|
ÖZET: Başvuran, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olduğu yetim aylığının, maluliyet durumu nedeniyle kendisine bağlanmasını talep etmiştir. Babası Emekli Sandığı’ndan emekli olup 2013 yılında vefat etmiş, ardından annesine dul aylığı bağlanmıştır. Annesinin 2023 yılında vefat etmesi üzerine başvuran, %64 oranında engelli olduğunu belirterek, evli olmasına rağmen yetim aylığı almak için Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvuruda bulunmuş, ancak talebi reddedilmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, 5434 sayılı Kanun’un 75. maddesi gereği, evli olan kız çocuklarına yetim aylığı bağlanamayacağını ifade etmiştir. Ancak, 5510 sayılı Kanun kapsamında, malul olan kız çocuklarına evli olsalar bile aylık bağlanabileceği belirtilmiştir. Bu durum, 5434 sayılı Kanun’un uygulandığı kız çocukları için bir ayrım yaratmaktadır. Başvuranın durumu, hem sosyal güvenlik hakkı hem de eşitlik ilkesi açısından değerlendirildiğinde, malul ve evli kız çocuklarının yetim aylığına hak kazanabilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvuranın yetim aylığı talebinin reddedilmesi, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bulunmuş ve SGK’ya, 5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan malul kız çocuklarının evli olsalar bile yetim aylığı alabilmeleri için mevzuat değişikliği önerilmiştir. Bu öneri, sosyal güvenlik hakkının sağlanması ve toplumsal adaletin tesis edilmesi açısından önem taşımaktadır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/11099-S.24.16906
BAŞVURU NO : 2024/7395
KARAR TARİHİ : 11.10.2024
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Kız çocuğu olarak 5434 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği bulunan başvuranın malul olması nedeniyle tarafına yetim aylığı bağlanması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 10.06.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; babasının Emekli Sandığı üzerinden emekli olduğunu ve 2013 yılının Ağustos ayında vefat ettiğini, bunun üzerine annesine dul aylığı bağlandığını, annesinin de 2023 yılında vefat ettiğini, kendisinin bedensel ortopedik %64 oranında engelli olduğunu ve yürüteçle yürümeye çalıştığını, 10 yaşında bir kızının olduğunu ve eşinin de %58 oranında bedensel engeli bulunduğunu, çalışma gücünü en az %60 oranında kaybeden kız ya da erkek çocuklarının evli olsalar bile ölüm aylığı alabileceği hükmünden yararlanmak istediğine dair Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) dilekçe verdiğini, ancak başvurusunun reddedildiğini belirterek babasından kaynaklı hak sahibi olduğu yetim aylığının tarafına bağlanmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 16/07/2024 tarih ve – / -S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünce gönderilen 03/09/2024 tarih ve E- – – sayılı yazıda ilgili mevzuatına da yer
verilmek suretiyle özetle:
2.1. Bilindiği üzere, 2006 yılında gerçekleştirilen sosyal güvenlik reformu kapsamında ilk başta 5502 sayılı
Kanun ile Sosyal Güvenlik Kurumunun oluşturulduğu, daha sonrasında sigortalılar arasında norm ve standart birliği amacıyla 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01/01/2007
/
tarihinde yürürlüğe girmesinin hedeflendiği, ancak Anayasa Mahkemesinin (AYM) 26/12/2006 tarihli
Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla 5510 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin yürürlüklerinin durdurulmasına karar verildiği, 30/12/2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar ile özellikle kamu görevlilerinin 5510 sayılı Kanun kapsamına alınarak emeklilik hükümlerinin düzenlenmesine yönelik bazı maddelerin iptal edilmesi sonucunda anılan Kanun’un yürürlüğünün ertelenmesine neden olunduğu, 2.2. Bunun üzerine ilgili karar esas alınarak hazırlanan ve 5510 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin yürürlüğünü düzenleyen hüküm ile söz konusu Kanun’un yürürlük tarihi konusunda bir geçiş dönemi düzenlenerek bazı maddelerin 01/01/2008, bazı maddelerin 01/09/2008 ve bazı maddelerin ise 2008 yılı
Ekim ayı başından geçerli olmak üzere yürürlüğe girmesinin hükme bağlandığı, 2.3. Diğer taraftan AYM’nin bahsedilen iptal kararı ve gerekçesi esas alınarak hazırlanan 5510 sayılı
Kanun’un geçici 4’üncü maddesi hükmü uyarınca 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’na tabi olanların anılan Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı kabul edildiği ve bu kişiler hakkında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının düzenlendiği, 2.4. Bununla beraber 5510 sayılı Kanun’a göre ilk defa 4/1-(c) kapsamında sigortalı olanlar hakkında ise
5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmaya başladığı,
2.5. Bu kapsamda, kız çocuklarına yetim aylığı bağlanmasıyla ilgili her iki kanunda da yer alan mevzuat incelendiğinde 5434 sayılı Kanun’un mülga 75’inci maddesinin; “Kendisinden aylık bağlanacak olanların ölümü tarihinde evli bulunmayan kız çocuklarına aylık bağlanır. Evlenme dolayısıyla aylığı kesilmiş olanlardan sonradan boşanan veya dul kalanların da eski aylıkları bağlanarak ödenir. Ölüm tarihinde evli olmaları sebebiyle aylık bağlanmamış kız çocuklarından bilahare boşanan veya dul kalanlara da bu tarihleri takip eden ay başından itibaren aylık bağlanır.” hükmünü amir olduğu, 2.6. Söz konusu maddeyle haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edenlerden emekli aylığı almakta veyahut iştirakçi iken vefat edenlerin kız çocuklarının evli bulunmamaları hâlinde aylığa hak kazanacakları, ölüm tarihinde evli bulunmaları nedeniyle tarafına aylık bağlanmamış kız yetimlerin sonradan boşanmaları veya dul kalmaları hâlinde de boşanma veya dul kalma tarihini takip eden ay başından itibaren aylık bağlanacağının belirtildiği, 2.7. Aynı Kanun’un mülga 93’üncü maddesinin; “Bu Kanuna göre bağlanan aylıkları alanlardan: a) 92 nci maddede yazılı durumlara girenlerin; b) Evlenen dul eşlerin, ana ve kız ile erkek çocukların (harp malulleriyle evlenen karılar hariç); c) Muhtaç durumdan çıkan ana ve babanın; ç) 74 üncü madde hükmü uygulanmak suretiyle (18) yaşını, ortaöğrenimde ise (20) yaşını, yükseköğrenim yapmakta ise (25) yaşını geçmemek üzere bu öğrenimlerini bitiren erkek çocukların; Aylıkları, bu durumlarının kati olarak belirtildiği tarihleri takip eden ay başından itibaren kesilir. Bunların, bu Kanun uyarınca yeniden aylığa müstahak olmaları şartıyla tekrar aylıkları bağlanır.” hükmünü, 2.8. Yine 5434 sayılı Kanun’un mülga 99’uncu maddesinin ise; “Emekli, adi mâlüllük, vazife mâlüllügü, dul ve yetim aylığı, alanlardan; hiçbir şarta bağlı olmaksızın emeklilik hakkı tanınan vazifelere tayin edilenlerin, aylıklarının tamamı, bu vazifelere tayinleri tarihini takip eden ay başından itibaren kesilir.
Ancak hayrat hademesinin aylıkları kesilmez ve kendilerine bu hizmetlerinden dolayı son hizmet zammı da yapılmaz.” hükmünü amir olup emekli, dul ve yetim aylığı almaktayken emeklilik hakkı tanınan vazifelere
atananların almakta oldukları emekli, dul ve yetim aylıklarının göreve başlama tarihini takip eden ay başından itibaren kesileceğinin de ayrıca belirtildiği, 2.9. Bu hükümler dikkate alındığında kendisinden aylık bağlanacak olanların ölüm tarihinde; -Evli bulunmayan kız çocuklarına, -Evlenmesi nedeniyle aylığı kesilmiş olanlardan sonradan boşanan veya dul kalanlara, -Evli olmamakla birlikte 5434 sayılı Kanun’a tabi görevlerde bulunmayan kız çocuklarına, aylık bağlandığı, 2.10. Öte yandan ilk defa 2008 yılı Ekim ayı başından sonra 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) maddesi kapsamında sigortalı olanlar hakkında Kanun’un hak sahiplerine aylık bağlamasına ilişkin şartlarının düzenlendiği 34’üncü maddesinde; “Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının; (…) b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan; 1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya, 2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya, 3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine, (…) aylık bağlanır.” hükmünün esas alındığı, 2.11. Bu hüküm kapsamında ölüm aylığı bağlanmasına imkân tanıyan şartlardan birisini çalışma gücünün en az %60 oranında yitirilmiş olmasının oluşturduğu, malul olduğu anlaşılan kız çocuklarına aylık bağlanması sırasında yaş, öğrencilik ve evli olmama şartlarının ise ayrıca aranmadığı, 2.12. Yukarıdaki açıklamalar gereği, haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanan kız çocuklarına yetim aylığı bağlanmasında malul olsa dahi evli olmama ve 4/1-(c) maddesi kapsamında görevde bulunmama şartlarının arandığı, 2.13. Diğer yandan 5510 sayılı Kanun’da ölüm aylığının çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılan kız çocuklarına bağlanacağı ve bu kapsamdaki malul olan çocuklarda evli olmama şartlarının aranmadan aylık bağlanabildiği, 2.14. Bu çerçevede, 5510 sayılı Kanun hükümleri gereği malul ve evli olan kız çocuklarına aylık bağlanabilirken 5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan kız yetimlere evli olması durumunda aylık bağlanamamasına ilişkin farklılığın ilgili düzenlemeler neticesinde oluştuğu, 2.15. Emeklilik sicil dosyasının tetkikinde, başvuranın müteveffa babası . ’nin 01/05/1982 tarihinden geçerli olarak 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı aldığı, 26/12/2013 tarihinde vefat etmesi üzerine 01/01/2014 tarihinden geçerli olarak eşi . ’ye aylık bağlandığı, başvuranın Kurumlarının kayıtlarına 16/03/2024 ve 13/05/2024 tarihlerinde geçen dilekçeleri ile yetim aylığı talebinde bulunduğu, 31/05/2024 ve 27/05/2024 tarihli yazıları ile evli olduğundan dolayı tarafına yetim aylığı bağlanmasına imkân olmadığının bildirildiği, 2.16. Başvuranın annesinin 12/03/2023 tarihinde vefat etmesi üzerine aylıkların kesildiği ve dosya üzerinden aylık ödenen kimsenin bulunmadığı,
2.17. Tüm bu açıklamalar kapsamında haklarında 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmaya devam edilmesinin gerekli olduğu açıkça düzenlenmiş olan kız çocuklarına aylık bağlanabilmesi için evli olmamaları, boşanmaları veya dul kalmaları yönündeki açık hüküm dikkate alındığında bu kapsamda bulunan malul ve evli kız çocuklarına da aylık bağlanmasının yasal düzenleme yapılmasını gerektirdiği, açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 3.1. “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.
Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”, 3.2. “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60’ıncı maddesinde; “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”, 3.3. “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61’inci maddesinde; “Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malül ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.
Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.
Yaşlılar, Devletçe korunur, Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.
Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır.
Bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.”, 3.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Ayrımcılık yasağı” başlıklı 14’üncü maddesinde; “Bu
Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”, /
5. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 13/12/2006 tarih ve A/RES/61/106 sayılı kararıyla kabul edilip 03/05/2008 tarihinde yürürlüğe giren ve Bakanlar Kurulunca 27/05/2009 tarihinde onaylandıktan sonra 14/07/2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Engellilerin Haklarına İlişkin
Sözleşme’nin; 5.1. “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinde; “Bu Sözleşme’nin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onurlarına saygıyı güçlendirmektir.
Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.”, 5.2. “Genel Yükümlülükler” başlıklı 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Taraf Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olarak kaynakları ölçüsünde azami tedbirleri almayı ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde engellilerin bu haklardan tam olarak yararlanmasını aşamalı olarak sağlamak için işbu Sözleşme’de yer alan ve uluslar arası hukuka göre derhal uygulanması gereken yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt eder.”, 5.3. “Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma” başlıklı 19’uncu maddesinde; “İşbu Sözleşmeye
Taraf Devletler tüm engellilerin diğer bireylerle eşit koşullar altında toplum içinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder ve engellilerin bu haktan eksiksiz yararlanabilmeleri ve topluma tam katılımlarını kolaylaştırmak için gerekli tedbirleri etkin bir şekilde alır. Bu çerçevede aşağıdaki noktalara dikkat
edilmelidir:
(a) Engelliler diğer bireylerle eşit koşullar altında ikametgahlarını ve nerede ve kiminle yaşayacaklarını seçme hakkına sahiptirler ve özel bir yaşama düzenine zorlanamazlar; (b) Engellilerin kişisel destek dahil olmak üzere toplum içinde yaşamak ve topluma dahil olmak için ihtiyaç duydukları konut içi, kurum içi ve diğer toplumsal destek hizmetlerine erişimleri sağlanmalı ve engellilerin toplumdan tecridi ve ayrı tutulması önlenmelidir; (c) Kamusal hizmet ve tesisler engellilere diğer bireylerle eşit şekilde açık olmalı ve onların ihtiyaçlarına yanıt verebilmelidir.”, 6. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 7. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 7.1. “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34’üncü maddesinde; “Ölen sigortalının
33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;
(…)
b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;
1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını
doldurmayanların veya,
2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu
anlaşılanların veya,
3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının,
her birine %25’i, (…)
oranında aylık bağlanır. Ancak, hak sahibi çocuklardan 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde
20 yaşını, yükseköğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların, bu Kanunun 4 üncü maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılmaları, bunlara aylık bağlanmasına engel oluşturmaz.
(…)
Hak sahiplerine bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.”, 7.2. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4’üncü maddesinde; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil
5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine
devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.
(…)
Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.(..)
Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.(..)”,
8. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun; 8.1. Mülga 75’inci maddesinde; “Kendisinden aylık bağlanacak olanların ölümü tarihinde evli bulunmıyan kız çocuklarına aylık bağlanır.
Evlenme dolayısiyle aylığı kesilmiş olanlardan sonradan boşanan veya dul kalanların da eski aylıkları bağlanarak ödenir.
Ölüm tarihinde evli olmaları sebebiyle aylık bağlanmamış kız çocuklarından bilahare boşanan veya dul kalanlara da bu tarihleri takibeden ay başından itibaren aylık bağlanır. Bu takdirde evvelce 68 inci madde gereğince ölüm tarihinde müstahak dul ve yetimlere bağlanmış olan aylıklarda; bu kere aylık bağlanan çocuk da nazara alınmak suretiyle gerekirse düzeltme yapılır.”,
8.2. Mülga 93’üncü maddesinde; “Bu Kanuna göre bağlanan aylıkları alanlardan:
a) 92 nci maddede yazılı durumlara girenlerin; b) Evlenen dul eşlerin, ana ve kız ile erkek çocukların (harp malülleriyle evlenen karılar hariç); c) Muhtaç durumdan çıkan ana ve babanın; ç) 74 üncü madde hükmü uygulanmak suretiyle (18) yaşını, ortaöğrenimde ise (20) yaşını, yükseköğrenim yapmakta ise (25) yaşını geçmemek üzere bu öğrenimlerini bitiren erkek çocukların; Aylıkları, bu durumlarının kati olarak belirtildiği tarihleri takip eden aybaşından itibaren kesilir.
Bunların, bu Kanun uyarınca yeniden aylığa müstehak olmaları şartıyla tekrar aylıkları bağlanır.”, 9. 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (BağKur) Kanunu’nun mülga 45’inci maddesinde; “Ölen sigortalının tahsis yapılmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlerde belirtilen oran ve koşullarla aylık bağlanır veya toptan ödeme yapılır.
Ölen sigortalının 42 nci madde gereğince saptanacak aylığının veya 44 üncü madde gereğince saptanacak toptan ödeme tutarının, (…)
c) Onsekiz yaşını, orta öğrenim yapması halinde yirmi yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde yirmibeş yaşını doldurmayan ve (18 yaşını doldurmayanlar hariç) bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine % 25’i, (02/08/2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile düzenlenen son hâlidir.)
(…)
Hak sahibi eş ve çocuklara yapılacak tahsisin toplamı, sigortalıya ait aylık tutarını geçemez. Bu sınırın aşılmaması için, gerekirse, hak sahibi kimselerin tahsis miktarlarından orantılı olarak indirmeler yapılır.”, /
10. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 68’inci maddesinde; “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.
I- Ölen sigortalının 67 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının; (…)
C) Çocuklardan:
a) 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malul bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan (…) çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine %25’i, (06/08/2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanun ile düzenlenen son hâlidir.)
(…)
Oranında aylık bağlanır.
(…)
VI – Sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıklar, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya buralardan gelir veya aylık almaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre başından itibaren kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde I inci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartiyle, bu tarihten başlanarak yeniden aylık bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almağa hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir.”, düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
11. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 12. Başvuran özetle; çalışma gücünü %60 oranının üzerinde yitirip malul durumda bulunduğunu, 2013 yılında vefat eden babasından kaynaklı 5434 sayılı Kanun’a göre dul aylığı alan annesinin 2023 yılında vefat ettiğini, bunun ardından müteveffa babasından dolayı yetim aylığı almak için SGK’ya başvuruda bulunduğunda evli olduğu için tarafına 5434 sayılı Kanun’a göre yetim aylığı ödenmesinin mümkün olmadığının ifade edildiğini, malul olan kız çocuklarına evli olsa bile yetim aylığının bağlanması gerektiğini belirterek müteveffa babasından dolayı tarafına yetim aylığı bağlanmasını talep etmektedir.
13. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; 2008 Ekim ayı itibarıyla 5434 sayılı Kanun’a tabi olanların
5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) maddesi kapsamına alındığı, ancak bu kişiler ile bunların dul ve yetimleri
hakkında mülga olanları da dâhil 5434 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin uygulanmasına devam edildiği, /
5434 sayılı Kanun’daki yetim aylığı düzenlemelerinde bu Kanun’a tabi görevlerde bulunmayan kız
çocukları için sigortalının ölüm tarihinde evli olmama şartının öngörüldüğü, diğer yandan ölüm tarihinde evli olup daha sonrasında boşanan veya dul kalan kız çocuklarının da yetim aylığından yararlanabildiği, bununla birlikte 5510 sayılı Kanun’da hâlihazırda çalışmamak veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir yahut aylık bağlanmamış olmak şartıyla evli olsa bile çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılan kız veya erkek çocuklarına ölüm aylığı bağlanacağının hüküm altına alındığı, somut olayda başvuranın müteveffa babasının 1982 tarihinden geçerli olarak 5434 sayılı Kanun’a tabi emekli aylığı aldığı, babanın 2013 yılında vefat etmesi üzerine 2014’ten itibaren başvuranın annesine dul aylığı bağlandığı, başvuranın annesinin 2023 yılında vefat etmesinden sonra başvuranın yetim aylığı talebinde bulunduğu, ancak evli olduğundan dolayı 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tarafına yetim aylığı bağlanmasına imkân bulunmadığının bildirildiği, sonuç olarak 5510 sayılı Kanun hükümleri uygulanmakta olan malul ve evli kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilirken 5434 sayılı Kanun kapsamındaki malul kız yetimlere evli olması durumunda aylık bağlanamamasına ilişkin farklılığın giderilmesi için yasal düzenleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.
14. Bu çerçevede başvuru konusu somut uyuşmazlığın; malul durumda bulunan ve evli olan kız çocuklarının müteveffa analarından/babalarından dolayı 5434 sayılı Kanun kapsamında yetim aylığı almaya hak kazanıp kazanamayacakları hususunda ortaya çıktığı görülmektedir.
15. Ölüm sigortası, aile yapısını korumayı esas alan toplumsal amacın hukuki bir yansımasıdır. Bu ise ailenin geçimini sağlayacak kişinin ölümünün bir sosyal tehlike olarak görülmesi ve geride kalanların tıpkı çalışma güçleri yokmuş gibi kabul edilerek bu kişilere sürekli bir gelir sağlanmasını gerektirmektedir (Ali
Güzel, Ali Rıza Okur, Nurşen Caniklioğlu, İstanbul: Beta Yayınları, 13. Baskı, 2010, s.557). Bu bağlamda öncelikle sosyal sigorta sisteminde kız çocuklarına bağlanan ölüm/yetim aylığının farklı sosyal sigorta kanunlarındaki niteliğine ve tarihsel seyrine değinmek yerinde olacaktır.
16. 1479 sayılı Kanun’un (Bağ-Kur) mülga 45’inci maddesinde, ölen sigortalının tahsis yapılmasına hak kazanan kimselerine bağlanacak aylığın şartları ve oranı belirtilmiştir. Buna göre, 1479 sayılı Kanun’un ilk hâlinde 45’inci maddenin ikinci fıkrasının (c) bendindeki kural; “18 yaşını (veya ortaöğretim yapması halinde 20 yaşını, yükseköğretim yapması halinde 25 yaşını) doldurmamış veya yaşlar ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul bulunan çocukları ile geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocukların her birine %25’i” şeklinde yer almaktadır.
17. Yani kız çocukları için ölüm aylığı açısından oluşan yaş ve öğrenim, maluliyet ve evlilik durumuna bağlı üç farklı olasılık karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, 18 yaşını doldurmamış olan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması olasılığıdır. Burada koyulan tek şart olarak, belirli bir yaşın doldurulmamış olması karşımıza çıkmaktadır. Ancak yaştan kaynaklı hak sahipliğinin öğrenim durumuna bağlı istisnası olarak ortaöğretim yapanlar için 20 ve yükseköğretim yapanlar için ise 25 yaşını doldurmamış olması hâlinde de ölüm aylığına hak kazanılması mümkündür. İkinci ve üçüncü durumda ise yaş şartına bakılmamaktadır.
İkinci olarak, yaşı ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul bulunan kız çocuklarına (evli olsalar bile) ölüm aylığı bağlanması hâlidir. Ve üçüncü olarak ise, yine yaşına bakılmaksızın ve geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak kaydıyla evli olmayan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmektedir.
18. 04/10/2000 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 619 sayılı KHK’nın 21’inci maddesi ile yapılan değişiklik sonrası söz konusu kural; “18 yaşını, orta öğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek
öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayan ve (18 yaşını doldurmayanlar hariç) bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan erkek çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine %25’i,” şeklinde değiştirilmiştir.
19. Bu noktada, kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması şartlarında farklılıklar oluşmuştur. 04/10/2000 tarihinden itibaren geçerli olan yeni hukuki durumda, kız çocukları için yaşa bağlı ortaya çıkan olasılık kaldırılmış olmakla birlikte bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmamak ve bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almamak şartı öncelik olarak getirilmiştir.
Keza söz konusu şarta ek olarak evli olmamak da ölüm aylığı bağlanmasında kız çocukları için birincil olarak aranan bir şarttır. Dolayısıyla bahse konu değişiklik sonrası maluliyet yalnızca erkek çocukları için ölüm aylığı bağlanmasında hak kazandırıcı bir durum olarak benimsenmiştir.
20. Daha sonrasında, yetki unsurundan kaynaklı olarak 619 sayılı KHK’nın 26/10/2000 tarihli AYM kararıyla iptali gerçekleşmiştir. Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmedilen iptal kararı, 08/11/2000 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış olup 08/08/2001 tarihinde yürürlüğe girerek 619 sayılı KHK ile 1479 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler ise bu tarihte yürürlükten kalkmıştır. Hâliyle 08/08/2001 tarihi itibariyle ölüm aylığı bağlanması koşulları açısından 04/10/2000 tarihi öncesi ilk düzenlemeye dönüş gerçekleşmiştir.
21. Son olarak ise, 02/08/2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4956 sayılı
Kanun ile getirilen yeni düzenlemeye göre 1479 sayılı Kanun’un 45’inci maddesine şu şekilde son hâli verilmiştir; “Onsekiz yaşını, orta öğrenim yapması halinde yirmi yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde yirmibeş yaşını doldurmayan ve (18 yaşını doldurmayanlar hariç) bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine % 25’i,”. Böylece 619 sayılı KHK ile getirilmiş olan “malul olan erkek çocuklarla” ifadesinden “erkek” ibaresi çıkarılarak kız çocukları için malullük durumuna bağlı olarak yaş ve evli olma durumuna bakılmaksızın ölüm aylığından yararlanabilme olanağı yeniden sağlanmıştır.
22. Öte yandan, her ne kadar 02/08/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile 1479 sayılı
Kanun’un ilk hâlindeki malul kız çocuklarının ölüm aylığından hak kazanabilmesi koşullarına geri dönülmüş ise de 4956 sayılı Kanun’un tasarı metninde ve komisyondan geçen hâlinde “malul bulunan erkek çocuklar” ibaresinin yer aldığı görülmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 24/07/2003 tarihli 111. Birleşim tutanağına bakıldığında; İstanbul Milletvekili Lokman Ayva’nın sunmuş olduğu önergenin kabulü ile “erkek” ibaresi çıkarılarak malullük durumundan kaynaklı ölüm aylığına hak kazanma durumunun kız çocuklarına da genişletildiği anlaşılmaktadır (TBMM Tutanak Dergisi, 22. Dönem, 1.
Yasama Yılı, 111. Birleşim, Cilt: 24, 24/07/2003, sf. 76-78).
/
23. İlgili önergenin görüşülmesinde konuşulup tartışılan hususlar ise konunun ele alınmasında ayrıca önem taşımaktadır. Önerge sahibi milletvekili getirilen kanun tasarısıyla; engelli bir kız çocuğunun ana veya babasından ölüm aylığı almakla beraber herhangi bir geliri ve başkaca bir sosyal güvenliği yokken evlendiği durumda ölüm aylığının kesileceğini, ancak aynı durumdaki erkek çocuğun herhangi bir işte çalışmıyor olması ve başkaca bir sosyal güvenlik ödemesi almaması kaydıyla ölüm aylığından yararlanmaya devam edebileceğinden bahsetmektedir. Bu bakış açısının kadınların evlendikten sonra kocasının geçindirme zorunluluğu altında bulunduğu görüşünden kaynaklandığı, fakat Anayasa’nın ve Medeni Kanun’un hiçbir hükmünde böyle bir dayanak olmadığı, ayrıca bütün kadınların evlendikten sonra kurmuş olduğu aile düzeninde kocasından dolayı maddi durumunun iyi olacağı varsayımında bulunulduğu gibi savlar öne sürülerek söz konusu kanun hükmünün mevcut durumunda yalnızca “malul bulunan erkek çocuklar”a ölüm aylığı hakkını kazandırdığından bahisle kadın-erkek ayrımcılığına da yol açıldığı ifade edilmiştir.
24. Sonuç olarak, adı geçen milletvekilinin sunduğu önerge kabul edilerek anılan madde hükmü “yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklar” şeklinde kanunlaşıp evli olsa bile çalışamayacak durumda malul olan kız çocuklarının da ölüm aylığından yararlanabilmesi sağlanmıştır.
25. Buna paralel bir düzenleme ise yine aynı Genel Kurul Birleşimi’nde 506 sayılı Kanun’un (SSK) 68’inci maddesinde gerçekleştirilmiştir. Öncelikle 506 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinin ilk hâline bakıldığında; “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre
aylık bağlanır. I- Ölen sigortalının 67 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının;(…) C) Çocuklardan:
a) 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malul bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan erkek çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine
%25’i,(…) oranında aylık bağlanır.” hükmünün yer aldığı görülmektedir.
26. İlgili kanun hükmünden anlaşıldığı üzere kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması şartları olarak; evli olmamak, evli olsa bile sonradan boşanmış veya dul kalmış olmak ile Sosyal Sigorta veya Emekli Sandığına bağlı bir işte çalışmayıp buralardan gelir yahut aylık almamış olmak öngörülmüştür. Dolayısıyla Sosyal
Sigortaya veya Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir yahut aylık almamak kaydıyla erkek çocukların malul olması durumunda yaş şartına bakılmaksızın ölüm aylığına hak kazanmaları mümkünken kız çocuklarının malul olsalar bile evli olmaları durumunda hiçbir şekilde ölüm aylığına hak kazanması gibi bir olasılık bulunmamaktadır.
27. Bununla birlikte, 1479 sayılı Kanun’un 45’inci maddesinin son hâlindeki “malul olan çocuklar” ifadesine koşut bir şekilde 06/08/2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanun’un 35’inci maddesinin TBMM Genel Kurulundaki görüşmeleri esnasında 506 sayılı
Kanun’un 68’inci maddesinin (I) fıkrasının (C) bendinin (a) alt bendinde yer alan “erkek çocuklar” ifadesindeki “erkek” ibaresinin çıkarılmasına dair önerge yine aynı milletvekili tarafından sunulmuştur.
Bahse konu önergeyi sunan milletvekili, 1479 sayılı Kanun’da yer alan aynı yöndeki hükümden “erkek” kelimesini 4956 sayılı Kanun’la çıkardıklarını, Bağ-Kur ve SSK’da farklı bir uygulama olmasının bir anlamı olmadığını ve aynı gerekçelerin 506 sayılı Kanun bağlamında da geçerli olduğunu ifade etmiştir.
Devamında ise önerge kabul edilerek kanunlaşmıştır. Böylelikle 506 sayılı Kanun kapsamındaki kız
/
çocuklarının çalışamayacak derecede malul olmaları durumunda evli olsalar bile ölüm aylığından yararlanabilmesinin önü açılmıştır (TBMM Tutanak Dergisi, 22. Dönem, 1. Yasama Yılı, 111. Birleşim, Cilt: 24, 24/07/2003, sf. 172-173).
28. Ayrıca, sözü edilen 1479 sayılı Kanun (Bağ-Kur) ile 506 sayılı Kanun’un (SSK) 2008 yılı Ekim ayından itibaren yürürlükten kaldırıldıktan sonra ilgili sigortalıların 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(b) ve 4/1-(a) maddesi kapsamına alındığı ve 2008 yılı Ekim ayı sonrası sigorta girişi olan kamu görevlilerinin de 4/1-(c)
statüsünde bulunduğu göz önüne alındığında 5510 sayılı Kanun’un kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanması koşullarının yine benzer bir kurala bağlı kılındığı görülmektedir. Bakıldığında, 5510 sayılı Kanun’un
“Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34’üncü maddesi; “Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının; (…) b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan; 1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya, 2)
Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya, 3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine %25’i, (…) oranında aylık bağlanır.” hükmünü içermektedir.
29. İlgili kural, kız çocuklarının ölüm aylığından yararlanmasında 1479 sayılı Kanun’un ilk hâlindekine benzerdir. Genel şart olarak hâlihazırda çalışmamak veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olmak denilmekle birlikte SGK Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malul olduğu anlaşılan kız çocuklarının yaş veya evlilik durumu şartlarına bakılmaksızın ölüm aylığından yararlanabilmesi mümkündür. Dolayısıyla 1479 sayılı Kanun ve 506 sayılı Kanun’da 2003 yılında yapılan değişikliğe benzer şekilde 5510 sayılı Kanun’da da malul olan kız çocuklarının evli olsalar bile ölüm aylığından yararlanabilme olanağı bulunmaktadır.
30. Bütün bunların dışında 5434 sayılı Kanun’un mülga 75’inci maddesine bakıldığında ise; “Kendisinden aylık bağlanacak olanların ölümü tarihinde evli bulunmıyan kız çocuklarına aylık bağlanır.
Evlenme dolayısiyle aylığı kesilmiş olanlardan sonradan boşanan veya dul kalanların da eski aylıkları bağlanarak ödenir. Ölüm tarihinde evli olmaları sebebiyle aylık bağlanmamış kız çocuklarından bilahare boşanan veya dul kalanlara da bu tarihleri takibeden ay başından itibaren aylık bağlanır. Bu takdirde evvelce 68 inci madde gereğince ölüm tarihinde müstahak dul ve yetimlere bağlanmış olan aylıklarda; bu kere aylık bağlanan çocuk da nazara alınmak suretiyle gerekirse düzeltme yapılır.” düzenlemesine yer verildiği görülmektedir.
31. Ayrıca aynı Kanun’un mülga 99’uncu maddesinde; “Emekli, adi malüllük, vazife malüllüğü, dul veya yetim aylığı, son hizmet zammı alanlardan; hiçbir şarta bağlı olmaksızın emeklilik hakkı tanınan vazifelere tayin edilenlerin, aylıklarının tamamı, bu vazifelere tayinleri tarihini takibeden ay başından itibaren kesilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenlemelere göre; 5434 sayılı Kanun kapsamında olan yetim kız çocukları, bu Kanun kapsamında bir görev almadıkları ve evli bulunmadıkları sürece yetim aylığına hak kazanabilmektedirler. Bunun dışında evli bulunan kız çocuklarının malul olmaları durumunda 5434 sayılı Kanun’a göre yetim aylığına hak kazanmaları gibi bir olasılık mümkün değildir.
32. Öyle ki 2003 yılında Bağ-Kur ve SSK için getirilen düzenlemenin Emekli Sandığından yetim aylığı alan kız çocukları için getirilmediği ve 5510 sayılı Kanun ile de malul kız çocuklarına evli olsalar dahi
ölüm aylığından yararlanma hakkı verildiği göz önüne alındığında, herhangi bir sosyal güvenlik geliri veya aylığı almayan, evli bulunan ve malul durumda olan kız çocuklarından ölüm/yetim aylığı almaya hak kazanamayan tek grup olarak 5434 sayılı Kanun’a tabi sigortalıların hak sahibi kız çocukları kalmıştır.
33. Yukarıdaki paragraflarda sözel olarak ifade edilen karşılaştırmayı bir tablo üzerinden anlatmak
gerekirse:
34. Bu doğrultuda başvuruya konu somut olaya bakıldığında:
34.1. Başvuranın sigortalı babası . ’nin 01/05/1982 tarihinden geçerli olarak Emekli Sandığından emekli aylığı aldığı, 2008 yılı Ekim ayından itibaren 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesi uyarınca 4/1-(c) kapsamına alındığı, 26/12/2013 tarihinde adı geçen babanın vefatı üzerine eşi . ’ye 01/01/2014 tarihinden geçerli olarak 5434 sayılı Kanun’a tabi dul aylığı bağlandığı, eşin ise 12/03/2023 tarihinde vefat ettiği, başvuranın 16/03/2024 ve 13/05/2024 tarihlerinde SGK’ya yazmış olduğu dilekçelerinde müteveffa babasından kaynaklı tarafına yetim aylığı bağlanması talebinde bulunduğu, SGK’nın ise 5434 sayılı
Kanun’un 75’inci maddesindeki “evli bulunmıyan kız çocukları” ifadesini ileri sürerek evli olması nedeniyle başvuranın talebini reddettiği görülmüştür.
34.2. Başvuranın müteveffa babasının Emekli Sandığı (5434 s.K.) kapsamında sigortalı olduğu ve 2008 yılı
Ekim ayında 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle beraber geçici 4’üncü madde uyarınca 4/1-(c)
kapsamına alındığı, Emekli Sandığına tabi olarak aylık alanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil olmak üzere 5434 sayılı Kanun’un uygulanmaya devam edildiği, dolayısıyla müteveffa babanın 5434 sayılı Kanun’a tabi emekli aylığı aldığı gözetildiğinde haliyle başvuranın Emekli Sandığı kapsamında sigortalı olan müteveffa babasından dolayı tarafına yetim aylığı bağlanması talebinin değerlendirilmesinde 5434 sayılı Kanun’un kız çocuklarına yetim aylığı bağlanmasıyla ilgili hükümlerinin uygulanacağı ortadadır.
34.3. Başvuran ise, Kütahya Devlet Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulunca düzenlenmiş olan %64 oranında engelli olduğunu gösterir rapora istinaden hakkında 5510 sayılı Kanun’un 34’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) no.lu alt bendinde yer alan “2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılan” çocuklara ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin hükmün uygulanması gerektiğini ileri sürmektedir.
34.4. Başvuranın tarafına uygulanmasını istediği kuralın, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanlar ile bu kişilerden dolayı hak sahipliği bulunanları kapsamına aldığı açıktır. O yüzden bahsi geçen normun başvuran bakımından uygulama yeri yoktur.
34.5. Diğer yandan ise başvuranın ağır engellilik durumu göz önüne alındığında somut uyuşmazlığın çözümünde, yalnızca somut olayı kapsamına alan hukuk normunun lafzının yorumlanmasıyla sınırlı kalmayarak bunun da ötesinde insan haklarına dayalı adalet ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde daha geniş bir değerlendirme yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
35. Türkiye Cumhuriyeti’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin
Sözleşme’nin 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Taraf Devletler ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla ilgili olarak kaynakları ölçüsünde azami tedbirleri almayı ve gerektiğinde uluslararası işbirliği çerçevesinde engellilerin bu haklardan tam olarak yararlanmasını aşamalı olarak sağlamak için işbu Sözleşme’de yer alan ve uluslararası hukuka göre derhal uygulanması gereken yükümlülükleri yerine getirmeyi taahhüt eder” hükmü yer almaktadır. Anılan Sözleşme’nin 19’uncu maddesi, engellilerin topluma bağımsız bir şekilde dâhil olmalarını ve tam katılımlarını öngörmektedir.
36. Anayasamızın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61’inci maddesinde, devlete sakatların korunmaları ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almak
/
yönünde bir görev yüklenmiş; “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesinde, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı beyan edilmiş ve
“Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları” başlıklı 65’inci maddesindeyse, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikler gözetilerek malî kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirileceği ifade edilmiştir. Bu çerçevede engellilerin, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler kapsamında olduğu, bunlara yönelik birtakım koruyucu ve destekleyici tedbirleri almanın devletin görevleri arasında yer aldığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Sosyal güvenlik kanunlarının da anılan
hükümler doğrultusunda düzenlemeler içerdiği bilinmektedir (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No:
2017/11786, T: 26/03/2018, Tavsiye Kararı, § 16).
37. Bu açıdan engellilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve hak ve özgürlüklere ulaşmalarının önündeki her türlü engelin ve sınırlılığın kaldırılması açısından devlet anayasal bir sorumluluk altındadır. Devletin bu yükümlülüğü yerine getirirken engellilerin sosyal ve ekonomik haklarının kullanımı yönünden
Anayasa’nın 65’inci maddesi uyarınca mali kaynaklarının yeterliliği ile sınırlanması ekonomik ve sosyal hakların aşamalı olarak yerine getirilmesinin önünde anayasal bir engel olarak görülmemelidir. Aksi halde, Anayasa’nın güvence altına aldığı sosyal haklar, kişilerin sahip oldukları haklar olarak değil de devletin ve toplumun karşılaması gereken ödevler veya yasa koyucuya tavsiye niteliğindeki program haklar olarak genelde içeriği boş, retorik ya da belagat yönü kuvvetli cümlelerden ibaret hak-benzeri düzenlemeler olarak kalacaktır (AYM, E: 2020/13, K: 2020/68, T: 12/11/2020, Karşıoy Gerekçesinde, § 16).
38. İnsan haklarının temelinde insan haysiyetinin korunması yatmaktadır. İnsan haysiyetinin hayati bir boyutunu da insanın özerk bir varlık olması oluşturmaktadır. Özerk bir varlık olabilmek için de temel insan ihtiyaçlarının karşılanması gerekmektedir. Engelli bireylerin insan haysiyetine uygun özerk bir yaşam sürebilmeleri için önlerindeki maddi ve manevi engellerin kaldırılması veya en az düzeye indirilmesinde sosyal devletin önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Onların toplumsal hayatın her aşamasına katılımının sağlanması, sosyal devletin temel amaçlarından biri olarak benimsenmelidir (AYM, § 17).
39. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), engelli kişilerin özel ihtiyaçları nazara alınarak bireysel otonomiyi, ekonomik bağımsızlığı ve sosyal bütünleşmeyi sağlamaya yönelik tedbirlerin
alınmasını devletin pozitif yükümlülüğü olarak değerlendirmektedir (Koua Poirrez/Fransa, B. No:
40892/98, T: 30/09/2003, § 27).
40. Bahsedilenler ışığında başvuru konusu uyuşmazlığın öznesi olan kız çocuklarının ölüm aylığına hak kazanma durumuna bakıldığında, 2003 sonrası dönemde 1479 sayılı Kanun (Bağ-Kur) ve 506 sayılı Kanun (SSK) kapsamında ölüm aylığı hak sahipliği bulunan kız çocukları için öncesi dönemde “evli olmama” şeklinde düzenlenen genel şartın istisnası olarak “çalışamayacak durumda malul olma” hali düzenlenmiştir.
Aynı şekilde 1479 ve 506 sayılı Kanunları yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun sonrası dönemde de
“evli olmama” genel şartının istisnası olarak “Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az %60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılan” kız çocuklarının ölüm aylığına hak kazanmaları mümkün kılınmıştır. Ancak 5434 sayılı Kanun’un uygulanmasına devam edildiği yetim kız çocukları açısından aylığa hak kazanmak için evli olmama şartının bir istisnası bulunmamaktadır. Bu durumda, ekonomik durumuna ya da sosyal güvenlik hakkına ne derece gereksinim duyup duymadığına bakılmaksızın
/
sırf hak sahipliği olduğu anası/babası 5434 sayılı Kanun’a tabi olduğu için kategorik olarak ölüm/yetim aylığından yoksun bırakılan bir topluluk ortaya çıkmış bulunmaktadır.
41. 1479 ve 506 sayılı Kanunlarda 2003 yılında kız çocukları lehine yapılan değişikliklerle ilgili TBMM
Genel Kurulunda gerçekleşen görüşmelerde vurgulandığı üzere, evlenen ve maluliyet durumu nedeniyle çalışamayacak durumda olan kadınların önceki düzenleme yüzünden ölüm aylığına hak kazanamamaları halinde herhangi bir geliri olmadığından eşinin bakma yükümlülüğü altına girmesi ve ekonomik açıdan eşine bağımlı kılınması gibi bir toplumsal olgunun doğması kaçınılmazdır.
42. Hâlbuki anılan dönemde yürürlükte olan 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde yer alan ailenin reisinin koca olduğu hükmüne yer verilmemiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki toplumsal ilerlemenin ve çağdaş yaklaşımın getirdiği yeni düşünceler, aile yapısına dair bakışı değiştirmiş ve kadının aile ve toplumdaki yerini güçlendirme yönünde hukuksal birtakım adımların atılmasını zorunlu kılmıştır.
43. Bununla birlikte, aynı yaklaşım 5510 sayılı Kanun’la getirilen yeni sosyal güvenlik sisteminde de devam ettirilmiş ve evli olsa bile çalışamayacak durumda malul bulunan kız çocuklarının ölüm aylığı hakkına herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Yani, yasa koyucunun iradesinin zamanla ölüm aylığı hak sahipliği bulunan kız çocukları açısından her üç sosyal sigorta statüsünde de genel bir şart olarak öngörülen
“evli olmama” durumuna “çalışamayacak durumda malul bulunma” şeklinde bir istisna getirme yönünde geliştiği söylenebilir. Zaten Bağ-Kur ve SSK Kanunları kapsamında yukarıda bahsedildiği üzere 2003 yılında yasa düzeyinde söz konusu değişiklikler yapılmıştır. Ancak 5434 sayılı Kanun’da bir değişikliğe gidilmemiş olduğundan günümüzde dahi önceki anlayışın çıktısı olan ilgili hükümler uygulanmaya devam edilmektedir.
44. Öte yandan, malul kız çocuklarının eşitlik ilkesi kapsamında ayrıcalıklı bir yerde tutulan kadınlar ile sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması anayasal güvence altına alınan engellilerin (Bu karar içinde bkz. §§ 35-39) ortak bir kümesi olduğu karşımıza çıkmaktadır. O nedenle bu bağlamda bir değerlendirme de yapmak gerekecektir.
45. Şöyle ki Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E: 2009/47,
K: 2011/51, T: 17/03/2011).
46. Buradan hareketle, 2008 öncesi 1479 ve 506 sayılı Kanun’a ve sonrasında 5510 sayılı Kanun’a tabi olarak hak sahibi olan malul ve evli kız çocukları ölüm aylığı alabiliyorken 5434 sayılı Kanun’a tabi olan malul ve evli kız çocuklarının yetim aylığı alamaması hususunda farklı sigortalılık statüleri için öngörülen farklı yasal düzenlemelerin yol açtığı bir sonuçtan bahsedilebilir. Fakat her ne kadar ölüm/yetim aylığı hak sahipliği bulunan kız çocuklarının ayrı sigortalılık statülerinden (Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı) dolayı
/
farklı işlem ve uygulamalara bağlı tutulmaları gerektiği ileri sürülebilecekse de ortaya çıkan ayrımın yalnızca statü farkından kaynaklı eşitlik ilkesini zedelemediğini söylemek yerinde olmayacaktır.
47. Başvuru konusu hukuki uyuşmazlıkta ölüm sigortasından yararlanılması açısından farklılığı doğuran durumun kişilerin kendi niteliklerinden değil hak sahibi olunan müteveffa sigortalılardan kaynaklandığı görülmektedir. Lakin anası/babası vefat eden bir kız çocuğu, müteveffa sigortalı ananın/babanın tabi olduğu statü bir yana çalışamayacak durumda malul bulunup evli olabilir. Bu koşullarda, müteveffa sigortalıdan dolayı ölüm/yetim aylığına hak kazanılacak sigortalılık statüsü ne olursa olsun malul ve evli olan kız çocuklarının aynı veya benzer hukuksal durumda oldukları kabulüne gitmek gerekir.
48. Dolayısıyla farklı sigortalılık statülerine tabi olsa bile aynı veya benzer hukuksal durumda bulunan malul ve evli kız çocuklarının ölüm/yetim aylığına hak kazanma şartlarının belirlenmesinde farklı muameleye neden olan bir uygulamayla karşılaşılmaktadır. Şu halde farklı muameleye dayanak sağlayan makul ve nesnel bir nedenin bulunup bulunmadığına bakmak gerekecektir. Eğer böyle bir neden yoksa eşitlik ilkesine aykırılık ve ayrımcılık yasağının ihlali gündeme gelecektir.
49. AİHM içtihadında ayrımcılık yasağı, nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamelede bulunulması şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 14’üncü maddesinin diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağladığını, ancak her farklı muamelenin bu maddeye aykırı olmayacağını, eş değer ya da benzer bir konumdaki diğer bireylere imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkın ayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanmasının gerekli olduğunu, bu kapsamda farklı bir muamelenin 14’üncü maddeye aykırı olması için nesnel ve makul bir nedeninin olmaması gerektiğini, böyle bir nedenin varlığının demokratik toplumlarda geçerli olan ilkelere göre değerlendirileceğini, bu bağlamda AİHS’in güvenceye aldığı bir hakkın kullanımındaki farklı bir muamelenin meşru bir amacı olmasının da yeterli olmadığını, bunun yanı sıra kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir oransal bağ olmasının da zorunlu olduğunu belirten
Mahkeme; taraf devletlerin, benzer durumlar arasındaki farklılıkların hangi hâllerde farklı bir muameleyi gerekli kıldığını belirlemede bir dereceye kadar takdir hakkına sahip olduğunu söylemektedir (AYM, Gülbu
Özgüler Başvurusu, B. No: 2013/7979, T: 11/11/2015, § 45; AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, B. No:
29865/96, T: 22/02/2009, §§ 49-53).
50. Bu itibarla, mevcut uygulamada her türlü koşul bakımından tamamen aynı durumda olan malul ve evli iki farklı kız çocuğundan birisi ölüm aylığı hakkından yararlanabiliyorken diğerinin salt hak sahibi olduğu müteveffa sigortalının statüsü yüzünden bu haktan yararlanamaması gibi bir sonuçla karşılaşılmaktadır.
Haliyle 2008 öncesi 1479 ve 506 sayılı Kanun’a ve sonrasında 5510 sayılı Kanun’a tabi olarak hak sahibi olan malul ve evli kız çocukları ölüm aylığı alabiliyorken 5434 sayılı Kanun’a tabi malul ve evli kız çocuklarının kategorik olarak yetim aylığından yararlanamıyor olması şeklinde ortaya çıkan farklı muamelenin makul ve nesnel, ciddi, ikna edici nedenlere dayanmadığı, her bir somut olay özelinde yeterince bireyselleştirmeye izin vermediği, yalnızca yasayla düzenlenen ve sosyal sigorta sisteminde yer almanın gereklilikleriyle oluşturulan sigortalılık statüleri üzerinden böyle bir ayrıma gidildiği anlaşılmakta olup söz konusu farklı muamelenin hakkaniyetle bağdaşır bir yanı olduğundan bahsedilemeyeceği düşünülmektedir.
/
51. Sonuç olarak somut uyuşmazlık konusu bakımından:
51.1. 5434 sayılı Kanun’un 75’inci maddesinin “evli bulunmıyan kız çocuklarına aylık bağlanır” şeklindeki lafzından dolayı 5434 sayılı Kanun (Emekli Sandığı) kapsamındaki malul ve evli kız çocuklarına yetim aylığı bağlanmasının kanunen mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
51.2. Bununla beraber, yukarıda ayrıntılı olarak değinildiği kadarıyla; Anayasamızda yer alan eşitlik ilkesinin yaşama geçirilmesi kapsamındaki kadınlar ile sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gereken engellilere yönelik devlete yüklenen pozitif yükümlülükler ve Engellilerin Haklarına İlişkin
Sözleşme’de yer alan genel ilkelerle birlikte sosyal güvenlik kanunlarındaki düzenlemelerin tarihsel değişim süreci ve 5510 sayılı Kanun’daki mevcut düzenlemeler de göz önüne alındığında, 5434 sayılı
Kanun kapsamında kalan ve çalışamayacak durumda malul bulunan kız çocuklarının evli olsalar bile yetim aylığı alabilmesine yönelik gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının önemli bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği ve insan haklarına dayalı adalet ile hakkaniyet ilkelerinin bir gereği olduğu değerlendirilmektedir.
52. Bu kapsamda yukarıda yapılan açıklamalar, başvuranın iddiası ile idarenin beyanları, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile konuya ilişkin yargı kararları çerçevesinde
Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde:
52.1. Başvuranın müteveffa babasından kaynaklı talep ettiği yetim aylığına hak kazanma şartlarının 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesi uyarınca 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle 5434 sayılı Kanun’un 75’inci maddesinde kız çocukları için yer alan evli olmama şartından dolayı başvuranın tarafına yetim aylığı bağlanması talebinin idarece reddedilmesi işleminde herhangi bir mevzuata aykırılık görülemediği, 52.2. Ancak işbu kararın “V. Değerlendirme ve Gerekçe” başlığı altında açıklanan hususlar ışığında diğer sigortalılık statülerinden hak sahipliği bulunan malul ve evli kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabiliyorken
5434 sayılı Kanun’a (Emekli Sandığına) tabi hak sahipliği bulunan malul ve evli kız çocuklarının yetim
aylığına hak kazanamaması durumunun eşitlik ilkesi ile insan haklarına dayalı adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 53. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; idare tarafından başvurana makul sürede cevap verildiği görülmüş olup
“kararların geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun davranıldığı, ancak başvurana verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesi ile idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde göndermediği anlaşıldığından “makul sürede karar verme” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
54. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu
Tavsiye Kararı’nın idareye tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir işlem ya da eylem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara
İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle;
BAŞVURUNUN KABULÜNE,
-Başvuranın tarafına yetim aylığı bağlanması talebinin evli olması gerekçe gösterilerek 5434 sayılı
Kanun’un 75’inci maddesi uyarınca reddedilmesi işlemi nedeniyle Anayasa’nın 60’ıncı maddesinde yer alan sosyal güvenlik hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğinin kabul edilmesi ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi, -5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan ve çalışamayacak durumda malul kız çocuklarının evli olsalar dahi yetim aylığına hak kazanabilmeleri yönünde işbu kararın “V. Değerlendirme ve Gerekçe” başlığında yer verilen ilkeler de gözetilerek gerekli mevzuat çalışmalarının başlatılması hususlarında SOSYAL
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Mevzuat değişikliğine ilişkin taslak yürürlük işlemlerinde değerlendirilmek üzere kararın bir örneğinin
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca SOSYAL
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğunun idareye hatırlatılmasına, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/