|
ÖZET: Başvuru, Adalet Bakanlığı’na bağlı Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan bir mahkumun, ailesinin ikametgahına yakın bir ceza infaz kurumuna nakil talebini içermektedir. Başvuran, 6 Şubat 2023’teki deprem felaketi sonrası ailesinin büyük bir kısmını kaybettiğini, sağ kalanların Ankara-Eskişehir bölgesine yerleştiğini belirtmiştir. Ayrıca, sağlık sorunları ve mevcut ceza infaz kurumunun fiziksel koşullarının yetersizliği nedeniyle nakil talep etmiştir. Ancak, Adalet Bakanlığı, başvuranın talebini, mevcut ceza infaz kurumlarının doluluk oranları ve güvenlik gerekçeleriyle reddetmiştir.
İdare, başvuranın sağlık durumunu ve ceza infaz kurumlarının kapasite durumunu göz önünde bulundurarak, nakil taleplerinin uygun görülmediğini ifade etmiştir. Ancak, başvuranın ailevi bağlarının korunması ve çocuk-ebeveyn ilişkilerinin devamı açısından, Adalet Bakanlığı’na nakil talebinin yeniden değerlendirilmesi önerilmiştir. Bu öneri, başvuranın nakil koşullarını taşıması durumunda, ailesinin ikametgahına yakın bir ceza infaz kurumuna yerleştirilmesi yönündedir. Sonuç olarak, başvuranın talebinin kabul edilmesi ve Adalet Bakanlığı’nın bu konuda gerekli adımları atması tavsiye edilmiştir. Bu karar, aile bütünlüğünün korunması ve mahkumların rehabilitasyonu açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/9410-S.24.14559
BAŞVURU NO : 2024/3553
KARAR TARİHİ : 04.09.2024
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI
Başvuranın eşi ile birlikte çocuğunun ikametine yakın bir ceza infaz
BAŞVURUNUN KONUSU :
kurumuna nakil talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 08.03.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle, eşi ile birlikte Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumunda barındırıldıklarını, 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan deprem felaketinde Hatay’da yaşayan yakınlarının çoğunun vefat ettiğini, sağ kalanların Ankara-Eskişehir civarına yerleştiğini, aynı tarihte kendilerinin de Osmaniye’de depremi birlikte yaşadıklarını, 15 yaşındaki oğullarının AnkaraEskişehir civarına taşınması sonucunda nakil talebinde bulunduklarını, ancak taleplerinin idarenin
04.03.2024 tarihli yazısıyla reddedildiğini, kendisinin astım ve bel fıtığı hastası olduğunu, ayrıca
omuriliğinde kist olduğunu, aşırı sıcak ve nem sebebiyle astım ataklarının sıklaştığını, küçük bir şehirde oldukları için hastalandıklarında hastaneye ancak 3 ay sonra gidebildiklerini, tuvalet alt katta olduğu için inip çıkmakta zorlandığını, kurumun fiziki şartlarının yetersiz olması ve Organize Sanayi Bölgesinin yanında olması sebebiyle astım ataklarının sıklaştığını, bağışıklığının düştüğünü, 24 kilo kaybettiğini, yeni hastalıklarının çıktığını, eşi . ’nin de deprem sonrasında psikiyatrik ilaçlar kullanmaya başladığını, oğullarının ise astım hastası olduğunu, ayrıca kalp kapakçığında kaçak olduğunu, aradaki 700 km’lik mesafe ve yol masrafları sebebiyle oğlu ve ailelerinin kendilerini ziyarete gelmekte zorlandığını, bu sebeple
17 aydır oğlunu göremediğini, benzer şekilde eşi . ’nin örgün olarak kazandığı Hacettepe Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne devam edemediğini, tutukluluk sürelerini ailelerinin ikametine yakın bir ceza infaz kurumunda geçirmek istediklerini ifadeyle, eşler olarak birlikte öncelikle Eskişehir L Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumuna, mümkün olmaması durumunda Sungurlu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna veya
Aksaray T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakillerinin yapılmasını talep etmektedir.
1.2. Başvuran Kurumumuza ilettiği 28/06/2024 tarihli dilekçesiyle benzer hususlara değinmiş ve talebini yinelemiştir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Ceza ve Tevkifevleri Genel
Müdürlüğü’nden 19/03/2024 tarih ve sayılı yazımızla konu hakkında bilgi ve belgeler talep edilmiştir. Anılan Genel Müdürlüğün 24/04/2024 tarihli ve sayılı cevabi yazısında; 2.1. Başvuran ve eşinin son nakil taleplerinin Genel Müdürlüğün 29.03.2024 tarihli ve – – sayılı yazısı ile uygun görülmediği, 2.2. Ceza infaz kurumlarında barındırılan hükümlü ve tutukluların sağlıklarının korunmasının, teşhis ve tedavilerinin yapılmasının, sağlığa erişim hakkının kolaylaştırılması ve korunmasının çağdaş infaz anlayışının temel unsurlarından olduğu, bu konuda herhangi bir aksamanın ve hak kaybının olmaması için azami çabanın gösterildiği ve gereken her türlü tedbirlerin alındığı, 2.3. Mevzuata göre; hükümlü ve tutukluların öncelikle ilde bulunan hastanelere, il düzeyinde tedavi imkânı bulunamaması halinde diğer illerdeki hastanelerin ilgili bölümlerine ve üniversite hastanelerine sevk edildikleri, hasta hükümlü ve tutuklunun hangi uzmanlık alanında tetkik ve tedavi göreceğine muayene eden kurum doktorunun, kurum doktoru bulunmuyorsa aile sağlığı merkezine veya hastanede görevli doktorun karar verdiği, bu aşamada kurum idaresinin bir yetkisinin bulunmadığı, 2.4. Sağlık dosyası incelendiğinde başvurana astım, sinir kökü ve pleksus basıları tanısı konulduğu, anılan kuruma geldiği tarih itibariyle 17.02.2023, 14.03.2023, 04.09.2023, 18.10.2023, 23.10.2023, 11.03.2024 ve 13.03.2024 tarihlerinde Osmaniye Devlet Hastanesinin çeşitli polikliniklerine sevkinin gerçekleştirilerek muayene ve tedavisinin gerçekleştirildiği, 10 defa kurum içerisinde psikologla görüşmek için başvuruda bulunduğu ve tüm taleplerinin en kısa zamanda işleme alınarak yerine getirildiği, 2.5. Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun Osmaniye ili Toprakkale ilçesi Büyüktüysüz mahallesi Organize Sanayi Bölgesi Doğu Girişi Yanı Bitişiğinde bulunduğu, Türkiye geneli açılan ilk T
Tipi ceza infaz kurumlarından biri olduğu, oda sisteminin mevcut olduğu, bahse konu odaların iki katlı; üst kat yatakhane, alt kat ortak yaşam ve tuvalet banyo alanlarından oluştuğu, 2.6. Bunun yanı sıra ceza infaz kurumlarımız plânlanıp inşa edilirken ve sonrasında hükümlü ve tutuklu barındırılırken Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Ceza İnfaz Alanındaki Tavsiye Kararlarında belirtmiş olduğu minimum ceza infaz kurumu standartlarının göz önünde bulundurulduğu, bazı illerde öngörülemeyen çok sayıda tutuklama olduğunda geçici olarak kalabalıklaşma yaşanabildiği, ancak bu sorunun sevk ve nakillerle kısa zamanda giderildiği, ayrıca, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülerin yaşam koşullarının uluslararası standartlara uygun şekilde belirlendiği, 2.7. Adı geçenin, hükümlü ve tutuklu bilgi formunun incelenmesi sonucunda, infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığının tespit edildiği, 2.8. Tutukluların kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e)
bendinde ”İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, 2.9. Bu nedenle, birçok ceza infaz kurumunda kapasitelerinin üstünde hükümlü ve tutuklu barındırıldığından, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir
kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan her talebin uygun değerlendirilemediği, 2.10. Başvuran ve eşinin bulunduğu Osmaniye 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesinin 1000, mevcudunun 1339, doluluk oranının %134 olduğu.
2.11. Nakil talep edilen; Eskişehir L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1200, mevcudu 1799, doluluk oranı %150, Sungurlu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1200, mevcudu 1346, doluluk oranı %112, Aksaray T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun kapasitesi 1200, mevcudu 1677, doluluk oranı %140 olduğu, 2.12. Öte yandan, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, bu kapsamda adı geçenin de kendi suç türünden tutuklu ve hükümlülerin yoğun olduğu kurumları talep etmesi ve yukarıda açıklanan nedenlerle talep ettiği ceza infaz kurumlarına nakil talebinin uygun görülmediği, 2.13. 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca (Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usûllerine ısrarla karşı koyanlar) barındırılan kişilerin, yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırıldığı, 2.14. Ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların; hastalık, disiplin, güvenlik, özellikle toplu nakiller ve tutukluların mahkeme nedeniyle yapılan sevkleri sonucu, ceza infaz kurumların mevcutlarının günaşırı değiştiği, bu nedenle; ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin nakil taleplerinin Genel
Müdürlüğe ulaştığı anda, talep edilen kurumların kapasitelerinin o günkü verileri göz önüne alınarak değerlendirildiği, 2.15. 7242 sayılı Kanun (Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun) ile genel olarak adli hükümlüleri kapsadığından 5275 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi uyarınca yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılması gereken hükümlü ve tutukluların sayısında herhangi bir azalma olmadığı gibi yeni tutuklamaların olması sebebiyle artış olduğu, hususları bildirilmiştir.
2.16. Başvuran ve eşinin 01/09/2023-27/03/2024 tarihleri arasındaki ziyaretçi raporlarının incelenmesinden, belirtilen tarihler arasında başvuran ve eşinin 4 farklı tarihte kapalı iç görüş yaptığı, ancak ailelerinden ziyaretçilerinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin niteliği” başlıklı 12 nci maddesinde; “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”, 3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, 3.3. “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19 uncu maddesinde; “Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”, 3.4. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.”, 3.5. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı
8 inci maddesinde; “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”, 6. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin;
1 inci maddesinde; “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç,
onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”,
3 üncü maddesinde; “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya
yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.”,
4 üncü maddesinde; “Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken
her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar.”,
6 ncı maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı
gösterirler.”,
18 inci maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–
babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler.”, 7. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler Bütünü” nün “Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı” başlıklı 19 uncu maddesinde ‘‘Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.’’ hükmü, ‘‘İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı’’ başlıklı 20. maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.”, 8. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında; “Özgürlüklerinden yoksun bırakılan herkese insanca ve kişinin doğuştan sahip olduğu onura saygı gösterilerek davranılır.”, 9. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un; 9.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”, 9.2. “Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün faaliyeti çerçevesinde, Türk Ceza Kanununda yer alan; a) İnsanlığa karşı suçlardan (madde 77, 78), b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82), c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188), d) Devletin güvenliğine karşı suçlardan (madde 302, 303, 304, 307, 308), e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz edilir.
(3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usullerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler.
(4) Birinci fıkrada tanımı yapılan kurumların ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır.
(5) (Değişik: 25/5/2005-5351/1 md.) Müebbet hapis cezasına hükümlülerden, 107 nci maddede belirtilen koşullu salıverilme süresinin üçte ikisini, süreli hapis cezasına hükümlülerden toplam cezalarının üçte
birini, üçüncü fıkrada belirtilen hükümlülerden geriye kalan toplam cezalarının üçte birini bu kurumlarda geçirerek iyi hâl gösterenlerin, tutum ve kişiliklerine uygun diğer ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine karar verilebilir.”, 9.3. “Nakiller” başlıklı 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”, 9.4. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54 üncü maddesinin birinci fıkrası (e) bendinde; “İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması.”, 10. Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza İnfaz
Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgenin “Hükümlülerin Kendi
İstekleri ile Nakilleri” başlıklı 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında; “Bakanlık tarafından kapasite yoğunluğu veya konumu itibariyle nakil yapılmayacak ceza infaz kurumları dönemsel olarak Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirilebilecektir. Hükümlü ve hükümözlüler tarafından bu kurumlar için nakil talebinde bulunulması halinde gereksiz yazışmaları önlemek amacıyla Cumhuriyet başsavcılığı tarafından talepler reddedilecek ve ret gerekçesi ile birlikte ilgiliye tebliğ edilecektir. Sadece nakil yapılmayacak ceza infaz kurumları listesinde yer almayan ve konumlarına uygun ceza infaz kurumlarını belirten dilekçeler gönderilecektir. Listede yer alan ceza infaz kurumlarını tercih eden hükümlü ve hükümözlülerin dilekçelerine işlem yapılmayarak mahalline iade edilecektir.”, 10.1. ‘‘Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı’’ başlıklı 19’uncu maddesinde: “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.” 10.2. ‘‘İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı’’ başlıklı 20’nci maddesinde: “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.” 11. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında
REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararına Ek, 11.1. “Temel İlkeler” başlıklı 3’üncü maddesinde: “Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.
11.2. “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı 17’nci maddesinde: “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.’’, ‘‘ İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.” 11.3. “Dış Dünya ile İlişki’’ başlıklı 24’üncü maddesinde: ‘‘Mahpusların mümkün olabilen sıklıkta mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle, başka kişilerle ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine ve bu kişilerin mahpusları ziyaret etmelerine izin verilmelidir.’’, ‘‘
Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde
sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.’’, ‘‘Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara “uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.’’ düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
12. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “Kısmen
Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 13. Başvuran (1) numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen başvuruda özetle, birçok sağlık sorunu olduğunu, ailesinin kendisini ziyarete gelmekte güçlük çektiğini, Eskişehir’de yaşayan çocuklarını aylardır göremediklerini belirterek, eşi ile birlikte ailesinin ikametine yakın bir ceza infaz kurumuna naklini talep etmektedir.
14. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, Kanunun 3. maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak…” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda Kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise, hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infazın özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir. Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.
15. 5275 sayılı Kanunun 53-58. maddelerinde ‘Hükümlülerin nakilleri’ başlığı altında, nakile ilişkin hükümler düzenlenmiş, 54. maddede ‘Kendi istekleri ile nakil’, 55. maddede ‘Disiplin nedeniyle nakil’, 56.
maddede ‘Zorunlu nedenlerle nakil’, 57. maddede ‘Hastalık nedeniyle nakil’ şartları düzenlenmiştir.
16. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir. Buna karşılık
5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen ‘Kendi
istekleri ile nakil’ hükmü ile, disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak ‘ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil’ hükmü olarak değerlendirilip, nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.
17. Anayasamızın 20. maddesi, AİHS’nin 8. maddesi uyarınca, herkesin ‘özel ve aile hayatına saygı hakkına’ sahip olduğu düzenlenmiştir. Hapis cezasına mahkumiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı
sağlaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur. (Messina v. Italy, 25498/94; EpnersGefners v. Latvia, 37862/02)
18. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23/01/2015 tarihli Daire kararında (Vintman v.
Ukrayna, 28403/05); AİHS’nin, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini, ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS’nin 8.
maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.
19. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin
Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere
Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararının 17.1. maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.
20. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin rehabilitasyonu ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları
Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).
21. 5275 sayılı Kanunun “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6. maddesinin (b)
bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
22. Somut dosyaya başvuran tarafından sunulan dilekçe ile idare tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden; başvuran ve eşinin Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırılmakta olduğu, hali hazırda infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığı, 01/09/2023-27/03/2024 tarihleri arasındaki ziyaretçi raporlarının incelenmesinden, belirtilen tarihler arasında başvuran ve eşinin 4 farklı tarihte kapalı iç görüş yaptığı, nakil talepleri hakkında ilgili infaz kurumunun kapasitesinin dolu olması gerekçesi ile ret işlemi tesis edildiği anlaşılmıştır.
23. Başvuranın nakil talebinin reddine yönelik işlemde idare tarafından özetle, başvuranın suç grubu nedeniyle, yüksek güvenlikli veya bir bölümü yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılmak zorunda olduğu, bu kurumlara yapılan nakil talepleri değerlendirilirken kurumlarının kapasitesi, güvenliği, hangi suç türüne ait odaların bulunduğu ve doluluk oranlarının yanı sıra hükümlü ve tutukluların ceza miktarları ve örgütteki konumları gibi hususların da dikkate alındığı, ceza infaz kurumlarında kapasite üstünde hükümlü ve tutuklu barındırılması durumunda, kişi ve kurum güvenliğinin tehlikeye düşebileceği, aynı suç türünden çok fazla tutuklu ve hükümlünün aynı kurumda barındırılması durumunda bu tutuklu ve hükümlülerin fikir ve eylem birliği içinde hareket etmeleri nedeniyle kurum güvenliğini zafiyete uğratabileceği, belirtilen gerekçelerle başvuranın nakil talebinin uygun görülmediği,
kurumların kapasite verileri gün aşırı değiştiğinden başvuranın nakil dönemlerinde dilekçesi ile nakil talebinde bulunması halinde talebinin mevcut verilere göre yeniden değerlendirileceği bildirilmiştir.
24. İdarenin ret işlemine dair gerekçeleri değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit edilebilmektedir. Çünkü “kurum kapasitesinin” üstünde bir doluluğun varlığı hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur. Ancak, hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak ‘cezaevi kapasitesi’ bakımından değerlendirilmesi, ‘kendi istekleri ile nakil’ düzenlemeleri kapsamında yeterli olmamaktadır. Yalnızca hükümlü açısından değil, hükümlüyü ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirme yapılmalı, ailelerin yakınını (hükümlüyü) görmek, daha rahat şartlarda ziyaret edebilmek hakkının, hükümlünün bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınıp, nakil taleplerinin daha geniş çaplı ele alınması gerekmektedir.
25. Öte yandan, bilindiği üzere Anayasamızın 41 inci maddesinde aile, Türk toplumunun temeli olarak kabul edilmiş, Devlete ailenin huzur ve refahı için gerekli tedbirleri almak yükümlülüğü yüklenmiştir.
Ayrıca her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir.
26. Ülkemizin de taraf olduğu BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmede ise istisnai durumlar hariç onsekiz yaşına kadar her insanın çocuk sayıldığı, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olması gerektiği, taraf Devletlerin, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstleneceği ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alacağı, çocuğun gelişmesi için mümkün olan azami çabayı göstereceği, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterecekleri hüküm altına alınmıştır.
27. BM Çocuk Hakları Komitesinin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına Yönelik Genel
Yorumlarına bakıldığında ise; a. 5 No lu Genel Yorumda; yargısal, idari ve yasama ile ilgili her organdan veya kurumdan, yüksek yarar ilkesini, alınan kararların veya başlatılan girişimlerin çocukların haklarını ve çıkarlarını nasıl etkilemekte olduğu veya etkileyebileceğini irdelemesi beklendiği, çocukları ister doğrudan ister dolaylı biçimde etkilesin, halen yürürlükte olan veya önerilen yasalar, politikalar, idari tasarruflar ve yargı kararlarında
Devletlerin, “gelişmeyi” çocuğun fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki, psikolojik ve sosyal gelişimini kapsayan en geniş anlamıyla, bütünlüklü bir kavram olarak yorumlamalarının beklendiği, b. Çocuğun Yüksek Yararı Hakkının Öncelikli Olarak Dikkate Alınmasına ilişkin 14 No lu Genel
Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının, hem Sözleşme’de öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığı, çocuğun yüksek yararının, herhangi bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilecek her girişimde gerektiği gibi içselleştirilmesini ve tutarlı olarak uygulanmasını sağlama yükümlülüğünün, çocuklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkisi olan tüm uygulama önlemleri, idari ve yargısal işlemler için özellikle geçerli olduğu, çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların, ayrıca politikaların ve yasal düzenlemelerin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini gösterme yükümlülüğü olduğu belirtilmektedir.
28. Konuya ilişkin yargı kararlarına bakıldığında; Anayasa Mahkemesi tarafından çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine
getirilmesi açısından oldukça önemli olduğu (B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33), Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiği (B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 41) belirtilmektedir.
29. Kurumumuza ulaşan benzer nitelikte, ebeveynlerin ceza infaz kurumunda olması sebebiyle çocuklarının ziyaretlerinin güç veya imkânsız hal aldığı durumlar sebebiyle “ailesinin ikameti yakınında bir kuruma nakil” istemli 2020/1618 numaralı başvuru hakkında 17/04/2020 tarihli, 2020/6273-S.20.9915 sayılı sayılı
“Tavsiye Kararı” verilmiştir.
30. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı çerçevesinde, başvuranın yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda barındırılması gerektiği, ailesine ve 15 yaşındaki çocuğuna yakın olmak amacıyla talep ettiği Eskişehir yakınlarında bulunan ceza infaz kurumlarının kapasitesinin üzerinde dolu olduğu ve hükümlülerin yerleştirilmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer hususlar nedeniyle uygun olmadığı belirtilmiş ise de; başvuranın hali hazırda bulunduğu kurumun da kapasitesinin üzerinde dolu olduğu, ayrıca aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı kapsamında; idarenin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle bağlarını devam ettirecek önlemleri almakla yükümlü olduğu, başvuranın eşinin de ceza infaz kurumunda bulunduğu dikkate alındığında özellikle hükümlünün çocukları da bulunuyorsa hakkında verilecek kararlarda “çocuğun üstün yararının” gözetilmesi gerektiği, başvuranın bulunduğu kurum ile ailesinin ikameti arasındaki mesafenin ailesinin başvuranı ziyaretini zorlaştırıcı bir unsur olabileceği ve aile bütünlüğünü olumsuz etkileyebileceği dikkate alındığında, nakil koşullarını taşıması kaydıyla (disiplin cezası almamış olması ya da kaldırılmış olması / nakil giderlerini peşin ödemeyi kabul etmesi gibi) nakil talep edilen kurumlarda boşalma olması yahut ailesine daha yakın illerde durumuna uygun ve kapasitesi müsait kurumların bulunması durumunda başvuranın ve eşinin nakil taleplerinin idarece yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 31. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvuranın dilekçesi bakımından idare tarafından süresi içerisinde işlem tesis edildiği; böylece “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır. Buna karşılık, başvurana iletilen cevabi yazıda, idarenin kararına karşı hangi sürelerde hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmediği anlaşıldığından “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı tespit edilmiş olup idareye bu ilkeye de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
32. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜ ile; Başvuranın nakil koşullarını taşıması halinde çocuk-ebeveyn bağının devamını sağlamak amacıyla, çocuklarının ikametine yakın (Eskişehir ili) bir ceza infaz kurumuna nakli yönündeki talebinin idarece
öncelikle değerlendirilerek mağduriyetinin giderilmesi hususunda ADALET BAKANLIĞI’NA
TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Tavsiye Kararının BAŞVURANA ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Adalet
Bakanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi