|
ÖZET: Başvuran, 2019’dan beri cezaevinde bulunan eşiyle aynı ilde barındırılma talebinde bulunmuştur. Ereğli (Konya) Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan başvuran, eşinin Kayseri Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulduğunu ve reşit olmayan çocuğunun ailesinin yanında yaşadığını belirterek, aile bütünlüğünün sağlanması adına eşinin bulunduğu cezaevine yakın bir yerde barındırılmalarını istemiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, başvuranın nakil talebinin uygun görülmediğini açıklamıştır. Kurumun doluluk oranları ve güvenlik gerekçeleri, talebin reddedilmesinde etkili olmuştur. Ancak, başvuranın durumu, ceza infaz kurumlarında bulunan eşlerin iletişim zorluğu ve aile hayatına saygı hakkı açısından önemli bir konu olarak değerlendirilmiştir. Aile bağlarının korunması, hükümlülerin rehabilitasyonu için kritik bir unsur olarak kabul edilmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin kabul edilmesi gerektiğini ve eşinin bulunduğu cezaevine yakın bir kuruma naklinin öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Adalet Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmuş ve başvuranın mağduriyetinin giderilmesi için gerekli adımların atılması gerektiği vurgulanmıştır. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/132-S.24.198
BAŞVURU NO : 2023/13971
KARAR TARİHİ : 05.01.2024
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : CEZA VE TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
Başvuranın, ailesinin mağdur olmaması için eşiyle aynı ilde aynı
BAŞVURUNUN KONUSU :
kampüste barındırılmaları talebi.
BAŞVURU TARİHİ : 31.08.2023
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Ereğli (Konya) Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan hükümlü (TC: ) Kurumumuza yaptığı başvurusunda özetle; 2019 yılından bu yana eşinin ve kendisinin cezaevinde olduğunu, eşi Kayseri Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığını, reşit olmayan bir çocuğunun ise Van İli Erciş İlçesinde ailesinin yanında kaldığını, ilgili mevzuata göre eşiyle yanı cezaevinde ve ailesine yakın olması gerektiğini belirterek, ailesinin mağdur olmaması için eşiyle aynı ilde aynı kampüste barındırılmalarını talep etmiştir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 06.09.2023 tarihli ve sayılı bilgi ve belge talep yazısına cevaben Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 29.10.2023 tarihli ve sayılı yazısında özetle; 2.1. Adı geçenin naklini talep ettiği; – Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 492, mevcudunun 422, doluluk oranının %86, – Van F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 368, mevcudunun 308, doluluk oranının %84, – Van T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1000, mevcudunun 1259, doluluk oranının %126, – Kayseri 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1000, mevcudunun 1375, doluluk oranının %138,
– Kayseri 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1000, mevcudunun 1327, doluluk oranının %133 olduğu, 2.2. Adı geçenin bulunduğu Ereğli (Konya) Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumumun kapasitesinin 487, mevcudunun 466, doluluk oranının %96 olduğu, 2.3. Ülke genelinde bulunan F Tipi yüksek güvenlikli ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının doluluk oranlarının Genel Müdürlüklerince titizlikle takip edilmekte olduğu, doluluk oranları
%100’e ulaştığında bahse konu kurumlardan diğer kurumlara (nakli istenilen kişilerin, hükümlü ve tutuklu bilgi formu ile cezaevi dosyasında incelemeler yapıldıktan sonra, bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmasında bir sakınca bulunmadığı tespit edilen kişiler belirlenerek) kapasite nedeniyle nakiller yapılarak, F tipi yüksek güvenlikli ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının mevcutlarının (olağan dışı durumlar hariç) hiç bir zaman kapasitenin üzerine çıkarılmadığı, Genel
Müdürlüklerince yapılan bu uygulamanın, ülkemizde her an meydana gelmesi muhtemel olaylarla mücadele edebilmek için tedbir amaçlı uygulandığı, 2.4. Ülkemizde F tipi yüksek güvenlikli ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarının sayısının kısıtlı, kapasitelerinin diğer kurumlara nazaran düşük olduğu, 1 ve 3 kişilik odalara sahip kurumlar olduğu, 2.5. Hükümlü ve tutuklular tarafından Genel Müdürlüklerine gönderilen isteğe bağlı nakil talepleri incelendiğinde, F tipi yüksek güvenlikli ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarını talep eden birçok kişi olduğu ve bu taleplerin olumlu karşılandığı düşünüldüğünde, bu kurumların güvenli bir şekilde işleyişinin neredeyse imkansız hal alacağı, 2.6. Öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceğinin değerlendirildiği, 2.7. Bu kapsamda adı geçenin de kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği, 2.8. Adı geçenin, hükümlü ve tutuklu bilgi formunun incelenmesi sonucunda, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığının tespit edildiği, 2.9. Adı geçenin başvuruya konu nakil talebinin Genel Müdürlüklerinin 29.09.2023 tarihli sayılı yazısı ile uygun görülmediği, 2.10. Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 54’üncü maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendinde ‘”İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, 2.11. Bu nedenle, birçok ceza infaz kurumunda kapasitelerinin üstünde hükümlü ve tutuklu barındırıldığından, nakil taleplerinin incelenmesinde kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan her talebin uygun değerlendirilemediği, bildirilmiş olup, yazı ekinde sununlan ziyaret raporundan 23.01.2023-20.09.2023 tarih aralığında
06.04.2023 tarihinde çocuğunun, 07.06.2023 ve 02.08.2023 tarihlerinde ise avukatının açık görüşe geldiği
anlaşılmıştır.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, 3.2. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesinin ilgili kısımlarında; “Herkes, …aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir…”, 3.3. “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41’inci maddesinin ilgili kısımlarında; “Aile, Türk toplumunun temelidir (…) Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle (…) çocukların korunması (…)
sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir… ” 3.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 3.5. “D. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90’ıncı maddesinin 5’inci fıkrasının ilgili cümlelerinde; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. (…)
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” 3.6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ‘nin (AİHS) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinde; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”, 4. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin; 4.1. 1’inci maddesinde; “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”, 4.2. 3’üncü maddesinde; “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.”, 4.3. 4’üncü maddesinde; “Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar.”, 4.4. 6’ncı maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.”, 4.5. 18’inci maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler.”
5. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü”nün
“Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı” başlıklı 19’uncu maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.’’ hükmü, ‘‘İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı’’ başlıklı 20. maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.”, 6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinde; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir…”, 7. 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un; 7.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”, 7.2. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bentlerinde;
“Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:
c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır.
Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır…
f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”, 7.3. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9’uncu maddesinde; “(1) Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır.
(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan; a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308),
e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.
(3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usûllerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler.
(4) Birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır.”, 7.4. “Nakiller” başlıklı 53’üncü maddesinde; “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”, 7.5. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54’üncü maddesinde; “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması, d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, Gerekir.”, 8. 14.06.2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 9. 29.03.2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının
Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in “Hükümlülerin
Nakillerinde Dikkat Edilecek Hususlar” başlıklı 127’nci maddesinin ilk fıkrasında; “Hükümlülerin nakillerinin 5275 sayılı Kanunun 53 ila 58 inci maddeleri hükümlerine göre gerçekleştirilir.”, 10. Adalet Bakanlığının “Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler” konulu 05.06.2015 tarihli ve 167 numaralı Genelgesi’nin “Hükümlülerin Kendi İstekleri ile Nakilleri” başlıklı 15’inci maddesinde, Kanun’un ve Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak; ‘‘h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle
güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir”, 11. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında
REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’na ek 3’üncü maddesinde; “Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır. ’’, “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı 17.1 , 17.2 ve 17.3’üncü maddelerinde, “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.”, “ İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır. ’’, “Dış Dünya ile İlişki” başlıklı 24.4 ve 24.5’inci maddelerinde, “Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.”, “Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara “uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
12. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun kabulü ve tavsiye kararı verilmesi gerektiği yönündeki öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 13. Ereğli (Konya) Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan başvuran özetle; eşinin de
Kayseri Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldığını, reşit olmayan bir çocuğunun ise Van İli Erciş
İlçesinde ailesinin yanında kaldığını belirterek, ailesinin mağdur olmaması için eşiyle aynı ilde aynı kampüste barındırılmalarını talep etmiştir.
14. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, 5275 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde, “(…) öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak (…)” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir.
Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.
15. 5275 sayılı Kanun’un 53 ila 58’inci maddelerinde ‘Hükümlülerin nakilleri’ başlığı altında, nakillere ilişkin hükümler düzenlenmiş; 54’üncü maddede ‘Kendi istekleri ile nakil’, 55’inci maddede ‘Disiplin
nedeniyle nakil’, 56’ncı maddede ‘Zorunlu nedenlerle nakil’, 57’nci maddede ‘Hastalık nedeniyle nakil’ şartları düzenlenmiştir.
16. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge, hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir.
Buna karşılık 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen
‘Kendi istekleri ile nakil’ hükmü ile, disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.
17. T.C. Anayasası’nın 20’nci maddesi ve AİHS’in 8’inci maddesinde, herkesin ‘özel ve aile hayatına saygı hakkına’ sahip olduğu düzenlenmiştir. Hapis cezasına mahkumiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur (Messina v. Italy, 25498/94; EpnersGefners v. Latvia, 37862/02).
18. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23.01.2015 tarihli Daire kararında (Vintman v. Ukrayna, 28403/05); AİHS’in, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’in 8’inci maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.
19. Tutuklu olarak farklı ceza infaz kurumlarında bulunan eşlerin birbirleriyle yeterli şekilde iletişim kuramamaları nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurularda (AYM, Başvuru No : 2023/13971 2016/58533, 03/07/2019 tarihli karar; AYM, Başvuru No : 2023/13971 2016/38867, 03/07/2019 tarihli
karar) Anayasa Mahkemesi:
19.1. “Anayasa’nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır. Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir. (§53; §55); 19.2. Devletin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla iletişimini devam ettirecek önlemleri alması pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olsa da -belirtildiği üzere- hukuka uygun bir tutulmadan kaynaklanan kaçınılmaz sonuçlar nedeniyle aile hayatı kapsamındaki temasın sınırlandırılması doğaldır. Kamu düzeninin ve kurum güvenliğinin sağlanması yönündeki meşru amaç doğrultusunda ve makul bir gerekliliğin olması durumunda gerekçeleri ilgili ve yeterli şekilde açıklanarak belirli bir süre boyunca söz konusu pozitif yükümlülüğün karşılanmaması da olağan kabul edilebilir. Ancak aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması bir gerekliliktir (§54; §56).;
19.3. Bu bağlamda tutuklu ya da hükümlünün aile hayatını sürdürmesini sağlamaya yeterli olacak şekilde yakın derecedeki aile bireyleriyle asgari düzeyde bir iletişim ve temas kurması her durumda sağlanmalıdır.
Böylesi bir yükümlülüğün yerine getirilmesi ve tedbirler alınması, aile hayatına saygı hakkı kapsamında devletten beklenen asgari bir gerekliliktir (§55; §57).” ; tespitlerine yer vermekle, Anayasa’nın 20.
maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
20. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları
Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).
21. Öte yandan başvuran ilkokul 1. sınıfa giden bir kızlarının olduğunu ve -özetle- eşiyle aynı anda ayrı ceza infaz kurumlarında bulunmalarının kızları üzerinde çeşitli nedenlerle olumsuz etkileri bulunduğunu belirtmektedir.
22. Anayasa’nın 41’inci maddesinde, Devletin çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı, her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu kurala bağlanmıştır. Yine, BM Çocuk
Haklarına Dair Sözleşme’nin 3’üncü maddesinde; kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olduğu, taraf Devletlerin, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenecekleri ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alacakları belirtilmiştir.
23. Ayrıca, BM Çocuk Hakları Komitesinin ilgili Genel Yorumlarına bakıldığında; 23.1. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına Yönelik Genel Önlemlere ilişkin 5 No lu Genel
Yorumunda; yargısal, idari ve yasama ile ilgili her organdan veya kurumdan, yüksek yarar ilkesini, alınan kararların veya başlatılan girişimlerin çocukların haklarını ve çıkarlarını nasıl etkilemekte olduğu veya etkileyebileceğini irdelemesi beklendiği, böyle bir irdelemeye tabi tutulacaklar arasında, örneğin, çocukları ister doğrudan ister dolaylı biçimde etkilesin, halen yürürlükte olan veya önerilen yasalar veya politikalar, idari tasarruflar ve yargı kararlarının yer aldığı, Devletlerin, “gelişmeyi” çocuğun fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki, psikolojik ve sosyal gelişimini kapsayan en geniş anlamıyla, bütünlüklü bir kavram olarak yorumlamalarının beklendiği, 23.2. Çocuğun Yüksek Yararı Hakkının Öncelikli Olarak Dikkate Alınmasına ilişkin 14 No lu Genel
Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının, hem Sözleşme’de öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığı, çocuğun yüksek yararının, herhangi bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilecek her girişimde gerektiği gibi içselleştirilmesini ve tutarlı olarak uygulanmasını sağlama yükümlülüğünün, çocuklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkisi olan tüm uygulama önlemleri, idari ve yargısal işlemler için özellikle geçerli olduğu, çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların, ayrıca politikaların ve yasal düzenlemelerin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini gösterme yükümlülüğü olduğu ve yüksek yararın nasıl incelenip değerlendirildiğinin, alınan kararda buna ne ölçüde ağırlık tanındığının anlatılmasının da buna dâhil olduğu, çocuğun kendi ana babasından ayrılması olasılığının bulunduğu durumlarda çocuğun yüksek yararının değerlendirilmesinin ve belirlenmesinin vazgeçilmezlik taşıdığı, ifadelerinin belirtildiği görülmektedir.
Konuya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından; çocuğun yüksek yararının mahkemeler, idari makamlar ile yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde gözetilmesi gereken bir ilke olduğu, bu bağlamda, çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının aile hayatına saygı
hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemli olduğu (B. No:
2016/8660, 7/11/2019, § 33), Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiği (B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 41), belirtilmektedir.
24. Kurumumuz tarafından aynı anda ve farklı illerde bulunan ceza infaz kurumlarında kalan eşlerin nakil taleplerinde “aynı anda ve farklı ceza infaz kurumlarında kalan eşlerin hem birbirleri ile iletişim yönünden hem de aileleri ile iletişim yönünden, diğer mahpuslara oranla son derece dezavantajlı olduğu, bu nedenle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği, Devletin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu” hususları vurgulanarak eşlerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi amacıyla nakil taleplerinin öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde Adalet Bakanlığına tavsiyede bulunulmuştur (Başvuru No : 2023/13971 2019/21724; 2019/19085; 2020/1618; 2020/616, 2020/88814, 2020/93019).
25. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; hükümlü ve tutukluların ailelerine yakın ceza infaz kurumunda barındırılmalarının, ceza infaz kurumlarının kapasitesi ve hükümlülerin yerleştirilmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer hususlar nedeniyle maddi olarak her zaman uygun olmadığı, buna karşın farklı illerde bulunan ceza infaz kurumlarında kalan eşlerin, hem birbirleri ile iletişim yönünden hem de aileleri ile iletişim yönünden, diğer mahpuslara oranla son derece dezavantajlı oldukları, öte yandan mevcut başvuruda başvuranın reşit olmayan bir çocuğunun da olduğu, Devletin hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğünün olduğu, ayrıca
Anayasa’nın 20’nci ve 41’nci maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiği, bu bağlamda, aile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerine getirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yeniden sağlanması gereklilikleri karşısında, eşinin de aynı zamanda Kayseri Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu anlaşılan başvuranın, nakil koşullarını taşıması kaydıyla, nakil istem dilekçeleri doğrultusunda Kayseri ilindeki kapalı ceza infaz kurumlarından birine nakli yönündeki talebinin İdarece öncelikle değerlendirilmesi gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 26. 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde; “Kurum, inceleme ve araştırma yaparken idarenin, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde; kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesap verilebilirlik, haklı beklentiye uygunluk, kazanılmış hakların korunması, dinlenilme hakkı, savunma hakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi, kişisel verilerin korunması gibi iyi yönetim ilkelerine uygun işlem ve eylem ile tutum veya davranışta bulunup bulunmadığını gözetir ve iyi yönetim ilkelerine uyar.” hükmüne yer verilmiş olup, ilgili idare tarafından “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, bundan böyle bahse konu ilkeye de uygun davranılması beklenilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
27. 14.06.2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 17’nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup anılan Kanun’un 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili İdarenin işlemine karşı Ankara İdare Mahkemesi nezdinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Aynı anda ceza infaz kurumlarında bulunan eşlerin dezavantajlı durumlarının giderilmesi ve çocuklarıyla bütünleşmelerinin sağlanabilmesi amacıyla, başvuranın nakil koşullarını taşıması kaydıyla, eşinin Kayseri
Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğundan bahisle kendisinin Kayseri ilindeki bir kapalı ceza infaz kurumuna nakli yönündeki talebinin idarece öncelikle değerlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi hususunda CEZA VE TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAVSİYEDE
BULUNULMASINA;
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, CEZA VE
TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURAN ile CEZA VE TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi