ÖZET: Başvuran Dernek, Hakimler ve Savcılar Kurulu’na yaptığı bilgi edinme taleplerinin olumsuz sonuçlandığını ve bu durumun bilgi edinme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlaline yol açtığını iddia ederek, taleplerinin karşılanmasını istemiştir. Dernek, ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilen bireylere hukuki yardım sağlamak amacıyla araştırmalar yaparak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasına dair istatistiksel veriler talep etmiştir. Ancak, Hakimler ve Savcılar Kurulu, bu talepleri 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun ilgili maddeleri gerekçe göstererek reddetmiştir.

Kurul, başvuranın talep ettiği bilgilerin, özel bir çalışma veya araştırma gerektirdiğini ve bu nedenle bilgi edinme hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, talep edilen bilgilerin kişisel veriler içermesi nedeniyle özel hayatın gizliliği kapsamında da açıklanamayacağı ifade edilmiştir. Başvuran, bu ret kararının hukuka aykırı olduğunu savunarak, itirazda bulunmuş ancak itirazı da reddedilmiştir. Sonuç olarak, başvurunun reddedilmesine karar verilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/5934-S.24.9311

B AŞVURU NO :

KARAR T ARİHİ :

RET KARARI

B AŞVURAN :

B AŞVURAN VEKİL İ / T E MS İ L Cİ S İ :

B AŞVURUYA KONU İ DARE : HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU BAŞKANLIĞI

B AŞVURUNUN KONUSU : Başvuran Derneğinin, Hakimler ve Savcılar

Kuruluna yönelik bilgi edinme başvurularının olumlu sonuçlandırılmadığı, taleplerinin reddinin bilgi edinme hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlalini teşkil ettiği iddiasıyla bilgi edinme taleplerinin karşılanması istemi hakkındadır.

B AŞVURU T ARİHİ :

I. B AŞVURANIN İDDİA VE T ALE PL E Rİ

1. Kurumumuza vekil aracılığıyla yapılan başvuruda başvuran Derneği vekili Av.

özetle; başvuran Derneğin, kuruluş amacı çerçevesinde, ifade özgürlüğü hakkı ihlale uğrayan veya tehlike altında bulunan kişilere hukuki yardım sağlamak, bu amaçla araştırma, eğitim, ulusal ve uluslararası iş birliği dâhil çalışmalar yapmak ve bu kişilerin haklarının güvence altına alınmasına katkıda bulunmayı amaçladığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) /Türkiye kararının uygulanmasına ilişkin oluşturulan /Türkiye dava grubuna dair Ülkemizce 30.03.2022 tarihinde bir

Eylem Planı sunulduğunu, bu Eylem Planında, alınan genel önlemlere ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar

Kurulunun 675/1 Karar No.lu ve 05.04.2017 karar tarihli Hâkim ve Savcıların Derece Yükselmesi

Esaslarına İlişkin İlke Kararı ile Kanun Yolu Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin

Yönetmelik gereği gerekçeli karar verme yükümlülüğünün yerine getirilmesinde iyileşme yaşanacağının belirtildiğini, anılan dava grubu kapsamında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin . toplantısında alınan No.lu Kararda, Komitenin, yetkilileri, hâkimlerin yüksek kalitede karar hazırlama performanslarına göre terfi etmelerini ve bu konuda istatistiki veri toplamayı değerlendirmeye davet

ettiğini, anılan İlke Kararının 6/1(k) bendinde hâkim ve savcıların derece yükselmesi koşulları arasında, verdikleri kararların yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva edip etmediği koşuluna yer verildiğini, başvuran

Derneğin; AİHM tarafından Türkiye aleyhine verilen ihlal kararlarının uygulanmasının denetimi kapsamında Bakanlar Komitesine madde 9.2 bildirimlerinde bulunduğunu, Derneğin çalışma alanı ifade özgürlüğü olarak belirlendiğinden, ülkemizdeki derece mahkemelerinin verdiği kararlar ile ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların ilgili ve yeterli gerekçe içermesinin incelenebilmesi ve mahkeme kararlarının Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihadı ile uyumlu olup olmadığı hususunda yapılacak araştırma-incelemeye temel sağlamak üzere bilgi edinme başvurusu yapıldığını, taleplerinin Hâkimler ve

Savcılar Kurulu tarafından 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 7/2’inci fıkrası ve 21’inci maddeleri gereğince reddedildiğini, talep ettikleri bilgi ve belgelerin; Bakanlar Komitesi’nin No.lu kararı gereği tutulan istatistiki veriler ve disiplin yaptırımı amacıyla yukarıda anılan Yönetmelik’in 5’inci maddesi kapsamında, bir yargı kararının yeterli gerekçeyi içermemesine bağlı olarak Hâkimler ve Savcılar Kuruluna bildirimde bulunulan hâkim ve savcıların sayısına ilişkin istatistiki bilgilerden ibaret olduğunu, talepleri

4982 sayılı Kanun’un 21’inci maddesine atıfla reddedilmişse de taraflarınca herhangi bir karar talep

edilmediğini, talep edilen bilgilerin üç ayrı maddede belirtilmiş istatistiki bilgilerden ibaret olduğunu, başvuran Derneğin, Bakanlar Komitesine yapılacak sunumun hazırlık çalışması kapsamında bahse konu istatistiki verilerin kullanılması ile yapılacak akademik/toplumsal araştırma faaliyetine esas olmak üzere talepte bulunduğu, bu sunumların Derneğin internet sitesinde Türkçe çeviri şeklinde ve AİHM kararlarının uygulanmasının izlenmesine ilişkin veri tabanında yayımlandığını, dolayısıyla başvuranın bilgi edinme talebinin, yalnızca Anayasa’nın 74’üncü maddesi kapsamında değil, 26’ncı maddesi kapsamında da korunduğunu, taleplerinin reddinin söz konusu hakların ihlalini teşkil ettiğini iddia ve ifade ederek bilgi edinme başvurularına konu bilgilerin taraflarıyla paylaşılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN B AŞVURU YA İL İŞ KİN AÇIKLAMALARI

2. Ön inceleme şartlarını taşıdığı değerlendirilen başvuruda inceleme ve araştırma aşamasına geçilmiş olup başvurunun çözümü için, Kurumumuzun 02.02.2024 tarihli ve – – sayılı yazısıyla Hâkimler ve Savcılar Kurulu Bilgi Edinme Bürosundan bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğince Kurumumuza iletilen 04.03.2024 tarihli ve E– – cevabi yazıda özetle; 2.1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından terfi dönemi içerisindeki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının terfi derecelerinin, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca kişisel olarak ayrı ayrı yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde belirlendiği, söz konusu terfi incelemeleri sırasında ilgili merciler tarafından düzenlenen kanun yolu değerlendirme form sayıları, verilen notlardaki başarı oranları gibi kıstaslar esas alınmakta olduğundan, kanun yolu değerlendirme formlarının içeriklerine ve bu formlar neticesinde gerekçeli karar verme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle derece yükselmesi durdurulmuş olanların sayılarına ilişkin istatistiki bilginin ayrıca tutulmadığını, 2.2. Derece terfilerinde iki yılda bir, birinci sınıf ayrılma incelemesi sonrasında ise üç yılda bir terfi incelemelerine tabi tutulan güncel hâkim ve savcı sayısı dikkate alındığında süreç boyunca verilen çok sayıda terfi kararlarının bulunması, yine söz konusu terfi kararlarının “kanun yolu değerlendirme formları” dışında çok fazla kıstas üzerinden yapılan değerlendirme neticesinde verilmesi hususları göz önüne alındığında, başvurucunun talebine konu istatistiksel verilerin 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 7’nci maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca “… ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge …” kapsamında kaldığının değerlendirildiği, 2.3. Başvuranın Hâkimler ve Savcılar Kuruluna hitaben sunduğu 16.08.2023 tarihli bilgi edinme başvurusunun sonuç kısmında “alınan kararların bir örneğinin” talep edilmesine ilişkin olarak ise ilgili kararların Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 21’inci maddesinde belirtilen “… özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine,

meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler …” kapsamında olduğu değerlendirilerek söz konusu başvuruya olumlu cevap verilemediği, Şeklindeki açıklamalara yer verilmiştir.

III. İL GİL İ MEVZUAT

3. 2709 sayı lı Türkiye Cumhuriyeti Anayas ası ’n ın; 3.1. “A. Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesinin 1’inci ve 3’üncü fıkralarında; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(…)

(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”, 3.2. “VIII. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26’ncı maddesinin 1’inci ve 2’inci fıkralarının ilgili kısmında; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. (…)

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.”, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet

Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. Medeni ve Siyasi Haklara İli şk in Ulu slararası Sözleş me’nin 19’uncu maddesinin ilgili kısmında; “Herkes, düşüncelerini açıklama hakkına sahiptir; bu hak, herkesin, ülkesel sınırlara bağlı olmaksızın her çeşit bilgiyi ve fikri, sözlü, yazılı ya da basılı biçimde, sanat eserleri biçiminde ya da kendi seçeceği herhangi başka biçimde araştırma, edinme ve iletme özgürlüğünü de içerir.”, 5. Avrupa İn san Hak ları S özleşmesi’n in “İfade özgürlüğü” başlıklı 10’uncu maddesinin ilgili kısmında; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.”, 6. 6328 sayı lı Kamu De n etçil iği Kurumu Kanunu ’nun “Kurumun Görevi ” b aşlı k lı 5’inci maddesinin 1’in ci f ık rasın d a ;

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 7. 4982 sayı lı Bilgi Edinme Hak k ı Kan u nu ’nu n ; 7.1. “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinde, “Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.”, 7.2. “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin ilgili bentlerinde; “c) Bilgi: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları kayıtlarda yer alan bu Kanun kapsamındaki her türlü veriyi, d) Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını, (…)

ifade eder.”, 7.3. “Bilgi edinme hakkı” başlıklı 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında, “Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir.”, 7.4. “Bilgi verme yükümlülüğü” başlıklı 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasında, “Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.”, 7.5. “İstenecek bilgi veya belgenin niteliği” başlıklı 7’nci maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkralarında; “Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır.

Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.”, 7.6. “Gizli bilgileri ayırarak bilgi veya belge verme”

“İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir.”, 7.7. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 21’inci maddesinde; “Kişinin izin verdiği hâller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.

Kamu yararının gerektirdiği hâllerde, kişisel bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluşlar tarafından, ilgili kişiye en az yedi gün önceden haber verilerek yazılı rızası alınmak koşuluyla açıklanabilir.”, 8. 6698 sayı lı Kişi sel Verilerin Koru n ması Kan u n u ’n u n ; 8.1. “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin 1/(b) bendinde;

“d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, (…) ifade eder.”, 8.2. “Kişisel verilerin aktarılması” başlıklı 8’inci maddesinin 1’inci ve 2’nci fıkralarında; “(1) Kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın aktarılamaz.

(2) Kişisel veriler; a) 5 inci maddenin ikinci fıkrasında, b) Yeterli önlemler alınmak kaydıyla, 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında, belirtilen şartlardan birinin bulunması hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın aktarılabilir.”, 9. 2802 sayı lı Hakimler ve S avcıl ar Kan u n u ’nun ; 9.1. “Derece yükselmesinin koşulları:” başlıklı (Değişik: 22/12/2005 – 5435/8 md.) 21’inci maddesinde; “Hâkimlik ve savcılık mesleğinde bulunanların derece yükselmelerinin yapılabilmesi için; a) Derecesi içinde iki yıl bulunmuş veya bu Kanuna göre bulunmuş sayılmaları, b) Yükselmeye engel kesinleşmiş mahkeme hükmü veya disiplin cezalarının bulunmaması, c) Ahlakî gidişleri, meslekî bilgi ve anlayışları, gayret ve çalışkanlıkları, gördükleri işlerin birikmesine sebep olup olmadıkları, çıkardıkları işlerin miktar ve mahiyetleri, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin uygulanmasına ilişkin çalışmaları, göreve bağlılıkları ve devamları, üst merciler ve müfettişlerce haklarında düzenlenen hâl kâğıtları ve sicil fişleri, kanun yolu incelemesinden geçen işleri, kanun yolu değerlendirme formları, örnek karar ve mütalâaları ve varsa meslekî eser ve yazıları ile katıldıkları meslek içi ve uzmanlık eğitimleri göz önünde tutularak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca ilân edilen derece yükselme ilkelerinde aranan koşulları taşımaları, Gerekir.”,

9.2. “Kanun yolu değerlendirme formu:” başlıklı (Mülga: 31/3/2011-6217/31 md.; Yeniden düzenleme:

1/7/2016 – 6723/25 md.) 28’inci maddesinin ilgili fıkralarında; “Yargıtay ve Danıştay daireleri ile genel kurullarınca yapılan kanun yolu incelemeleri sonunda; a) İstinaf kanun yolu incelemesinde görev alan daire başkanı, üye, Cumhuriyet başsavcısı ve savcılar, b) İlk derece yargı yerlerinde duruşmaya, karara veya hükme katılan, karar veya hükmü veren ya da soruşturma aşamasında görev yapan hâkimler, c) İlk derece yargı yerlerinde soruşturma aşamasında görev alan, iddianameyi tanzim eden, duruşmaya katılan, mütalaa veren veya kanun yoluna başvuran Cumhuriyet savcıları, hakkında kanun yolu değerlendirme formu düzenlenir.

Kanun yolu değerlendirme formu; soruşturmanın niteliği, iddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, gereksiz masrafa sebebiyet verilmesi, duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalaa, gerekçeli karar ve tebliğnamelerin yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi gibi hususlar dikkate alınarak çok iyi, iyi, orta ve zayıf şeklinde düzenlenir. Yapılan incelemede olumlu veya olumsuz kanaat edinilememesi hâlinde, değerlendirme formu bu durum belirtilerek düzenlenir.” 9.3. “Yükselmeye layık görülmeyenler:” başlıklı 30’uncu maddesinin ilgili kısmında;

“Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yükselmeye layık olmadıklarına karar verilmiş olanlar, iki yıl sonra tekrar yükselme incelemesine tabi tutulurlar. Bu durumda olanlar şartları varsa kademe ilerlemesi yapabilirler.” 10. 27.04.2004 tarihli ve 25445 sayı lı Resmî Gazete ’de yayı mlan an Bilgi Edinme H ak k ı

Kanununun Uygul an masın a İli şk in Esas ve Usuller Hak k ın d a Yönetmeli k ’in; 10.1. “Bilgi verme yükümlülüğü kapsamında alınacak tedbirler” başlıklı 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasında; “Kurum ve kuruluşlar, ellerinde mevcut olan ve bilgi edinme başvurusuna konu olabilecek bütün bilgi veya belgeleri, bilgi edinme hakkının kullanımını kolaylaştıracak şekilde tasnif ederler. Bu amaçla kurum ve kuruluşların belge kayıt, dosyalama ve arşiv düzeniyle ilgili gerekli idari ve teknik tedbirler alınır.”, 10.2. “İstenecek bilgi veya belgelerin niteliği” başlıklı 12’nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; (1) Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır.

(2) Kurum ve kuruluşlar; ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurular ile tekemmül etmemiş bir işleme ilişkin bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.”, 10.3. “Kanunda istisna sayılan bilgi veya belgelere ilişkin talepler” başlıklı 23’üncü maddesinde; “Kanunda bilgi edinme hakkının istisnaları olarak düzenlenen konularda yapılan bilgi edinme başvuruları reddedilir ve ret kararı başvuru sahibine gerekçeli olarak bildirilir.”, 11. 30.09.2016 tarihli ve 29843 sayı lı Resmi Ga zet e’d e yayı mlan an Kanun Yolu Değerlend irme

For mların ın Düzenlenmesine İli şk in Yönetme li k ’in ; 11.1. “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin ilgili kısımlarında; “(1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; (…) c) Kanun yolu değerlendirme formu: Kanun yolu incelemeleri neticesinde hâkim ve Cumhuriyet savcılarının dosyadaki hukuki bilgi, uygulama ve performanslarının değerlendirildiği belgeyi, (…) ifade eder.”, 11.2. “Değerlendirme usul ve esasları” başlıklı 5’inci maddesinin 1’inci ve 9’uncu fıkralarında; “(1) Kanun yolu değerlendirme formu düzenlenirken; a) Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın niteliği, b) İddianame, karar veya hükmün hukuka uygunluğu ve isabet derecesi, c) Soruşturma, kovuşturma veya yargılamanın hedef sürede tamamlanması, ç) Gereksiz masrafa sebebiyet verilmemesi, d) Duruşmalara hazırlıklı çıkılması veya hazırlıksız çıkılarak gecikmelere neden olunması, e) Dosyaların eksiklik nedeniyle geri çevrilmeye neden olmayacak şekilde görevli daire veya birime gönderilmesi, f) Bilirkişi görevlendirilmesinin hukuka uygun yapılması, g) Soruşturma, kovuşturma veya yargılama işlemlerinin usul hükümlerine uygun olarak doğru ve zamanında yapılması, h) Dava konularının anlayış ve yönlendirilmesi ile mütalâa ve gerekçeli kararların yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesi, gibi hususlar dikkate alınır.”,

(9) (Ek:RG-2/12/2021-31677) Kanun yolu değerlendirme formunu düzenleyecek olan merciler; etkin soruşturma yapmama, soruşturma ve yargılamanın sürüncemede bırakılması ve/veya kararların yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva etmemesi hususlarındaki tespitlerini, gerekçesiyle birlikte, durumun mahiyet ve ağırlığına göre, ilgili hâkim ve Cumhuriyet savcılarının disiplin sorumlulukları bakımından değerlendirme yapılmak üzere Hâkimler ve Savcılar Kuruluna bildirirler.”, 12. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ta raf ın dan 21.02.2002 tarihinde kabul edilen Resmi

Belgelere E riş me Konusunda Üye Devletlere Tavsiye Kara rı REC (2002)2’nin ilgili kısmında; “Çoğulcu ve demokratik bir toplumda kamu yönetiminin şeffaflığının ve kamu yararını ilgilendiren konularda bilginin kolayca erişilebilir olmasının önemini göz önüne alarak, (…)

Üye ülkelerin hükümetlerine kanunlarında ve uygulamalarında bu tavsiye kararında belirtilen ilkelerin rehber olmasını tavsiye eder.

IV. Resmi Belgelere Erişmede Olası Kısıtlamalar

1. Üye devletler resmi belgelere erişme hakkını kısıtlayabilir. Kısıtlamalar, tam olarak kanunda

yazılmalı, demokratik bir toplumda gerekli olmalı ve koruduğu amaçla orantılı olmalıdır:

(…)

iv. Kişinin özel yaşamı ve diğer meşru özel çıkarlar, (…)

2. Açıklanmasında üstün bir kamu yararı olmadıkça, 1. paragrafta zikredilen herhangi bir çıkara zarar verecekse veya zarar verme ihtimali doğuracaksa resmi belgelerin içerdiği bilgilere erişim reddedilebilir.”

Düzenlemeleri yer almaktadır.

IV. KAMU DENET ÇİSİ YAHYA AKMAN ’IN KAMU B AŞDE NET ÇİSİ ‘NE ÖNE RİSİ

13. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞE RLE NDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 14. Başvuran vekili özetle; başvuran Derneğin, kuruluş amacı çerçevesinde, ifade özgürlüğü hakkı ihlale uğrayan veya tehlike altında bulunan kişilere hukuki yardım sağlamak, bu amaçla araştırma, eğitim, ulusal ve uluslararası iş birliği dâhil çalışmalar yapmak ve bu kişilerin haklarının güvence altına alınmasına katkıda bulunmayı amaçladığını, bu kapsamda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yapılacak sunumun hazırlık çalışması kapsamında ve yapılacak akademik/toplumsal araştırma faaliyetine esas olmak üzere

Hâkimler ve Savcılar Kurulundan bilgi edinme talebinde bulunulduğunu, ancak taleplerinin reddedildiğini belirterek bilgi edinme taleplerinin karşılanmasını talep etmektedir.

15. Dosya kapsamının incelenmesinden anlaşıldığı üzere başvuruya ilişkin olaylar özetle şöyledir:

16. Başvuran Dernek 16.08.2023 tarihli dilekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (Kurul)

başvurarak, özetle; Kurulun 675/1 No.lu İlke Kararı’nın 6/1(k) bendinde yer alan düzenleme uyarınca, mahkeme ve Cumhuriyet savcılığı kararlarının Anayasa’nın 36 ve 141’inci maddeleri uyarınca gerekçeli olması zorunluluğunun meslekte ilerleme şartı olarak ortaya çıktığını belirterek ifade özgürlüğü hakkını ilgilendiren hukuk davaları ile ceza soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında; kanun yolu değerlendirme

formları neticesinde gerekçeli karar verme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle derece yükselmesi durdurulan hâkim sayısı ile Kanun Yolu Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik 5’inci maddesi kapsamında bir yargı kararının yeterli gerekçe içermemesine bağlı olarak, disiplin yaptırımı amacıyla, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna bildirimde bulunulan hâkim ve savcıların sayısına ilişkin istatistiki bilgileri ve alınan kararların bir örneğini talep etmiştir.

17. Başvuranın söz konusu talebi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 29.08.2023 tarihli ve – – sayılı cevabi yazısıyla; başvuruya konu talebin ayrı veya özel bir çalışma, araştırma inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bilgi ve belgeler niteliğinde olması, ayrıca talep edilen kararların terfi dönemine giren diğer hâkim ve savcıları da kapsaması nedenleriyle, 4982 sayılı Kanun’un 7/2’nci fıkrası ile 21’inci madde düzenlemelerine atıfla olumlu cevaplandırılmamıştır.

18. Bunun üzerine başvuran vekili 13.09.2023 tarihli dilekçesi ile Bilgi Edinme Değerlendirme

Kuruluna itiraz başvurusu yapmış olup anılan Kurulca alınan 27.09.2023 tarihli ve sayılı kararda özetle, başvuranın bilgi edinme talebinin 4982 sayılı Kanun’un 7/2 ve 21’inci maddeleri kapsamında kaldığı ve ilgili Kurum tarafından verilen cevabın 4982 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi kapsamında yerinde ve yeterli olduğu değerlendirilerek itirazın reddine karar verilmiştir.

19. Gelinen aşamada ise başvuran, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yönelik bilgi edinme taleplerinin reddinin bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlalini teşkil ettiğini belirterek bilgi edinme taleplerinin karşılanması istemiyle Kurumumuza başvurmuştur.

20. Devletin elinde bulunan ve erişilebilir olmayan bilgi ve belgelere ulaşabilmeyi güvence altına alan bilgi edinme hakkı, bireylere daha yakın bir yönetimi ve yönetenlerin hesap verilebilirliğini sağlama hususunda esaslı bir işleve sahip olup yönetimde şeffaflığın, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden biridir. Hukuk devletinin en önemli araçlarından olan yönetimde şeffaflık (açıklık, aleniyet, saydamlık) ilkesi gereği devletin işleyiş şekli, alınan kararlar, yerine getirilen iş ve işlemler ile personelin tutum ve davranışları gibi hususlarda vatandaşlarını bilgilendirmesi gerekir ve yönetimde şeffaflık sayesinde yönetime güven, idarenin işleyişinde objektiflik, adillik ve etkinlik sağlanmaktadır (Anayasa

Mahkemesi, B. No: 2016/6815, 15/2/2023, §§ 43-45) .

21. Genel anlamda, yönetimin herkesçe görülebilmesini ifade eden yönetimde açıklık kavramı, idari etkinliklerin, dosyaların görülebilmesi, idareden her türlü bilgi ve belgenin alınmasını da kapsamına almaktadır. Bilgi edinme hakkının genel olarak düzenlendiği sistemlerde, idare, yasa ile daraltılmış/yasaklanmış alanlar dışında, her konuda bilgi verme ödevi altında olup bireyler için ise bilgi edinme, bir haktır (Tekin Akıllıoğlu, Yönetimde Açıklık-Gizlilik Bilgi Alma Hakkı, Ankara Üniversitesi

SBF Dergisi, C.46, S.3, 1991, s.9). Bilgi edinme hakkının konusu ise resmî makamlarca tutulan ve kişinin kendisi hakkında olan veya olmayan verilere erişim talebi olabileceği gibi resmî makamlarca tutulan,

kişinin kendisi ile ilgili olmayan ancak kamu yararı taşıyan konulardaki bilgiler de olabilir (AYM, B. No:

2016/6815, 15/2/2023, § 45) .

22. Yönetimde açıklığı ve bireylere daha yakın bir yönetimi sağlama ile halkın devlete duyduğu güvenin yükseltilmesinde sağladığı işlevlerin yanı sıra bilgi edinme hakkı, birçok temel hak ve özgürlüğün etkin şekilde kullanılması bağlamında da önemli bir rol oynamaktadır. Bilgi edinme hakkının bağlantılı olduğu başlıca haklar arasında ise düşünce ve kanaat hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile hak arama özgürlüğü sayılabilecektir.

23. Türk hukuk sisteminde 2003 yılında kabul edilen 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile yasal dayanağını bulan bilgi edinme hakkı, 2010 yılında T.C. Anayasası’nın 74’üncü maddesine eklenen fıkra ile de anayasal güvenceye kavuşmuştur. Anılan düzenlemelerde herkesin bilgi edinme hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmış olup 4982 sayılı Kanun’un amacı, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik,

tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek olarak belirlenmiştir.

24. Bu çerçevede anılan Kanun’un 5’inci maddesiyle kurum ve kuruluşlar, bu Kanun’da yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi ve belgeyi talepte bulunana sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlü kılınmıştır. Bu açıdan ülkemizde bilgi edinme kurumu kişiler açısından bir hak, bilgi vermek ise idare açısından bir yükümlülük olarak düzenlenmiş olup bu Kanun kapsamında yapılan bilgi edinme başvuruları, ancak anılan

Kanun’da belirtilen istisnalar çerçevesinde reddedilebilecektir.

25. Bilgi edinme hakkının sınırları ise 4982 sayılı Kanun’un dördüncü bölümünün 15 ila 28’inci maddeleri arasında sayılmıştır. Bununla birlikte, anılan Kanun’un 7’nci maddesinin 1’nci fıkrası gereği, bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır. Nitekim anılan Kanun’un 3’üncü maddesinde yer verilen bilgi ve belge tanımlamalarında da kurum ve kuruluşların sahip oldukları kayıtlarda yer alma ibarelerine yer verilmiştir.

26. Ayrıca anılan maddenin 2’nci fıkrasında kurum ve kuruluşların, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilecekleri hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla kurum ve kuruluşlar bu türden bilgi edinme başvurularına olumsuz cevap verme konusunda bir takdir hakkına sahiptirler.

27. İlgili fıkranın, bilgi edinme hakkının kötüye kullanılması ve kurum/kuruluşların yoğun bir iş yükü altında bırakılmasının önüne geçilmesine hizmet eden bir nitelik taşıdığını öne sürmek mümkündür.

Bununla birlikte, elbette ki talep edilen bilgi veya belgelerin başvuranların yararlanmasına sunulabilmesi için dosya veya arşivler üzerinde belli bir araştırma veya inceleme yapılması zorunludur. Ancak 4982 sayılı

Kanun’un 7’nci maddesinin 2’nci fıkrası, belirtilen bu durumları değil, kurum ve kuruluşlar tarafından henüz oluşturulmamış ve ancak ayrı ve özel bir çalışma/araştırma/inceleme veya analiz sonucunda oluşturabilecek bilgi veya belgeleri kapsamaktadır (Ayhan DÖNER, Şeffaf Devlette Bilgi Edinme Hakkı ve

Sınırları, On İki Levha Yayıncılık A.Ş., İstanbul, 2010, s.181).

28 Öte yandan, Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında

Yönetmelik’in 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasına göre, kurum ve kuruluşlar, ellerinde mevcut olan ve bilgi edinme başvurusuna konu olabilecek bütün bilgi veya belgeleri, bilgi edinme hakkının kullanımını kolaylaştıracak şekilde tasnif etmek ve bu amaçla belge kayıt, dosyalama ve arşiv düzeniyle ilgili gerekli idari ve teknik tedbirler almakla yükümlüdür.

29. Anayasa Mahkemesi de bir bireysel başvuru kararında, bu hükmü göz önünde bulundurarak olağan bir çalışma ile kolayca oluşturulabilecek, filtrelenmesi ve derlenmesi hususunda idareye çok fazla külfet yüklemeyecek türden bilgi taleplerinin ayrı ve özel bir araştırma yapılmasını gerektiren talepler olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir (B. No: 2016/6815, 15/2/2023, § 70). Ayrıca, Bilgi Edinme

Değerlendirme Kurulu, 4982 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının, talep edilen bilginin oluşturulması için yapılacak özel araştırma, çalışma veya analizin oluşturacağı külfet ile bilgiye erişimin sağlanması halinde oluşacak fayda arasında makul bir denge gözetilerek uygulanması gerektiğini ifade etmektedir (Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu, T.C. BEDK Kararları Işığında Bilgi Edinme Hakkı

Kanunu, 2022, sf.124-125, https://bedk.adalet.gov.tr/SayfaDetay/yayinlar, Erişim Tarihi: 29.05.2024).

30. Mevcut başvuruda başvuranın bilgi edinme talebinin, 4982 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin 2’nci fıkrası ile 21’inci maddesi çerçevesinde reddedildiği görülmekle birlikte başvuruda öncelikle Kanun’un 7/2’nci fıkrası uyarınca tesis edilen ret işlemi ele alınacaktır. Şu durumda öncelikle, Kurulun, anılan fıkrayla kendisine tanınan takdir yetkisini hukuka uygun kullanıp kullanmadığının tespiti için başvuranın talep ettiği

bilgilerin, Kurulun elinde bulunmayan, görevi gereği bulunması gerekmeyen ve olağan bir çalışmayla da kolayca oluşturulamayacak bilgilerden olup olmadığının ortaya konulması gerekir.

31. 4982 sayılı Kanun’un 5’inci maddesi ve Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin

Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesi, bilgi edinme hakkının kullanımı kolaylaştırmak adına idarelere dosyalama, belge kayıt ve arşiv düzenine ilişkin çeşitli tedbirler alma yükümlülüğü yüklemişse de idarelerin görev alanları kapsamında yaptıkları işlem ve eylemlere ilişkin bilgi ve belgelerin oldukça fazla sayı ve çeşitlilikte olduğu ve bilgi edinme başvurularının da oldukça spesifik konulara ilişkin olabileceği hesaba katılmalıdır (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2023/790, 04.07.2023, §18).

32. Başvuru dilekçesinin bir bütün olarak incelenmesinden, başvuranın bilgi edinme talebinin, ifade özgürlüğü hakkını ilgilendiren hukuk davaları ile ceza soruşturma ve kovuşturmaları kapsamında; kanun yolu değerlendirme formları neticesinde gerekçeli karar verme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle derece yükselmesine layık görülmeyen hâkimlerin sayısına ve disiplin yaptırımı amacıyla, Kanun Yolu

Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in 5’inci maddesi kapsamında, bir yargı kararının yeterli gerekçe içermemesine bağlı olarak Kurula bildirimde bulunulan hâkim ve savcıların sayısına dair istatistiki verileri edinmeye ilişkin olduğu görülmektedir.

33. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin cevabi yazısının incelenmesinden ise, terfi dönemi içerisindeki hâkim ve Cumhuriyet savcılarının terfi incelemeleri sırasında kanun yolu incelemesinden geçen işlere ilişkin olarak ilgili merciler tarafından düzenlenen kanun yolu değerlendirme form sayıları, verilen notlardaki başarı oranları gibi kıstaslar esas alınmakta olduğundan, kanun yolu değerlendirme formlarının içeriklerine ve bu formlar neticesinde gerekçeli karar verme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle derece yükselmesi durdurulmuş olanların sayılarına ilişkin istatistiki bilginin ayrıca tutulmadığı, derece terfilerinde iki yılda bir, birinci sınıf ayrılma incelemesi sonrasında ise üç yılda bir terfi incelemelerine tabi tutulan güncel hâkim ve savcı sayısı dikkate alındığında süreç boyunca verilen çok sayıda terfi kararlarının bulunduğu, yine söz konusu terfi kararlarının “kanun yolu değerlendirme formları” dışında çok fazla kıstas üzerinden yapılan değerlendirme neticesinde verildiği hususları anlaşılmıştır.

34. İlgili cevabi yazıdan Kurulun kayıtlarında bulunmadığı anlaşılan söz konusu istatistiki verilerin,

4982 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca Kurulun görevi gereği kayıtlarında

bulunması gerekip gerekmediğinin tespiti için ilgili mevzuata bakıldığında ise Hâkimler ve Savcılar

Kuruluna bu yönde yükümlülük getiren bir düzenlemeye rastlanmamıştır. Şu halde, her ne kadar, hâkim ve

Cumhuriyet savcılarının terfi incelemeleri neticesinde verilen kararların ve kanun yolu değerlendirme formlarının Kurulun görevi gereği kayıtlarında olan belgelerden olduğunun kabulü gerekse de Kurulca terfi incelemesi yapılan hâkim ve savcı sayısının çokluğu, terfi kararlarının, hakim ve savcıların verdiği kararların “yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva edip etmediği” hususu dışında çok fazla kıstas göz önünde bulundurularak verildiği (bkz. 9.1. no.lu para), kararın yeterli hukuki gerekçe içermemesinin kanun yolu değerlendirme formu düzenleyecek mercilerce Kurula bildirim yapılmasındaki tek unsur olmaması (bkz.

para. 11.2.) ve başvuranın talebini, ifade özgürlüğünü ilgilendiren hukuk davaları ve ceza soruşturma/kovuşturmalarında yeterli gerekçeye yer verilmemesi hususuna özgülemesi bir arada değerlendirildiğinde başvuranın talep ettiği sayısal verilerin Kurul kayıtlarında doğrudan yer almadığı anlaşılmakla talebe konu bilgilerin olağan bir çalışma ile de kolaylıkla elde edilemeyeceği, filtrelenmesi ve derlenmesi hususunda Kurula fazlaca külfet yükleyeceği değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, Kurulun talebe konu bilgileri oluşturmak için katlanacağı külfet ile başvuranın talep ettiği bilgilere ulaşmasıyla elde edeceği fayda arasında makul bir denge bulunduğu tespitine de varılamamış olup sonuç olarak bilgi edinme talebinin 4982 sayılı Kanun’un 7/2’nci fıkrası uyarınca karşılanmamasında hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

35. Öte yandan, her ne kadar başvuran vekili Kurumumuza ilettiği başvuru dilekçesinde, taraflarınca herhangi bir hâkim hakkında belirli bir karar talep edilmediğini, talep edilen bilgilerin istatistiki bilgilerden

ibaret olduğunu belirtmişse de Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yazılan 16.08.2023 tarihli dilekçenin sonuç kısmında bu yönde bir talebin yer aldığından bahisle Kurulca bu hususa ilişkin de açıklamalara yer verilmesi göz önüne alınarak Kurumumuzca söz konusu talep yönünden de inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

36. Yukarıda da belirtildiği üzere, başvuranın talep ettiği kararlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca 4982 sayılı Kanun’un “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 21’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek karşılanmamıştır. Anılan madde ise “Kişinin izin verdiği hâller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması hâlinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, meslekî ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır. Kamu yararının gerektirdiği hâllerde, kişisel bilgi veya belgeler, kurum ve kuruluşlar tarafından, ilgili kişiye en az yedi gün önceden haber verilerek yazılı rızası alınmak koşuluyla açıklanabilir.” düzenlemesini içermektedir.

37. Özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı T.C. Anayasası’nın 20’nci maddesi ve AİHS’in 8’inci maddesiyle güvence altına alınmış olup özel hayatın gizliliği, 4982 sayılı Kanun’da da bilgi edinme hakkının -Kanun’un 21’inci maddesinde belirtilen esaslar çerçevesinde- sınırlarından birini oluşturmaktadır 38. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri bireyin mahremiyet hakkı olup bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır.

Bireyin; kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılması, bu bilgilere başkası tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 32) Öte taraftan, özel hayata saygı hakkının kapsamında olan bireylerin kişisel verilerinin korunması hakkı da Anayasa’nın 20’nci maddesinde de açık olarak düzenlenmiş olup bu hak, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak, bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır Kişisel veri kavramı ise belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla bir kişiye ait bütün bilgileri ifade etmektedir. Bunun yanı sıra belirtilmelidir ki kişilerin meslek hayatı özel hayatıyla iç içe olup mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin özel hayat kavramı dışında tutulması mümkün değildir (AYM, B. No: 2014/14187, 10.01.2018, §§ 39,45).

39. Başvuran vekili tarafından talep edilen kararların, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının terfi incelemeleri sonucu derece yükselmesine layık görülmemeleri yönünde alınan kararlar olduğu anlaşılmakla yükselme esaslarında dikkate alınan hususlar göz önüne alındığında (bkz. 9.1. no.lu para.) söz konusu kararların kişinin mesleki faaliyetlerine ilişkin önemli bilgiler içerebileceği görülmekle bu bilgilerin kişisel veri niteliği taşıdığı da açıktır.

40. Anayasa Mahkemesi bir bireysel başvuru kararında (B. No: 2014/14187, 10/1/2018); kamu hizmetlerinin etkin bir şekilde görülebilmesi için kamu personelinin faaliyetlerinin değerlendirildiği sicil raporlarının düzenlenmesi ve muhafaza edilmesinin kamu yararı bakımından gerekli görülebileceğini, bununla birlikte kamu makamlarından, çalışanların mesleki faaliyetlerine ilişkin söz konusu bilgilerin tutulması ve saklanması sırasında Anayasa’nın 20’nci maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının korunmasına ilişkin gerekliliklere uygun hareket etmelerinin beklendiğini, bu bağlamda kamu görevlilerinin haklarında düzenlenen mesleki sicil raporlarının tutulması ve saklanması sırasında gizliliğe riayet edilmesi, bu verilere ilgisiz kişilerin erişiminin engellenmesi gerektiğini belirtmiş (§50) ve mesleki faaliyetlerine ilişkin önemli bilgiler içeren sicil raporlarının başkalarınca öğrenilebilmesinin mümkün kılındığı başvuruda devletin özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediğini tespit ederek (§54) özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir

41. Sonuç olarak; 675/1 No.lu İlke Kararında belirtilen yükselme koşullarının mahiyeti ve kapsamı göz önüne alındığında, yükselmeye layık görülmeme yönünde verilen kararların içeriğinin hâkim ve savcıların mesleki faaliyetlerine ilişkin önemli bilgileri içermekle kişisel veri niteliği taşıdığının açık olduğu, 6698 sayılı Kanun’da ise kişisel verilerin kişilerin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceğinin hüküm altına alındığı ve somut başvurunun, 6698 sayılı Kanun ile öngörülen, kişisel verilerin açık rıza olmaksızın işlenebileceği bir durumu da içermediği anlaşıldığından, anılan kararların başvuran ile paylaşılmasının 4982 sayılı

Kanun’un 21’inci maddesi çerçevesinde kişilerin mesleki değerlerine haksız müdahale teşkil edebileceği sonuç ve kanaatine varılmış ve Hâkimler ve Savcılar Kurulunca tesis edilen ret işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir. Bununla birlikte, söz konusu kararların 4982 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi çerçevesinde, kişisel verilerden arındırılarak başvurana teminin sağlanmasının ise (33)

no.lu paragraftaki açıklamalar çerçevesinde ayrı ve özel bir çalışma gerektireceği açık olduğundan, talebin

4982 sayılı Kanun’un 7/2’nci fıkrası kapsamında kalacağı ve karşılanmamasının bu yönüyle de hukuka ve

hakkaniyete aykırılık taşımayacağı değerlendirilmektedir.

42. Kararın bu bölümüne kadar yapılan değerlendirmeler başvuranın anayasal güvence altında bulunan bilgi edinme hakkı kapsamında gerçekleştirilmiş olup başvuran ayrıca, talep ettiği verileri Avrupa Konseyi

Bakanlar Komitesine yapılacak sunumun hazırlık çalışması kapsamında ve yapılacak akademik/toplumsal araştırma faaliyetine esas olmak üzere talep ettiğini, bu sunumların Derneğin internet sitesinde ve AİHM kararlarının uygulanmasının izlenmesine ilişkin veri tabanında yayımlandığını ve bu açıdan taleplerinin reddinin ifade özgürlüğü hakkını da ihlal ettiğini iddia etmektedir.

43. Başvurunun söz konusu iddia yönünden çözümlenmesi için öncelikle bilgi edinme hakkı ile ifade özgürlüğü arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve ifade özgürlüğünün düzenlendiği Anayasa’nın 26’ncı maddesinin, kişilere resmi makamlarca tutulan bilgiye erişme hakkını, devlete ise kayıtlarındaki bilgi ve belgeleri verme yükümlülüğü yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

44. İfade özgürlüğü; kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelmekte olup (AYM, B. No: 2014/5959, 6/2/2019, § 29) ifade edilmek istenen düşüncelerin oluşumu için ise öncelikle haber, bilgi veya belgelere ulaşılması gerekmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 26’ncı maddesi, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemekte; başka bir deyişle hem gerçek hem de tüzel kişiler için geçerli olan ifade özgürlüğü siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (AYM, B. No: 2013/568, 24/6/2015, § 42).

45. Anayasa’nın 26’ncı maddesinde, ifade özgürlüğünün resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ya da verme serbestîsini kapsadığı belirtilmiş olup anılan maddeye göre devletin üçüncü kişiler arasındaki bilgi alışverişine müdahale etmeme, mevcut erişilebilir bilgiye erişimi engellememe yönünde negatif bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Öte yandan Devlet, kamu düzeni içinde sahip olduğu konumu ve bireylerle arasında kurduğu ilişkideki üstünlüğü nedeniyle ilk elden, ham ve çarpıtılmamış bilginin elde edilebileceği temel bir kaynak konumunda olduğundan objektif bilgiye erişimin çoğu zaman resmî makamların elinde bulunan bilgi ve belgelerin ulaşılabilir olması ile mümkün olabileceği açıktır. Bu anlamda bilgi edinme hakkı, ifade özgürlüğünün gerçekleşmesine hizmet etmektedir. Ancak anılan maddenin metninden, kişilere resmi makamlarca tutulan bilgilere ulaşma yönünde genel bir hak tanındığı, devlete de elindeki bilgi ve belgelerle ilgili bilgi verme veya talep edilen bilgileri toplama yükümlülüğü yüklendiği şeklindeki bir sonuç da çıkmamaktadır (AYM, [GK], B. No: 2016/6815, 15/2/2023, §§ 50-52).

46. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bilgi edinme özgürlüğünün, esas itibarıyla, bir kimsenin başka kişilerin kendisine vermeyi istediği veya vermeyi isteyebilecekleri bilgileri almasının devlet tarafından kısıtlanmasını yasakladığını (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Leander – İsveç, B. No: 9248/81,

26.03.1987, §74; Társaság A Szabadságjogokért – Macaristan, B. No: 37374/05, 14.04.2009, §36 ), AİHS’in 10’uncu maddesinin bireye kamu makamlarının elinde bulunan bilgilere erişim hakkı vermediğini ya da devleti, bu tür bilgileri bireye verme konusunda yükümlü kılmadığını (aynı yönde bir diğer karar için bkz. Társaság A Szabadságjogokért – Macaristan, B. No: 37374/05, 14.04.2009, §35), ancak böyle bir hak veya yükümlülüğün, öncelikle bilginin açıklanmasının kesin hüküm niteliğindeki bir yargı kararıyla zorunlu kılınması halinde ve ikinci olarak da bilgiye erişimin bireyin ifade özgürlüğünü hakkını kullanması açısından önemli olduğu ve bunun reddinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği durumlarda doğabileceğini belirtmektedir (Magyar Helsinki Bizottság v. Macaristan, B. No: 18030/11, 08.11.2016, §156). Bu çerçevede AİHM, bilgiye erişimin engellenmesinin, ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturup oluşturmadığı veya ne ölçüde müdahale teşkil ettiği hususunun her bir olay özelinde ve o olayın özel koşulları altında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak hakkın kapsamını daha ayrıntılı tanımlamak için eşik kriterler belirlemiş ve hakkın 10’uncu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için belirlediği bu kriterler temelinde belirli bir eşiğe ulaşma koşulu aramıştır. Söz konusu kriterler ise özetle şöyledir (Magyar

Helsinki Bizottság v. Macaristan, B. No: 18030/11, 08.11.2016, §§157-170):

(a) Bilgi talebinin amacı: Öncelikle, kişinin bir kamu otoritesince tutulan bilgilere erişim talebinin, bilgi ve fikir alma ve başkalarına iletme özgürlüğünü kullanmasına olanak sağlaması amacını taşıması bir ön koşul olmalıdır.

(b) Aranan bilginin niteliği: Mahkeme, Sözleşme kapsamında bir açıklama ihtiyacının ortaya çıkması için erişim istenen bilgi, veri veya belgelerin genel olarak bir kamu yararı testini karşılaması gerektiği kanaatinde olup Mahkemeye göre böyle bir ihtiyaç, diğer hususların yanı sıra, kamu işlerinin yürütülme şekli ve bir bütün olarak toplumu ilgilendiren konularda şeffaflık sağlayan ve dolayısıyla kamunun genelinin kamu yönetimine katılımına izin veren durumlarda ortaya çıkabilir. Mahkeme, kamu yararına konu teşkil edebilecek hususların her davanın kendi koşullarına bağlı olacağını vurgulamakla birlikte kamu yararının, kamunun meşru şekilde ilgisini çekebilecek derecede kamuyu etkileyen, dikkatini çeken veya kendisini önemli ölçüde ilgilendiren, özellikle vatandaşların veya halkın refahını etkileyecek konularla ilgili olan, önemli bir toplumsal konu ile ilgili veya kamuoyunun bilgilendirilmesinde faydasının bulunduğu bir sorun hakkında kamuoyunda önemli ölçüde tartışmalara yol açabilecek konular bakımından ortaya çıkabileceğini ifade etmektedir.

(c) Başvuranın rolü: Yukarıda belirtilen iki kriterin mantıksal sonucu bilgiyi arayan kişinin bilgiyi alma ve topluma iletme konusundaki rolünün özel bir önem arz etmesidir. Bu nedenle, davalı devletin belirli belgelere erişimi engelleyerek başvuranların Sözleşme’nin 10’uncu maddesiyle korunan haklarına müdahale edip etmediğini değerlendirirken Mahkeme, daha önce başvuranın bir gazeteci veya faaliyetleri kamu çıkarını ilgilendiren konularla ilgili olan bir sosyal gözlemci veya sivil toplum kuruluşu rolüne özel bir önem vermiştir.

(d) Hazır ve kullanılabilir bilgi: Mahkeme, bilgiye erişimin reddedilmesinin 10’uncu maddeyi ihlal ettiği sonucuna varırken daha önce aranan bilginin hazır ve kullanılabilir olduğunu ve hükümet tarafından herhangi bir veri toplanmasını gerektirmediği hususunu dikkate almıştır.

47. Öte taraftan, Anayasa Mahkemesi, bilgi edinme talebinin reddi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkin olan Yaman Akdeniz (2) [B. No: 2016/6815, 15.02.2023] başvurusunda; Anayasa’nın 26’ncı maddesinin kişilere resmî makamlarca tutulan bilgiye ulaşma şeklinde genel bir hak tanıdığı ve devlete de elindeki veri ve belgelerle ilgili bilgi verme ve/veya talep edilen bilgiyi toplama yükümlülüğü yüklediği şeklinde bir sonuç çıkmadığını belirtmekle birlikte iki durumda bilgi edinme talebinin reddinin ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleye yol açabileceğini kabul eden AİHM içtihadını göz önünde bulundurmuştur. Mahkemeye göre; somut olay koşulları dikkate alınarak yapılacak değerlendirmede aşağıda belirtilen kriterlerin sağlanması halinde bilgi edinme hakkının ifade özgürlüğünün kullanılmasının bir aracı olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Bu kriterler ise şöyle ifade edilmiştir (aynı kararda

bkz. §53) :

(a) Bilgi Edinme Talebinin Amacı: Kamu kurumları tarafından tutulan bilgiye erişim düşüncenin açıklanması amacının bir ön koşulu olmalıdır. Bu bağlamda talep edilen bilginin gazetecilik faaliyetlerinde veya kamusal tartışma platformu oluşturan diğer faaliyetlerin hazırlık aşaması olan düşüncenin oluşumu sürecinde faydalanılmak üzere ulaşılması gerekli bir araç olduğunun ortaya konulması gerekir.

(b) Talep Edilen Bilginin Niteliği: Talep edilen bilginin niteliği kamu yararı testini geçiyor olmalıdır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, resmî makamlarca tutulan ve kişinin kendisi hakkında olan bilgiye erişim talepleri ile kişinin kendisi hakkında olmamakla birlikte kamu yararı amacı da taşımayan bilgiye erişim talepleri başvuruculara Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında bir hak tanımayacağını vurgulamaktadır. Ancak kamu yararını ilgilendiren, kamuya menfaat sağlayacak meselelere ilişkin bilgi taleplerinde bilgi edinme hakkının ifade özgürlüğünün gerçekleştirilmesinde başvurulan bir araç işlevi gördüğü kabul edilebilir.

(c) Bilgi Edinme Talebinde Bulunan Kişinin Kimliği: Bilgi edinme talebinde bulunan kişinin kamuoyunun bilgilendirilmesi konusundaki rolü özel bir önem taşımalıdır. Demokratik katılımın ön planda olduğu çoğulcu demokrasilerde, tüm toplumu veya toplumun belli kesimlerini ilgilendiren konularda harekete geçerek kamu bilincinin oluşması ve kamusal tartışma alanlarının yaratılması yalnızca medya kuruluşlarına ve profesyonel gazetecilere özgülenmiş bir fonksiyon değildir. Bilim insanları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları gibi çevreler de kamusal meselelerin tartışılmasında önemli katkılarda bulunabilmektedir Üstlendikleri bu görev nedeniyle resmî makamların elinde bulunan bilgi ve belgeler, söz konusu çevreler için de düşüncenin oluşumunda ve üretiminde başvurulabilecek esaslı kaynak niteliğindedir. Bu gibi durumlarda ifade özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesinde bilgi edinme hakkının işlevselliği yadsınamaz.

(d) Talep Edilen Bilginin Mevcudiyeti: Anayasa’nın 26’ncı maddesi resmî makamlara bilgi ve veri toplama yükümlülüğü yüklememektedir. Bu nedenle ancak hazır ve kullanılabilir olan bilgiye erişim taleplerinin reddedilmesi ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturabilir.

48. AYM ve AİHM’in yukarıda yer verilen kararlarından hareketle, mevcut başvuruda bilgi edinme talebinin reddinin ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edip etmediği açısından dikkate alınması gerekli ilk durum olan kesinleşmiş bir yargı kararıyla devlete yüklenen bilgi verme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi söz konusu olmadığından, kamu makamlarınca tutulan bilgiye erişimin ifade özgürlüğünün kullanılmasının bir aracı olup olmadığı yönündeki ikinci durumun tespiti için yukarıda belirlenen kriterler

çerçevesinde inceleme yapıldığında aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

49. Başvuran vekilinin ifade ettiği şekliyle başvuran Derneğin amacı özetle; ifade özgürlüğü hakkı ihlale uğrayan veya tehlike altında olan kişilere yaşadıkları ihlallere karşı hukuki yardım sağlamak, bu amaçla araştırma, eğitim, ulusal ve uluslararası işbirliği dâhil çalışmalar yapmaktır. Bu kapsamda başvuran

Derneğin, ülkemiz ile ilgili AİHM nezdinde görülen ifade özgürlüğü davalarına müdahil olduğu ve üçüncü taraf görüşleri sunduğu, Kararların Uygulanmasının ve Dostane Çözüm Şartlarının Denetlenmesine İlişkin 1

Bakanlar Komitesi Kuralları’nın 9.2’nci maddesi kapsamında Bakanlar Komitesine bildirimlerde bulunduğu, ifade özgürlüğü kapsamında açılan davaları izleme-belgeleme çalışmaları yaptığı ve oluşturduğu raporları kamuoyuyla paylaştığı, web sitelerine getirilen erişim engellerine ilişkin çeşitli rapor ve istatistiki bilgi paylaşımında bulunduğu göz önüne alındığında başvuranın ifade özgürlüğü hakkı kapsamındaki hukuk davaları ve ceza soruşturma/kovuşturmalarına ilişkin talep ettiği istatistiki verilerin başvuranın çalışma alanı dâhilinde olduğu söylenebilecektir. Bununla birlikte, başvuran Dernek talep ettiği istatistiki verileri, ülkemizdeki yargı makamlarınca gerekçeli karar verme yükümlülüğünün ifade özgürlüğü alanında yerine getirilip getirilmediği çerçevesinde Bakanlar Komitesi’ne madde 9.2. kapsamında yapacakları sunumun hazırlık çalışması ile ülkemizde derece mahkemelerince verilen kararlar ile ifade

1

“Bakanlar Komitesi, Sözleşme’nin 46. maddesinin 2. paragrafı kapsamındaki kararların infazına ilişkin olarak, insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasına yönelik ulusal kurumların yanı sıra sivil toplum kuruluşlarından gelen her türlü iletişimi değerlendirme hakkına sahiptir.”

özgürlüğüne getirilen sınırlamaların ilgili ve yeterli gerekçe içerip içermediği hususunda yapılacak akademik ve toplumsal araştırma faaliyetine esas olmak üzere talep ettiğini belirttiği ve madde 9.2.

kapsamında yaptığı bildirimlerin Türkçe çevirilerinin Derneklerinin internet sitesinde de kamuoyunun erişimine açık şekilde yayımladığı görüldüğünden, talep edilen verilerin düşüncenin açıklanması amacının ön koşulu olma kriterini sağladığı değerlendirilmiştir.

50. Bununla birlikte, bilgi edinme hakkının ifade özgürlüğünün kullanılmasının bir aracı olup olmadığının belirlenmesi için başvuranın talep ettiği verilerin kamu yararını ilgilendiren bir mesele olup olmadığı ile talep edilen bilgilerin hazır ve kullanılabilir olup olmadığının tespiti de gerekmektedir.

Başvuranın talep ettiği veriler, ifade özgürlüğüne ilişkin verilen yargı kararlarının yeterli hukuki gerekçe içermemesi nedeniyle derece ilerlemesine layık görülmeyen hakim sayısı ile verilen kararların örnekleri ve yine aynı alanda yeterli gerekçe içermeme nedeniyle Kanun Yolu Değerlendirme Formlarının

Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’in 5’inci maddesi uyarınca Hakimler ve Savcılar Kuruluna yapılan bildirim sayısına ilişkindir.

51. Anayasa’nın 36’ncı maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu hüküm altına alınmış olup Anayasa Mahkemesi, anılan maddede düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkını da kapsadığını (B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75) ve Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141’inci maddesinin, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiğini belirtmektedir (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §

32) Anayasa Mahkemesine göre, gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamakta olup tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri, muhakeme sırasında öne sürdükleri iddialarının kurallara uygun şekilde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir ve mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılması bir hak ihlaline neden olabilecektir (B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31,34,39; B. No: 2016/2771, 20/10/2020, § 32).

52. Öte yandan, hâkim ve savcıların verdikleri kararların “yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva edip etmediği” hususuna, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 675/1 No.lu Hâkim ve Savcıların Derece Yükselmesi Esaslarına

İlişkin İlke Kararı’nın “Yükselme esasları” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup buna göre, hâkim ve savcıların derece yükselmesine layık olup olmadıkları hakkında verilecek kararlarda, kararların yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva edip etmediği de göz önünde bulundurulmaktadır. Ayrıca, Kanun Yolu

Değerlendirme Formlarının Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik’te de kanun yolu değerlendirme formu düzenlenirken, gerekçeli kararların yazılış, tahlil ve sonuçlandırılmasında başarı gösterilmesinin dikkate alınacağı ve bu formu düzenleyecek mercilerin etkin soruşturma yapmama, soruşturma ve yargılamanın sürüncemede bırakılması ve/veya kararların yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva etmemesi hususlarındaki tespitlerini, gerekçesiyle birlikte, durumun mahiyet ve ağırlığına göre, ilgili hâkim ve Cumhuriyet savcılarının disiplin sorumlulukları bakımından değerlendirme yapılmak üzere Hâkimler ve Savcılar

Kuruluna bildirecekleri düzenleme altına alınmıştır. İlgili düzenlemelerden, yargı kararlarının yeterli hukuki gerekçeyi ihtiva etmemesinin, hakim ve savcılık mesleğinde ilerlemede göz önünde tutulduğu ve de durumun mahiyet ve ağırlığına göre hakim ve savcıların disiplin sorumluluğu bakımından bir değerlendirme yapılmasını gerektirebilecek bir durum olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.

53. Sonuç olarak; mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeyi içermesinin davanın tarafları bakımından adil yargılanmanın ve yargıya güven duyulmasının sağlanması ve demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerinin toplum tarafından öğrenilmesi hususlarında taşıdığı işlev açısından oldukça önemli olduğu hususunda kuşku bulunmamaktaysa da resmi makamlarca tutulan bilgiye erişiminin ifade özgürlüğünün kullanılmasının bir aracı olarak görülebilmesi için talep edilen

bilginin kamu yararı testini karşılaması gerektiği, bu bakımdan, ülkemizde yargı mekanizmasının işleyişine ilişkin olarak, mahkemelerin verdiği kararların onanma/bozulma oranları, dosyaların ortalama görülme süresi ve dosya temizleme oranları gibi bilgilerin mahkeme kararlarının isabeti ve yargının sürati hususlarında kamunun genel olarak ilgisini çekebilecek ve kamusal bir tartışma oluşturabilecek bir alan olduğu söylenebilecekse de (Belirtilen bu hususlara ilişkin istatistiki bilgiler Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve

İstatistik Genel Müdürlüğünün internet sayfasında kamuoyunun erişime açık şekilde yayımlanmıştır. Bkz.

https://adlisicil.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/adalet-istatistikleri-yayin-arsivi, Erişim Tarihi:

29.05.2024) ifade özgürlüğü alanında verilen kararların yeterli gerekçe içermemesi nedeniyle derece

ilerlemesine layık görülmeyen hâkimlerin sayısı ile aynı gerekçeyle, disiplin sorumluluğu bakımından değerlendirilmek üzere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna yapılan bildirimlerin sayısına ilişkin bilgilerin ise hâkimlik ve savcılık mesleğinde yükselmeye ve hakim ve savcıların disiplin sorumluluğuna ilişkin bir alana ilişkin olmakla tek başına yargının işleyişine ilişkin kamuoyu nezdinde önemli ölçüde bir tartışma alanı oluşturacak nitelikte olmadığı değerlendirilmektedir. Öte yandan talep edilen bilginin bir an için kamu yararı taşıdığı kabul edilse dahi Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yapılan açıklamalar karşısında talep edilen bilgi ve belgelerin hazır ve kullanılabilir biçimde olmadığı anlaşıldığından (bkz. 34 no.lu para), yukarıda belirtilen tüm kriterler bakımından yapılan genel değerlendirme neticesinde mevcut başvuruda bilgi edinme talebinin reddinin ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleye yol açmadığı değerlendirilmiştir.

54. Sonuç olarak yukarıdan bu yana yapılan açıklamalar, yer verilen yargı kararları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın bilgi edinme talebinin reddedilmesi işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı tespit edildiğinden, başvurunun reddedilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlk ele ri Yönünden Değerlend ir me 55. İyi yönetim ilkelerine, 28.03.2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in

“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde, şikâyet başvurusunun inceleme ve araştırması kapsamında Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgeler bakımından İdare tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği, böylece “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı tespit edilmiştir.

VI. HAK ARAMA Ö ZGÜ RLÜĞÜNE İL İŞ KİN YASAL MEVZUAT

56. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca gerekçeli ret kararının başvurana tebliğinden itibaren varsa dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle B AŞVURUNUN REDDİ NE;

Kara rın B aşvu ran vekiline ve Hâkimler ve S avcıl ar Kurulu B aşk an lı ğın a teb li ğin e, Türkiye Cumhuriyeti Kamu B aşd en etçisi n ce karar verildi.

Ş eref MALKOÇ

Kamu B aşd en etçisi