|
ÖZET: Uyuşmazlık, davacının 24.12.2007 – 17.01.2011 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığının iptali ve bu süreye ilişkin prim borcu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Sosyal güvenlik hukukunda çifte sigortalılığın mümkün olmadığı ve aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamayacağı ilkesi gereği, davacının Bağ-Kur sigortalılığına geçerlilik tanınması gerektiği savunulmuştur. Ancak, 5510 sayılı Kanun’un 53. maddesi uyarınca, sigortalının hangi statüde sigortalı sayılacağına dair öncelik sıralaması bulunmaktadır.
Mahkeme, davacının Bağ-Kur sigortalılığının iptaline ilişkin kararında, 5510 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı tarihlerdeki çakışan sigortalılık durumunu dikkate alarak, davacının SSK sigortalılığının geçerli olduğunu ve Bağ-Kur sigortalılığının geçersiz olduğunu belirtmiştir. Ancak, Yargıtay, mahkemenin kararını bozarak, davacının prim transferi yapılmamış gibi 5510 sayılı Kanun’un geçici 63. maddesi kapsamında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, davacının prim borçlarının durumu ve yapılandırma koşulları göz önünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmiştir. |
10. Hukuk Dairesi 2024/1082 E. , 2024/7160 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/117 E., 2022/40 K.
KARAR : Ret
Taraflar arasında Mahkemesinde görülen tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 24.12.2007 – 17.01.2011 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığının iptali, bu süreye ilişkin prim borcu bulunmadığının ve bu tarihler arasındaki SSK’lı çalışmaların geçerli olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sosyal güvenlik sisteminde çifte sigortalılığın mümkün olmadığını davacının önceden başlayıp kesintisiz devam eden vergi kaydı nedeniyle Bağ-Kur zorunlu sigortalılığına geçerlilik tanınarak davaya konu tarihler arasındaki dönemin tümünde Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edileceğinin ortada olduğunu, anılan dönemde çakışan 506 sayılı Kanun’a tabi zorunlu sigortalılığa geçerlilik tanınmasının söz konusu olmadığını, her ne kadar 6111 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinde yapılan değişiklikle 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesinde öncelik tanınmışsa da yasa değişikliğinin geriye doğru yürümeyeceğinden reddine karar vermek gerektiğini ayrıca davacının Bağ-Kur sigortalılığı ile çakışan SSK sigortalılığına ait primlerin Bağ-Kur sigortalılığına ait borçlarından mahsup edilmesi talebinde bulunarak Bağ-Kur sigortalılığının geçerlik tanımasını kabul ettiğini bu nedenle de davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 18.04.2019 tarihli, 2018/157 Esas, 2019/103 Karar sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.02.2021 tarih, 2020/5274 Esas, 2021/2161
Karar sayılı bozma kararında; dosya kapsamı incelendiğinde, Mahkemece uyulan bozma ilamında sonuç olarak “…Mahkemece yapılacak iş; davalı Kurum’dan, davacının 506 sayılı Kanun (4/1-a) kapsamında olup Bağ-Kur (4/1-b) sigortalılığına aktarılan primleri hiç aktarılmamış gibi kabul edildiğinde geçici 63 üncü maddeden ve 7143 sayılı Kanun’da düzenlenen yapılandırmadan yararlanıp yararlanamayacağını sormak ve gelen yazı cevabı değerlendirilerek varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir…” hususları belirtilmiş olup, bozma sonrası, davalı Kurumca verilen cevapta “a) Prim transferi yapılmaması durumunda toplam hizmet süresinin 4 yıl 10 ay 6 gün olacağı, ödediği primlere karşılık 30.09.2009 tarihinde 63 üncü madde kapsamında durdurulduğunun test ortamında değerlendirildiği,
b) Her ne kadar prim transferi yapılıp yapılmasa da sonuç itibariyle çıkan prim borcunu 06.05.2013 tarihinde 6183 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi kapsamında 36 ay taksitlendirerek borcunu ödediğinden 6645 sayılı Kanun’un 56 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 63 üncü maddesi kapsamında değerlendiremeyeceği ve ilgili sigortalının 05.09.2016 tarihli tahsis talebine istinaden 01.10.2016 tarih itibariyle tarafına yaşlılık aylığı bağlandığından 7143 sayılı Kanun’dan faydalanamayacağı” hususları bildirilmiştir.
Mahkemece, “ davacının SSK sigortalılığı 25.12.2007 tarihinde başlamış olmakla, bir gün öncesinde başlayan ve kesintisiz devam eden esnaf Bağ-Kur sigortalılığı nedeniyle önce başlayan sigortalılığın devam edeceği kuralı, 01.10.2008- 28.02.2011 arasında 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi gereği önce başlayan sigortalılığın devam edeceğine ilişkin yasa hükmü gereği çakışan dönemde de davacının 1479 sayılı Yasa (4/1-b) statü kapsamında sigortalı olmasına ilişkin Kurum işleminde hata bulunmamaktadır.” şeklindeki gerekçeyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de; söz konusu hüküm eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır.
Belirtilen açıklama ışığında Mahkemece, uyulan bozma ilamı doğrultusunda, hiç prim transferi yapılmamış gibi 5510 sayılı Kanun’un geçici 63 üncü maddesi kapsamında tekrar bir araştırma ve değerlendirme yapılarak ve gerektiğinde (davalı Kurum tarafından aynı cevapta ısrar edilmesi durumunda) yatırılan primlerin tarihleri, geçici 63 üncü madde düzenlemesi, prim transferinin yapılmadığı gözetilmek suretiyle, konusunda uzman bilirkişiden denetime elverişli olmak kaydıyla rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Son Kararı
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut uyuşmazlıkta; esasında davacının geçici 63 üncü maddeden yaralanabilmesi için 30.04.2015 tarihi itibariyle 12 ay ve daha fazla süreye ilişkin 4b kapsamında prim borcu bulunması şartını sağladığı, prim transferi yapılmamış olsaydı da bu şartı sağlamaya devam edeceği, zira davacının transfer yapılmayan 2007/7 -2009/3.ay arasındaki prim borcunun dahi 16 ay olduğu, ancak 63 üncü maddeden yaralanabilmek için 12 aydan fazla prim borcunun 01.05.2015 tarihinden itibaren 3 ay içinde ödenmemiş veya yapılandırılmamış olması gerektiği, değişik yapılandırma kanunlarına göre prim borçlarının yapılandırılması halinde geçici 63 üncü madde kapsamında sayılabilmek için var olan yapılandırmanın bozulması veya iptali için talepte bulunulması, davacı gibi 6183 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi kapsamında taksitlendirmesi bulunanların, taksitlendirmesinin bozulması veya taksitlendirmenin iptali için talepte bulunulmasının gerektiği, oysaki davacının geçici 63 üncü maddede belirtilen 01.05.2015 tarihi itibariyle prim borçlarına ilişkin taksitlendirmesinin devam etmekte olduğu, taksitlendirmenin iptali ve geçici 63 üncü maddeden yararlanabilmek için Kuruma başvurusunun bulunmadığı anlaşılmakla, Kurum işleminin yerinde olduğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın kabulünün gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 24.12.2007 – 17.01.2011 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigortalılığının iptali, bu süreye ilişkin prim borcu bulunmadığının ve bu tarihler arasındaki SSK’lı çalışmaların geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan “emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar” ibareleri, “başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar” şeklinde anlaşılmalı, “sosyal güvenlik kuruluşları ibarelerinin de aynı zamanda” sosyal güvenlik kanunları” terimlerini içerdiği kabul edilmelidir.
01.10.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren, 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi uyarınca; sigortalının aynı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerinden birden fazlasına aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında sigortalılık yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacaktır.
5510 sayılı Kanun’un anılan 53 üncü maddesi, 6111 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değiştirilmiş; sigortalının 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statülerine aynı anda tabi olunmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (a) ile (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde çalışması halinde ise (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı düzenlemesi getirilmiş; ancak, değişikliğe ilişkin anılan 33 üncü maddede ayrıca söz konusu değişikliğin maddenin yürürlük tarihinden öncesi için uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. 6111 sayılı Kanun’un yürürlüğe dair 215/b maddesiyle; “…33… maddesi yayımı takip eden ayın birinci günü yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. 6111 sayılı Kanun 25.02.2011 tarihinde yayımlanmış olup; bu durumda anılan değişiklikler 01.03.2011 tarihinden itibaren uygulanabilecektir. Başka bir deyişle 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ve bu maddede yapıılan değişikliklerin ancak yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren uygulanabilecekleri dikkate alınmalıdır.
5510 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008 – 01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir.
3. Değerlendirme
Mahkemece; yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre, 5510 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi de gözetilerek; davacı sigortalının çakışma nedeni ile iptal edilen 24.12.2007-17.01.2011 tarihleri arası 4/1-a sigortalılığı 5510 sayılı Kanun öncesi başladığından, iptal edilen ve Kurumca 4/1-b kapsamında prim borcu çıkarılan sigortalıklarından baskın olan sigortalılığı üzerinde durulmalı, çakışan sigortalılığı da değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
26.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.