, davacının durumu bilmemesinin mümkün olmadığını, davacının hem iş sahibi olmadığını iddia ettiğini, hem de yıllar boyu idari kurumlara Bağ-Kur’lu olduğuna ilişkin beyanlarda bulunduğunu, davacının 07.02.2003-31.07.2010 tarihleri arasında Bağ-Kur’lu olduğunu kendi imzasının da yer aldığı SGK resmi kurum kayıtları ile sabit olduğunu, bunun aksi ancak yazılı belge ile ispat olunabileceğini, Mahkeme tarafından sadece bir kısım, çelişkili tanık beyanları doğrultusunda hüküm tesis edildiğini, SGK kayıtları ve Antalya Bağ-Kur İl Müdürlüğününün 17.04.2003 tarihli, 64721 sayılı yazısı ile davacının 07.02.2003 tarihinden itibaren Bağ-Kur kaydının yapıldığının görüldüğü, davacının müvekkili şirkette 03.08.2010 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, 21.11.2014 tarihinde kendi rızasıyla işten ayrıldığını, bu süre zarfının haricinde müvekkili ile davacı arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını, resmi kurum kayıtlarının aksi tanık beyanları ile ispat olunamayacağı belli olmakla beraber tanıkların bir çoğunun davacı ile müvekkili arasındaki ilişkiyi bilebilecek durumda olmadığını, dinlenilen tanıklar davacı tanıkları olup yanlı beyanlar içerdiğini, tanık beyanları doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının, dinlenilen bordro tanıkları ile dahi davasını ispat edemediğini, davacının kendi sunduğu delillerin de bunun ispatı niteliğinde olduğunu, ödenen yüksek meblağların o dönemde davacının müvekkili şirket adına yaptığı ticari işin karşılığı olduğunu, hesap hareketlerinden görüldüğü üzere müvekkilinin davacıya yaptığı ödemelerin sabit olmadığını, davacının iddia ettiği ve bu raporda yer aldığı gibi işçi olarak çalışıyor olsa idi kendisine ödenen tutarlar arasında afaki fark olmayacağını, aylık rutin ve yakın tutarlı brüt ödemeler yer alması gerektiğini, davacı ile müvekkili arasındaki ticari ilişkinin olağan sonucu olarak banka aracılığı ile yüksek miktarlar gönderildiğini, bu miktarlar şirkette çalışan bir işçiye teslim edilecek aktarılacak şekilde olmadığını, davacının bir dönem müvekkiline müdür olarak atanmasının işçi olduğunu kanıtlamayacağını, mevzuat ve teamüllere göre Bağ-Kur’lu olan bir kişinin de başka bir ticari şirketin ortağı, yetkilisi ya da müdürü olabileceğini, müvekkili şirket merkezi Konya olmakla beraber şubelerinin bulunduğu illerde resmi kurumlarla olan ilişkisini yürütebilmesi için … duyduğu bir kişiyi müdür tayin etmesi olağan olup sonrasında da davacının müvekkili işyerinde çalışmasının da bu … ilişkisinin kurulduğunun ispatı niteliğinde olduğunu, davacının 4/B kapsamında Bağ-Kurlu olmanın tüm imkanlarından, sağlık hizmetlerinden yararlandığı belirterek kararın kaldırılmasını talep ettiklerini bildirmiştir.

    2.Davalı SGK vekili istinaf dilekçesinde özetle, davacı 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde talep etmediğinden zamanaşımına uğradığını, davacıya ait sigorta sicil ve tahsis dosyasının incelenmesinde, davacının 26.05.2017 tarihi itibarıyla 4/a sigortalısı olarak 2810, 4/b sigortalısı olarak ise 2684 prim ödeme gün sayısı olduğu, davacının tespitini istediği dönemde 1479 sayılı Kanun uyarınca zorunlu sigortalı olduğunun görüldüğünü, davacının Kurum kayıtlarının aksini aynı değerdeki yazılı belgelerle ispatlayabileceğini, davacının diğer davalıya ait işyerinde çalıştığına ilişkin kayıt bulunmadığını, tanık anlatımları dışında çalışma olgusunu destekleyici her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar ile ispatlayamadığını, davacının tespitini istediği dönemde Bağ-Kur kaydı olduğunu, Bağ-Kur tescilinin işveren tarafından yapılmasının mümkün olmadığını, 1479 sayılı Kanun’a tabi zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı, Bağ-Kur’lu olmayı gerektiren faaliyetle birlikte başladığını, Bağ-Kur’a kayıt ve tescilin yapılabilmesi için ilgili Bağ-Kur İl Müdürlüğüne başvurulup alınacak Bağ-Kur giriş bildirgesinin ilgili kuruluşlara onaylattırılması (vergi daireleri, vergiden muafiyet halinde oda ve sicil memurluklarından) ve onaylı bu bildirgenin Bağ-Kur İl Müdürlüğüne verilmesi gerektiğini, bu işlemlerin davacının bilgisi ve isteği dışında olmasının mümkün olmadığını bildirerek, kararın kaldırılmasını talep ettiklerini belirtmiştir.

    C.Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan tüm delillere göre davacının dava konusu yaptığı dönem öncesi, dava konusu yaptığı dönem ve sonrasında aynı işyerinde hizmet aktine tabi olarak çalıştığı, dinlenen bordro tanıklarının ifadeleri ve hizmet cetvellerindeki bildirimlerin de davacının iddiasını doğruladığı istinaf sebebine göre davanın kabulüne ilişkin Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından başvuruların duruşma açılmadan HMK.’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

    V.TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

    B. Temyiz Sebepleri
    1.Davalı şirket vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.

    2.Davalı Kurum vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği hususlar doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.
    C.Gerekçe
    1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
    Dava; Bağ-Kur ve 5510 sayılı Kanun’un 4/b maddesi kapsamındaki sigortalılığının iptali ile, 5510 sayılı Kanun’un 4/a maddesi kapsamındaki sigortalılığının tespiti talebine ilişkindir.

    2.İlgili Hukuk
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun’un 80 inci, 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri

    3. Değerlendirme
    1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

    2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilleri tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle,
    Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    03.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.