ÖZET: Başvuru, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından başlatılan icra takibinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılmıştır. Başvuran vekili, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 30.11.2023 tarihli kararına dayanarak, icra takibinin başlatılmadan önce kendisine ödeme yapılması için bildirim yapılması gerektiğini savunmuştur. Başvuru, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinin kıyasen uygulanması gerektiği gerekçesiyle yapılmıştır. İdare ise, başvuranın doğrudan icra mahkemesine başvurmadan önce kendilerine başvurmadığını ve icra takibinin mevzuata uygun olduğunu belirtmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuruyu değerlendirerek, başvuranın taleplerinin kısmen kabulü ve kısmen reddine karar vermiştir. İdarenin, mahkeme kararlarının icrası için başvurana ödemeye davet yazısı göndermemesinin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak, idareye, mahkemelerce hükmedilen vekalet ücretleri ve yargılama giderlerinin tahsilinde öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi yönünde tavsiyede bulunulmuştur. Bu durum, kamu yönetiminde iyi yönetim ilkelerinin benimsenmesi açısından önem taşımaktadır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/3258-S.24.5154

BAŞVURU NO : 2024/591

KARAR TARİHİ : 22.03.2024

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ : ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ

İdari yargıda idare lehine hükmedilen vekalet ücreti ve

BAŞVURUNUN KONUSU :

yargılama giderinin tahsili için davacıya ödemeye davet yazısı yazılması talebi ve bağlantılı talepler hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 12.01.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran vekili özetle, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin Esas ve Karar sayılı ve

30.11.2023 tarihli ilamı gereğince 10.500,00 TL ilam vekâlet ücreti ve 85,44 TL, karar tarihi itibariyle,

takip öncesi faizinin tahsili amacıyla İstanbul 24. İcra Dairesi’nin Esas sayılı dosyasında İstanbul

Üniversitesi tarafından başvuran aleyhine icra takibi başlatıldığını; 2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesi ikinci fıkrası uyarınca alacağın tahsili amacıyla takip başlatmadan önce idareye başvuru zorunluluğunun olması ve ödeme yapılması için belli bir süre tanınması hükmünün kıyasen vatandaşlar lehine de tanınması gerektiğini; somut uyuşmazlık dosyasında İdare Mahkemesinin 30.11.2023 tarihli kararının başvurana 26.12.2023’te tebliğ edilmesine rağmen 30.11.2023 tarihi itibari ile faiz işletilerek icra takibinin yapılması nedeniyle başvurana haksız bir şekilde faiz ödemesinin yükletildiğini; iddia ve şikâyetle, 2577 sayılı

Kanun’un 28inci maddesi ikinci fıkrası uyarınca İdarenin alacağın tahsili yoluna başvurmadan önce, ödeme yapılması için hakkaniyet gereği karşı tarafa bildirim yaparak hayatın olağan akışına uygun bir süre tanıması ve takiplerin gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren başlatılması ile uygulamada var olan hakkaniyetsizliklerin giderilmesi ve ödemesi gerçekleşen icra dosya masrafları ve icra vekâlet ücretinin

iadesinin sağlanması hususlarında gereğini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğinin 20.02.2024 tarihinde Kurumumuz kayıtlarına

giren sayılı cevabi yazısında özetle:

2.1. Başvuranın yukarıda bahse konu talebine ilişkin İdarelerine doğrudan başvurusunun ve söz konusu uyuşmazlıklar yönünden hukuki bir prosedür olan İcra Hukuk Mahkemesine yaptığı herhangi bir başvuru veya şikayetin bulunmadığı; 2.2. Başvuran tarafın şikâyetine konu Mahkeme ilamı ve tebliğ zarfı örneğinin yazıları ekinde gönderildiği; 2.3. Söz konusu Mahkeme kararının yerine getirilmesi için İdareleri tarafından İstanbul 24. İcra Dairesi’nin sayılı dosyası nezdinde ilamlı icra takibinin başlatıldığı; söz konusu ilamlı icra takibine ilişkin takip talebini, icra emrini ve icra emrinin tebliği talebini yazıları ekinde ilettikleri; 2.4. Mahkeme ilamlarının icrasına ilişkin olarak mevzuatta ve hukukumuzda ödemeye davet yazısı şeklinde bir düzenleme ve yükümlülük tanzim edilmediği, bu bağlamda başvurana herhangi bir ödemeye davet yazısı yazılmadığı; 2.5. İstanbul 24. İcra Dairesi’nin sayılı dosyasında mevcut aşamada toplamda 13.792,62 TL tahsilat yapıldığı, tahsilat makbuzlarının ekte iletildiği; UYAP üzerinden ilgili icra takip dosyası incelendiğinde, icra dosyasında bakiye borcun kaldığının görüldüğü, bununla birlikte, İdareleri tarafından borçlunun malvarlıkları üzerinde herhangi bir haciz işlemi uygulanmadığı; 2.6. Başvuran tarafın, ‘2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28inci maddesi ikinci fıkrası uyarınca düzenlenen yükümlülüğün, İdare yönünden de bir yükümlülük olarak kabul edilmesi gerektiği’ne ilişkin iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, kamu kurumu niteliğindeki İdareye mevzuatta düzenlenmeyen herhangi bir prosedürün yasal yükümlülük olarak kabul ettirilmesinin hukuken mümkün olmadığı; 2.7. 2577 sayılı Yasa uyarınca İdare yönünden bu yönde bir zorunluluk mevcut olmamakla birlikte; 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin

Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümleri de incelendiğinde KHK’nın 9. maddesi kapsamında sadece adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından icra takibi öncesi sulhe davetin gerekliliğine işaret edildiği, bu bağlamda yasa koyucunun bilinçli bir şekilde ayrıma gitmek suretiyle sadece adli yargı kapsamında görülen uyuşmazlıklar yönünden bu şekilde bir ödemeye (sulhe) davet prosedürü düzenlediği hususunda tereddüt bulunmadığı; 2.8. Bu bağlamda, İdare tarafından mahkeme kararlarının icrasına ilişkin olarak, ödemeye davet yazısı tebliğ edilmeksizin ilamlı takip başlatılmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı; 2.9. Söz konusu mahkeme kararının İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından 30.11.2023 tarihinde verildiği, Mahkemece 21.12.2023 tarihinde başvuran tarafa e-tebligat vasıtasıyla gönderildiği; İdare tarafından ilamlı icra takibinin ise 02.01.2024 tarihinde başlatıldığı, ayrıca tüm dava süreci başvuran tarafça takip edilen uyuşmazlık konusu davada, 30.11.2023 tarihinde karar verildikten sonra 7/24 erişime açık olan

UYAP’tan karara ulaşmanın mümkün olduğu;

2.10. İcra Dairelerinin tüm işlemlerinin İcra Mahkemesinin kontrol ve denetimine tabi olduğu, özellikle ilama aykırı takip dosyalarının süresiz şikâyet yoluna tabi olduğu, usulsüz işlem yapıldığını iddia eden tarafın her zaman takibin iptalini veya icra dosyasında yapılan herhangi bir usulsüz işlemin iptalini talep etme hak ve yetkisine sahip olduğu; nitekim bu takip dosyasının tüm işlemlerinin mevzuata ve ilama uygun bir şekilde yürütüldüğü, borçlu sıfatıyla takip dosyasında yer alan başvuran tarafın İcra Mahkemesine şikâyet yoluyla başvurup, ilamlı takip dosyasını veya ilgili işlemlerin iptalini talep etme hak ve yetkisine sahipken bu hakkını kullanmadığı; 2.11. Hâlihazırda söz konusu mahkeme kararının ilamlı icra takibine konu edilmiş olması, icra takip dosyasında dosya borcunun önemli bir kısmının tahsil edilmiş olması bilgileri ışığında; bu uyuşmazlık özelinde, uyuşmazlığın bu aşamasında dostane bir sulh yolunun mümkün olmadığı kanaatinde oldukları; Açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir”; 3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. (Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”; 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”; 4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun, 4.1. “Kurumun görevi” başlıklı 5inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”; 5. 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun, 5.1. “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar:” başlıklı 30uncu maddesinde, “Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işi yapmağı emreder.

Borçlu muayyen müddetlerde işe başlamaz veya bitirmez ve iş diğer bir kimse tarafından yapılabilecek şeylerden olur ve alacaklı da isterse yapılması için lazımgelen masraf icra memuru tarafından ehlivukufa takdir ettirilir. Bu masrafın ilerde hükme hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunup kendisine verilmek üzere ifasına alacaklı muvafakat ederse alınıp hükmolunan iş yaptırılır. Muvafakat etmezse ayrıca hükme hacet kalmadan borçlunun kafi miktarda malı haciz ile paraya çevrilerek o iş yaptırılır.

İlam, bir işin yapılmamasına mütedair olduğu takdirde icra dairesi tarafından ilamın hükmü borçluya aynı müddetli bir emirle tebliğ olunur. Bu emirde ilam hükmüne muhalefetin 343 üncü maddedeki cezayı müstelzim olduğu yazılır.

(Ek son fıkra: 17/7/2003-4949/9 md.) Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilâm hükmü yerine getirildikten sonra borçlu, ilâm hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa, mahkemeden ayrıca hüküm almaya gerek kalmadan, önceki ilâm hükmü tekrar zorla yerine getirilir.”, 5.2. “İcra emri ve muhtevası:” başlıklı 32nci maddesinde (Değişik: 18/2/1965-538/16 md.), Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 üncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir.

(Ek fıkra: 2/7/2012-6352/7 md.) Yabancı devlet aleyhine başlatılan ilamlı icra takiplerine ilişkin icra emrinde uluslararası andlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borçlu devlete ait olan mallar hakkında cebri icra yapılabileceği hususu ayrıca ihtar edilir.”; 6. 26/9/2011 tarihli ve 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli

İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin, 6.1. “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1inci maddesinde, “ (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa

Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir.”; 6.2. “İlkeler” başlıklı 3üncü maddesinde, “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında; a)

İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi, c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması, esastır.”; 6.3. “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6ncı maddesinde, “(1) İdareler, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haizdir. (2) İdareleri adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler

nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi; hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. …” 6.4. “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9uncu maddesinde, “(1) İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır. İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler. Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir.

İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir. (2) Gecikmesinde sakınca bulunan veya işin mahiyeti gereği süre verilmesinde fayda görülmeyen hallerde doğrudan dava ve icra yoluna başvurulabilir. (3) Dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. …”; 6.5. “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12nci maddesinde, “ (1)

İdari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilirler. İdari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilir ve bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde incelenir. (2) Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Başvuru sonuçlanmadan dava açılamaz. (3) Sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır. … (7) Tazminat miktarı ve ödeme şekli üzerinde idare ve istemde bulunanın sulh olmaları halinde buna ilişkin bir tutanak düzenlenir ve taraflarca imzalanır. Bu tutanak ilam hükmündedir. Sulh olunan miktar idare bütçesinden ödenir. Vadeye bağlanmamış alacaklarda tutanağın imzalandığı tarihten itibaren iki aylık sürenin dolmasından, vadeye bağlanmış alacaklarda ise vadenin dolmasından önce tutanak icraya konulamaz. …(9) Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz. …”; 6.6. “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14ncü maddesinde, “(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir. …”; 6.7. “Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak hükümler ile atıflar” başlıklı 18nci maddesinde, “ …

(4) İdarelerin hukuk hizmetlerine, uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline, avukatlık hizmeti satın alınmasına ve davalarla ilgili vazgeçme yetkilerine dair diğer kanunlarda yer alan hükümlerden bu Kanun Hükmünde

Kararname hükümlerine aykırı olanlar uygulanmaz. …”; 7. 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, 7.1. “Kararların sonuçları” başlıklı 28nci maddesinde, “1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa

Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler:

21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…) (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109

sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…) ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik:

2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. …”; 8. 4/7/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme

Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in 8.1. “Hukuki uyuşmazlıkların değerlendirilmesi” başlıklı 8nci maddesinde, “(1) Komisyon, adli yargı kapsamında yapılacak sulh anlaşmalarında; uyuşmazlığın konusu, vazgeçilen veya terkin edilen hak ve menfaatin değeri, idarenin görüşü, karşı tarafın görüş veya teklifi ve ihtilafın sürdürülmesi halinde muhtemel sonucu konuya ilişkin bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle değerlendirerek, idarenin sulh olmasında yararı olup olmadığı hususunda rapor hazırlar. (2) İdari işlem ve eylemler nedeniyle idareye yapılan sulh başvurularının komisyonca incelenmesinde; başvurunun konusu, zarara yol açan olay ve nedenleri, zararın idari eylem veya işlemden doğup doğmadığı ve meydana geliş şekli, idarenin tazmin sorumluluğunun olup olmadığı, zararın miktarı ve ödenecek tazminat tutarı tespit edilir. …”; 9. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in, 9.1. “Tavsiye kararı” başlıklı 32nci maddesinde, “(1) İnceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde tavsiye kararı verilir…”; 9.2. “Ret kararı” başlıklı 33üncü maddesinde, “(1) İnceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olmadığı kanaatine varılması hâlinde ret kararı verilir.”; Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

10. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin hazırlanan

“Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuran vekili özetle; İstanbul 6. İdare Mahkemesinin sayılı ve

30.11.2023 tarihli ilamına istinaden İstanbul Üniversitesi lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama

giderlerinin tahsiline ilişkin İstanbul 24. İcra Dairesi’nin sayılı dosyası nezdinde başlatılan ilamlı icra takibinin yasal olmadığını iddia etmekte olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi ikinci fıkrasının kıyasen vatandaşlar lehine uygulanması gerektiğini belirterek, İdarenin alacağın tahsili yoluna başvurmadan önce, ödeme yapılması için hakkaniyet gereği bildirim yaparak

kişilere makul bir süre tanıması, takiplerin gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren başlatılması ile uygulamada var olan hakkaniyetsizliklerin giderilmesi ve ödemesi gerçekleşen icra dosya masrafları ve icra vekâlet ücretinin iadesinin sağlanması hususlarında gereğini talep etmektedir.

12. Dosyası kapsamında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, İstanbul Üniversitesi, Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı Mediko Sosyal Biriminde röntgen teknisyeni olarak görev yapan başvuranın

‘taban ve teşvik performans ek ödemesinden yararlanma talebini içeren başvurusunun reddine dair işlemin iptali’ talebiyle İstanbul 6. İdare Mahkemesi nezdinde dava açtığı; yapılan yargılama neticesinde

Mahkemenin 30.11.2023 tarihli kararıyla iptal isteminin reddedildiği; İstanbul Üniversitesi lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin İdaresince 10.500,00 TL ilam vekâlet ücreti ve 85,44 TL, karar tarihi itibariyle, takip öncesi faizinin tahsili amacıyla İstanbul 24. İcra Dairesi’nin sayılı dosyası nezdinde 02.01.2024 tarihinde ilamlı icra takibinin başlatıldığı; mevcut aşamada başvurandan toplamda 13.792,62 TL tahsilat yapıldığı, İdarenin cevabi yazıyı hazırladığı tarih itibarıyla ise dosyasında bakiye borcun kaldığı; hususları anlaşılmıştır.

13. Başvuran vekili, İdare lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin

İdarece ilamlı icra takibi yoluna başvurulmadan önce dosyasına ödeme yapılması için hakkaniyet gereği karşı tarafa bildirimde bulunularak makul bir süre tanınması gerektiğini iddia etmekte, söz konusu iddiasını

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi ikinci fıkrasının kıyasen vatandaşlar lehine de

uygulanması gerektiği kanaatine dayandırmaktadır.

14. Başvuruya konu talep öncelikle 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli

İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ve başvuranın iddiaları doğrultusunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde inceleme gerektirmektedir.

659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname Çerçevesinde İnceleme 15. Bilindiği üzere, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve

Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esaslar 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir.

16. Kararnamenin genel gerekçesi incelendiğinde, kamuda hukuk hizmetinin yürütülmesine ilişkin farklı ve çok sayıdaki hukuki düzenleme yerine tek bir kanuni düzenleme yapılarak hukuk hizmetlerinde uygulama birliği ve sadeleşme sağlandığı; idarelerde sulhe davet mekanizması getirildiği; kamu idarelerinin vatandaşla olan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin öngörüldüğü böylece vatandaşın hak ve menfaatini gözetecek şekilde uyuşmazlığın öncelikle sulh yoluyla çözümlenmesi, tarafların sulh koşullarında anlaşamamaları halinde uyuşmazlıkların yargıya intikal ettirilmesinin yolunun açıldığı; sulhe davet ve uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik yapılan düzenlemelerle idarelere karşı açılacak davaların azalacağı ayrıca davaların da daha kısa sürede bitirilmesi sağlanarak gerek idarelerdeki gerekse yargı mercilerindeki iş yükünün azalmasına katkı sağlanacağı; hususlarına vurgu yapıldığı görülmüştür.

/

17. Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılmasına ilişkin düzenlemeye KHK’nın 6ncı maddesinde yer verilmektedir, buna göre; adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde anılan idareleri vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. KHK’nın 14ncü maddesinde ise anılan kişiler tarafından takip edilen davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi öngörülmüştür.

18. Uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik düzenlemelere ise KHK’nın “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9uncu ve “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12nci maddeleri ile 4/7/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık

Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, Kanun koyucunun “Adli uyuşmazlıklar” ve “İdari uyuşmazlıklar” yönünden bir ayrıma gittiği görülmektedir. Adli uyuşmazlıklar yönünden İdarelerin, adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esas olup, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. İdari uyuşmazlıklarda ise idari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilir ve/ veya idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilerek bu çerçevede incelenir. Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.

Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz.

19. Buraya kadar anlatılanlardan özetle, adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Yasanın 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu; idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun İdareleri sulhe davet ile yükümlü kılmadığı hususları anlaşılmıştır.

20. Bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, İdare tarafından Mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesinin yukarıda ayrıntılarına yer verilen ve yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmediği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu Çerçevesinde İnceleme

21. Başvuran vekili, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28inci maddesi ikinci fıkrasındaki düzenleme ile İdare aleyhine alacağın tahsili talebinde bulunmak için getirilen başvuru zorunluluğunun, gereksiz icra takibi ve masrafları engellediğini, İdarenin alacaklı olduğu dosyalarda da idare hukukundaki usulde paralellik ilkesi uyarınca icra takibinden önce idari makamlarca memurlarından istekte bulunulması gerektiğini, bu bağlamda İdare tarafından başlatılan icra takibinin yasal olmadığını ve ödemesi gerçekleşen icra vekalet ücreti ve icra dosya masrafının iadesi gerektiğini iddia etmektedir.

22. Başvuruya konu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28inci maddesi, mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin olup, hukuk devletinde kanun koyucu,

Anayasaya bağlılığı gözeterek yargılama hukukuna ilişkin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olduğu gibi mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kurallar belirleme hususunda da takdir yetkisine dayanarak düzenlemeler yapma yetkisini haizdir.

23. 2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği düzenlenmek suretiyle idareye, yargı kararının gereğini, tebliğ tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir. Başvuruya konu (2) numaralı fıkraya göre ise, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacaktır. (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04/07/2013, § 38-39)

24. Görüldüğü üzere, 28inci maddenin ikinci fıkrasında konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kararların icrasına yönelik getirilen düzenleme ile 28inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen kurala bir istisna getirilmiştir. Buna göre, konusu belli bir miktar paranın idare tarafından davacıya ödenmesini öngören ilamların icrası, kararın tebliğ tarihinden değil, davacı veya vekilinin banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirilecektir. İdarece, banka hesap numarasının bildirildiği tarihten itibaren otuz gün içinde ödeme yapılmaması durumunda kararın icrası genel hükümler çerçevesinde gerçekleştirilecektir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04/07/2013, § 39).

25. Anayasa Mahkemesi, ‘2577 sayılı Kanun’un ikinci fıkrasının farklı bir ödeme yöntemi getirerek, genel hükümlerin uygulanmasını belli bir süre için durdurduğu ve hak sahiplerinin hakka ulaşmalarını belli bir süre engellediği’ gerekçesiyle iptali istemine ilişkin yapılan başvuru hakkında yaptığı norm denetiminde, “2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesi için belirlenen sürenin, hiçbir ayırım yapılmaksızın tüm idari yargı kararları için geçerli olduğunu, bu konuda Kanun’da belli bir paranın ödenmesine ilişkin ilamlarda söz konusu sürenin uygulanmayacağını düzenleyen bir hüküm bulunmadığını; diğer taraftan, Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki sürenin başlangıcının, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden değiştirildiği açık ise de davacının hesap numarasını idareye zamanında bildirmesi hâlinde bunun mahkeme kararlarının yerine getirilme süresi üzerinde bir etki yaratmasının mümkün olmadığını; zira alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvurarak hesap numarasını bildirmesi ve söz konusu süreyi mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının mümkün olduğunu; davacının hesap numarasını idareye bildirmesi gereğinin ise, idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağın tahsilinin gecikmesinden sorumlu tutulamayacağı gerçeği karşısında makul ve ölçülü bir külfet olduğunu; bu nedenlerle dava konusu kuralın Kanun’da otuz gün olarak belirlenen mahkeme kararının yerine getirilme süresini davacının bu husustaki bildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesine rağmen fiilen uzatmasının ve temyiz aşamasındaki

yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasına ilişkin olarak idareye ek süre kazandırmasının mümkün olmadığını…” değerlendirmiş ve bu gerekçelerle iptal istemini reddetmiştir.

26. Yukarıda yer verilen ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin norm denetimine ilişkin tespitleri çerçevesinde başvuranın 21 numaralı paragraftaki iddiası incelendiğinde, 2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki 28inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen sürenin başlangıcının, idare aleyhine alacağın tahsili yönünden değiştirildiği, söz konusu değişikliğin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvuruda bulunarak hesap numarasını bildirmesi ile söz konusu sürenin mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının da mümkün olduğu, sonuç olarak Mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış bir ek süre olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş, başvuranın 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

27. Hukukilik kıstası ile idareyi denetlemeye dayalı sistemlerin, mağduriyetlerin oluşmasını engelleyemediği, haksızlıkları telafi etme noktasında ise yetersiz kaldığı durumlarda Ombudsmanlık kurumları, hakkaniyetli olmayan uygulamaları iyi yönetim ilkelerini de gözetmek suretiyle ortaya koyarak getirdikleri önerilerle, önemli bir eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmaktadır.

28. Bu bağlamda başvuru konusu hakkaniyet boyutuyla ve iyi yönetim ilkeleri açısından ele alındığında,

2577 sayılı Kanun’un 28inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında idare aleyhine alacağın tahsili için

davacılar yönünden idareye başvuru zorunluluğu getirilmişken, idare lehine alacağın tahsilinde nasıl bir hukuki yol izleneceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle idareler arasında bir uygulama birliği bulunmadığı; İdarelerin önemli bir kısmının karşı tarafa ödemeye davet yazısı göndermeksizin kararın tebliğini takiben alacağın tahsili amacıyla doğrudan genel hükümlere göre icra yoluna başvurduğu, bu durumda davacıların dava vekâlet ücreti ile birlikte icra vekâlet ücreti ve icra masrafı da ödemek zorunda kalarak daha fazla külfete katlanmak zorunda bırakıldıkları; öte yandan İdare lehine alacağa hükmedilmesi halinde kararın tebliğini takiben davacıların ödemeye davet edilmesinin önünde yasal bir engel de bulunmadığı gibi aksine 659 sayılı KHK’nın 3üncü maddesinde “İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinin” temel ilkeler arasında sayıldığı; hususları tespit edilmekle, başvuruya konu talebin, kamu yönetimi anlayışında meydana gelen değişim ve gelişmeler karşısında makul ve kabul edilebilir bir beklentiye karşılık geldiği kanaati ve sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde, idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, idareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

29. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin yürütülmesine yönelik usul ve esasların 659 sayılı Genel Bütçe

Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin

Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendiği; söz konusu düzenlemede adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulha davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Yasanın 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu, idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun İdareleri sulhe davet ile yükümlü kılmadığı; bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, İdare tarafından Mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesinin yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmediği; öte yandan 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2)

numaralı fıkrasıyla getirilen düzenlemenin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, Mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış ek bir süre olarak kabul edilemeyeceği; bu bağlamda başvuranın 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği; tüm bunlara karşın günümüz kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, idareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 30. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak

Kurumumuza gönderildiği anlaşılmıştır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

31. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17 ci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanunun 21 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, (varsa) durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlar, 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup ilgili

İdarenin işlemine karşı İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜ KISMEN

REDDİNE,

Başvuranın, Mahkeme ilamına istinaden İdare lehine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin başlatılan ilamlı icra takibinin mevzuata aykırı olduğuna dair iddiasının ve ödemesi

gerçekleşen icra dosya masrafları ve icra vekâlet ücretinin iadesi isteminin REDDİNE; İdarenin bundan sonraki işlemlerinde güncel kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde, mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretlerinin ve yargılama giderlerinin tahsilinde ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi yönünde İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE

TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İstanbul

Üniversitesi Rektörlüğü tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna; Kararın, Başvuran vekiline ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi