|
ÖZET: Başvuru, 18 yaşından önceki sigortalılık süresinin iptali nedeniyle emekli aylığının kesilmesi ve yersiz ödeme borcunun çıkarılması üzerine yapılmıştır. Başvuran, 2014 yılında emekli olduğunu, ancak 1983 yılında 18 yaşından önceki sigortalılığının iptal edilmesi sonucu aylığının kesildiğini belirtmektedir. Başvuran, bu durumun kurum hatasından kaynaklandığını ve eğer zamanında bilgilendirilseydi eksik günlerini tamamlayabileceğini ifade etmektedir. Dolayısıyla, emekli aylığının 2014 yılından itibaren kesintisiz ödenmesini ve çıkarılan borcun iptalini talep etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 18 yaşından önceki hizmetlerinin iptal edilmesi nedeniyle emeklilik koşullarının değiştiğini ve başvuranın aylığa hak kazanma şartlarını yerine getirmediğini açıklamıştır. Kurum, başvuranın 2014 tarihli tahsis talebinin hatalı olarak değerlendirildiğini ve bu nedenle borç tahakkuk ettirildiğini belirtmektedir. Ayrıca, başvuranın 2022 yılında aylığının kesildiği ve bu süreçte yersiz ödemelerin geri alınması için icra takibi başlatıldığı ifade edilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu değerlendirerek, emekli aylığının 01.02.2017 tarihinden itibaren bağlanması ve yersiz ödemelerin mahsubu konusunda Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunmuştur. Bu tavsiye, başvuranın mülkiyet hakkının korunması ve adaletin sağlanması açısından önem taşımaktadır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/9630-S.24.14868
BAŞVURU NO : 2023/20213
KARAR TARİHİ : 10.09.2024
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : 18 yaş altında 1479 sayılı Kanun kapsamında bildirilen sigortalılığının iptal edilmesi üzerine emekli aylıkları kesilen ve kurum hatası kapsamında yersiz ödeme olarak borç çıkarılan başvuranın, aylığının geçmişe dönük olarak bağlanması ve çıkarılan borcun iptali talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 12.12.2023
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle, 2014 yılında emekli olduğunu, ortağı olduğu işyerinden sigortalı gösterildiği gerekçesiyle iptal edilen prim gün sayısına bağlı olarak prim ödeme gün sayısının düşmesi nedeniyle emekli aylığının kesildiğini ve tarafına borç çıkarıldığını, Kurumumuza yaptığı başvuru üzerine Emeklilik
Hizmetleri Genel Müdürlüğünce İl Müdürlüğüne iletilen talimatta “… tahsis talep tarihi ile aylık bağlama tarihinin 2019/09 sayılı Genelgenin yürürlük tarihi olan 24.04.2019 tarihinden önce olması nedeniyle sigortalı hakkında herhangi bir işlem yapılmaması gerekmektedir.” denildiği ve İl Müdürlüğünce bahse konu işlemin geri alındığını ancak bu kez ilk defa 4/1-(b) kapsamında tescilinin yapıldığı 01.12.1983 tarihinde 18 yaşını tamamlamadığı gerekçesiyle anılan tarihteki tescilinin iptal edildiğini ve sigortalılık başlangıç tarihinin 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başladığı 03.06.1988 olarak dikkate alınarak aylığa hak kazanma koşulunun 25 yıl sigortalılık süresi ve 5450 prim ödeme gün sayısı olarak yeniden belirlendiğini ve tahsis talebinde bulunduğu 06.01.2014 tarihinde 26 gün prim ödeme gün sayısı eksik olduğundan prim ödeme gün sayısı koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle aylığının başlangıç tarihi itibariyle iptal edildiğini ve tarafına ödenen aylıkların borç kaydedildiğini, oysa 2014 yılında tahsis talebinde bulunurken de aynı durumda olduğunu, Kurumun bu durumu tespit edip tarafına bildirmesi gerektiğini, eğer bu durum tarafına bildirilseydi borçlanabileceği askerlik süresi bulunduğu gibi bir müddet daha çalışmaya devam ederek söz konusu eksik günleri zaten tamamlayabileceğini, aradan 9 yıl geçtikten sonra yapılan işlemde
/
kurumun hatası olduğunu ve sonucunun adaletsiz olduğunu belirterek emekli aylığının 2014 yılından itibaren kesintisiz ödenmeye devam edilmesini ve tarafına çıkarılan borcun iptalini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün konuya ilişkin 23.07.2024 tarihli ve E sayılı yazısı ve eklerinde mevzuat hükümlerine de yer verilmek suretiyle özetle; 2.1. Başvuranın 01.12.1983-31.12.1983 tarihleri arasındaki 4/1-(b) statüsündeki hizmetlerinin 18 yaşını doldurduğu tarihten önce geçmiş olması nedeniyle tescil edilmemesi ve başvuranın bu dönemlerde sigortalı sayılmaması gerekirken, başvuranın 06.01.2014 tarihli tahsis talebine ilişkin hak kazanma koşullarının hatalı olarak 01.12.1983 tarihli sigortalılık başlangıcına göre tespit edildiği, bu durumun Ekim/2021 dönemi içerisinde dosya incelemeleri sırasında anlaşıldığı, 2.2. Sigortalının 01.12.1983-31.12.1983 tarihleri arasındaki 4/1-(b) hizmetlerinin tamamı 18 yaşını doldurduğu tarihten önce (sigortalı 18 yaşını 01.01.1984 tarihinde doldurmaktadır) geçmiş olduğundan söz konusu hizmetlerin tamamının iptal edildiği, sigortalının 18 yaşını doldurduğu tarihte herhangi bir sigortalılık statüsüne tabi çalışması bulunmadığından sigortalılık başlangıç tarihinin bir sonraki sigortalı çalışmasının başlangıç tarihi olan 03.06.1988 tarihi olarak tespit edildiği, 2.3. Başvuranın 03.06.1988 tarihine göre tespit edilen yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının 25 yıl sigortalılık süresi, 5450 prim ödeme gün sayısı ve 51 yaş olduğu, bu koşullardan; – Sigortalılık süresi koşulunun 06.01.2014 tarihli tahsis talebi itibarıyla yerine getirildiği, – 51 yaş koşulunun 06.01.2014 tarihli tahsis talebi itibariyle sağlanmadığı ancak 01.01.2017 tarihi itibarıyla yerine geldiği, – 5450 prim ödeme gün sayısı koşulunun ise 01.12.1983-31.12.1983 tarihleri arasındaki 4/1-(b)
hizmetlerinin iptal edilmesi sonrasında prim ödeme gün sayısının 5458 günden 5428 güne düşmesi nedeniyle 06.01.2014 tarihli tahsis talebi itibarıyla sağlanamadığı, 2.4. Başvuranın yaşlılık aylığının iptal edilme nedeni Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte sayılan ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları arasında sayılmadığından 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre borç tahakkuk ettirildiği, 2.5. 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi uyarınca başvurana tahakkuk ettirilen borcun tebliğ tarihi olan 21.06.2022’den itibaren 1 aylık yasal süre içerisinde borç ödenmemiş olduğundan ve ödeme süresinin dolduğu tarih itibarıyla başvuranın Kurumdan herhangi bir alacağı bulunmadığından borcun genel hükümlere göre tahsil edilebilmesi için icra takibi başlatıldığı, 2.6. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin geçici 35 inci maddesinin, aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartını yerine getirmediği daha sonra tespit edilen sigortalıların eksik hizmet sürelerinin tamamlanmasın sağlanması amacıyla düzenlendiği, ancak başvuranın aylığının iptal edilme nedeninin yalnızca prim ödeme gün sayısının eksilmesi değil ilk defa sigortalı olduğu tarihin değişmesi nedeniyle aylığa hak kazanma koşullarının değişmesi dolayısıyla hem yaş hem de prim ödeme gün sayısı şartının yerine gelmemesi olduğu, bu nedenle başvuran hakkında anılan maddenin uygulanma imkanı bulunmadığı,
2.7. 2018/38 Genelgede aylığa hak kazanmadıklarının sonradan tespit edilmesi nedeniyle aylıkları kesilen sigortalıların
– Tespit tarihinden önce, aylığa hak kazanma koşullarının oluştuğunun anlaşılması durumunda, bu koşulların yerine geldiği tarihi takip eden ay başından itibaren yeniden talep şartı aranmaksızın, – Tespit tarihinden sonra aylığa hak kazanma koşullarının oluşması durumunda ise yeniden tahsis talebinde bulunması halinde, aylık bağlanacağının düzenlendiği, 2.8. Başvuranın, 51 yaş koşulunu yersiz ödemenin tespit edildiği Haziran/2022 döneminden önce yerine getirmiş olmasına rağmen 5450 prim ödeme gün sayısı koşulunu tespit tarihinden önce sağlayamadığı, prim ödeme gün sayısının ancak 29.12.2022 tarihli 30 günlük askerlik borçlanması talebi sonrasında sağlandığı ve 12.01.2023 tarihinde talepte bulunması üzerine tarafına 01.02.2023 tarihinden itibaren tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı
İfade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” 3.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “Dürüst davranma” başlıklı 2 nci maddesi; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” 6. 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanununun mülga “Kanunun amacı, sigortalı sayılanlar ve sayılmayanlar” başlıklı 24 üncü maddesi; “Aşağıda sayılan sigortalılar hakkında malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu Kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır.
I – Sigortalı sayılanlar: Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; a) Esnaf ve sanatkârlar ile diğer bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar ile gelir vergisinden muaf olanlardan
Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar, b) Kollektif şirketlerin ortakları, c) Adi Komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları, d) Limited şirketlerin ortakları, e) Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, f) Donatma iştirakleri ortakları, g) Anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortakları, Bu Kanuna göre sigortalı sayılırlar…
Bu Kanunun uygulanmasında; a) 18 yaşını doldurmamış olanlar, b) (İptal : Anayasa Mahkemesi 26/10/2000 – E. 2000/61, K. 2000/34) (Mülga alt bend: 24.07.2003 – 4956
S.K/Madde 14)
c) Kanunla veya kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına prim veya kesenek ödeyenlerle bu tür kuruluşlardan malullük veya yaşlılık aylığı ile daimi tam işgöremezlik geliri almakta olanlar, aylık veya gelir bağlanması için talepte bulunmuş olanlar (Dul ve yetim aylığı veya Sosyal
Sigortalar Kurumundan geçici veya sürekli kısmi işgöremezlik geliri alanlar hariç), d) Tarım işi yapanlar (Tarım sanatlarına ait işleri yapanlar hariç), Sigortalı sayılmazlar.” 7. ”5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, (1)
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 8. 12.05.2010 tarihli 27579 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri
Yönetmeliğinin “Aylık bağlandıktan sonra prim ödeme gün sayısı eksik olduğu tespit edilenler” başlıklı geçici 35 inci maddesi; “(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanuna veya ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların aylığa hak kazanma koşullarına esas hizmet süreleri; a) Kanuna veya 3201 sayılı Kanuna göre borçlanılacak süresi olanlar, borçlanma talep tarihinde
Kanunun 82 nci maddesine göre tespit edilecek prime esas günlük kazanç alt sınırı üzerinden eksik hizmet süresi kadar borçlandırılmak, b) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında borçlanılacak süresi olmayanlar ile borçlanılacak süreleriyle eksik hizmet süresini tamamlamayanlardan; tahsis talep tarihi ile yersiz ödemenin tespit edildiği tarih arasında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalılığı bulunanların eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar hizmet verilmek, c) Birinci fıkranın (a) ve (b) bendi kapsamında süresi olmayanlardan; isteğe bağlı, 2925 sayılı Kanuna tabi, Kanunun ek 5 inci maddesi ile ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki sigortalılıkları tahsis talep tarihi itibariyle aylığa hak kazanmaları nedeniyle sona erenlere, eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar belirtilen kapsamdaki sigortalılıkları devam ettirilmek, suretiyle tamamlatılır.
(2) (Değişik fıkra: 18.08.2021 – 31572 s. R.G. Yön./33. md.) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında olanlar için yeni bir aylık hesabı yapılır ve aylık başlangıç tarihi değiştirilmez. (b) ve (c) bentleri kapsamında olanlar için ise aylık bağlanmış olan sigortalılık haline göre eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarih itibarıyla yeniden aylık hesaplanır.
(3) 3201 sayılı Kanuna göre yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere birinci fıkranın (a), (b) veya (c)
bentleri kapsamında tahakkuk edecek borç tutarları ile bu madde kapsamında olanlara son aylık ödenen tarihten eksik hizmet süresi kadar geriye gidilerek tespit edilecek sürede yapılmış olan yersiz ödeme tutarları ve bu madde kapsamında hesaplanan aylıklar ile ödenen aylık miktarları arasındaki fark tutarları Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında aylıklarından kesilmek suretiyle tahsil edilir. Ancak bu maddenin yürürlük tarihinden önce aylıkları kesilerek Kanunun 96 ncı maddesi hükümlerine göre yersiz ödenen tutarların tamamı tahsil edilmiş olanlar ile tahsil süreci devam edenlerin ödemiş oldukları tutarlar bu madde kapsamında hesaplanan yersiz ödeme tutarından fazla ise iade ve mahsup edilmez.
/
(4) (Ek fıkra: 18.08.2021 – 31572 s. R.G. Yön./33. md.) YÜRÜRLÜK Bu maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi kapsamında 3201 sayılı Kanuna göre borçlandırılan süreler karşılığında tahakkuk ettirilen borcun ödenmesinde ve borçlandırılan sürelerin hangi sigortalılık halinde geçmiş sayılacağının belirlenmesinde anılan Kanunun 4 üncü ve 5 inci maddelerinin ilgili hükümleri uygulanır. Bunların, eksik hizmet sürelerinin tamamlanmasına esas olan gün sayıları ile aylığa hak kazanma koşullarının tespitinde, mülga 2829 sayılı Kanun ya da 5510 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi uyarınca belirlenen sigortalılık hali esas alınır.” 9. 27/09/2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline
İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin; 9.1. “Fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan alacağın tahakkuk ettirilmesi” başlıklı 10 uncu maddesinin (2) no’lu fıkrası; “(2) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanan fazla veya yersiz ödemeler için de bir önceki fıkrada belirtilen borç tablosu düzenlenir. Ancak, bu tür alacaklar için borcun tahakkuk ettirilmesi sırasında her hangi bir faiz hesaplanmaz. Bu şekilde tahakkuk ettirilen borçlar için faiz başlangıç tarihi, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihi takip eden yirmi dördüncü ayın bittiği tarihtir.” 9.2. “Fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan alacağın tahsil şekilleri” başlıklı 13 üncü maddesi; “ (1) Kurumca ilgililere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemeler, ilgililerin
Kurumdan alacaklarından mahsup edilmek, gelir ve aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir.
Kurumdan her hangi bir alacağının bulunmaması halinde, genel hükümlere göre tahsil edilir.
(2) Fazla veya yersiz ödemeler, öncelikle ve her durumda kişinin varsa Kurumdan birikmiş aylık, gelir ve diğer her türlü alacaklarının tamamından mahsup suretiyle tahsil edilir. Yapılan kesintiler öncelikle borç aslına mahsup edilir ve kalan borç için 10 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen faiz başlangıç tarihinden itibaren kanuni faiz hesaplanır. Bu hüküm, ilgiliye hayatta iken yapılan yersiz ödemelerin hak sahiplerinin alacaklarından mahsubunda ve hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelerin mahsubunda da uygulanır.
(3) Sonradan veya yeniden gelir veya aylık bağlanmasına hak kazananların birikmiş istihkaklarından, ölenler dahil olmak üzere aynı dosyadan aylık veya gelir alan diğer hak sahiplerine Kurumca çıkarılan borç, muvafakat alınmak kaydıyla mahsup edilerek tahsil edilir.
(4) Fazla veya yersiz ödeme tutarı; ilgilinin Kurumdan tahakkuk etmiş herhangi bir alacağı yoksa veya alacaklarından mahsup edildikten sonra kalan borcu varsa ve Kurumdan gelir ve aylık almaya devam ediyorsa, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç, gelir ve aylıklardan %25 oranında kesilmek suretiyle tahsil edilir.
(5) (Değişik fıkra: 11/07/2009 – 27285 S. R.G. Yön./1. md.) Birinci fıkraya göre kesinti yapmak suretiyle geri alma süresinin beş yılı aşacağının anlaşılması durumunda, Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler hariç olmak üzere, ayrıca icrai takibata da geçilir.
Hükmünü amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ
Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran özetle, 2014 yılında emekli olmasına rağmen 1983 yılı Aralık ayında geçen 18 yaşın altındaki bir aylık sigortalı süresinin idarece 2021 yılında iptal edildiğini, buna bağlı olarak 26 gününün eksik olması nedeniyle emekliliğinin de iptal edildiğini ve ödenmiş maaşlarının borç çıkarıldığını, bu süreçte kendisinin kasıt ve kusuru olmadığını, SGK’nın kusuru ve hatası olduğunu belirterek emekli maaşının kesildiği tarihten geçerli olmak üzere bağlanmasını ve çıkarılan borcun iptalini talep etmektedir.
11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 18 yaşın altında geçen çalışmaların 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık olarak kabul edilmediği, başvurana her ne kadar 1983 yılı Aralık ayındaki sigorta başlangıcı nedeniyle 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 prim ödeme gün sayısı ve 48 yaş şartları esas alınarak
5458 prim ödeme gün sayısı ve 48 yaşı doldurması nedeniyle 2014 yılında emekli aylığı bağlanmışsa da
2022 yılında yapılan kontrollerde başvuranın 18 yaş altındaki sigorta tescilinin ve 30 günlük hizmetinin
iptal edildiği, buna bağlı olarak başvuranın sigorta başlangıç tarihinin 18 yaşından sonra ilk defa sigortalı olduğu 03.06.1988 olarak değiştiği, başvuranın aylığa hak kazanma koşullarının da 25 yıl sigortalılık süresi,
5450 prim ödeme gün sayısı ve 51 yaş olarak değiştiği, bu durumda ilk defa aylık bağlandığı 2014 yılı
itibarıyla hem prim ödeme gün sayısının 22 gün eksik olması hem de 51 yaş şartını taşımaması nedeniyle başvuranın emekliliğinin iptal edildiği, durumun başvuranın kasıt ve kusurundan kaynaklanmaması nedeniyle 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca başvurana borç çıkarıldığı, çıkarılan borcun 1 ay içerisinde ödenmemesi nedeniyle genel hükümlere göre tahsil yoluna gidildiği, başvuran 51 yaşını 2017 yılında doldurmuşsa da eksik gün sayısını 2023 yılı Ocak ayında tamamlaması ve talepte bulunması üzerine başvurana takip eden ay başı olan 01.02.2023 tarihinden geçerli olmak üzere aylık bağlandığı ifade edilmiştir.
12. Bu durumda uyuşmazlığın özünün, kendi kasıt ve kusuruna dayanmayan bir sebeple hizmet süresi ve buna bağlı olarak emekliliği iptal edilen başvurana yersiz ödeme kapsamında çıkarılan borcun geri alınıp alınmayacağı ile başvurana hangi tarihten geçerli olmak üzere aylık bağlanacağı noktalarında toplandığı değerlendirilmekle beraber söz konusu durumun tespitinin başvuranın tescil, emeklilik, borç tahakkuku ve tahsili işlemlerinin ayrıca incelenmesini gerektirdiği anlaşılmaktadır.
13. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 13.1. Başvuranın 01.01.1966 tarihinde doğduğu, 18 yaşını doldurmadan önce 01.12.1983-31.12.1983 tarihleri arasında (30 gün süre ile) 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayıldığı, 06.01.2014 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu, idarece 01.12.1983 tarihi sigortalılık başlangıcı esas alınarak aylığa hak kazanma koşullarının 25 yıl sigortalılık süresi, 5225 prim ödeme gün sayısı ve 48 yaş şartları olarak belirlendiği ve talep tarihi itibarıyla 30 yıl sigortalılık süresi, 5458 prim ödeme gün sayısı ve 48 yaşı dolduran başvurana 01.02.2014 tarihinden geçerli olmak üzere 4/1-a statüsünden aylık bağlandığı, 13.2. 2021 yılında idarece yapılan kontrollerde başvuranın 01.02.1996-02.06.2003 tarihleri arasındaki ortağı olduğu işyerinden sigortalı bildirildiğini tespit edildiği, bunun üzerine başvuranın söz konusu döneme ilişkin 4/1-a kapsamındaki hizmetlerinin 4/1-b statüsüne aktarıldığı, bahse konu aktarma işlemi nedeniyle başvuranın aylık bağlamaya esas statüsünün 4/1-b olarak değiştiği, değişen statüsü nedeniyle tahsis talep tarihi itibarıyla (06.01.2014) başvuranın aylık bağlama şartlarını taşımadığı, aylık bağlama şartlarını taşımaması nedeniyle 19.03.2022 tarihi itibarıyla başvuranın aylığının 06.01.2014 tarihinden geçerli olmak üzere kesildiği (iptal edildiği) ve 11.06.2022 tarihli işlem ile 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin b bendi uyarınca “kurum hatası” kapsamında başvuran adına 170.909,96 TL borç çıkarıldığı, /
aylık kesme işleminin 15.06.2022 tarihli yazı ile başvurana bildirildiği, borcun ise 21.06.2022 tarihinde tebliğ edildiği, anılan tebliğde borcun ödeme süresinin tebliğ tarihinden itibaren 1 ay olduğunun belirtildiği, 13.3. Başvuranın 2022 yılı Mart ayından itibaren aylığının kesildiğini belirterek yapılan işleme
Kurumumuz nezdinde itiraz ettiği 08.04.2022 tarihli başvurusu üzerine Emeklilik Hizmetleri Genel
Müdürlüğünün 28.07.2022 tarihli yazısı ile başvuranın aylığının kesilmesi yönünde işlem tesis edilmemesi yönünde Mersin İl Müdürlüğüne talimat verildiği, 13.4. Başvuranın bahse konu talimat üzerine aylığının bağlanması yönündeki talebine Mersin İl
Müdürlüğünce verilen 10.08.2022 tarihli CİMER cevabında ilgili yazının Erdemli SGM’ye gönderildiği, sonucundan başvurana bilgi verileceğinin ifade edildiği, 13.5. İdarece 23.09.2022 tarihi itibarıyla Erdemli İcra Dairesinde / Esas numarası ile 170.909,96 TL alacak için ilamsız takip başlatıldığı, 13.6. Yine Mersin İl Müdürlüğünce başvurana verilen 05.10.2022 tarihli CİMER cevabında bahse konu
Genel Müdürlük talimatının Müdürlüklerine intikal etmediği, yapılacak işlemlerle ilgili Genel Müdürlüğe görüş sorulduğu, alınacak talimat doğrultusunda işlemlerin yapılacağı ve tarafına bilgi verileceği,
28.12.2022 tarihli CİMER cevabında başvuranın 18 yaşından önce 1479 sayılı Kanun kapsamında bildirilen
sigortalılığının tespit edilerek iptal edildiği, buna göre ilk tahsis talep tarihi itibarıyla (06.01.2014) aylık bağlama şartlarını taşımadığı, hâlihazırda aylık bağlanabilmesi için ise 26 gününü eksik olduğu, söz konusu eksik süreyi tamamlayıp yeniden tahsis talebinde bulunması halinde tarafına aylık bağlanabileceğinin bildirildiği, 13.7. Başvuranın 29.12.2022 tarihinde 1 ay askerlik borçlanması talebinde bulunduğu, askerlik borçlanması tutarının ödenmesi ve 12.01.2023 tarihinde tahsis talebinde bulunmasının üzerine 01.02.2023 tarihinden geçerli olmak üzere başvurana aylık bağlandığı, 13.8. İdarece 06.01.2023 tarihi itibarıyla Erdemli İcra Dairesinde / Esas numarası ile bir ilamsız takip daha başlatıldığı, 13.9. 19.07.2023 tarihinde Erdemli İcra Dairesinin / Esas dosyasında başvurana ait taşınmazın fiilen haczine ve kıymet takdirine gidildiği, 13.10. Başvuranın, 22.08.2023 tarihinde GSS prim borcu olarak 6.638,98 TL’yi idareye ödediği,
18.12.2023 tarihinde de Erdemli İcra Dairesinin / ve / Esas dosyalarına 226.551,99 TL
ödeme yapıldığı, 13.11. Başvuranın, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğini geçici 35 inci maddesi hükümleri uygulanarak adına çıkarılan borcun iptal edilmesi ve aylığının kesildiği tarihten geçerli olarak bağlanması talebiyle yaptığı başvurulara idarece verilen 29.01.204 ve 21.02.2024 tarihli cevaplarda; bahse konu geçici 35 inci maddenin, sadece tahsis talep tarihi itibarıyla prim ödeme gün sayısı eksik olanları kapsadığı, başvuranın tahsis talep tarihi itibarıyla prim ödeme gün sayısı şartı yanında yaş şartını da taşımadığı, bu nedenle anılan düzenleme kapsamında olmadığının ifade edildiği
Anlaşılmıştır.
14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.
15. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
16. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.
17. Anayasa mahkemesi tarafından emsal durumlarda yaşanan uyuşmazlıklara ilişkin somut olay değerlendirmelerinde öncellikle sosyal güvenlik hakkından faydalanmak suretiyle edinilen malların mülk teşkil edip etmediği hususu tartışılmaktadır. Bu kapsamda Yüksek Mahkeme tarafından, sosyal güvenlik hakkı kapsamındaki aylıkların başvurucuya ödenmesiyle başvurucunun mevcut malvarlığı haline geldiği, bu nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp öngörülmediğinin tartışılmasına dahi girilmeksizin
Anayasa’nın 35. maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü yoluna gidilmiştir (Uğur Ziyaretli, B.
No:2014/5724, 15/2/2017, § 44).
18. Somut olayda başvurana 01.02.2014 tarihinden itibaren 4/1-a kapsamında emekli aylığı bağlandığı,
1479 sayılı Kanun kapsamında 18 yaş altında bildirilen sigortalılığın iptal edilmesine bağlı olarak
sigortalılık başlangıç tarihinin ve aylık bağlama şartlarının değişmesi nedeniyle tahsis tarihi itibarıyla aylığa hak kazanma şartlarını taşımadığından aylığının iptal edildiği ve ödenmiş aylıklarının borç çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, emeklilik aylığının başvurana ödenmesiyle başvuranın mevcut mal varlığı haline geldiği tartışmasız olup Anayasa’nın 35’inci maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, başvurana ödenmiş emeklilik aylıklarının geri istenmesinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği değerlendirilmektedir.
19. Öte yandan, Anayasa’nın 35’inci maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Buna göre mülkiyet hakkı da yapılan müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesinin gözetilmesi şartıyla sınırlanabilmektedir.
Kanunilik ilkesi 20. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın
Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk
/
incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM, Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).
21. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
22. Sigortalılara yersiz ödenen aylıkların hangi esaslar çerçevesinde geri alınacağı 5510 sayılı Kanunun
96 ncı maddesinde belirlenmiştir. Madde ile Kurum tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her
türlü ödemenin geri alınacağı ancak fazla veya yersiz ödemenin ne şekilde ve hangi esaslar doğrultusunda geri alınacağının ise fazla veya yersiz ödemeyi doğuran sebebin sigortalıların kasıt veya kusurundan doğması ile Kurum hatasından kaynaklanmasına göre farklılaşacağı belirlenmiştir. Nitekim başvurana aylığının kesildiği 01.02.2014 tarihinden sonra ödenen aylıklar ve diğer ödemeler, kurum hatası nedeniyle yersiz ödendikleri gerekçesiyle 5510 sayılı yasanın 96 ncı maddesinin (b) bendi kapsamında borç çıkartılmıştır. Bu durumda ödenmiş emekli aylıklarının geri alınması suretiyle başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 5510 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirildiği, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır
Meşru amaç ilkesi 23. Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, idarenin yersiz ödemeden kaynaklı alacaklarını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamaktır.
24. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluna başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesi anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşmış, ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesi, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunması ve böylece Sosyal
Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amaçlandığını ifade etmiştir (AYM
E.2015/97, K.2016/10, 10/02/2016; E.2017/44, K.2017/118, 12/07/2017).
25. Bu anlamda, 18 yaşını doldurduğu tarihten önce 1479 sayılı Kanun kapsamında bildirilen 1 aylık süresinin iptal edilmesi üzerine aylık başlangıç tarihi (01.02.2014) itibarıyla hem yaşı hem de hizmet süresi emeklilik aylığı bağlanmasına yetmeyen başvurana geriye dönük olarak ödenmiş olan emekli aylık tutarının geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığını sağlamak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı değerlendirilmektedir.
Ölçülülük ilkesi 26. Anayasa Mahkemesi’nce yapılan değerlendirmelerde mülkiyet hakkının sınırlamaları ve güvenceleri açısından Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35 inci maddesinin temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının düzenlendiği 13 üncü maddeyle birlikte ele alınması gerektiği, 35 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13 üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte, bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması
gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E.1999/33, K.1999/51, 29/12/1999). Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmektedir (Korkut Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-49).
27. Yine Mahkemece, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususları değerlendirme konusu yapılmakta (Tevfik Baltacı, § 50), mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir ( Tevfik Baltacı, § 66).
28. Anayasa Mahkemesi kararlarında ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102,
14.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015;
E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, 142016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38), yine ölçülülük ilkesinin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvence olduğu; ölçülülüğün, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıttığı; ölçülülük denetiminin, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesi olduğu; bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015, § 74; Tevfik Baltacı, § 65).
29. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda da belirtildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğü sınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az müdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir. Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zira yetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracın etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar verme noktasında daha iyi bir konumdadır.
Özellikle alternatif aracın bulunmadığı veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkili olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimi hususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterini sağlamadığının söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir (D.C., B. No: 2018/13863, 16/6/2021, § 48).
30. Müdahalenin gerekliliği noktasında başvurucuların mülkiyet hakkına daha az müdahale teşkil eden
bir aracın bulunup bulunmadığına bakılmalıdır (Hanife Yıldız Torum ve Nimet Filiz Seven [GK], B. No:
2018/1567, 10/2/2022, § 101). Olayda SGK, aylığı kesilen başvurana yapılmış yersiz ödemeleri, başvuranın
Kurumdan alacağı bulunmadığı gerekçesiyle yan genel hükümlere göre geri alma yoluna gitmiştir. Bu bağlamda ortaya konulması gereken mesele, kurum hatası nedeniyle başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınmasında genel hükümlere göre takibe gidilmesi biçimindeki bir aracın somut olayın koşulları
/
çerçevesinde mülkiyet hakkına en hafif müdahale teşkil eden araç, diğer bir ifadeyle son çare olup olmadığıdır.
31. Somut olayda başvuranın aylığı ilk olarak, ortağı olduğu işyerinden bildirilen sigortalı sürelerinin iptali sonrasında aylık bağlanacak statüsünün değişmesi nedeniyle, emekli olduğu tarih (01.02.2014)
itibarıyla emekli aylığına hak kazanma koşullarını taşımadığı gerekçesiyle 2022 Mart ödeme dönemi itibarıyla durdurulmuştur. Başvurana yapılan yersiz ödemeler idarece kurum hatası olarak kabul edilmiş,
5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin b bendi kapsamında çıkarılan borç, ödeme süresinin 1 ay olduğu
bildirilerek 21.06.2022 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir. Başvuran tarafından 1 ay içerisinde herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bu arada Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 28.07.2022 tarihli talimatı ile başvuranın aylığının kesilmesi yönünde işlem tesis edilmemesi yönünde Mersin İl Müdürlüğüne talimat verilmiştir. Başvuranın bahse konu talimata atıfla aylığının bağlanması yönündeki talebine Mersin İl
Müdürlüğünce verilen 10.08.2022 tarihli CİMER cevabında ilgili yazının Erdemli SGM’ye gönderildiği, sonucundan başvurana bilgi verileceği ifade edilmiştir. İdarece bahse konu talimatın sonucu olarak yapılacak nihai işleme ilişkin açık bir cevap verilmeden, 23.09.2022 tarihi itibarıyla Erdemli İcra
Dairesinde / Esas numarası ile ilamsız takip başlatılmıştır. Nihayet 28.12.2022 tarihli CİMER cevabında başvuranın 18 yaşından önce 1479 sayılı Kanun kapsamında bildirilen sigortalılığının tespit edilerek iptal edildiği, buna göre ilk tahsis talep tarihi itibarıyla (06.01.2014) aylık bağlama şartlarını taşımadığı, hâlihazırda aylık bağlanabilmesi için ise 26 gününü eksik olduğu, söz konusu eksik süreyi tamamlayıp yeniden tahsis talebinde bulunması halinde tarafına aylık bağlanabileceği başvurana bildirilmiştir.
32. Buna göre, daha önce aylığının kesilmesinin sebebi olarak gösterilen ortağı olduğu işyerinden bildirilen sürelerin iptaline bağlı işlemin ortadan kalktığı ve aylığının kesilmesinin gerçek sebebinin 18 yaşın altındaki hizmetlerinin iptali olduğu başvurana ilk defa anılan tarihte bildirilmiştir. Aynı şekilde, 26 gün borçlanma yapması halinde tarafına yeniden aylık bağlanabileceği başvurana anılan tarihte bildirilmiştir. Nitekim bahse konu bildirimden önce borçlanma yoluyla eksik günlerini tamamlamaya yönelik bir müracaatı bulunmayan başvuran, bildirimin hemen ardından 29.12.2022 tarihinde 1 ay askerlik borçlanması talebinde bulunmuş, askerlik borçlanması tutarını ödemiş, 12.01.2023 tarihinde tahsis talebinde bulunmuş ve tarafına 01.02.2023 tarihinden geçerli olmak üzere aylık bağlanmıştır. Başvuranın
01.02.2023 tarihi itibarıyla bağlanan aylığından yersiz ödeme kapsamındaki borcu nedeniyle herhangi bir
kesintiye gidilmemiştir.
33. Yersiz ödeme kapsamındaki borcu nedeniyle aylığından herhangi bir kesintiye gidilmeyen başvuran hakkında daha önce Erdemli İcra Dairesinde 23.09.2022 tarihinde / Esas numarası ile başlatılan işlem devam etmekteyken bu defa 06.01.2023 tarihinde / Esas numarası ile bir ilamsız takip daha başlatılmıştır.
34. Başvuran, aylığının kesildiği döneme ilişkin GSS prim borcu olarak bildirilen 6.638,98 TL’yi
22.08.2023 tarihinde ödemiştir. Söz konusu borcun tahsiline yönelik olarak da başvuranın 01.02.2013
tarihinde yeniden bağlanan aylığından herhangi bir kesintiye gidilmemiştir.
35. 19.07.2023 tarihinde Erdemli İcra Dairesinin / Esas dosyasında başvurana ait taşınmazın fiilen haczine ve kıymet takdirine gidilmiştir. Başvuran tarafından 18.12.2023 tarihinde Erdemli İcra
Dairesinin / ve / Esas dosyalarına 226.551,99 TL ödeme yapılmış ve borç kapatılmıştır.
36. 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin b bendinde; kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanan yersiz ödemelerin son beş yıla ilişkin kısmının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde
yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak faiziyle tahsil edileceği düzenlenmiştir. Ayrıca söz konusu yersiz ödemelerin, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, gelir ve aylıklardan % 25 oranında kesileceği belirlenmiştir. Buna göre, yersiz ödemelerin tahsilinde idarece izlemesi gereken yol, borcu öncelikle ilgililerin varsa alacaklarından mahsup etmektir. Bu çerçevede, ilgililere ödenen emekli aylıklarının, mahsuplaşma işlemine konu edilmesi gereken nitelikte sigortalı alacağı olduğu açıktır. İdare ancak mahsuplaşma yolunun bulunmaması halinde alacağını genel hükümlere göre geri alabilir. Mahsuplaşma imkânının bulunduğu ya da başlangıçta bulunmasa bile sonradan ortaya çıktığı durumlarda da mahsuplaşmaya gitmekle yükümlüdür. Aksi bir uygulama yasanın açık hükmüne aykırılık oluşturacaktır.
37. Somut olayda, aylığı 2022 Mart ödeme döneminde durdurulan ve ödeme emri tarafına 21.06.2022 tarihinde tebliğ edilen başvuranın anılan tarih itibarıyla kurumdan bir alacağı ya da bağlanmış bir aylığı bulunmamaktadır. Ancak söz konusu ödeme emrinin sebebi olan aylığın iptali işleminin dayanağı, idarece daha sonra iptal edilen statü değişikliğine bağlı olarak başvuranın aylığa hak kazanma şartlarını taşınmadığı tespitidir. Bu tespit üzerine aylığı iptal edilen başvuranın tarafına aylık bağlanması için tamamlaması gereken şartlar 51 yaşın ve 9000 prim ödeme gün sayısını ya da 58 yaşın ve 5400 prim ödeme gün sayısının doldurulmasıdır. Aylığın iptali işleminin tarafına bildirildiği 15.06.2022 tarihi itibarıyla başvuran 56 yaşını doldurmuş ve 5428 prim ödeme gün sayısına sahiptir. Bu şartlarda salt borçlanma işlemi yapmak ve tahsis talebinde bulunmak suretiyle başvurana derhal aylık bağlanması mümkün değildir.
38. Daha sonra, başvuranın aylığının iptal edilme sebebi 18 yaşın altında 1479 sayılı Kanun kapsamında bildirilen sürelerinin iptal edilmesi olarak değiştirilmiştir. Bu durumda, başvuranın tarafına aylık bağlanması için tamamlaması gereken şartlar 51 yaşın ve 5450 prim ödeme gün sayısını tamamlaması ya da 60 yaşın ve 3600 prim ödeme gün sayısının doldurulması halini almıştır. Başvuran bu durumdan ilk olarak 28.12.2022 tarihinde haberdar olmuştur. Buna göre, 22 gün borçlanma yapması ve tahsis talebinde bulunması halinde başvurana derhal aylık bağlanması mümkündür. Nitekim aylık kesme sebebinin değiştiğinin, 26 gün borçlanma yapması ve tahsis talebinde bulunması halinde tarafına aylık bağlanabileceğinin 28.12.2022 tarihinde kendisine bildirilmesi üzerine başvuran 29.12.2022 tarihinde borçlanma talebinde bulunmuş, askerlik borçlanması tutarını ödemesinin ardından 12.01.2023 tarihinde tahsis talebinde bulunmuş ve 01.02.2023 tarihinden geçerli olmak üzere aylığı bağlanmıştır.
39. Ulaşılan noktada, aylığının bağlandığı 01.02.2023 tarihi itibarıyla, yersiz ödeme borcunun başvuranın aylıklarından kesilmek suretiyle mahsuplaşma imkânı doğmuştur. Ancak idarece bu yönde de bir işleme gidilmemiş ve daha önce başlatılmış genel hükümlere göre takip sürecine devam edilmiş, hatta başvuranın gayrimenkulünün haczine gidilmiştir. İdarenin kendi hatasından kaynaklanması nedeniyle
Kanunda 24 ay için faizsiz olarak ve öncelikle aylıklardan %25 oranında kesilmek suretiyle mahsuplaşma yoluyla geri alınması öngörülen alacak için, bu imkân ortaya çıktığı halde idarece başvuranın lehine olan bu durumun tercih edilmediği anlaşılmaktadır.
40. Bu durumda, başvurana yapılan yersiz ödemenin geri alınmasında, 01.02.2013 tarihi itibarıyla başvurana aylık bağlanmasıyla beraber başvuranın aylığından %25 oranında kesinti yapılmak ve bu yolla mahsuplaşmaya gidilmek suretiyle başvuran aleyhine daha az zarara yol açabilecek bir yolun ortaya çıkmasına rağmen genel hükümlere göre geri alınmasına devam edilmesi şeklindeki müdahalenin ölçülülük anlamında gereklilik ölçütünü sağlamadığı anlaşılmaktadır
41. Diğer yandan, hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülük değerlendirmesinde, kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup
bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B. No:
2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur Ziyaretli, § 65).
42. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu, bu bağlamda idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği; idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği belirtilmektedir (Fatma
Ülker Akkaya, §51,52; Tevfik Baltacı, § 48,70,71).
43. Ayrıca sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumda kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durumun sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, § 53; Tevfik
Baltacı, § 74).
44. Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik Baltacı, § 76, Fatma Ülker Akkaya, § 58).
45. Bu çerçevede somut olayda yasal bir dayanağı ve kamu yararına dayanan meşru bir amacı olan sınırlamanın Anayasa’nın 13 üncü maddesinde ifade edildiği şekilde ölçülü olup olmadığının yani diğer bir deyişle mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
46. Somut olayda başvurana yapılan yersiz ödemelerin, başvuranın sigortalılığının başlangıç tarihinin idarece başlangıçta hatalı belirlenmesine ve buna bağlı olarak başvuranın emekli aylığına hak kazanma şartlarının hatalı hesaplanmasına dayandığı görülmektedir. Sigortalılığın hangi tarih itibarıyla başlayıp sona ermiş sayılacağı ve buna ilişkin kaydın işlenmesi tümüyle idarenin yetki ve sorumluluğundaki iş ve işlemler olup sigortalıların bu işlemlerin yapılmasına yönelik herhangi bir yetki ve sorumluluğundan söz edilemez. Aynı şekilde sigortalıların hizmet sürelerinin tespiti ve aylık bağlanmaya hak kazanıp kazanmadıkları ile haklarında hangi mevzuata göre işlem yapılacağı tamamen idarenin yetki ve
sorumluluğu altındaki iş ve işlemlerdir. Nitekim idarece de başvuranın sigortalılığının başlangıç tarihinin belirlenmesinde ve aylığa hak kazanma koşullarının belirlenmesinde hata yapıldığı kabul edilmektedir.
47. Başvuranın sigortalılığının başlangıç tarihinin belirlenmesinde yapılan hata, başvuranın emekliliğe hak kazanma koşullarından yaş şartının 51 yerine 48 yaşın doldurulması, prim ödeme gün sayısı şartının ise 5450 yerine 5225 olarak belirlenmesine yol açmıştır. Hatanın düzeltilmesine kadar geçen sürede başvurana yaklaşık 8 yıl boyunca emekli maaşı ödenmiştir.
48. Bu noktada, başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirebilmek için, idarece söz konusu hata yapılmasaydı başvuranın kanunda aranan aylığa hak kazanma şartlarını ne zaman tamamlayabileceğinin ya da bir diğer deyişle başvurana ne zaman aylık bağlanabileceğinin ayrıca ortaya konulması gerekmektedir.
49. Somut olayda 01.01.1966 doğumlu olan başvurana 48 yaşını doldurması sonrasında ve 5458 prim ödeme gün sayısı üzerinden 01.02.2014 tarihi itibarıyla aylık bağlanmıştır. Aylığının bağlandığı tarih itibarıyla başvuranın aylığa hak kazanma şartları idarece 48 yaşın ve 5225 günün tamamlanması olarak esas alınmıştır. 1479 sayılı Kanun kapsamındaki 18 yaşın altında bildirilen 1 aylık süresinin 2022 yılında iptali sonrasında başvuranın aylığa hak kazanma koşulları bu kez 51 yaşın ve 5450 prim ödeme gün sayısını tamamlaması şeklini almıştır. Başvuran iptal işlemi sonrası tabi olduğu aylığa hak kazanma şartlarından 51 yaşını 01.01.2017 tarihi itibarıyla doldurmuşsa da iptal edilen 1 aylık hizmeti nedeniyle prim ödeme gün sayısı 5428 güne düştüğünden prim ödeme gün sayısı 22 gün eksik kalmıştır. Bu durumda, gerçekte tabi olduğu 51 yaş şartını 01.01.2017 tarihinde doldurmasına rağmen idarenin hatalı işlemi üzerine 01.02.2014 tarihi itibarıyla aylık bağlanan başvuranın, hatalı aylık bağlandığı tarihte sadece 22 gün hizmetinin eksik olduğu, tarafına zamanında bildirim yapılması halinde söz konusu süreyi borçlanmak suretiyle derhal tamamlayabileceği göz önüne alındığında idarece söz konusu hata yapılmasaydı başvurana en erken
01.02.2017 tarihinden itibaren aylık bağlanabileceği anlaşılmaktadır.
50. Diğer yandan, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin geçici 35 inci maddesinde; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep tarihi itibariyle aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların, varsa borçlanılacak sürelerini borçlanmak yoluyla eksik günlerini tamamlayacağı düzenlenmiştir. Başvuranın anılan düzenleme kapsamında kabul edilme talebi, başvuranın tahsis talep tarihi (15.01.2014) itibarıyla hem prim ödeme gün sayısı şartını hem de yaş şartını taşımadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
51. Bunun yanında, aylığa hak kazanmadıklarının sonradan tespit edilmesi nedeniyle aylıkları kesilen sigortalıların sonradan aylığa hak kazanma şartlarını tamamlamaları halinde izlenecek yol idarenin 2018/38 sayılı Genelgesinde iki durumda düzenlemiştir.
52. Bunlardan ilki tespit tarihi itibarıyla aylığa hak kazanma koşullarını tamamlanmış olanların durumudur. Bu kişilere aylığa hak kazanma koşullarını tamamladıkları tarihi takip eden ay başından itibaren yeniden talep şartı aranmaksızın aylık bağlanmaktadır. İkinci durum ise tespit tarihi itibarıyla aylığa hak kazanma koşullarının tamamlamamış olanların durumudur. Bu kişilere ise aylığa hak kazanma koşullarının tamamlanmasından sonra ve yeniden talepte bulunmaları halinde talep tarihini takip eden ay başından itibaren aylık bağlanmaktadır. Bu çerçevede başvuran idarece ikinci durumdakiler arasında kabul edilmiş ve aylığı 29.12.2022 tarihli askerlik borçlanması talebi sonrası ödeme yapıp tahsis talebinde bulunduğu12.01.2023 tarihini takip eden ay başından (01.02.2013 tarihinden) itibaren bağlanmıştır.
/
53. 5510 sayılı Kanunda borçlanma, yalnızca aktif sigortalı olanlara ya da ölen sigortalıların hak sahiplerine tanınmış bir haktır. Aylık almakta olan sigortalıların borçlanma yapmasına ise imkân tanınmamıştır. Buna göre, 01.01.2017 tarihi itibarıyla aylık almaya devam eden başvuranın borçlanma yapmasına yasal olarak imkân bulunmamaktadır. Bu durumda, aylığa hak kazanma şartlarından yaş şartını doldurduğu 01.01.2017 tarihinde aylık ödenmekte olup yalnızca 22 gün hizmeti eksik olan başvuranın, anılan tarihte emekli aylığı alması nedeniyle yasal olarak borçlanmasına imkân bulunmadığı gibi prim ödeme gün sayısının eksik olduğuna dair tarafına idarece yapılmış bir tespit ve bildirim bulunmadan, eksik günlerini tamamlamak maksadıyla yeniden sigortalı olarak çalışmaya başlaması hayatın olağan akışına aykırı olup başvurandan beklenemeyeceği göz önüne alındığında, başvurana en erken 51 yaş şartını doldurduğu tarihi takip eden ay başı olan 01.02.2017 tarihinden itibaren aylık bağlanabileceği anlaşılmıştır.
54. Bunun yanında, başvuran, aylığının durdurulduğu 2022 Mart ödeme dönemi itibarıyla sadece 22 gün askerlik borçlanması yapmak suretiyle aylık bağlanabilecek durumda olmasına rağmen bu durumdan ancak 28.12.2022 tarihi itibarıyla haberdar olmuş ve aylığı 01.02.2023 tarihi itibarıyla bağlanmıştır. Bu çerçevede 2018/38 sayılı Genelgenin ilgili hükmünün de, aylığa hak kazanma koşullarının taşınmadığının tespiti işlemi ile aylığın kesilerek bu durumun sigortalılara bildirilmesi işlemleri arasında geçen sürenin uzaması nedeniyle, daha erken bir tarihte yeniden aylık bağlanma imkânı olmasına rağmen başvuranın bu hakka ulaşmasını geciktirdiği anlaşılmaktadır.
55. Buna göre, somut olayda başvuranın sigortalılığının başlangıç tarihinin, toplam hizmet süresinin, emekliliğe hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi işlemlerinde tüm yetki ve sorumluluğun idarede olduğu, söz konusu iş ve işlemlerde başvuranın herhangi bir yetki, sorumluluk ya da müdahalesi bulunmadığı gibi kasıt, kusur ve ihmalini gösteren herhangi bir bulguya da rastlanmadığı, idarece yapılan bilgilendirmeye kadar başvuranın gün sayısının eksik olduğu bilgisine sahip olduğunun kabul edilemeyeceği, başvuran karşısında idarenin kusurunun ağırlığının fazlalığı, idarece hatalı tespit yapılmaması halinde başvurana 01.02.2017 tarihi itibarıyla aylık bağlanabileceği, hâlihazırda aylık almakta olduğu dönemde sonradan eksik olduğu tespit edilecek prim ödeme gün sayısını borçlanarak tamamlamasına yasal olarak imkân bulunmadığı gibi bunun başvurandan beklenemeyeceği hususları dikkate alındığında, ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin başvuran aleyhine bozduğu, başvurana şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği ve bunun da mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi orantısız kıldığı değerlendirilmiştir.
56. Yukarıda yer verilen açıklamalar bütününde; başvuranın kurum hatası nedeniyle bağlanan emekli aylığının yaklaşık 8 yıl sonra iptal edildiği ve tarafına yersiz yapılan ödemelerin borç çıkarıldığı, aylığın iptali işleminin gerçek sebebinin ve 26 gün borçlanma yapması halinde tarafına aylık bağlanabileceğinin aylığın durdurulması işleminden yaklaşık 10 ay sonra başvurana bildirildiği, başvurana
01.02.2023 itibarıyla aylık bağlanmasına rağmen Kanunda öngörülen mahsuplaşma yoluna gidilmeyerek
başvuranın borcunun genel hükümlere göre geri alınmaya devam edildiği, söz konusu iş ve işlemlerin yürütümünde tüm yetki ve sorumluluğun idarede olduğu, başvuranın herhangi bir yetki, sorumluluk ya da müdahalesi bulunmadığı gibi kasıt, kusur ve ihmalini gösteren herhangi bir bulguya da rastlanmadığı, idarece hatalı tespit yapılmaması halinde başvurana 01.02.2017 tarihi itibarıyla aylık bağlanabileceği, hâlihazırda aylık almakta olduğu dönemde sonradan eksik olduğu tespit edilecek prim ödeme gün sayısını borçlanarak tamamlamasına yasal olarak imkân bulunmadığı gibi bunun başvurandan beklenemeyeceği hususları göz önüne alındığında tarafına yersiz yapılan ödemelerin geri alınması yoluyla başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülük ilkesi bağlamında gereklilik ve orantılılık ölçütlerini
sağlamadığı, dolayısıyla idarenin iş ve işlemlerinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 57. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı
6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde
gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
58. Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Diğer yandan hukuk devleti ilkesi, idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir.
59. Hukukun üstünlüğünü kabul eden idare, tüm faaliyetlerini yargı önünde hesap verebilir doğrulukta ve daha dikkatli icra etmek zorundadır. Nitekim Anayasa’nın 125’inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte idare, kamu hizmeti ödevini üstlenmiş olmanın getirdiği sorumluluk ile hizmeti sürekli ve kesintisiz olarak idare edilenlere sunmakla da mükelleftir. Kamu gücünü elinde bulunduran üstün yetkilerle donatılmış idare karşısında bireylerin koruma altına alınması; idarenin hem hukuki hem de mali sorumluluğunun kabul edilmesiyle mümkün olacaktır. Nitekim idarenin bireylere verdiği zararlardan doğan maddi sorumluluğu anayasal bir kural olarak da karşımıza çıkar.
60. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM Kenan
Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).
61. Sosyal güvenlik uygulamaları, çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatını etkileyen, sosyal devlet olmanın gereği olarak kapsama alınan risklere karşı alınan bir güvence, devlet için ise bir ödev niteliğindedir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
62. 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay
içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda incelemenin altı ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu başvurana 12.06.2024 tarih ve sayılı yazı ile bildirilmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, – Başvurana 01.02.2017 tarihinden geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanması ve
– Yeniden yapılacak hesaba göre yersiz ödendiği tespit edilecek tutarların bağlanan aylığından ve icra yoluyla kendisinden tahsil edilen tutardan mahsubu ile artan tutarın başvurana iadesi hususlarında SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE
BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal
Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi