|
ÖZET: Başvuran vakfın, bağlı olduğu A.Ş.’nin sermaye artışına katılma talebi, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Vakfın, 1985 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti kazandığı ve bu muafiyetin devamı için yıllık gelirlerinin en az üçte ikisini belirli sosyal hizmetlere harcaması gerektiği belirtilmiştir. Başvuran, mevcut ekonomik koşullar nedeniyle A.Ş.’nin eğitim faaliyetlerini sürdürebilmesi için sermaye artışının zorunlu hale geldiğini savunmuştur. Ancak, Gelir İdaresi Başkanlığı, vakfın sermaye aktarımının kamu hizmeti yükünü azaltıcı nitelikte bir harcama olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi yönünde bir karar vermiştir. Vakfın, A.Ş.’nin sermaye artışına katılabilmesi için brüt gelirlerinin en az üçte ikisi üzerinden belirli şartlar altında sermaye artırımı yapabileceği önerilmiştir. Ancak, bu işlemin, rekabet eşitsizliğine yol açmaması ve vergi muafiyeti şartlarının kaybedilmemesi için dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvuran vakfın talebi kısmen kabul edilerek, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmuştur. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/904-S.24.1506
BAŞVURU NO : 2023/12534
KARAR TARİHİ : 29.01.2024
KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI
Adres: :
,TCKN:
BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :
Adres:
HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Vakfın, ortağı olduğu ticari şirketin sermaye artışına katılma talebi hk.
BAŞVURU TARİHİ : 04.08.2023
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılmış olan başvuruda, başvuran vekili özetle; Vakıflarına, 14 Mart 1985 tarihli ve
18694 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 20/09/1984 tarih ve 84/8537 sayılı Bakanlar
Kurulu kararıyla hayra hadim tüzel kişilik sayılarak, vergiden muaf statüsü verildiğini, bununla birlikte
Türk Medeni Kanununa göre, 1985 yılında kurulmuş ve vergi muafiyeti tanınmış vakıfları tarafından amaçları doğrultusunda yıl içerisinde elde ettiği vergilendirilmiş gelirleri ile %100 hissesine sahip oldukları, Vakıf Senedinin 3. ve 4. maddelerine göre kurulmuş, tek amacı vakıflarının amacı da olan eğitim alanında faaliyette bulunan; anaokul ilkokul ve lise eğitimi veren eğitim kurumlarına, yıllık gelirlerinin 2/3lük amaca yönelik harcamalar kapsamında katkıda bulunması konusunda çalışmak üzere kurulmuş olan
A.Ş.’nin sadece vakıflarının amaçları doğrultusunda eğitim faaliyetleri yürütmekte olduğunu, içinde bulunulan ekonomik koşullar nedeniyle eğitimin kalitesini güçlendirmek, geliştirmek olağan faaliyetlere devam edebilmek amacı mevcut sermaye ile devam ettirilememekte ve ekonomik koşullar nedeniyle ek kaynaklara ihtiyaç duymakta olduğunu, AŞ.’nin amacının vakıf senedi ve hedefleri doğrultusunda çalışmak olduğunu, ekonomik koşulların değişmesi ile birlikte bu hedefini gerçekleştiremez hale geleceğini, bunun önüne geçebilmek adına, %100’ü vakıfa ait olan işbu şirketin sermaye artırımına gidilmesinin gerekmekte olduğunu, döviz kurunun son 4 yıllık süreçte 10 katına çıktığı bir süreçte sermayelerin döviz bazında 10 kat düştüğünü, bu durumda vakıflarının şirketin %100 hisselerine sahip olmasından ötürü ve şirketin gelirlerinin de vakfın amaçları doğrultusunda kullanılmak zorunda olduğundan şirkete sermaye artışı yalnızca vakıf tarafından yapılabileceğini, bu sermaye artışının yapılmadığı takdirde zaman içerisinde şirketin yalnızca enflasyon ve ekonomik koşullar nedeniyle kâr elde edemez hale gelerek vakıfın amacından uzaklaşmasına sebebiyet
vereceğini, Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul Vakıflar II. Bölge Müdürlüğünün sermaye artırımına engel bir unsur bulunmadığı yönünde olumlu görüş bildirdiğini, sorunun önüne geçebilmek amacıyla kanuni hakları olan sermaye artışına gidilmesi hususunda hem 2019 yılında hem 2023 yılında Hazine ve Maliye
Bakanlığına başvuru yapıldığını ve taleplerinin reddedildiğini, mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında sermaye artışının bir ihtiyaçtan çıkıp zorunluluk haline geldiğini belirterek Gelir İdaresi
Başkanlığının 28.02.2019 tarihli ve sayılı yazısındaki kararından dönülerek sermaye artışına izin verilmesi yönünde karar verilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun bilgi-belge talebi yazısına istinaden Gelir İdaresi Başkanlığından alınan 15/11/2023 tarih ve sayılı yazıda özetle;
– Vakfın iştirak ettiği ticari işletmelerin yıllık faaliyetlerini kendi olanaklarıyla sürdürmeleri gerekirken, ticari işletme faaliyetlerinin vakıftan aktarılacak kaynaklarla devam ettirilmesi kamu hizmeti yükünü azaltacak alanlara harcanması gereken kaynakların, ticari alanda faaliyet gösteren işletmelerin, zararlarına ve işletme giderlerine harcanmasına neden olacağı, diğer bir deyişle, vakıf senedinde yer verdiği amacına yönelik harcama yapacağını taahhüt eden ve bu kapsamda da ticari işletmeler kurarak bu işletmelerden elde ettiği gelirleri de amaca yönelik harcamada kullanması gereken bir vakfın, serbest piyasa ekonomisi içerisinde faaliyet gösteren bir şirkete çeşitli nedenlerle koyduğu sermayeye veya bu işletmenin faaliyet zararlarını kapatılmasında kullandığı bedellerinin amaca yönelik harcama kapsamında değerlendirilmesinin gerek 4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesi kapsamında vakıflara muafiyet verilmesindeki amaçla gerekse serbest piyasa ekonomisi içerisinde Kanun önünde eşit olması gereken işletmeler rekabet edilebilirliğine yönelik hukuk kurallarının ruhuyla bağdaşmayacağı,
-Örnek olarak, eğitim alanında faaliyet gösteren anonim şirket statüsündeki bir işletme ticari hayatın olağan akışı içerisinde faaliyet göstermekte, işletme bazı dönemleri kârla bazı dönemleri ise zararla sonuçlandığı, zararla sonuçlanan dönemlere yönelik şirketin geçmiş yıl kârlarından aktarım yapılabileceği gibi şirket ortaklarının kendi cebinden karşılanmak suretiyle de sermaye artırımına gidilebileceği, diğer taraftan, eğitime destek vermek suretiyle Devletin bu alandaki yükünü hafifleteceğini taahhüt eden ve bu nedenle
Cumhurbaşkanınca muafiyet alarak faaliyet gösteren bir vakıfın, amaca yönelik harcamalarını gerçekleştirmek amacıyla anonim şirket statüsünde bir eğitim öğretim şirketi kurduğu, söz konusu şirketin kurulmasındaki amacın esas itibarıyla bu alandan elde edilen gelirlerin vakfa aktarılması suretiyle karşılıksız ve kamu yükünü azaltacak nitelikteki harcamaların daha fazla gerçekleştirilmesi olduğu, ancak, yukarıdaki amacın tam tersine şirketin çeşitli nedenlerle zarar ettiği dönemlerde vakıf kasasından ticaret şirketine aktarım yapılması ve bu harcamaların da amaca yönelik harcamalar kapsamında görülmesi istenildiği,
-Kendisine muafiyet tanınarak Kanun önünde çeşitli ayrıcalıklar tanınan vakıfların kurdukları şirketlere aktardıkları sermayelerin amaca yönelik harcama kapsamında değerlendirilmesi, eşit koşullar altında rekabet etmesi gereken diğer şirketlerle rekabeti tahrip edeceği, serbest piyasa ekonomisinin işleyişini ve dinamizmini bozacacağı, diğer vakıfların da bu suretle işletme kurmalarına ve kamunun hizmetine sunulması gereken bu bedellerin kurulan şirketlere aktarılmasına sebebiyet vereceği,
– Vakfı tarafından Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi ve tüzel kişiliğe haiz bir sermaye şirketi olan A.Ş.’ye vakıf bütçesinden kaynak aktarılması halinde, sermaye olarak aktarılacak tutarların devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı nitelikte
bir harcama olduğundan bahsetmek mümkün olmadığından, bu tutarların amaca yönelik harcama oranının tespitinde amaca yönelik harcama olarak dikkate alınmasının mümkün bulunmadığı,
açıklamalarına yer verilmiştir.
2.1. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yukarıda tarih ve sayısına verilen cevabı yazı ekinde sunulan belgelerden,
– 1 seri no.lu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğin;
– “1.5. Gelirin harcanma şekli” başlıklı bölümünde, vakıf resmi senedinde, 4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesi hükmüne uygun olarak yıl içinde elde edilen brüt gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanacağının yazılı olması ve son bir yılda veya son iki yılın ortalaması bazında bu koşulu fiilen yerine getirmiş olması ve vergi muafiyetinin devamı süresince de bu şarta uyulması gerektiği, vakfın amaçlarına ayrılması ve harcanması gereken miktarlar hiçbir şekilde başka bir amaçla kullanılamayacağının,
“3.3. Fon oluşturulması” başlıklı bölümünde ise vergi muafiyeti tanınan vakıfların, yıllık gelirlerinin en az üçte ikisini elde edildiği yıl içinde amaçlarına harcamaları esas olduğunun
Açıklandığı,
Bu kapsamda, vergi muafiyet statüsü kazanan vakıfların yıl içinde elde etmiş olduğu gelirlerle, ticari faaliyette bulunan iştirakine sermaye artırımı yoluyla kaynak aktarılması halinde, aktarılan bu tutarlar amaca yönelik harcama olarak değerlendirilmeyeceği,
Bu değerlendirmeden, vakfın yıl içinde elde ettiği gelirlerle iştirak ettiği şirketin sermaye artırımına katılamaz anlamı çıkmayacağı, sadece, vakfın, sermaye artırımına katılmış olması durumunda, yapılan bu harcamanın, amaca yönelik harcamalar olarak değerlendirilmeyeceği,
– Vergi muafiyet statüsü kazanan vakıfların yıl içinde elde edilen gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanması gerektiği, bu şartın sağlanması için vakfın amaçlarına ayrılması ve harcanması gereken miktarların hiçbir şekilde başka bir amaçla kullanılmamasının gerektiği,
Ancak, ticari faaliyette bulunan şirketin sermaye artırımına katılması yoluyla vakfın harcamada bulunmuş olması halinde; bu harcamanın, vakfın 1/3’lük harcama kalemleri içerisinde gösterilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı,
– Vergiden muaf olan vakıflara yapılan bağış ve yardımların, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan hüküm uyarınca yıllık beyanname ile bildirilecek gelirden ve kurum kazancından %5’i ile sınırlı olmak üzere indirim konusu yapılması mümkün olduğu,
Bu nedenle, vergi muafiyeti statüsü bulunan vakıflara yapılan bağış ve yardımların, bu statüye sahip olmayan vakıflara yapılan bağış ve yardımdan daha fazla olmasının muhtemel olduğu,
Belge
Devletin kamu hizmet yükünü azaltmak için kendilerine tanımlanan vergi muafiyeti statüsü dolayısıyla vakfa yapılan bağış ve yardımların, Devletin kamu hizmet yükünü azaltacak faaliyetlerde harcanmayarak, ticari alanda faaliyette bulunan iştiraki olan şirkete kaynak aktarılmasının; finans temininin maliyeti açısından şirkete fayda sağlayacağı, bu durumun ise haksız rekabete neden olacağı düşünüldüğü,
-Vakfın iştirakine aktarılan tutarların, doğrudan vakfın amacının gerçekleştirilmesinde (vakfın iştirakinde ücretsiz okuyacak öğrencilerin öğrenim ücretinin karşılanması amacıyla vakfın iştirakine kaynak aktarılması gibi) harcanması ve bu harcamaların Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması halinde, bu tutarların vakfın amacına yönelik bir harcama olarak dikkate alınabilmesi mümkün olduğu,
değerlendirmelerine yer verilmiştir.
3. A.Ş.’nin İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığından talep ettiği ve
Dekanlığın 18.12.2018 tarih ve sayılı yazı ekinde yer alan Hukuki Mütalaada;
-Vakfın kullanacağı müspet oylarla sermaye artışına ihtiyaç duyan
A.Ş.’nin sermayesinin arttırılmasının Vakıf Senedinde belirtilen amaçlarla çelişmediği,
-Bu yöndeki tasarrufun 4962 sayılı Kanunun “Gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibariyle genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabilir.” Hühküme yani Vakıfa tanınmış vergi muafiyetine aykırılık teşkil etmeyeceği,
-İç kaynaklardan sağlanan sermaye artışının kar dağıtımı sayılmaması sebebiyle Vakıf açısından bir vergi yükü doğmayacağı,
Yönünde hukuki görüş ve kanaate varıldığı görülmüştür.
4. Vakfın yüzde 100 hissesine sahip olduğu eğitim kurumlarının işletme hakkında sahip olan
A.Ş.’ye ilişkin sermaye artırımı ve şirketin yaptığı harcamaların vakfın yıllık gelirinin 2/3’lük amaca yönelik harcamalar kapsamında katkıda bulunup bulunamayacağına yönelik İstanbul Vakıflar II. Bölge
Müdürlüğüne yapmış olduğu başvurusuna ilişkin olarak idarece verilen 30.01.2023 tarihli cevabi yazıda,
– Dilekçede sorulan hususların hukuki olarak vakıf senedinin vakfın amaç ve faaliyetlerini düzenleyen maddelerinde yer alan özel öğretim kurum ve tesisleri kurmak ve işletmek faaliyetleri kapsamında değerlendirilebileceği, konuya ilişkin olarak yönetim kurulu tarafından gerekçeleri açıkça belirtilerek alınacak bir yönetim kurulu kararı ile sermaye artırımının yapılabileceği belirilmiştir.
5. Yine Vakfın yukarıdaki paragrafta yer alan benzer talebiyle ilgili olarak İstanbul Vakıflar II. Bölge
Müdürlüğünce verilen 24.04.2023 tarihinde verilen görüş yazısında,
– Vakfı her ne kadar A.Ş.’nin hissesinin %100’üne sahip olsa da vakfın ve şirketin ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu, şirkete ilişkin sermaye artırımının ve şirketin yapacağı harcamalara vakfın katkıda bulunmasının vergi muafiyeti için aranan 2/3’lük harcamalar kapsamında değerlendirilemeyeceği,
-Ancak vakfın, vakıf amaçları doğrultusunda bağlı ortaklığından almış olduğu mal ve hizmet bedellerini fatura karşılığında ödemesi halinde tebliğde anılan 2/3’lük harcama kapsamında olacağı belirtilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
6. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 6.1. “Vergi Ödevi” başlıklı 73 üncü maddesinde, “ Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi
Cumhurbaşkanına verilebilir.”, 6.2. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceleri”, 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 8. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun
8.1. “Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat” başlıklı 2 nci maddesinde, “ … B) İspat:
Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.
Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.
İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.”, 8.2. “Mükellef ve vergi sorumlusu” başlıklı 8 inci maddesinde, “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir…”, 9. 07.08.2003 tarihli ve 25192 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4962 sayılı Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 20 nci maddesinde, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabilir.
Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.
Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri, birinci fıkrada öngörülen yöntemle kaldırılabilir.” 10. 03.04.2007 tarihli ve 26482 sayılıResmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Vakıflara Vergi
Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğde, “Kapsam 7/8/2003 tarih ve 25192 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 30/7/2003 tarihli ve 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun
20 nci maddesinde, “Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin
bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Maliye Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınabilir.
Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.
Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri, birinci fıkrada öngörülen yöntemle kaldırılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesi ile Bakanlığımıza verilen yetki çerçevesinde, vakıflara vergi muafiyeti
tanınmasının şartları, vergi muafiyeti tanınan vakıfların yerine getireceği yükümlülükler ve vergi muafiyetinin kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar aşağıda açıklanmıştır.
1. Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınmasının Şartları
4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesi uyarınca vergi muafiyeti tanınması talebinde bulunacak vakıfların
başvuru tarihi itibarıyla aşağıda belirtilen şartların hepsini bir arada taşıması gerekmektedir.
1.1. Faaliyet konusu
Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınacak vakfın; sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konularında faaliyette bulunmayı amaç edinmiş olması gerekir. Vakfın faaliyet konusu bu sayılanlardan birisi veya birden fazlası ile ilgili olabilir. Ancak, vergi muafiyeti talebinde bulunacak vakfın bu faaliyetlerinin kamuya açık ve Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması gerekir. Belli bir yöre veya belli bir kitleye hizmeti amaçlayan vakıflara vergi muafiyeti tanınması mümkün değildir.
1.2. Faaliyet süresi
Vakıfların, vergi muafiyeti talebinde bulunmadan önce kuruldukları tarihten itibaren en az bir yıl süre ile faaliyette bulunuyor olması ve bu süre içindeki faaliyetleri ile Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki sağlamış olmaları gerekmektedir.
1.3. Defter tutma
Vergi muafiyeti tanınacak vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları gerekir. Bu vakıfların, 213 sayılı
Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre birinci sınıf tüccarlar tarafından tutulması gereken defterleri aynı
Kanunda belirtilen süreler içinde tasdik ettirerek kullanmaları ve muhasebe kayıtlarının Muhasebe Sistemi
Uygulama Genel Tebliğlerine uygun olması, vakfa ait iktisadi işletmeler bulunması halinde bunlar için de
ayrıca defter tasdik ettirmeleri ve vakfın muhasebe kayıtları ile iktisadi işletmesinin muhasebe kayıtlarını birbiriyle karışmasını önleyecek şekilde ayrı ayrı izlemeleri gerekmektedir.
1.4. Mal varlığı ve yıllık gelir
Vergi muafiyeti talebinde bulunan vakıfların vergi muafiyeti talebinde bulundukları tarihte en az 505.000.YTL (beşyüz beşbin Yeni Türk Lirası) gelir getirici mal varlığına ve en az 49.000.- YTL (kırkdokuz bin Yeni
Türk Lirası) yıllık gelire sahip olmaları gerekir. Yıllık gelirin tespitinde; genel ve özel bütçeli idareler bütçelerinden yapılan yardımlar ile bağış niteliğindeki gelirler dikkate alınmaz. Bu tutarlar, her yıl Vergi
Usul Kanunu hükümlerine göre o yıl için belirlenen yeniden değerleme oranında artar ve izleyen yılda bu miktarlar esas alınır. Bu miktarların hesabında, bin YTL’ye kadar olan tutarlar dikkate alınmaz.
1.5. Gelirin harcanma şekli
Vakıf resmi senedinde, 4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesi hükmüne uygun olarak yıl içinde elde edilen brüt gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanacağının yazılı olması ve son bir yılda bu koşulu fiilen yerine getirmiş olması ve vergi muafiyetinin devamı süresince de bu şarta uyulması gerekir. Vakfın amaçlarına ayrılması ve harcanması gereken miktarlar hiçbir şekilde başka bir amaçla kullanılamaz. Ancak, yönetim ve idame giderleri ile ihtiyata ve vakıf malvarlığını artırıcı yatırımlara ayrılan miktarların, tamamının veya bir kısmının vakfın amaçlarına yönelik hizmetlere harcanması mümkündür.
1.6. İlgili kuruluşların görüşünün alınması
Vakıfların vergi muafiyetleri taleplerinin Maliye Bakanlığınca ilk değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, vakfa vergi muafiyeti tanınıp tanınmayacağı konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve vakıf resmi senedinde amaç edinilen konulara göre ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınır. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve ilgili kuruluşların bu konudaki görüşlerini vergi muafiyeti talebinde bulunan vakfın kurulduğu tarihten itibaren vergi muafiyeti talebinde bulunduğu tarihe kadarki faaliyetleri ile Devletin kamu hizmeti yükünü ne ölçüde azalttığını kendi denetim elemanlarına (denetim birimi bulunmayan kuruluşların yetkili organlarınca) yaptıracakları incelemelere dayanarak bildirmeleri ve yazıları ekinde inceleme raporu ve tutanağın bir örneğini de Maliye Bakanlığına göndermeleri gerekmektedir. Herhangi bir incelemeye dayanmayan görüşler, ilgili vakfa vergi muafiyeti tanınmasında gözönünde bulundurulmaz.
1.7. Maliye Bakanlığı merkezi denetim elemanlarınca yapılacak inceleme
Yukarıda sayılan şartların yerine getirilmesi halinde, vergi muafiyeti talebinde bulunan vakfın, kurulduğu tarihten inceleme tarihine kadar olan faaliyet ve çalışmaları, görevlendirilecek Bakanlık merkezi denetim elemanınca incelenir.
Bakanlık merkezi denetim elemanlarınca yapılacak incelemelerde; vakfın son bir yıl içindeki faaliyetleri ile Devletin kamu hizmeti yükünü ne ölçüde azalttığı ve bu Genel Tebliğ ile belirlenen diğer şartları taşıyıp taşımadığı tespit edilir. İnceleme elemanının ilgili vakfa vergi muafiyeti verilip verilmemesi konusundaki görüşü raporda açık olarak belirtilir.
2. Vergi muafiyetinden yararlanmada usul
Bakanlar Kurulunca 4962 sayılı Kanunun 20 nci maddesine göre tanınacak vergi muafiyetinden yararlanmak isteyen vakıflar, taleplerini içeren bir yazı ile Maliye Bakanlığına başvuruda bulunurlar.
Bu vakıflar başvuru yazısının ekinde; 1- Vakıf resmi senedinin 5 örneğini, 2- Gelir getirici malvarlığı ve yıllık gelire ilişkin bilgi ve belgeleri,
3- Kuruldukları tarihten başvuru tarihine kadarki süre içinde resmi senette yazılı olup amaçlar arasında yer alan sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konuları ile ilgili olarak gösterilen faaliyetleri içeren faaliyet raporunu
Bakanlığa gönderirler.
Bakanlıkça, bu Genel Tebliğ ile belirlenen şartların talepte bulunan vakıfça yerine getirilip getirilmediğinin tespiti bakımından ibraz edilen belgeler üzerinde ön inceleme yapıldıktan ve uygunluğu sağlandıktan sonra vakfa vergi muafiyeti tanınıp tanınmayacağı konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğü ve diğer ilgili kuruluşların görüşleri alınır. Kuruluşlar tarafından olumlu görüş verilirse veya vergi muafiyeti verilmesinde sakınca bulunmadığı bildirilirse, vakfın faaliyetleri ve hesapları bir merkezi denetim elemanına incelettirilir. İnceleme sonucu düzenlenen inceleme raporunun da olumlu olması halinde bu rapor, vakıf resmi senedinin ve başvuru dilekçesinin birer örneği, Bakanlığın bu konudaki görüşünü içeren bir yazı ile Bakanlar Kurulundan vergi muafiyeti kararı alınmak üzere Başbakanlığa gönderilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ ARİF DÜLGER’İN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
11. Kamu Denetçisi tarafından dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, başvuru konusuna ilişkin “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden
12. Başvuran vekili, şikayet başvurusunda özetle; vergiden muaf statüsüne haiz olan vakıflarına bağlı bulunan AŞ.’nin sermaye artışına katılabilmeleri için yaptıkları başvurunun ilgili idarece reddedilmesi yönündeki kararından geri dönülerek sermaye artışına katılmalarına izin verilmesini talep etmektedir.
13. Şikayet başvuruyla ilgili olarak gerek başvuran tarafından gerekse Gelir İdaresi Başkanlığından alınan bilgi ve belgeler incelendiğinde, Vakfı tarafından Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi ve tüzel kişiliğe haiz bir sermaye şirketi olan A.Ş.’ye vakıf bütçesinden kaynak aktarılması halinde, sermaye olarak aktarılacak tutarların devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı nitelikte bir harcama olduğundan bahsetmek mümkün olmadığından, bu tutarların amaca yönelik harcama oranının tespitinde amaca yönelik harcama olarak dikkate alınmasının mümkün bulunmadığı yönünde değerlendirmede bulunularak başvuran vakfın talebinin reddedildiği görülmüştür.
14. Somut olay kapsamında uyuşmazlık; vakfın vergi muafiyeti için aranan ve vakfın amaçlarına yönelik harcanması gereken 2/3’lük tutarın, başvuran Vakfın %100 hissesine sahip olduğu
A.Ş.’nin sermaye artırımına kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümlenmektedir.
15. Öncelikle konuya ilişkin olarak vakıf senedi incelendiğinde, vakfın temel amaçlarının, yurtiçinde yabancı dil ağırlıklı okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim ve yüksek öğretim kurumları açmak, her türlü özel öğretim kurumu ve tesisi açmak ve bunların işletilmesi için gerekli çalışmaları yapmak ve böylelikle daha çok öğrencinin eğitim görmesine hizmet etmek olduğu anlaşılmaktadır. Bunların yanında, çeşitli eğitim kurumları açıp işletmek, maddi imkandan yoksun yetenekli öğrencilere kapasitesinin en az
%10’unu ayırmak, kültür mirasının korunması, kültür hayatının geliştirilmesi için çeşitli organizasyonlar düzenlemek, bu amaçla çalışan gerçek ve tüzel kişilere destek sağlamak nihayet insan bedeni ve fikri gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan gerçek ve tüzel kişilere ayni ve nakdi yardımda bulunmak Vakfın amaçları arasında yer almaktadır.
16. Vakfın yukarıdaki paragrafta belirtilen amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla yürüteceği faaliyetlerin sayıldığı Vakıf Senedinin 4. Maddesinin (f) bendinde, “Yurt içinde ve dışında benzer amaçla kurulmuş ve kurulacak Vakıflara ve Uluslararası Kurum ve Kuruluşlarla işbirliğinde bulunmak, Vakıf amacına uygun şirketler kurmak, kurulmuş olanlara iştirak etmek”, (v) bendinde ise, “amaçlarını gerçekleştirmek için şirketler kurmak ve kurulmuş olanlara iştirak etmek suretiyle maddi yönden güçlenmeyi sağlamak ve bu şirketlere faaliyet alanı ile olarak taşınır ve taşınmazları tahsis etmek veya gerekirse kiraya vermek” hükümlerine yer verildiği görülmüştür.
17. Bu çerçevede vakfın amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla, şirketler kurması ve/veya kurulmuş olan şirketlere iştirak etmesi faaliyetinde bulunabileceği açıktır.
18. Öte yandan, 07.08.2003 tarihli ve 25192 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun
20 nci maddesinde, gelirlerinin en az üçte ikisini nev’i itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin
bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınabileceği, bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esasların Maliye Bakanlığınca belirleneceği hükümlerine yer verilmiştir.
19. Yukarıdaki yer verilen 10. madde çerçevesinde, vakıflara vergi muafiyeti tanınmasının şartları, vergi muafiyeti tanınan vakıfların yerine getireceği yükümlülükler ve vergi muafiyetinin kaldırılmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen 03.04.2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 seri no.lu
Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ ile belirlenmiştir.
20. 1 seri no.lu Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ ile vergi muafiyeti tanınması talebinde bulunacak vakıfların başvuru tarihi itibariyle 10 nolu paragrafta yer verilen şartların hepsini bir arada taşıması gerektiği kararına varılmıştır.
21. Bilindiği üzere, vakıflar gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal toplulukları olup, söz konusu vakıflara Devletin kamu hizmeti yükünü azaltacak şekilde sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma alanlarında hizmet vermek üzere Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınmaktadır.
22. Vakıflara vergi muafiyeti tanınmasındaki amaç, devletin asli görevleri dolayısıyla yerine getirdiği hizmetlerin bir kısmının vergiden muaf vakıflar vasıtasıyla da yerine getirilmesinin teşvik edilmesidir. Bu nedenle, vakıfların yıl içinde elde ettiği brüt gelirlerin en az üçte ikisinin, vakfın resmi senedinde yazılı olan sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlarına harcanması ve bu harcamaların Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması gerekmektedir.
23.Somut olayın değerlendirilmesine gelindiğinde ise, daha önceki paragraflarda değinildiği üzere vakfın, vakıf senedinde yer alan amaçlarını gerçekleştirmek üzere şirketler kurması ve/veya kurulmuş olan şirketlere iştirak etmesinin mümkün olduğu, bu çerçevede vergi muafiyeti tanınan vakfın ortağı olduğu şirketin sermaye artışına evleviyetle katılabileceği, ancak sermaye artışında kullanılacak tutarın vergi muafiyeti şartlarından brüt gelirlerin en az üçte ikisi olan tutar dışında kalan meblağ üzerinden yapılmasının daha doğru olacağı, bu mümkün olmuyor ise brüt gelirlerin en az üçte ikilik kısmı üzerinden de sermaye artırımına katılınabileceği, ancak bu üçte ikilik kısımdan sermaye artışına eklenecek tutarın sermaye artışı işlemleri sırasında muhasebesel olarak farklı bir kalemde izlenmesi, vergi muafiyeti şartlarının kaybedilmemesi adına da bu kalemde izlenen tutarların Devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak faaliyetlere özgülenmesi ve bu durumun da inceleme raporlarıyla tasdik edilmesi gerektiği kanaatine varılmış olup, aksi halde brüt gelirlerin en az üçte ikisi olan tutardan sermaye artışı için kullanılan ve vakfa bağlı işletmenin diğer gider, harcama ve ihtiyaçları için harcanacak tutarların, piyasa ekonomisi açısından vergi muafiyeti tanınan vakıflara ait işletmeler ile diğer işletmeler arasında rekabet eşitsizliğine yol açacağı, vakıflara sağlanan vergi muafiyetiyle amaçlanan kamu hizmeti yükünü azaltma hedefinin gerçekleşmesine engel olacağı değerlendirilmiştir.
24. Yukarıdan bu yana tüm açıklananlar, başvuran kurumun temsilcisinin iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuran vakfın talebinin idarece reddedilmesi işleminde hukuka uyarlık bulunamamıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
25. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmeler neticesinde; ilgili idareden istenilen bilgi ve belgelerin makul sürede karar verme ve kararların gerekçeli olması ilkelerine uygun şekilde Kurumumuza gönderildiği tespit edilmiştir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
26. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden (varsa) kalan sürede görevli yetkili mahkemelerde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE,
Başvuran vakfın, A.Ş.’nin sermaye artışına herhangi bir kayıt ve şart olmaksızın katılmak istemesi yönündeki talebinin REDDİNE,
Diğer taraftan, başvuran vakfın; A.Ş.’nin sermaye artışında, vakfın brüt gelirlerinin en az üçte ikilik kısmı üzerinden 23 nolu paragrafta belirtilen şartlarda sermaye artırımına katılabileceği yönünde, HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, HAZİNE
VE MALİYE BAKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Kararın BAŞVURANA ve HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi