|
ÖZET: Başvurucu, Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda maruz kaldığı kötü muamele, psikolojik baskı ve can güvenliği endişeleri nedeniyle başka bir cezaevine nakil talep etmiştir. İlgili kamu mercilerine yazdığı mektuplara rağmen, bu konularda herhangi bir çözüm üretilmediğini belirtmiştir. Başvurusu, daha önce Adalet Bakanlığına iletilmiş ve bu süreçte başvurucunun iddialarının somut delillerle desteklenmediği tespit edilmiştir. Bakanlık, başvurucunun can güvenliğinin tehlikede olduğuna dair herhangi bir raporun bulunmadığını ve başvurucunun iddialarının soyut beyanlardan ibaret olduğunu ifade etmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurucunun durumunu incelemiş ve Adalet Bakanlığı’nın kararını destekleyen bulgulara ulaşmıştır. Başvurucunun, ceza infaz kurumunda geçirdiği süre boyunca 90 disiplin cezası bulunduğu ve bu nedenle nakil şartlarını taşımadığı belirtilmiştir. Ayrıca, başvurucunun psikolojik durumunun iyi olduğu, sosyal ilişkilerinin sağlıklı olduğu ve tedavi gereksinimlerinin mevcut ceza infaz kurumunda karşılanabileceği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, başvurunun reddedilmesine karar verilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2025/1865-S.25.2882
BAŞVURU NO : 2024/13403
KARAR TARİHİ : 19.02.2025
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
ADALET BAKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvurucunun, memurların ve kendi güvenliğinin sağlanması için başka bir cezaevine nakli ve kendisine şiddet uygulayanlar hakkında gereğinin yapılması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 31.10.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan başvurucu tarafından iletilen ve Kurumumuzca tarihinde kayıt altına alınan mektupta yer verilen hususlarda özetle; tutulduğu Kurumda kötü muamele, psikolojik baskı ve eziyete maruz kaldığı, kötü şartlarda barındırıldığı, hasımlık nedeniyle can güvenliğinin tehlike altında olduğu, buna ilişkin ilgili kamu mercilerine mektuplar yazmasına rağmen herhangi bir çözüm üretilmediği iddia ve şikâyet edilerek, iki taraflı olarak memurların ve kendi güvenliğinin sağlanması için başka bir cezaevine nakli ve söz konusu şiddeti uygulayanlar hakkında gereğinin yapılması talep edilmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Adı geçen tarafından aynı mevzuda daha evvel iletilen ve tarafımızca 27.08.2024 tarihinde kayıt altına alınan başvurusu hakkında Kurumumuzca, Adalet Bakanlığına muhatap olarak 02.10.2024 tarih, / başvuru numaralı ve / -S. sayılı Gönderme kararı verilmiş olup; iş bu karar hakkında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı Makamından iletilen 15.10.2024 tarih ve
. . . / sayılı yazı ekinde, bahse konu kararımızın başvurucuya iletildiğine dair tebliğ ve tebellüğ tutanağı iletilmiştir.
3. Başvurucunun iş bu aynı konuda derdest başvurucu üzerine Kurumumuzca, verilecek karara esas olmak üzere, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı nezdinde inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, 07.11.2024 tarih ve sayılı ve 25.12.2024 tarih ve sayılı yazılarımız ile adı geçen
Bakanlıktan; (a) başvurucunun hasım nedeniyle can güvenliğinin tehlike altında olduğuna ilişkin iddiasına
dair açıklama, (b) bir üstteki soru ile bağlantılı şekilde, adı geçenin hali hazırda, kendisine yönelik zarar verme tehlikesi veya diğer mahkûmlardan kaynaklı tehdit gerekçesi ile can güvenliğinin tehlikede olup olmadığına dair herhangi bir rapor veya ilgili İdare ve Gözlüm Kurulunun bir kararının olup olmadığı, (c)
başvurucunun can güvenliğine dair muhtemel tehdit ve tehlikenin bulunması durumunda, başvuranın da isteği halinde bir başka ceza infaz kurumuna nakli konusundaki değerlendirmeleri ile ayrıca hükümlü bilgi formu ve diğer ilgili evrak talep edilmiştir.
4. Adalet Bakanlığından alınan 09.01.2025 tarih ve E- – [ – – / sayılı yazı Kurumumuza ulaşmış ve dosyasında muhafaza edilmiştir. Söz konusu yazının tetkikinden, adı geçen Bakanlıkça özetle; 4.1. Başvurucunun dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarla ilgili somut delil bulunmadığı, hasım olarak gösterdiği personeli tanımadığı ve tarif edemediği, iddiaların soyut beyanlardan ibaret olduğu, can güvenliğini tehlikeye düşürecek herhangi bir durum olmadığı gibi, bunu bahane ederek başka bir ceza infaz kurumuna nakil gidebilmek amacıyla böyle bir kandırmaca yola başvurduğu kanaatine varıldığının anlaşıldığı; bu hususun Kurum İdare ve Gözlem Kurulunun 26.08.2024 tarihli ve / sayılı kararı ile 15.11.2024 tarihli ve / sayılı kararı ile de tespit edildiği; bunun üzerine Bakanlıkları Ceza ve
Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 21.11.2024 tarihli ve sayılı yazısıyla “Nakil talebinin uygun görülmediği, gerekli önlemler alınarak konumuna uygun bölümde barındırılması suretiyle cezasının infazına devam olunması” şeklinde talimatın ilgili Kuruma bildirildiği, 4.2. Adı geçen hakkında hazırlanan 05.09.2024 tarihli Psiko-Sosyal Servis Durum Bildirir Raporunda; “Hükümlünün dosyası incelendiğinde 04.03.2024 tarihinde ARDEF formu doldurulmuştur. Kurumumuza geldiği tarih itibarıyla 13 kez dilekçe yazdığı 11 kez dilekçesine istinaden görüşmeye geldiği 2 kez ise görüşmeye çağırıldığı halde gelmediği anlaşılmaktadır. 1 kez de idarenin yönlendirmesi ve tutanağa istinaden görüşmeye çağırılmıştır. Psikiyatrik muayene geçmişi araştırıldığında ise kurumumuzda 5 kez psikiyatri hekimi ile görüştüğü anlaşılmaktadır. Hükümlü 04.09.2024 tarihinde gelen yazıya istinaden görüşmeye alınmıştır. Hükümlü ile yapılan görüşmede, ‘Artık kendimi daha iyi hissediyorum. Ailemle görüşüyorum. Evlenmek üzereyim. Arkadaşlık ilişkilerim iyi. Ancak bu koğuşa yeni geçtiğim için henüz alışamadım. Bu hapishanede psikiyatrik ve psikolojik muayene açısından herhangi bir sorun yaşamadım.’ beyanlarında bulunduğu; kişinin daha önceki kendine zarar verme söylemi üzerine araştırma yapıldığında, daha önce bu söylemlerine yönelik yapılmış görüşmelerde de söylediği gibi ‘koğuşunun değişmesi nedeniyle ve bu cezaevinden gitmek istediği için önceden bu tür söylemlerde bulunduğunu kabul ettiği, görüşme esnasında öz bakımının yerinde olduğunun gözlemlendiği, kişinin beyanları dikkate alındığında geleceğe dair umutlu bir bakış açısının olduğu, sosyal desteğinin olduğu ve sosyal hayatında sorun yasamadığının anlaşıldığı; buradaki psikolojik ve psikiyatrik görüşmelerinde bir aksama veya bir sorun yasamadığının anlaşıldığı; kendisine zarar verme söylemlerinin ikincil bir kazanç elde etmek amacı ile söylediğinin anlaşıldığı”, şeklinde değerlendirmede bulunulduğu, 4.3. Adı geçenin, anılan Kuruma alındığı 01.03.2024 tarihinden itibaren 26 defa müdür görüşü yaptığı, 3 defa da ceza infaz kurumu savcısı ile görüşme gerçekleştirdiği, Araştırma ve Değerlendirme Formu (ARDEF) doldurulduğu, ARDEF sonucunda intihara dair bireysel müdahale programı başlatıldığı ve bireysel müdahale programının 3 oturum olarak uygulandığı, 03.06.2024 tarihli 4. Oturumu uygulamak üzere çağırıldığında, barındırıldığı koğuşta verem şüphesi nedeniyle karantina uygulanması nedeniyle görüşmelere katılım sağlayamadığı gerekçesiyle bireysel müdahale programına devam edilemediği ve programın iptal edildiği; 24.06.2024 tarihinde vereme ilişkin gerekli tetkikler ve taramaların yapılmasının ardından karantina süreci kaldırılarak verem tanısı olmadığının anlaşıldığı, karantina süreci kaldırıldıktan sonra adı geçen ile farklı konular nedeniyle 12 defa bireysel görüşme yapıldığı, rapor düzenleme tarihine
kadar 18 defa bireysel görüşme yapıldığı, son görüşme tarihinin 22.10.2024 tarihinde gerçekleştiği, görüşme içeriklerine dair tutulan notlara bakıldığında, kendine zarar verme davranışlarının ya da bu yöndeki söylemlerinin manipülatif amaçlı olduğu ve ikincil kazanç elde etmek amacı taşıdığı yönünde kanaat getirildiği, psikofarmakolojik tedavisi için gerekli durumlarda psikiyatri sevki yapılmış olup psikiyatri ile iş birliği içinde olunduğu, 13.09.2024 tarihli son psikiyatr muayenesi sonucunda depresif epizotlar tanılamasının yapıldığının 23.12.2024 tarihli Psiko-sosyal servis raporundan anlaşıldığı, şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
III. İLGİLİ MEVZUAT
5. Uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınan ve bu kararın hukuki dayanağını oluşturan uluslararası ve ulusal
mevzuat hükümleri aşağıdaki gibidir:
6. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 6.1. “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11’inci maddesi, “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” hükmünü amirdir.
6.2. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesinde; herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu; tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı kayıt altına alınmıştır.
6.3. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” hükmüne yer verilmek sureti ile etkili başvuru hakkı güvence altına alınmıştır.
6.4. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40’ıncı maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
6.5. “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56’ncı maddesinde, “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir… Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler…” hususları teminat altına alınmıştır.
6.6. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde, herkesin kamu denetçisine başvurma hakkının olduğu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumunun, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyeceği hüküm altına alınmıştır.
7. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 3’üncü maddesinde, “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.” hükmü; 5’inci maddesinde de hiç kimsenin işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamayacağı güvence altına alınmıştır. Sözleşmenin 8’inci maddesinde de herkesin kendine anayasa veya kanun ile tanınan ana haklara aykırı muamelelere karşı fiilli
netice verecek şekilde milli mahkemelere müracaat hakkı olduğu; 25’inci maddesinde, “Herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır…” hususu düzenlenmiştir. Keza aynı Sözleşmenin 29’uncu maddesi, “1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır. 2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur. 3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.” hükmünü ve 30 uncu maddesi, “Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.” hükmünü amirdir.
8. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin “Hakları kötüye kullanma yasağı” başlıklı
5 inci maddesi birinci fıkrasında, “1. Bu Sözleşme’deki hiçbir hüküm, herhangi bir Devlete, gruba ya da
kişiye, bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin herhangi birinin ortadan kaldırılmasına ya da bu
Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlanmasına yönelik herhangi bir faaliyete girişme ya da bu yönde bir harekette bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz.” hükmü ve “Yaşam hakkı” başlıklı 6’ncı maddesi birinci fıkrasında, “1. Her insanın doğuştan gelen yaşama hakkı vardır. Bu hak yasalarla korunacaktır. Hiç kimsenin yaşamı keyfi olarak elinden alınamaz.” hükmü kural altına alınmıştır.
Aynı Sözleşmenin “İşkence yasağı” başlıklı 7’nci maddesinde, hiç kimsenin işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamayacağı; “Tutulanların Hakları” başlıklı 10’uncu maddesi birinci fıkrasında özgürlüğünden mahrum bırakılan herkesin, insani muamele ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygı görme hakkına sahip olduğu, üçüncü fıkrasında da ceza infaz sisteminin, mahpusları iyileştirme ve toplumsal rehabilitasyonlarını sağlama gibi temel amaçlara sahip olacağı düzenlenmiştir.
9. Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya
Karşı Sözleşmenin, “İşkence yasağı hakkında eğitim verilmesi” başlıklı 10’uncu maddesinde, her bir taraf devletin işkence yasağı konusundaki eğitim ve bilginin sivil veya askeri bütün kanun adamlarının, sağlık personelinin, kamu görevlilerinin ve her hangi bir biçimde gözaltına alınan, tutulan veya hapsedilen bireylerin nezaretiyle, sorgulanmasıyla veya ıslahıyla meşgul olan diğer kimselerin eğitim programlarına dâhil edilmesini sağlayacağı; “Sorgulama yöntemlerini ve uygulamayı denetleme” başlıklı 11’inci maddesinde her bir taraf devletin, kendi egemenliği altındaki bir ülkede her hangi bir işkence olayının meydana gelmesini önlemek amacıyla, sorguya dair kurallar, talimatlar, yöntemler ve uygulamalar ile her hangi bir biçimde gözaltına alınan, tutulan veya hapsedilen kimselerin nezareti ve ıslahına dair düzenlemelerini de sistematik olarak denetleyeceği; “İşkence fiillerini soruşturma” başlıklı 12’nci maddesinde, her bir taraf devletin, kendi egemenliği altındaki bir ülkede bir işkence fiilinin işlendiğine inanmak için makul sebepler bulunması halinde, yetkili makamlar tarafından derhal ve tarafsız bir soruşturma yapılmasını sağlayacağı ve “Yetkililere şikâyet hakkı” başlıklı 13’üncü maddesinde, her bir taraf devletin, kendi egemenliği altındaki bir ülkede işkence gördüğünü iddia eden bireylere şikâyet etme ve şikâyetinin yetkili makamlar tarafından derhal ve tarafsız bir biçimde incelenmesini isteme hakkı sağlayacağı, şikâyet edenin ve tanıkların, şikâyetin veya yapılan tanıklığın sonucu olarak her hangi bir kötü muamele veya tehdide karşı korunmasını sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı düzenlenmiştir.
10. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Yaşam hakkı” başlıklı 2’nci maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasayla korunacağı güvence altına alınmıştır. Aynı Sözleşmenin “İşkence yasağı” başlıklı 3’üncü maddesinde hiç kimsenin işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamayacağı, hüküm altına alınmıştır.
/
11. Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesinin “Yaşama hakkı” başlıklı 2’nci maddesinde de herkesin yaşam hakkına sahip olduğu kayıt altına alınmıştır.
12. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında, Kamu Denetçiliği Kurumunun, şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.
13. 28.03.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin (Uygulama Yönetmeliğin “Karar verme süresi” başlıklı 36’ncı maddesinde “Kurum, inceleme ve araştırmasını şikâyet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
14. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun; 14.1. “İnfazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanacağı, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı düzenlenmiştir.
14.2. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amacın, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu ifade edilmiştir.
14.3. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesi birinci fıkrası (a) bendinde, “Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulurlar.” hükmü; (b) bendinde, “…Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir…” hükmü; (c) bendinde, “Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.” hükmü; (d) bendinde, “İyileştirmeye gereksinimleri olmadığı saptanan hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyle orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve bu hususlar yönetmeliklerde düzenlenir.” hükmü; (e)
bendinde, “Cezanın infazında adalet esaslarına uygun hareket edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun ve yönetmeliklerin verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir.” hükmü ve (f)
bendinde de “Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.” hükmü, düzenlenmiştir.
14.4. “Kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 8’inci maddesinde kapalı ceza infaz kurumları, diğer hususlar müstesna, hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesisler olarak tanımlanmıştır.
/
14.5. “Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması” başlıklı 23’üncü maddesi birinci fıkrası (a) bendinden, hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılmasına ilişkin önemli kurallar ihdas edilmiştir. Buna göre hükümlüler, kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına yerleştirilecekler ve haklarında uygulanacak infaz ve iyileştirme rejimi de bu niteliklerine göre tespit edilecektir.
14.6. “Hükümlülerin gruplandırılması” başlıklı 24’üncü maddesinde de hükümlülerin gruplandırılmalarına ilişkin esaslar belirlenmiş olup; hükümlülerin, “ilk defa suç işleyenler”, “mükerrirler”, “itiyadî suçlular veya suç işlemeyi meslek edinenler”, “terör suçluları”, “tehlike hâli taşıyanlar” gibi kıstaslara göre gruplandırılmaları öngörülmüştür 14.7. “Cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına uyma” başlıklı 26’ncı maddesinde; “(1) Hükümlü, hapis cezasının yerine getirilmesine katlanma ve bu amaçla düzenlenen infaz rejimine uygun tutum ve davranışlar içinde bulunmakla yükümlüdür. (2) Hükümlü, ceza infaz kurumunun güvenlik ve iyileştirme programlarına tam bir uyum göstermekle yükümlüdür. Her ne amaçla olursa olsun, bilerek kendi yaşamlarını ve bedensel bütünlüklerini tehlikeye düşürecek eylemlere girişmeleri, cezanın yerine getirilmesine katlanma yükümlülüğünün ihlâli sayılır.” hükmü düzenlenmiştir.
14.8. “Kurumların iç güvenliği” kenar başlıklı 33’üncü maddesinde, kurumların iç güvenliğinin infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanacağı, iç güvenlik görevlilerinin gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapabileceği, açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerindeki idare ile infaz ve koruma görevlilerinin, firarların önlenmesi, asayiş ve disiplinin sağlanması bakımından gözetim ve denetimle yükümlü oldukları düzenlenmiştir.
14.9. “Disiplin cezalarının niteliği ve uygulama koşulları” başlıklı 37’nci maddesinde, ceza infaz kurumlarında düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından, kanun, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiklerinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezalarının uygulanacağı kayıt altına alınmıştır.
14.10. “Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler” başlıklı 49’uncu maddesinin ikinci fıkrasında, “(2)
Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır…” hükmü düzenlenmiştir.
14.11. “Zorlayıcı araçların kullanılması” başlıklı 50’nci maddesinde, kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların kullanılabileceği haller düzenlenmiş olup; bunlar arasında a) sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek, b) tıbbî nedenlerle ve diğer kontrol usullerinin yetersizliği hâlinde kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak sayılmıştır.
14.12. “İyileştirme programlarının belirlenmesi” başlıklı 73’üncü maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:
“(1) Hükümlünün geçmişi, suçluluk nedenleri, suç sicili, fizik yeteneği ve ruhsal yapısı, kişisel doğası, arz edebileceği tehlike hâlleri, hapis cezasının süresi, salıverildikten sonraki beklentisi dikkate alınarak, toplumun hukuka uygun hareket eden ve üretken bir üyesi olarak yaşamını sürdürmesini sağlayacak ve bireysel ihtiyaçlarına uygun bir biçimde iyileştirme programları uygulanır. Bu programların hazırlanması ve uygulanması amacıyla ceza infaz kurumlarında eğitim ve psiko-sosyal hizmet servisleri oluşturulur.”
/
14.13. “Tutukluların barındırılması” başlıklı 113’üncü maddesinde, ceza infaz kurumlarında tutulan tüm kişilere şamil olabilecek şekilde, aralarında husumet bulunan tutukluların, aynı odalarda barındırılmayacakları hususu düzenlenmiştir.
15. 29.03.2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz
Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmeliğin; 15.1. “İdare ve gözlem kurulu” başlıklı 22’nci maddesinde “(1) İdare ve gözlem kurulu; kurum müdürünün başkanlığında, gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu ikinci müdür, idare memuru, cezaevi tabibi, psikiyatrist, bir psikolog ve psiko-sosyal yardım servisinde görevli diğer unvandan bir personel, öğretmen, infaz ve koruma başmemuru ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevliden oluşur. (2) Birinci fıkrada sayılan personelin tamamının kurumda bulunmaması hâlinde idare ve gözlem kurulu, mevcut olanlarla oluşturulur.” hükmü düzenlenmiştir.
15.2. “İdare ve gözlem kurulunun görev ve yetkileri” başlıklı 28’inci maddesi aşağıdaki gibidir: “(1) İdare
ve gözlem kurulu aşağıda sayılan işleri yapmakla görevli ve yetkilidir:
a) Hükümlülerin suç türlerini belirleyerek, durumlarına uygun kurumlara ayrılmalarını sağlamak ve bunlara uygun olacak infaz ve iyileştirme rejimini saptamak.
b) Hükümlülerin kurumlara kabullerinden sonra kalacakları odaları belirlemek.
c) Kurumlarda kalmakta olan hükümlüleri gruplandırmak.
ç) Hükümlülerin kalmakta oldukları odaları değiştirmek.
d) Hükümlülerin bireysel olarak, psiko-sosyal yardım servisince hazırlanan iyileştirme programlarına uyumunu ve sonuçlarını değerlendirmek…” 16. 29.12.2020 tarih ve 31349 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Gözlem ve
Sınıflandırma Merkezleri İle Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmeliğin “İdare ve gözlem kurulunun görevleri” başlıklı 14’üncü maddesinde, idare ve gözlem kurullarının, hükümlülerin sınıflandırılması ve gruplandırılmasından, ayrıca hükümlüler için uygulanacak infaz ve iyileştirme rejiminin tespitinden sorumlu olduğu kayıt altına alınmıştır 17. 17.12.2015 tarihli Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kuralların (Nelson
Mandela Kuralları) (1955 tarihli BM Mahpusların Islahı İçin Asgari Standart Kurallar Bütününün revizyonu); 17.1. 1’inci maddesinde, “Bütün mahpuslara insanlık onuru ve değerine uygun olarak saygıyla davranılır.
Hiçbir mahpus, gerekçesi ne olursa olsun işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya maruz bırakılamaz ve bütün mahpuslar böylesi muamele ve cezaya karşı korunur…” hükmü, 17.2. 2’nci maddesinde, “Mevcut kurallar, taraf gözetmeden uygulanır. Irk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ya da diğer bir statü temelinde bir ayrımcılık yapılamaz…” hükmü, 17.3. 3’üncü maddesinde, “Hapislik ve kişilerin dış dünyayla ilişkilerin kesilmesiyle sonuçlanan diğer tedbirler, bu kişileri özgürlüklerinden yoksun bırakarak, kendi kaderlerini belirleme hakkını ellerinden
aldığı için sıkıntı vericidir. Bu nedenle hapishane sistemi, olaya özgü olarak haklı görülebilir ayırma ya da disiplin gerekçeleri hariç, böylesi bir duruma ilişkin ıstırabı, daha ağır hale getiremez.” hükmü, 17.4. 4’üncü maddesi birinci fıkrasında, “Hapis cezasının ya da kişinin özgürlüğünü kısıtlayan benzer tedbirlerin amacı, öncelikle toplumu suça karşı korumak ve suçun tekrarını azaltmaktır. Ancak bu amaçlar, eğer hapislik dönemi, bu kişiler tahliye olduklarında mümkün olduğunca topluma yeniden uyumlarını sağlayacak biçimde kullanılırsa başarılabilir; böylece yasalara uymaları ve kendi yaşamlarını sürdürmeleri sağlanabilir.” hükmü, 17.5. 38’inci maddesinde, “(1) Hapishane idareleri, mümkün olduğu ölçüde, disiplin suçlarını önlemek ya da anlaşmazlıkların çözümü için çatışma önleme, arabuluculuk ya da diğer alternatif anlaşmazlık çözümü mekanizmalarını kullanmaya teşvik edilirler. (2) Hapishane idaresi, ayrı tutulan ya da tutulmuş mahpuslar için, hapishaneden salıverilmelerinin ardından kapatılmalarının kendileri ve ait oldukları topluluk üzerindeki zararlı etkilerini hafifletmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
18. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 11/1/2006 tarihinde 952. Delegeler Komitesi toplantısı sırasında kabul edilen Üye Devletlere Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında REC (2006) 2 No.lu Tavsiye
Kararının ekinde yer alan Avrupa Cezaevi Kuralların; 18.1. 1 numaralı kuralda, “Özgürlüğünden yoksun bırakılan tüm kişilere insan haklarına saygılı bir şekilde davranılmalıdır”, 18.2. 6 numaralı kuralda, “Bütün alıkonma biçimleri, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin özgür toplumla yeniden bütünleşmelerini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmelidir”, 18.3. 9 numaralı kuralda, “Bütün cezaevleri, düzenli olarak resmi denetime ve bağımsız izlemeye tabi tutulmalıdır”, 18.4. 10 numaralı kuralda, “Bütün mahpusların kaldıkları yerler, onların kaçma ve kendilerine veya başkalarına zarar verme tehlikesine karşı asgari sınırlayıcı güvenlik düzenlemelerine uygun koşullarda olmalıdır.” hususları düzenlenmiştir.
19. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 09/12/1988 tarih ve 43/173 sayılı Kararıyla kabul edilen Herhangi
Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunması İçin Prensipler Bütününün, “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” başlıklı 1’inci maddesi, “Her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.” ifadesini haizdir. Söz konusu Prensiplerin “İşkence yasağı” başlıklı 6’ncı maddesinde, her hangi bir biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimsenin, işkenceye veya zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya maruz bırakılamayacağı, kayıt altına alınmıştır.
20. 1990 yılında Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı üzerine Sekizinci Birleşmiş
Milletler Konferansı tarafından kabul edilen Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel
İlkelerin 15’inci maddesinde, “Kanun adamları, kurum içinde güvenliğin ve düzenin sürdürülmesi için gerekli olmadıkça veya kişisel güvenlikleri tehdit edilmedikçe, hapsedilen kişilerle olan ilişkileri sırasında zor kullanamazlar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ Av. Dr. FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
21. Kamu Denetçisi tarafından dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, başvuru konusuna ilişkin olarak hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.”
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Açısından Değerlendirme 22. Şikâyet başvurusu; başvurucunun, tutulduğu Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kötü muamele, psikolojik baskı ve eziyete maruz kaldığı, kötü şartlarda barındırıldığı, hasımlık ve husumet nedeniyle can güvenliğinin tehlike altında olduğu, buna ilişkin ilgili kamu mercilerine mektup yazmasına rağmen herhangi bir çözüm üretilmediği iddia ve şikâyetine istinaden; iki taraflı olarak memurların ve kendi güvenliğinin sağlanması için başka bir cezaevine nakli ve söz konusu şiddeti uygulayanlar hakkında gereğinin yapılması talebi ile Kurumumuza iletilmiştir. Başvurucunun mektubunda yer verdiği hususlar dikkate alınarak, Kurumumuz tarafından yürütülen inceleme ve araştırmanın kapsamı, başvurucunun “can güvenliğinin olmadığına yönelik iddiaların” doğruluğunun tetkiki ile sınırlandırılmıştır.
23. Ülkemiz son dönemde, ceza adalet sisteminin işleyişinin, insan onurunu gözetecek şekilde teşkiline yönelik önemli adımlar atmıştır. Bu amaçla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun bütüncül bir bakış açısıyla baştan sona gözden geçirilerek 2004 yılında kabul edilmiştir.
24. Ceza infaz sisteminin işleyişinin temel dayanak belgesi niteliğinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin işleyişi ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin yönetimine dair temel hukuk kuralı olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun “İnfazda temel ilke” başlıklı 2’nci maddesinde, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kuralların, ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken vs. hiçbir konuda ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanacağı; ayrıca ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağı güvence altına alınmıştır.
25. Modern infaz sistemlerinin temel amacı, “tutulu kişilerin” bir yandan cezalarının infazı, diğer yandan da bu kişilerin ıslahı ve topluma yeniden katılımlarının kolaylaştırılması amacına dayanmaktadır. Bu husus,
5275 sayılı Kanunun “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinde, hükümlünün öncelikle genel ve
özel önlemesinin sağlanması (cezanın infazı) yanı sıra, yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak şeklinde tarif edilmiştir. Yine Kanunun “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinde; ‘hükümlülerin güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulacakları’, ‘hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten mahrumiyetin, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî şartlar altında çektirileceği’, ‘cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve imkânların kullanılacağı’, ‘hükümlünün kanun ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkelerinin esas alınacağı’, ‘hükümlülerin kişilikleriyle orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterileceği’ ve ‘ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu olduğu’ şeklinde açıklanan ilkelere yer vermek suretiyle bu amacın sağlanmasına yönelik tedbirler teminat altına alınmıştır.
26. 5275 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi hükmü uyarınca, hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten mahrum bırakma ve ceza infaz kurumlarının düzen, “güvenlik” ve “disiplininin” sağlanmasına
yönelik olarak Kanunla öngörülen müeyyideler haricinde bir “kısıtlama”, “tedbir” veya “ceza”, hukuka aykırılık oluşturacaktır.
27. Kurumumuzca bu konuda tesis edilen kararlarda da vurgulandığı üzere, meşru makamlar tarafından usulüne uygun şekilde hürriyetinden mahrum bırakılan ve kapalı kurumlarda barındırılan, dolayısı ile dış dünya ile iletişimi kısıtlanan veya sonlandırılan tutulu kişiler, temel hak ve özgürlüklerinin korunması noktasında kamu idaresinin sorumluluğu altındadırlar. Bu kişilerin maruz kalabileceği hak ihlallerinin önüne geçilmesi ve yaşanabilecek mağduriyetlerin soruşturulması noktasında devletin sorumluluğu esas olup; bu sorumluluk mutlaktır [Aynı değerlendirme için Kamu Denetçiliği Kurumu 22.07.2024 tarih, 2023/18006 başvuru numarası ve S.24.11854 sayılı KTKR Kararı, Paragraf: 27]. Bu kişilerin başta “yaşam hakkı” ihlali ve “işkence ve kötü muamele yasağına” karşı korunmaları olmak üzere, tüm temel hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması devletlerin en temel yükümlülüklerindendir. Özellikle yaşam hakkı açısından meseleye baktığımızda, bu hak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından “mutlak hak” olarak tanımlanan ve
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15’inci maddesi zımmında olağanüstü hal durumlarında dahi askıya 1 alınması mümkün olmayan insanlığın en temel değeridir.
28. Modern infaz sistemi gereğince tutulu kişilerin, gerek yargılama sırasında tutuklu bulundukları süreler içinde, gerekse cezalarının infazı sırasında, hürriyet hakları dışında, Anayasa ve kanunlarda tanınan diğer temel haklarında bir kısıtlama ya da sınırlamaya neden olunmamalıdır. Kurumumuzun bu konuda iletilen başvurulara ilişkin temel yaklaşımı, bahse konu kişilerin hürriyetleri dışında diğer haklarından mahrum bırakılamayacakları ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Tutulu kişilerin haklarının etkili bir şekilde korunmasının, bu kişilerin ıslahının başarılı bir şekilde sürdürülmesine katkısı olacağından hareketle
Kurumumuz, kapalı kurumların hassas yapısı da gözetilerek, ceza infaz kurumlarında tutulan kişilerin haklarına riayet edilmesi ve kapalı kurumlarda yürütülen iş ve işlemlerin titizlikle denetlenmesi konusunda kararlı bir role sahiptir.
29. Şüphesiz ki ceza infaz kurumları gibi kapalı kurumların “güvenliğinin” ve burada “disiplinin” sağlanması, göz önünde tutulması gereken bir diğer hayati öneme haiz bir konudur. Ceza infaz kurumlarında “iç güvenliğin” ve “disiplinin” temini, elbette ki, kamu idaresinin en temel sorumluluklarından birisidir. Ancak burada, kurum iç güvenliğinin ihlali ile kurum disiplinine mugayir hareketlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve buna göre yaptırım veya güç kullanımına başvurulması gerekmektedir. İç güvenlik ihlali, daha ciddi ve öncelikli bir konu olarak görülmesine karşılık kurum disiplinin ihlaline yönelik her eyleme, “zor kullanarak ve zorlayıcı araçların kullanılması” yolu ile mukabele edilmeyeceği, sadece mevzuatta öngörülen “disiplin cezaları” ile karşılık verilebileceği değerlendirilmektedir. [Benzer değerlendirme için Kamu Denetçiliği Kurumu 22.07.2024 tarih, 2023/18006 başvuru numarası ve S.24.11854 sayılı KTKR Kararı, Paragraf: 33; Kamu Denetçiliği Kurumu 12.02.2020 tarih, 2019/14033 başvuru numarası ve S.20.3651 sayılı KTKR Kararı, Paragraf: 43, 46] 30. Bir mahkeme kararı ile kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan ve bir ceza infaz kurumuna getirilen tutulu kişi hakkında çok sayıda kabul işlemi uygulanmaktadır. Bu işlerden birisi de hükümlülerinin ceza infaz kurumlarında gözlem ve sınıflandırılmaları ile gruplandırmadır. 5275 sayılı Kanunun 23’üncü maddesi doğrultusunda bu süreçte, hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre tespit edilecek infaz ve iyileştirme rejimine tefrik edilmeleri sağlanır.
Hükümlüler bu süreçte gözlem altında tutulur ve yukarıda sayılan gayelere yönelik yakından izlenirler. Bu
1
McCann ve diğerleri – Birleşik Krallık, 5 Eylül 1995 tarihli, 18984/91 başvuru numaralı Büyük Daire Kararı, Paragraf 147
/
sürece dair kurallar, Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair
Yönetmelikte ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.
31. Bir diğer kabul işlemi ise hükümlülerin gruplandırılmasıdır. 5275 sayılı Kanunun 24’üncü maddesi hükmüne göre hükümlüler, ilk defa suç işleyenler, mükerrirler, itiyadi suçlular, suç işlemeyi meslek edinenler, özel infaz rejimine tabi tutulması gerekenler, tehlikeli hali olanlar, terör suçluları, suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suç örgütlerine mensup olan suçlular vs. açılardan gruplara ayrılmaktadır. 5275 sayılı
Kanunun ilk kabul esnasında öngördüğü işlemlerden sadece ikisi, somut başvuru konusu ile uyarlı olarak yukarıda özetlenmiştir. Bu ilk kabul işlemlerinin ardından hükümlüler, cezalarının infazının gerçekleştirileceği odalarına yerleştirilirler. Diğer yandan, 5275 sayılı Kanunun 113’üncü maddesi hükmü uyarınca, infaz kurumlarındaki tüm tutulu kişilere teşmil edilecek şekilde, tutulu kişiler arasında husumetli olanlar, aynı odada barındırılamazlar.
32. Yukarıda yer alan açıklamadan da anlaşılacağı gibi mahkûmların, gözlem, sınıflandırma ve gruplandırma sonrasında durumlarına uygun odalarda diğer mahkûmlar ile beraber barındırılmaları ve cezalarının infazı gerekmektedir.
33. Somut olay incelendiğinde, başvurucunun 2012 yılından itibaren günümüze kadar Sincan Çocuk ve
Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 1 Nolu F
Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Vezirköprü M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Çankırı(Kapatılan) E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Boğazlıyan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sungurlu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Tokat T Tipi
Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi
Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ankara Açık Ceza İnfaz
Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Ankara Açık Ceza İnfaz Kurumu, Sincan T Tipi
Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Çorum L Tipi Kapalı Ceza
İnfaz Kurumu, Sincan 2 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Bakırköy/ Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı
Ceza İnfaz Kurumu ve Bakırköy/Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda dönemsel olarak barındırıldığı; hali hazırda tutulduğu Kurumda 01.03.2024 tarihinde giriş yaptığı ve kapalı kurumlarda tutulduğu süre boyunca 18.05.2022 tarihinden günümüze kadar, mevzuat tarafından düzenlenen tüm suç türlerinde 90 adet disiplin suçu işlediği görülmektedir.
34. Başvurucu tarafından Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi ve Adalet Bakanlığına iletilmek üzere
26.08.2024 tarihinde imza altına alınan ayrı iki adet mektubunda, Kurumumuza iletilen iddialarına paralel
şekilde, hasımlı olduğu kişilerle aynı odada tutulduğu, buna yönelik itirazlarının ise dikkate alınmadığı beyan edilmektedir. Kurum idaresinin başvurucu ile gerçekleştirdiği aynı tarihli görüşmede de başvurucu tarafından, “26.08.2024 tarihli dilekçeyi ben yazdım. Kurumdaki başmemur ve memurlar şahsıma zarar verebilir. Bana haksız yere işkence yaptılar. Ben bana işkence yapan memur veya başmemurun ismini bilmiyorum ancak yüzlerini görsem tanırım. Bana yapılan haksızlıklar sebebiyle başmemura veya memurlara zarar verebilirim. Kurumun herhangi bir yerinde karşılaşmak istemiyorum.” şeklinde ifade verilmiştir.
35. Adalet Bakanlığının ilettiği, Kurum İdare ve Gözlem Kurulunun 26.08.2024 tarih ve / sayılı ve 15.11.2024 tarih ve / sayılı kararlarında, adı geçenin dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarla ilgili somut delil sunmadığı, hasım olarak gösterdiği personeli tanımadığı ve tarif edemediği, iddiaların soyut beyanlardan ibaret olduğu, can güvenliğini tehlikeye düşürecek herhangi bir durum olmadığı ve can güvenliğini bahane ederek başka bir ceza infaz kurumuna nakil gidebilmek amacıyla böyle bir yola başvurduğu kanaatine varıldığı ifade edilmektedir. Aynı tespit, başvurucu ile gerçekleştirilen yakın
zamanlı müteaddit görüşmeler sonrasında Kurum psikoloğu tarafından hazırlanan raporda da ifade edilmektedir. Nitekim Kurum Psikoloğu tarafından 05.09.2024 tarihinde imza altına alınan tutanakta bu husus, “kendine zarar verme söylemlerinin, ikincil bir amaç elde etmek amacıyla söylendiği” şeklinde ifade edilmiştir. Söz konusu Raporda ayrıca, “Hükümlünün dosyası incelendiğinde 04.03.2024 tarihinde ARDEF formu doldurulmuştur. Kurumumuza geldiği tarih itibarıyla 13 kez dilekçe yazdığı 11 kez dilekçesine istinaden görüşmeye geldiği 2 kez ise görüşmeye çağırıldığı halde gelmediği anlaşılmaktadır. 1 kez de idarenin yönlendirmesi ve tutanağa istinaden görüşmeye çağırılmıştır. Psikiyatrik muayene geçmişi araştırıldığında ise kurumumuzda 5 kez psikiyatri hekimi ile görüştüğü anlaşılmaktadır. Hükümlü
04.09.2024 tarihinde gelen yazıya istinaden görüşmeye alınmıştır. Hükümlü ile yapılan görüşmede, ‘Artık
kendimi daha iyi hissediyorum. Ailemle görüşüyorum. Evlenmek üzereyim. Arkadaşlık ilişkilerim iyi. Ancak bu koğuşa yeni geçtiğim için henüz alışamadım. Bu hapishanede psikiyatrik ve psikolojik muayene açısından herhangi bir sorun yaşamadım.’ beyanlarında bulunduğu; kişinin daha önceki kendine zarar verme söylemi üzerine araştırma yapıldığında, daha önce bu söylemlerine yönelik yapılmış görüşmelerde de söylediği gibi ‘koğuşunun değişmesi nedeniyle ve bu cezaevinden gitmek istediği için önceden bu tür söylemlerde bulunduğunu kabul ettiği, görüşme esnasında öz bakımının yerinde olduğunun gözlemlendiği, kişinin beyanları dikkate alındığında geleceğe dair umutlu bir bakış açısının olduğu, sosyal desteğinin olduğu ve sosyal hayatında sorun yasamadığının anlaşıldığı; buradaki psikolojik ve psikiyatrik görüşmelerinde bir aksama veya bir sorun yasamadığının anlaşıldığı…” şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur. Bu gerekçeye istinaden, Bakanlığın ilgili İnfaz Kurumuna muhatap 21.11.2024 tarih ve sayılı yazısıyla başvurucunun nakil talebinin uygun görülmediği, gerekli önlemler alınarak kişinin, konumuna uygun bölümde barındırılması suretiyle cezasının infazına devam edilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu konuda son olarak, 19.12.2024 tarih ve / sayılı
Kurum Psiko Servis Raporunda ise adı geçenle bireysel görüşmelerin yürütüldüğü, kişinin taşıdığı risklerle mücadele noktasında psikiyatr servise ile de eş güdüm yapıldığı ifade edilmiştir.
36. Diğer yandan, tedavisi için sevkinin yapıldığı Tokat Devlet Hastanesinden 21.08.2024 tarihinde dönüş yapan hükümlü kalmakta olduğu – odasına yerleştirilmesinin hemen ardından, Saat 18:30 sularında acil çağrı butonun sinyal vermesi üzerine odaya giden memurlarca tutulan tutanakta, adı geçenin, “bu koğuştaki herkes benim hasmım, kimse beni bu koğuşta yatıramaz, burası benim yatabileceğim bir cezaevi değil Çorum’da herkes benim namımı bilir, eğer beni bu koğuştan almazsanız allem edip kalem edip kendime zarar verip bunu size mal ederim” şeklinde söylemlerde bulunduğu kayıt altına alınmıştır.
37. Ayrıca, Tokat Devlet Hastanesinin 14.11.2024 tarih ve numaralı Sağlık
Kurulu Raporunda, diğer hususular müstesna, adı geçenin anksiyete bozukluğu, miyopi ve astigmatizma hastalıklarının mevcut olduğu, medikal tedavi uygulanması gerektiği, tedavisinin mahallinde yapılabileceği, kişinin hastalığı nedeniyle R Tipi kapalı/açık Ceza İnfaz kurumlarında kalmasının gerekmediği değerlendirmesi aktarılmıştır.
38. Netice olarak, başvurucunun iddiaları, buna karşılık Adalet Bakanlığının sunduğu evrak ve yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında; – Başvurucunun infazının son on üç senesinde, bir kısmı tekraren, 20’den fazla ceza infaz kurumunda barındırıldığı, – Hali hazırda tutulduğu ve 01.03.2024 tarihinde giriş yaptığı Kurumda, 04.03.2024 – 05.09.2024 tarih aralığında Kurum psikoloğu ile görüşmek için 13 kez dilekçe yazdığı ve 11 kez psikolog ile görüştürüldüğü, iki kez ise görüşmeye çağırıldığı halde gelmediği, bir kez de idarenin yönlendirmesine istinaden görüşmeye çağırıldığı, /
– Beş kez psikiyatri hekimi ile görüştüğü, görüşme tutanaklarında “hasım olarak gösterdiği personeli tanımadığı ve tarif edemediği” ifadesine yer verildiği, – 90 adet disiplin cezası bulunduğu için nakil şartlarını taşımadığı, – Öne sürdüğü “Kurum başmemuru ve memurlarının kendisine zarar vereceği, husumetli olduğu kişilerle aynı odada tutulduğu ve bu nedenlerle can güvenliğinin tehlike altında olduğu, memurların ve kendi güvenliği için iki taraflı nakil talebinin kabul edilmesi gerektiğine” ilişkin iddialarını doğrulayacak şekilde herhangi bir belgenin, Kurum idaresine yazılan bir evrakın bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddi gerektiği değerlendirilmiştir.
39. Başvurucunun, Tokat Devlet Hastanesinin 14.11.2024 tarih ve numaralı
Sağlık Kurulu Raporunda serdedilen “anksiyete bozukluğu”, “miyopi” ve “astigmatizma” hastalıklarının gereklerine uygun şekilde tedavi edilmesi ve Kurum psikoloğunun önerileri doğrultusunda mevcut ceza infaz kurumunda infazının devam ettirilmesi konusunda, hukuka ve insan haklarına aykırı bir husus tespit edilememiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 40. 28.03.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde bir dizi iyi yönetim ilkelerine yer verilmiştir.
41. Adalet Bakanlığının, Kurumumuz bilgi ve belge talep yazılarına gerekçeli olarak cevap verdiği değerlendirildiğinden, idarenin iyi yönetim ilkelerinden “kararların gerekçeli olması”, “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı görülmüştür.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
42. 6328 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup (varsa) dava açma süresinden arta kalan sürede, görevli ve yetkili mahkeme nezdinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE, Kararın, BAŞVURANA ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Mehmet AKARCA
Kamu Başdenetçisi