ÖZET: Başvuran, emekli ikramiyesinin 28 yıl üzerinden hesaplanmasını talep etmiş, ancak Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından ikramiyesinin yalnızca 27 yıl üzerinden ödendiğini belirtmiştir. Başvurusu üzerine yapılan incelemede, başvuranın toplam hizmet süresinin 28 yıl 5 ay 2 gün olduğu, ancak SGK’nın yalnızca 27 yıl 11 ay 15 gün üzerinden ikramiye tahakkuk ettirdiği tespit edilmiştir. İlgili mevzuat gereği, emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için ödenmesi gerektiği, ancak tam yıla tamamlanmayan sürelerin dikkate alınmadığı ifade edilmiştir.

SGK’nın verdiği yanıtlar doğrultusunda, başvuranın 4/1-c statüsünde 25 yıl 4 ay hizmeti ve 2 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı ile toplamda 27 yıl 11 ay 15 gün hizmetinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu durum, başvuranın talebinin reddedilmesine neden olmuştur. Ancak, başvuranın tam yıla tamamlanmayan sürelerine ikramiye ödenmemesi, hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmuş, bu nedenle SGK’ya, mevcut düzenlemenin adalet ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi önerilmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi yönünde karar verilmiş, başvuranın emekli ikramiyesinin 28 yıl üzerinden ödenmesi talebi reddedilmiş, ancak tam yıla tamamlanmayan süreler için yapılan işlemlerin gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. SGK’nın bu karar doğrultusunda işlem yapması için 30 gün içinde bildirimde bulunması zorunlu kılınmıştır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/825-S.24.1381

BAŞVURU NO : 2023/11375

KARAR TARİHİ : 25.01.2024

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın emekli ikramiyesine ilişkin talepleri hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 01.08.2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; 28 yıl üzerinden emekli aylığının hesaplandığını ancak ikramiyesinin 27 yıl üzerinden ödendiğini, ikramiyesinin 28 yıl üzerinden ödenmesi talebiyle yaptığı başvurusuna Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından dönüş yapılmadığını ifade ederek 28 yıl 5 ay 2 gün hizmetine karşılık eksik ödenen ikramiyesinin tarafına ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 15.12.2023 tarih ve S. sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen 29.12.2023 tarih ve E. sayılı yazıda; 2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi (4/1-(c) bendi) kapsamındaki sigortalılardan 2008 yılı Ekim ayı başından önce sosyal güvenlik bakımından 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar hakkında, yürürlükten kaldırılmış olsa dahi 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi ile belirlenmiş esaslar dahilinde 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaya devam edildiği, 2.2. Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanunun “Emekli Aylığı” başlıklı mülga 41 inci maddesi; “a) Emekli, adi malullük ve vazife malullüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 43 üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel kanunlarındaki ek göstergeler esas alınır.

/

b) Emekli, adi malullük ve vazife malullüğü aylıkları, (a) fıkrasına göre tespit edilen rakamların her yıl

Bütçe Kanununda tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak tutarın fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara % 75’i, 25 yıldan az olanlara her tam yıl için % 1 eksiği, fazla olanlara da her tam yıl için % 1 fazlası üzerinden bağlanır.

Fiili ve itibari hizmet toplamındaki ay kesirleri tam ay sayılır. Yıl kesirlerinin her ayı için emekli aylığı bağlanmasına esas aylık tutarının % 1’inin 12’de biri emekli aylığına ayrıca eklenir. …” hükmünü amir olup söz konusu hüküm gereği ilgililere bağlanacak aylığın hesabında kullanılan “Aylık Bağlama

Oranı”nın tespit edilmesinde ay kesirlerinin tam aya iblağ edileceğinin hükme bağlandığı, 2.3. Öte yandan, emekli ikramiyesi ödenmesine ilişkin hükümleri düzenleyen yine 5434 sayılı Kanunun

“İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinin; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.” hükmünü amir olduğu, 2.4. Söz konusu hüküm gereği 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre emekli, malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlananların emekli ikramiyesi ödenmesine müstahak toplam hizmet sürelerinden sadece

“her tam fiili hizmet yılı”na ikramiye ödeneceği düzenlenmiş olup toplam hizmet sürelerinin tam yılı aşan ay ve gün kesirlerine emekli ikramiyesi ödenmediği gibi, gün veya ay kesirlerinin de tama iblağ edileceğine dair herhangi bir hükmün de bulunmadığını, 2.5. Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanunun mülga 12 nci maddesinin (j) bendi Harp okulları, fakülte ve yüksek okullarda Türk Silâhlı Kuvvetleri hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken askerî öğrenci olanlar ile astsubay meslek yüksek okulları ve astsubay nasbedilmek üzere temel askerlik eğitimine tâbi tutulan adaylar ile fakülte veya yüksek okullar ile meslek yüksek okullarında kendi hesabına okuduktan sonra muvazzaf subay veya astsubay nasbedilen veya askerlik hizmetini müteakip muvazzaf subay veya astsubaylığa geçirilenlerin 5434 sayılı Kanunla ilgilendirildiği, 2.6. Benzer şekilde, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun ‘Sigortalı sayılanlar’ başlıklı 4 üncü maddesi, “…

Birinci fıkranın (c) bendi gereği sigortalı sayılanlara ilişkin hükümler; d) Harp okulları ile fakülte ve yüksek okullarda, Milli Savunma Bakanlığı hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken askerî öğrenci olanlar ile astsubay meslek yüksek okulları ve astsubay naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tâbi tutulan adaylar, e) Polis Akademisi ile fakülte ve yüksek okullarda, Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya devam eden öğrenciler ile polis nasbedilmek üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde polislik eğitimine tabi tutulan adaylar, f) Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile fakülte ve yüksekokullarda Jandarma Genel Komutanlığı ve

Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okumaya devam edenler ile subay ve astsubay

naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulan adaylar, hakkında da uygulanır…” hükmünü amir bulunduğu, 2.7. Bu hükümler ile Milli Savunma Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel

Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinden 2008 yılı Ekim ayı başından sonra yukarıda sayılan okul ve fakültelerde öğrenci olanlar (gerek sayılan kurumlar adına gerekse kendi nam ve hesaplarına okuyan öğrenciler) ile subay ve astsubay naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tabi tutulan adayların 4/1-c bendi kapsamında sigortalı sayılacağının belirtildiği, 2.8. Ayrıca, ‘Sigortalıların borçlanabileceği süreler’ başlıklı 41 inci maddesi, “Bu Kanuna göre sigortalı sayılanların; b) Er veya erbaş olarak silâh altında veya yedek subay, yedek astsubay okulunda geçen süreleri…” hükmünü, 2.9. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesi ise, “… Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Polis Akademisi ile fakülte ve yüksek okullarda Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya devam eden öğrenciler ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmakta olanların, bahse konu okullarda geçen başarılı eğitim süreleri, istekleri halinde; borçlanma talep tarihinde ilgisine göre en az aylık alan polis veya komiser yardımcısının emekli keseneğine esas unsurları üzerinden, bu sürelere ait sigortalı ve işveren hissesi priminin tamamı borçlandırılmak suretiyle hizmetten sayılır. Bundan doğacak borç tutarının tamamı borcun tebliğ edildiği tarihten itibaren iki yıl içinde kendileri tarafından ödenir.

Ayrıca, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce üniversitelerin çeşitli fakülte, yüksek okul veya meslek yüksek okullarında kendi hesabına öğrenim yaptıktan sonra muvazzaf astsubay nasbedilenlerin sözü edilen okullarda geçen başarılı öğrenim süreleri de istekleri halinde; borçlanma talep tarihinde en az aylık alan astsubay çavuşun emekli keseneğine ait unsurlar üzerinden, bu fıkradaki esaslar dâhilinde borçlandırılarak tahsil edilmek suretiyle hizmetten sayılır. …” hükmünü amir olduğu, 2.10. Bu hükümler ile de gerek 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra sayılan okul ve fakültelerde öğrenime başlayanların gerekse bu tarihten önce öğrenim görenlerin borçlanma kapsamına girecek sürelerinin tek tek belirtildiği, 2.11. Görüleceği üzere, sigortalıların hangi okul ve fakültelerde geçirdikleri sürelerin hizmetten sayılabileceği veya hangi okul ve fakültelerdeki süreleri borçlanabilecekleri sayılmış olup 5510 sayılı

Kanunun yürürlük tarihinden önce Uzman Jandarma okulunda öğrenci olarak geçirilen sürelerle ilgili hizmet sayılması (söz konusu öğrencilik süresi nedeniyle sigortalı /iştirakçi sayılmaları) veya bu sürenin borçlanma suretiyle hizmet olarak değerlendirilmesi yönünde herhangi bir düzenleme yer almadığından

Uzman Jandarma Okulu öğrencilik sürelerinin hizmetten sayılmasına imkan bulunmadığı, 2.12. Yukarıda anılan hüküm ve açıklamalar kapsamında emeklilik sicil dosyasının tetkikinde; adı geçenin ilk defa 21.08.1995 tarihinde Uzman Jandarma okulunda öğrencisi olduğu (İlgilinin kurumu tarafından HİTAP kayıtlarında sehven Harp Okulu Öğrencisi yazılmıştır), anılan okuldan mezuniyeti sonrası 01.08.1996 tarihinde Uzman Jandarma olarak nasbedildiği, bu görevinden 28.01.2007 tarihinde istifa ederek ayrıldığı, 10.07.2008 tarihinde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne memur olarak atandığı ve 16.04.2023 tarihinde Kütüphane Müdürü olarak görev yapmakta iken isteğiyle emekliye ayrıldığı,

2.13. Esasen, ilgilinin kurumu tarafından HİTAP sistemine girilen verilerde Uzman Jandarma Okulunda geçen sürelerin Harp okulunda geçmiş gibi gösterilmesinin ve Jandarma okulunda geçen sürelerin hizmetten sayılmaması gerekirken, bu sürelerin toplam hizmet gününe ilave edilmesinin ilgili kurum personelinin okul sürelerine ilişkin olarak yukarıda özetle yapılan açıklamalar hakkındaki bilgi eksikliğinden kaynaklandığının değerlendirildiği, 2.14. Bu kapsamda, 16.04.2023 tarihinde Kütüphane Müdürü olarak görev yapmakta iken emekliye sevk edilen adı geçene 1 inci derece 4 üncü kademe +3600 ek gösterge ve 4/1-c bendi kapsamında geçen 25 yıl

4 ay hizmet, bu hizmetler dikkate alınarak hesaplanan 2 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı ve 4/1-a

bendi kapsamında geçen 5 ay 17 gün hizmet olmak üzere toplamda 28 yıl 5 ay 2 gün üzerinden tarafına emekli aylığı bağlandığı, özel sektörde geçen 4/1-a hizmetleri dikkate alınmaksızın 27 yıl 11 ay 15 gün hizmetinin (27) tam yılına ikramiye tahakkuk ettirildiği, 2.15. Bu itibarla, 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi hükmü gereği ikramiyeye esas toplam hizmet süresinden (27) tam hizmet yılına karşılık emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilen ilgili hakkında yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 Sayılı Kanuna İlişkin

Geçiş Hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesinin 4 üncü ve 5 inci fıkrası; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu

Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” 6. 08.06.1949 tarih ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun;

6.1. “Sandığın Geliri ve Tahsil Şekilleri” başlıklı 14 üncü maddesi; “Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.” 6.2. “Bu Kanunla Tanınan Hakların Başlangıcı” başlıklı mülga 30 uncu maddesi; “İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.3. “Fiili Hizmet Müddeti” başlıklı mülga 31 inci maddesi; “Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.”

İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.4. “İkramiye” başlıklı mülga 89 uncu maddesinde; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir. …” düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin Ret Kararı Önerisi Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuranın toplam hizmet süresinin 28 yıl 5 ay 2 gün olduğundan bahisle tarafına 27 yıl üzerinden ödenen ikramiyesine itiraz ederek eksik kalan kısmının tarafına ödenmesini talep ettiği; buna karşın SGK tarafından başvuranın 4/1-c kapsamında geçen 25 yıl 4 ay hizmeti, 2 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı olmak üzere, 4/1-c statüsünde toplam 27 yıl 11 ay 15 gün hizmetine, 4/1-a statüsünde geçen 5 ay 17 gün hizmeti eklendiğinde toplam hizmet süresinin 28 yıl 5 ay 2 gün olduğu, özel sektörde geçen 5 ay 17 gün hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, kalan 27 tam yıl üzerinden başvurana ikramiye ödenmesine yönelik işlemlerde hata olmadığı gerekçesiyle talebinin reddedildiği görülmektedir.

9. Başvuruya konu uyuşmazlığın; başvuranın hizmet süresinin 28 yıla tekabül edip etmediği ve tam yıla tamamlanmayan hizmet sürelerine ikramiye ödenip ödenmeyeceği noktasında toplandığı görülmektedir.

10. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanunun 4 üncü maddesinin

birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı

Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.” hükmünü, 10.1. Aynı maddenin beşinci fıkrası, “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.” hükmünü amirdir.

10.2. Bu hükümler uyarınca, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi çalışanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümler de dahil

5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının düzenlendiği, dolayısıyla somut olaya ilişkin

uyuşmazlıkta 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı açıktır.

11. Başvuruya konu uyuşmazlıkta öncelikle başvuranın hizmet sürelerine ilişkin tespit ve değerlendirme yapılacaktır. Bu kapsamda, işe giriş ve işten çıkış tarihlerinin esas alınması gerektiği ve özellikle başvuranın işe girdiği ve işten çıktığı aylardaki prim ödeme gün sayılarına ilişkin tespitin önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

11.1. 5434 sayılı Kanunun mülga 31 inci maddesinin ilk fıkrasında fiili hizmet müddetinin; “…iştirakçilerin, 30 uncu madde gereğince bu Kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.” şeklinde tanımlanmıştır.

11.2. Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde ise; “İştirakçilere bu Kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu aybaşından başlar.” hükmünü, 11.3. Bu maddede sözü edilen mülga 14 üncü maddenin (a) fıkrası ise, “İştirakçilerin emeklilik keseneğine esas aylık tutarları üzerinden her ay kesilecek % 16 emeklilik kesenekleri; Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Aybaşlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.” hükmünü amirdir.

11.4. Bu hükümler uyarınca, ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait kıst aylık veya ücretlerinden kesenek alınmamakta, aybaşlarından sonra vazifeden ayrılanların kıst aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınarak, bu süreleri fiili hizmet sürelerine eklenmektedir.

12. Diğer taraftan, 10.09.1987 tarihli ve 19570 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, aynı tarihten itibaren yürürlüğe giren; Devlet Memurları ile Diğer Kamu Görevlilerinin Aylıklarının Ödeme Zamanının

Değiştirilmesine Dair 09.09.1987 tarih ve 289 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1 inci maddesinin son fıkrası ile; “Devlet Memurları ile diğer kamu görevlilerine ilişkin Kanunlarda yer alan “aybaşı” ibareleri “ayın 15’i” olarak uygulanır.” 12.1. Bu hüküm gereğince, 5434 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki ve 31 inci maddesindeki ifadelerin ayın 15’i olarak düzeltildiği ve bu maddelere göre, 15.10.1987 tarihinden geçerli olmak üzere her ayın 15’inden sonra göreve girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmadığından bu

/

süreleri hizmetten sayılmadığı, ayın 15’inden sonra görevden ayrılanlar için ise tam kesenek gönderildiğinden takip eden ayın 14 üne kadar geçen sürelerin hizmetten sayıldığı düzenlenmiştir.

13. Somut olayda başvuranın 01.08.1996 tarihinde 5434 sayılı Kanuna tabi memur olarak göreve başladığı, 28.01.2007 tarihinde ise görevinden istifa ederek ayrıldığı, buna göre, o tarihte aybaşı ayın 15’i olduğundan söz konusu tarih aralığında toplam 6 ay 10 yıl hizmeti olduğu, bununla birlikte 10.07.2008 tarihinde tekrar göreve başladığı tarih ile emekliye ayrıldığı 16.04.2023 tarihleri arasında toplamda 10 ay

14 yıl hizmeti olduğu tespit edilmiştir. Bu bilgiler ışığında söz konusu sürelere 2 yıl 7 ay 15 gün fiili hizmet

süresi eklendiğinde 4/1-c kapsamında toplamda 27 yıl 11 ay 15 gün hizmeti olduğu hususunda yapılan işlemlerde hata olmadığı değerlendirilmektedir.

14. Diğer yandan başvuranın 4/1-a statüsünde geçen 5 ay 17 gün hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmemesine yönelik yapılan değerlendirmede ise, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu’nun; “İkramiye” başlıklı mülga 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.”. hükmünün düzenlendiği görülmektedir.

14.1. Bu kapsamda anılan düzenleme ile, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu çerçevesinde tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla ikramiyeye ilişkin ödemelerin iştirakçilik süresince hesap edileceği açıkça düzenlenmiş, 4/1-a kapsamında geçen sürelere ikramiye ödeneceği hususunda ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

15. Başvuranın emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmeyen 11 ay 15 günlük hizmet süresine ikramiye ödenmesi yönündeki talebine ilişkin yapılan değerlendirmede ise; 15.1. Kurumumuz tarafından daha önce benzer nitelikteki 2018/3972 numaralı başvurunun, emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmeyen 10 ay 14 günlük hizmet süresine emekli ikramiyesi ödenmesi talebine yönelik olduğu ve başvuru hakkında tavsiye kararı verildiği görülmektedir. Söz konusu kararda öncelikle

şu değerlendirmelere yer verilmiştir:

“5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre iştirakçilere her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği Kanunun açık hükmüdür. Kanuna uygun işlem tesis etmekle mükellef olan idareden Kanunun açık hükmü karşısında başvuranın bir tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi beklenemez. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki talebinin idare tarafından reddedilmesi işleminin Kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.

Buna karşılık başvuranın 10 ay 14 günlük çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesi hususunun hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden ve bu noktada Kamu Denetçiliği Kurumu’nun görev alanına ilişkin bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve

/

idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kurumun görev alanı dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu husus Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde de tekrar edilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir. Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.

Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen ret işlemi Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.

Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması kanun koyucunun kendi takdirinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da

Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.

Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.

Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.

Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir. Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.

Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında

Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı

/

tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.” 15.2. Söz konusu değerlendirmelerden sonra, Kurumumuzun emsal gösterilen kararında, Anayasa

Mahkemesinin 30 yılı aşan çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesine yönelik Kararına atıf yapılarak;

5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinde iştirakçilerin 30 yıldan fazla çalışma sürelerine ikramiye

ödenmeye başlanmasının Anayasa Mahkemesinin 89 uncu maddede yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler… dikkate alınmaz.” hükmünün iptali ile mümkün olduğu, ifade edilerek, Yüksek Mahkemenin söz konusu konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilmiştir.

15.3. Bahsi geçen davada, 5434 sayılı Kanunun itiraza konu edilen hükmünün itiraz gerekçesinde her ne kadar; işçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceğinin kurala bağlandığı, ancak, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında süre bakımından herhangi bir sınırlama bulunmadığı, iş sözleşmesi uyarınca 35 yıl boyunca hizmet görmüş bir işçiye, çalışmış olduğu her yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatının hesaplanmasında herhangi bir süre sınırlamasının bulunmamasına karşılık, 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında

30 yıllık süre sınırlamasına gidilmiş olmasının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk

devletiyle eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiğine vurgu yapılsa da, Anayasa Mahkemesi; konuya ilişkin değerlendirmeyi hukuki durum ve statüleri aynı olan iştirakçiler yönünden yapmış, 30 yıl çalışan iştirakçi ile 30 yıldan fazla çalışan iştirakçiler yönünden hakkaniyetsiz bir durumun ortaya çıktığı tespitinde bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede ise Yüksek Mahkemenin Kararlarında sıkça vurgulandığı üzere; Anayasa’nın 10 uncu maddesinin ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesi kapsamında yaptığı “Bu ilke, hukuki durumları aynı olanlar için söz konusu olup eylemli değil hukuksal eşitliği ifade eder. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulması tek başına Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez. …” yorumuna aykırı bir değerlendirmeden kaçındığı gözlenmektedir.

15.4. Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesinin E.2012/33 K.2012/174 sayılı kararında emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliği haiz olduğu vurgusu yapılmıştır. Benzer yorumun Yargıtay Kararlarında “… Ancak bir çalışanın çalışma yaşamının sonunda elde ettiği hak yalnızca yaşlılık aylığı olmayıp çalışma süresine ilişkin olmak üzere tazminat türünden toplu bir paranın da son işverenince ödenmesidir. Bu toplu paranın adı iş hukukunda kıdem tazminatı olup, devlet memuriyetinde ise emekli ikramiyesidir. Bunlardan birisinin eksikliği, şahsı yaşlılık hayatında beklentilerinin gerçekleşmemesi veya eksilmesi nedeniyle son derece olumsuz etkileyecek,

mağduriyetine sebebiyet verecektir.”(E.2007/23503 K.2009/1639, E.2007/33997 K.2009/3032) denilmek suretiyle yer aldığı görülmektedir.

16. Bu bilgiler ışığında; çalışanın, çalışma yaşamı sonunda hak ettiği toplu paranın benzer hukuki niteliği kapsamında yapılan değerlendirmede; 16.1. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 16.2. İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 sayılı Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye

30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran

üzerinden ödeme yapılacağı kurala bağlanmıştır. Anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapılmaktadır.

16.3. Kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı ile sınırlı tutulmamasına karşılık 5434 s.

Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği değerlendirilmektedir.

16.4. Yüksek Mahkemenin 30 yıl üzeri emekli ikramiyesinin ödenmesi hususunda yaptığı değerlendirmenin 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi kapsamında olan iştirakçilere yönelik olduğu, bahsi geçen iştirakçilerin hukuki durum ve statülerinin aynı olduğu, aralarındaki tek farkın ise 30 yıldan fazla çalışıp çalışmama bakımından olduğu, durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları gerektiği, ancak 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesi hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçilerin aynı konumda olduğu, ancak 30 yıllık çalışma süresi ile 30 yıldan fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü, bu durumun Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, dolayısıyla aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı, görülmektedir.

16.5. Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede ise; 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlanan başvuranın 27 yıl 11 ay 15 gün bu Kanun kapsamında hizmetinin bulunduğu, bunun 27 tam yılına ikramiye ödendiği ancak 11 ay 15 günlük hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, tam yıllara ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenirken kıst yıla ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı

Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

17. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; 4/1-c kapsamında fiili hizmet süresi zammı da dahil olmak üzere 27 yıl 11 ay 15 gün hizmeti bulunan başvurana 5434 sayılı Kanunun “her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir” hükmü kapsamında

27 tam yıl esas alınarak ikramiye ödenmesi, 4/1-a statüsünde geçen 5 ay 17 gün hizmetine ise ikramiye

tahakkuk ettirilmemesine yönelik işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık olmadığı, diğer yandan; başvuranın tam yıla tamamlanmayan 11 ay 15 günlük fiili çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesine yönelik yapılan işlemlerde, gerek kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi arasında nitelik itibariyle özdeş olmaları yönünden eşitlik ilkesine aykırılık boyutunda gerekse Kurumumuzun başvuruları hakkaniyet boyutuyla irdelemesi yönünden değerlendirmeleri kapsamında, hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı neden olmaksızın farklı işlemlere tabi tutulması sonucunu yarattığı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün giderilerek “adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 18. 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verilmediği ve şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine başvuran bakımından uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

19. 14.06.2012 tarih ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı (varsa) dava açma süresinden arta kalan sürede Ankara İdare

Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE; Başvuranın emekli ikramiyesinin 28 yıl üzerinden ödenmesi yönündeki talebinin REDDİNE, Diğer yandan, başvuranın tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesine ilişkin; Sosyal

Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin Kanuna uygun olmakla

birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal

Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA ve bilgileri için

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi