|
ÖZET: Başvuran, 20 Mayıs 1985 tarihinde Kozluk İlçesi’nde Geçici Köy Korucusu olarak göreve başladığını iddia ederek, emeklilik işlemlerinin 1987 yılı esas alınarak yapıldığını belirtmektedir. Bu durumun düzeltilerek, emekliliğinden itibaren eksik ödenen primlerin yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu ise, başvuranın 23 Ocak 1987 tarihli Valilik Onayı ile güvenlik korucusu olarak göreve başladığını, 1985-1987 yılları arasında hizmetine dair herhangi bir resmi belge bulunmadığını ifade etmektedir.
Kozluk Kaymakamlığı’nın yaptığı araştırmada, başvuranın iddia ettiği tarihler arasında güvenlik korucusu olduğuna dair resmi bir belgeye ulaşılamadığı belirtilmiştir. Başvuranın lehine olan tek belge, tarihsiz bir silah zimmet tutanağıdır. Ancak, bu tutanağın geçerliliği sorgulanmış ve başvuranın görev yaptığına dair somut bir kanıt bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin hukuka uygun olmadığına ve başvurunun reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Başvuruya ilişkin tüm süreçler, ilgili idarelerin işleyişine dair şikayetleri inceleyen Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından değerlendirilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2019/7255-S.11065
BAŞVURU NO : 2019/5214
KARAR TARİHİ : 19/08/2019
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
KOZLUK KAYMAKAMLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Köy koruculuğu hizmet başlangıç tarihine ilişkindir.
BAŞVURU TARİHİ : 01/03/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan başvuruda, başvuran, 20/05/1985 tarihinde o dönemde Siirt il sınırları içerisinde kalan Kozluk İlçesinde Geçici Köy Korucusu olarak göreve başladığını, 01/01/2014 tarihine kadar görevini icra ederek emekli olduğunu, 1985-1987 tarihleri arasındaki hizmeti dikkate alınmadan 1987 yılı esas alınarak emeklilik işlemlerinin yapıldığını, kendisiyle aynı durumda olan … hakkında Kamu Denetçiliği Kurumunun girişimleri sonucunda Dostane Çözüm yoluna gidilmiş olduğunu, yine … ve …’nin durumunun ilgili idare tarafından çözüme kavuşturulduğunu, evrakları saklama yükümlülüğünün idarede olduğunu, kendisinden bunun ispatının istenemeyeceğini belirterek; göreve başlangıç tarihinin 20/05/1985 olarak düzeltilerek emekliliğinden itibaren eksik ödenen primlerin yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 20/06/2019 tarihli ve … sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. 02/06/2007 tarihli ve 26540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5673 sayılı Köy Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile 442 sayılı Köy Kanununa eklenen mülga ek 16 ncı maddenin birinci fıkrasının;
“Geçici köy korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenlerden on beş yıl veya daha fazla hizmeti olanlara hayatta bulundukları sürece 8.500 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda, Sosyal Güvenlik Kurumunca aylık bağlanır. On beş yılı aşan her yıl için 8.500 gösterge rakamına 200 gösterge rakamı ilave edilir ve bu şekilde yapılacak ilave hiçbir şekilde
3.000 gösterge rakamım geçemez. Aylık göstergesine ilave edilecek 200 gösterge rakamının
hesabında, ay kesirleri tam ay sayılır. Yıl kesirlerinin her ayı için 200 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarın on ikide biri aylığa ayrıca eklenir.” hükmü ile 55 yaşını dolduran güvenlik korucularının görevleriyle ilişiklerinin kesileceği ve bunlardan en az 15 yıl güvenlik koruculuğu hizmeti bulunanlara aylık bağlanacağının açıkça düzenlendiği, 2.2. Bu hüküm kapsamında adı geçenin dosyasının tetkikinde; 01/01/1959 doğumlu olan ilgilinin 23/01/1987 tarihli Valilik Onayı ile güvenlik korucusu görevine başladığı, 01/01/2014 tarihi itibariyle 55 yaşını dolduran ilgilinin Kozluk Kaymakamlık Makamına hitaben yazdığı 06/01/2014 tarihli dilekçesi ile emekli aylığı bağlanması talebinde bulunması üzerine, son olarak 15/02/2014 tarihinde görev aylığını alan ilgiliye Kurumumuzun 02/06/2014 tarihli işlemiyle 15/03/2014 tarihinden itibaren 26 yıl 11 ay 8 gün güvenlik korucusu olarak geçen çalışması esas alınarak emekli aylığı bağlandığı, 2.3. Öte yandan, ilgilinin Kurum kayıtlarına 07/12/2018 tarihinde giren 04/12/2018 tarihli dilekçesi ile göreve başlangıç tarihinin 05/05/1985 olduğunu iddia etmesi üzerine, Batman
Valiliğine hitaben yazılan 21/12/2018 tarihli yazı ile ilgilinin göreve başlangıç tarihine ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin talep edildiği, cevaben yazılan ve Kurum kayıtlarına 28/01/2019 tarihinde giren 21/01/2019 tarihli yazıda ilgilinin göreve atanmasına ilişkin 23/01/1987 tarihli valilik onayının gönderilmesi üzerine 12/03/2019 tarihli yazı ile ilgiliye 1985 yılında göreve başladığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye ulaşılamadığının bildirildiği, 2.4. Bu itibarla, 20/05/1985 tarihinde göreve başladığını iddia eden ilgili hakkında bu tarihte veya Kuruma hitaben yazmış olduğu dilekçede belirttiği 05/05/1985 tarihinde göreve başladığını destekler nitelikte herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığı, ilgiliye “geçici köy korucusu olarak atandırılması” konulu 23/01/1987 tarihli Valilik Oluruna istinaden bu tarih göreve başlangıç tarihi olarak esas alınarak aylık bağlandığı, bu nedenle ilgili hakkında
Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı, 2.5. İlgilinin emsal olarak gösterdiği kişiler olan …, … ve … ‘nin dosyalarının incelenmesi sonucu, adı geçenlerin göreve başlangıç onaylarının göreve başladıkları tarihten sonra alınmış olduğu ve yazı ekinde gönderilen dosya örneğinde de yer alan söz konusu valilik onayında da görülebileceği üzere, ilgililerin göreve başlangıç tarihlerinin ayrıca yazılı olduğu; ancak, ilgililere ilişkin Kuruma gönderilen hizmet belgelerinde valilik onay tarihleri göreve başlangıç tarihleri olarak bildirildiğinden ilgililere bu tarih esas alınarak aylık bağlandığının anlaşılması üzerine daha sonra göreve başlangıç tarihleri bildirildiğinden yapılan işlemlerin düzeltildiği, 2.6. Öte yandan, söz konusu listede ve Batman Valiliğinden talep edilen bilgi ve belgelerde de ilgilinin 23/01/1987 tarihinden önce göreve başladığına dair herhangi bir bilgi bulunmadığı, 2.7. İlgili ile Kurum arasında ilgilinin başvurusuna ilişkin yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bir uyuşmazlık bulunmadığı, Hususları bildirilmiştir.
3. Kozluk Kaymakamlığının başvuru konusuna ilişkin 27/06/2019 tarihli ve … sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 3.1. Kaymakamlıkça konu hakkında yapılan araştırma sonucunda; ilçede Güvenlik
Korucusu olarak görev yapan … …’ın 23/01/1987 tarihli onay ile güvenlik korucusu olduğunun anlaşıldığı, ilgilinin iddia ettiği 1985-1987 tarihlileri arasında Güvenlik Korucusu olduğuna dair herhangi bir resmi belgeye ulaşılamadığı, 1 adet silah zimmet belgesinde tarih bulunmadığı, ancak senet üzerinde teslim eden hanesinde adı bulunan ve o dönem görev yapmış
İlçe Jandarma komutanı J.Ütğm. …’nin künye kayıt defterinde yazması gereken görev başlangıç ve bitiş tarihleri tespit edilemezken, yine aynı evrak üzerinde hazır bulunan hanesinde ismi yazan J.Asb.Kd.Üçvş. …’nın 18/07/1986 tarihinde Kozluk ilçe Jandarma Komutanlığında göreve başladığı tespit edildiği, 1985-1987 tarihleri arası Güvenlik Korucusu olduğuna dair kesin bir kanaate varılamadığı, ilgilinin daha önce bu konuyla ilgili başvurusunun olduğu ancak olumsuz yanıt verildiği ve yargı kararının bulunmadığı, konu ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin yazı ekinde gönderildiği, sonuç olarak Kaymakamlıkça yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmadığı belirtilmiştir.
3.2. Yazının eklerinde yer alan Kasım 1986 tarihli “Geçici Köy Korucusu Alma Tebliğ ve İlan Tutanağında”; Kozluk İlçesi köylerine 442 Sayılı köy Kanunu Geçici 74 üncü maddesini değiştiren 3175 Sayılı Kanun gereğince belirli nitelikleri haiz olanlar arasından geçici köy korucusu alınacağı, ilgili … …’ın Geçici Köy Koruculuğuna istekli olduğu tespit edilmiştir.
3.3. Yazının eklerinde yer alan ‘Kozluk Merkez Jandarma Komutanlığına ait … sayılı yazıda; hakkında güvenlik tahkikatının yapılması istenilen ilgili … …’ın idari ve siyasi bir yönden sakıncasının bulunmadığı, yapılan tahkikat sonucu durumunun müspet olduğu ve bu hususta tanzim edilen tutanağın tanzim edildiği belirlenmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 6. 442 sayılı Köy Kanunun; 6.1. 74 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkıya türemiş ise yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü güvenlik korucusu ayırarak bunların isimlerini bir kâğıda yazıp kaymakama götürür.
Kaymakamın müsaadesi olursa bu gönüllü güvenlik korucuları asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkıyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.” 6.2. 27/05/2007 kabul tarihli, 02/06/2007 tarih ve 26540 sayılı R.G.de yayımlanan 5673
sayılı Kanunun 1. maddesi ile değiştirilen ikinci fıkrasının önceki halinde:
“(Ek fıkra: 26.03.1985 – 3175 s. Kanun/Madde 1)(Değişik fıkra: 07.02.1990 – 3612 s.
Kanun/Madde 2) Bakanlar Kurulunca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de, Valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığının onayı ile yeteri kadar “geçici köy korucusu” görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilen geçici köy korucularına görevleri süresince ödenecek ücret ile hizmetin bitiminde verilecek tazminat miktarı ve giyim bedelleri İçişleri ile
Maliye ve Gümrük Bakanlıklarınca müştereken tespit edilir ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesinin ilgili transfer harcamaları bölümünden İçişleri Bakanlığı bütçesine aktarılacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanır.” 6.3. (Değişik 2. fıkra: 27.05.2007 – 5673 S.K/Madde 1) ile değişik ikinci fıkrasında; “Cumhurbaşkanınca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile yeteri kadar güvenlik korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde görevlendirilecek güvenlik korucusu sayısı 40.000 kişiyi geçemez.
Cumhurbaşkanı bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idari zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usul uygulanmak suretiyle güvenlik korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir.(Ek cümle: 17.04.2017 – 690 S.KHK/Madde 27) (690 S. KHK Kabul: 01.02.2018 –
7077 S.K/Madde 23) Güvenlik korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri
kesilir.” 6.4. (Ek 3. fıkra: 15.08.2016 – 674 S.KHK/Madde 21) (Değiştirilerek Kabul: 10.11.2016 –
6758 S. Kanun/Madde 21)
“Güvenlik korucularının görev alanı, görevli oldukları köyün hudutları içinde kalan alandır.
Gerektiğinde vali veya kaymakam onayı ile güvenlik korucularının görev alanları, geçici ve süresi belirli olarak köy hudutları dışına genişletilebilir ve görev yerleri değiştirilebilir.
Güvenlik korucuları diğer bir ilin valisinin talebi üzerine, istihdam edildikleri ilin valisinin onayı ile geçici ve süresi belirli olarak iller arasında görevlendirilebilir. Bu durumda, güvenlik korucusunun harcırahı görevlendirildiği valilik tarafından ödenir.
(Ek 4. fıkra: 26.03.1985 – 3175 S. Kanun/Madde 1) Köy Korucuları ve Güvenlik Korucularının görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, engelli hale gelmeleri veya ölümleri halinde
“2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” hükümleri uygulanır.
(Mülga 5. fıkra: 17.04.2017 – 690 S.KHK/Madde 27) (690 S. KHK Kabul: 01.02.2018 – 7077
S.K/Madde 23)
(Ek 6. fıkra: 27.05.2007 – 5673 S.K/Madde 1) Güvenlik korucularına hizmetin devamı süresince her ay 11.500 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunacak miktarda ücret ödenir. Bu ücret, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve peşin olarak ödenir. Güvenlik korucuları arasından, toplam güvenlik korucusu sayısının yüzde onunu geçmeyecek şekilde tefrik edilen korucu başlarına güvenlik korucularına ödenen ücretin yüzde onu kadar ilave ücret ödenir. Ay sonundan önce kendi isteğiyle görevden ayrılanlar ile disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilenler hariç olmak kaydıyla, görevlerine son verilen veya ölen güvenlik korucuları için önceden peşin ödenmiş olan ücretin kalan günlere isabet eden tutarı geri alınmaz.
(Ek 7. fıkra: 27.05.2007 – 5673 S.K/Madde 1) Güvenlik korucularından güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılanların iaşeleri, birlikte operasyona katıldıkları güvenlik güçlerinin bağlı olduğu birimlerce ve bu birimlerin bütçesinden karşılanmak üzere sağlanır. Bu Kanunda belirtilen görevler ile tabii afetlerde ve diğer olağanüstü hal ve durumlarda emsallerine göre başarılı görev yaptıkları görülen veya büyük yararlılık gösteren güvenlik korucularına, valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile yılda bir defa aylık ücretlerinin iki katına kadar ödül verilebilir. Bir mali yılda bu şekilde ödül verilecek güvenlik korucusu sayısı, o ilde görevli güvenlik korucusu sayısının yüzde birini geçemez. (Değişik cümle: 15.08.2016 – 674
S.KHK/Madde 21) (674 S. KHK Aynen Kabul: 10.11.2016 – 6758 S.K/Madde 21) Güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılan güvenlik korucularına herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın her ay 225 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ve operasyona çıktıkları gün sayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda ek tazminat ayrıca ödenir.
(Değişik 8. fıkra: 17.04.2017 – 690 S.KHK/Madde 27) (690 S. KHK Kabul: 01.02.2018 – 7077
S.K/Madde 23) Güvenlik korucusu olarak görevlendirilenler hakkında 22/5/2003 tarihli ve
4857 sayılı İş Kanunu ile 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu hükümleri
uygulanmaz.
(Ek 9. fıkra: 27.05.2007 – 5673 S.K/Madde 1) Bu maddeye göre güvenlik korucularına yapılacak harcamalar, İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanır ve ödemeler il valilikleri tarafından yapılır.
(Ek 10. fıkra: 02.01.2017 – 680 S.KHK/Madde 22) (680 S. KHK Kabul: 01.02.2018 – 7072
S.K/Madde 21) Valinin teklifi ve İçişleri Bakanının uygun görmesi halinde, bu Kanunun mülga ek 16 ncı ve mülga ek 17 nci maddeleri ile 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununun ek 15 inci maddesi çerçevesinde görevden ilişiği kesilmiş güvenlik korucuları operasyonel faaliyetler maksadıyla tekrar göreve çağrılabilirler. Ayrıca, gönüllü güvenlik korucuları da aynı usulle operasyonel faaliyetlerde görevlendirilebilirler. Bu şekilde görevlendirilenler, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen harcırahtan ve yedinci fıkrasında belirtilen ek tazminattan yararlandırılırlar. Bu ödemeler dolayısıyla her ne ad altında olursa olsun kamudan aldıkları ödemelerden kesinti yapılamaz.
(Ek 11. fıkra: 15.08.2017 – 694 S.KHK/Madde 1) (694 S. KHK Kabul: 01.02.2018 – 7078
S.K/Madde 1) Teröristle mücadelede görev alan güvenlik korucuları ile gönüllü güvenlik korucularının, bu görevlerin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda müdafi olarak belirlediği en fazla üç avukatın ücreti İçişleri
Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten valilikler tarafından karşılanır. Güvenlik korucuları ile gönüllü güvenlik korucularının avukatlık ücretinin ödeme usul ve esasları yönetmelikle düzenlenir.” 7. 02/06/2007 tarihli ve 26540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5673 sayılı Köy Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile 442 sayılı Köy Kanununa eklenen mülga ek 16 ncı maddenin birinci fıkrasında; “Geçici köy korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir. İlişikleri kesilenlerden onbeş yıl veya daha fazla hizmeti olanlara hayatta bulundukları sürece 8.500 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayısı İle çarpımı sonucu bulunacak miktarda, Sosyal Güvenlik Kurumunca aylık bağlanır. Onbeş yılı aşan her yıl için 8.500 gösterge rakamına 200 gösterge rakamı İlave edilir ve bu şekilde yapılacak İlave hiçbir şekilde
3.000 gösterge rakamım geçemez. Aylık göstergesine İlave edilecek 200 gösterge rakamının
hesabında, ay kesirleri tam ay sayılır. Yıl kesirlerinin her ayı İçin 200 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan aylık katsayı İle çarpımı sonucu bulunacak tutarın onikide biri aylığa ayrıca eklenir. ” 8. 5673 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde;
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte:
a) Görevde bulunan geçici köy korucularının görevlerine, 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy
Kanununun bu Kanunla değişik 74 üncü maddesine göre belirlenen sayı sınırlandırması nedeniyle son verilemez.
h) Görevde bulunan ve 55 yaşını doldurmaları nedeniyle İlişikleri kesilecek olan geçici köy korucularından, geçici köy korucusu olarak 10 İla 15 yıl arasında hizmeti bulunanlara 5.000 gösterge rakamı esas alınarak 442 sayılı Köy Kanununun ek 16 ncı maddesi hükümlerine göre aylık bağlanır. 55 yaşım doldurmuş geçici köy korucularından 10 yıldan az hizmeti olanlar İse
İstekleri halinde 10 hizmet yılım tamamlayıncaya kadar görevlerinde bırakılırlar ve bunlar hakkında da aynı hükümler uygulanır. 55 yaşım doldurmuş geçici köy korucularından 10 yıldan az hizmeti olup da çalışmak İstemeyenler hakkında İse 442 sayılı Köy Kanununun ek 17 nci maddesi hükümleri uygulanır.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
9. Kamu Denetçisi tarafından yapılan değerlendirmede, başvuran hakkında idare tarafından tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durumun olmadığı değerlendirildiğinden, ret kararı verilmesine ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuranın köy koruculuğuna ilişkin emeklilik işlemlerinde göreve başlangıç tarihinin
1987 yılının esas alındığını; ancak göreve başlangıç tarihinin 20/05/1985 olduğunu iddia
etmekte, bu durumun düzeltilerek emekliliğinden itibaren eksik ödenen primlerin yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep etmektedir.
11. İdare ise vermiş olduğu yanıtlarda, başvuranın 23/01/1987 tarihli onay ile güvenlik korucusu olduğunun anlaşıldığını, ilgilinin iddia ettiği 1985-1987 tarihlileri arasında Güvenlik
Korucusu olduğuna dair herhangi bir resmi belgeye ulaşılamadığını bu nedenle Güvenlik
Korucusu olduğuna dair kesin bir kanaate varılamadığını belirtmektedir.
12. Başvuranın emsal olarak gösterdiği kişiler olan …, … ve …’nin ise göreve başlangıç onaylarının göreve başladıkları tarihten sonra alınmış olduğu ve Valilik Onayında ilgililerin göreve başlangıç tarihlerinin ayrıca yazılı olduğu; ilgililere ilişkin Kuruma gönderilen hizmet belgelerinde Valilik Onay tarihleri göreve başlangıç tarihleri olarak bildirildiğinden ilgililere bu tarih esas alınarak aylık bağlandığının anlaşılması üzerine daha sonra göreve başlangıç tarihleri bildirildiğinden yapılan işlemlerin düzeltildiği anlaşılmaktadır.
13. Güvenlik Koruculuğu, terör olaylarının yoğunlaşması üzerine 26/03/1985 tarihinde, 442
Sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile Geçici Köy Koruculuğu olarak sisteme ihdas edilen 29/10/2016 tarihinde de 29872 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile adı Güvenlik Korucusu olarak değiştirilen bir
kurumdur. Söz konusu Kanuna göre; şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevresinde ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması üzerine; Bakanlar Kurulunca belirlenen illerde, Valinin teklifi ve İçişleri
Bakanının onayı ile yeteri kadar Güvenlik Korucusu görevlendirilmektedir. Güvenlik
Korucuları ile ilgili tüm işlemler, 442 Sayılı Köy Kanununun 74 üncü maddesinde değişiklik yapan 5673 Sayılı Kanun ve bu Kanunun EK-18 inci maddesine dayanılarak Bakanlar
Kurulunca yayımlanan Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği ve uygulamada birliktelik sağlaması amacıyla İçişleri Bakanının onayı ile hazırlanan Geçici Köy Korucuları Yönergesi hükümlerine göre yürütülmektedir.
14. Güvenlik Korucusu olarak görevlendirilmek isteyenlerce yapılan müracaatlar, valilik veya kaymakamlıklar tarafından Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği ve Yönergesi esaslarına göre incelenmekte, Güvenlik Korucusu olarak görevlendirilmesi uygun değerlendirilenler İl
Valisinin onayı ile ikamet ettikleri köy veya yerleşimlerde görevlendirilmektedir.
15. Geçici Köy Korucuları ile ilgili olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E: 2007/14922 K:
2008/16270 sayılı ve 18.12.2008 tarihli kararında, güvenlik koruculuğu sisteminin zaman
içerisindeki aşamalarını göstermesi açısından önemli tespitler içermektedir. Şöyle ki:
“…Türk hukuk sisteminde köy korucularının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduklarına ilişkin açık hüküm/hükümler içeren herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, anılan kişilerin hukuki durum ve statülerinin, Kanunun 2 ve 3. madde içeriklerine göre değerlendirilmesine gereksinim duyulduğu gibi, davalı konumunda yer alması gereken “işveren” saptanırken, bir başka anlatımla köy korucularının işvereninin kim olduğu belirlenirken 4. maddedeki tanımdan yola çıkılması gereklidir. Bunun için de öncelikle köy koruculuğu kurumu ile söz konusu kuruma ilişkin düzenleyici hükümler içeren 18.03.1924 gün ve 442 sayılı Köy Kanunu irdelenmelidir. Anılan Kanun’un 13. maddesinde, köye korucu tutma, köylünün zorunlu işleri arasında sayılmış; 16. maddesinde, köy gelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıklarını karşılamaya yetmediği takdirde herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde oturanlara ve köyde maddi ilgisi bulunanlara salma salınacağı belirtilmiş; 17. maddesinde, geliri yetişmeyen köylerde korucu gibi köy adamlarının aylıkları için salınacak para veya ürünlerin “köy parası” içinde yer aldığı açıklanmış; 19. maddesinde, köylünün isteğine bağlı olmayarak harcanacak paralar sayılırken, köy işine bakacak adamların aylığına yer verilmiştir. Kanunun “Köy Korucuları ve Göreceği
İşler” başlığını taşıyan sekizinci faslı ise, 68-82. (dâhil) maddelerini içermektedir. 68. maddede, köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulacağı; 69. maddede, her köyde en az bir tane korucu bulunacağı; 70. maddede, korucuların ihtiyar meclisi tarafından tutulacağı ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakamın emri ile işe başlayacakları; 72. maddede, korucuların köy muhtarının emri altında olduğu ve resmi işlerde onun emirlerine uymak zorunda bulundukları; 73. maddede, korucuların silahlı oldukları ve kendilerine karşı gelenlerin jandarmaya karşı gelmiş gibi cezalandırılacakları; 75.
maddede, koruculara verilecek silah ve cephanelerin Hükümet tarafından ihtiyar meclisine mazbata karşılığında demirbaş olarak teslim edileceği; 78. maddede, korucuların kıyafet ve silahlarının şeklinin İçişleri Bakanlığı tarafından belirleneceği, elbise paralarının köy gelirinden yılda bir kez karşılanacağı, kendilerine teslim edilen koruculuk cüzdanını sürekli üzerlerinde bulunduracakları; 80. maddede, görevinde kayıtsızlığı ve tembelliği görülen veya 81. maddede yazılı yasak işleri yapan koruculara ihtiyar meclisince önce uyarma, ikincisinde kınama cezası verileceği, üçüncüsünde ise işten çıkarılacakları; 82. maddede, silahını ve cephanesini kayıtsızlığı yüzünden kaybeden veya isteğiyle bir başkasının eline geçmesine sebep olan korucunun da işten çıkarılacağı açıklanmıştır.
Kanun koyucu, anılan maddelerle “köy korucusu” kavramını benimseyip buna ilişkin düzenleme yaptıktan sonra 74. maddede, bu kez belirli durum ve koşullarda, bunlara yardım ve destek amacıyla “gönüllü korucu” adı altında bazı kişilerin görev yapabileceğini belirtmiştir.
Maddede; ürün zamanlarında eşkıya ve çapulcuların türemesi durumunda, köy halkını yağmadan korumak için, köy muhtarı ve ihtiyar meclisince, eli silah tutan köylüler arasından gerektiği kadarının “gönüllü korucu” olarak ayrılıp, bu kişilerin adlarının kaymakama bildirileceği, kaymakamın izin vermesi durumunda bunların asıl korucularla birlikte eşkıya ve yağmacılara karşı köyü ve köylüyü koruyacakları hüküm altına alınmıştır. Bu konudaki diğer düzenleme; 442 sayılı Kanun’a dayanılarak İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve amacı, sözü edilen Kanun’un 70. maddesine göre ihtiyar meclisince tutulan köy korucularının işe alınması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri ve işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve yöntemleri düzenlemek olan Köy
Korucuları Yönetmeliği’dir. Şu durumda açıklanan düzenlemeler karşısında; 442 sayılı Köy
Kanunu ve ilgili Yönetmeliğin yukarıda ayrıntıları ile belirtilen maddelerine dayanılarak çalıştırılan köy korucularının işvereninin, görev yaptıkları köy tüzel kişiliği olduğu, taraflar arasında hizmet akdi ilişkisinin kurulduğu ve giderek köy korucularının hukuki statülerinin
506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak tanımlanması gerektiği, dolayısıyla,
köy korucuları tarafından yetkili iş mahkemelerine, 506 sayılı Kanun’un 79. madde hükmü gereğince, işveren konumundaki ilgili köy tüzel kişiliği ve hak alanını ilgilendirdiğinden
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı)
aleyhine husumet yöneltilerek, sigortalı hizmetlerin saptanmasına yönelik dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, “köy korucularına ilişkin yapılan bu saptama ve varılan sonucun yanında, söz konusu yasal düzenlemelerde karşımıza bir başka kavram daha çıkmaktadır ve bunun da kuşkusuz irdelenmesi zorunludur.
Yasama organı, ülkemizde terör eylemlerinin yoğunluk kazanması üzerine, özellikle güvenlik güçlerinden ve jandarma karakollarından uzak yerleşim birimlerinde yaşamını sürdüren bireylerin mal ve can güvenliğinin korunmasında güvenlik güçlerine destek ve yardımcı olmak ve anında müdahaleyi gerçekleştirmek amacıyla 26.03.1985 gün ve 3175 sayılı Kanun’u kabul ederek 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74. maddesine iki fıkra eklemiştir. Buna göre eklenen ilk fıkra (ki maddenin yeni şekline göre teselsül nedeniyle ikinci fıkraya karşılık gelmektedir), “Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de, valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığı’nın onayı ile yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilebilir.
Bu şekilde görevlendirilen geçici köy korucularına görevleri süresince ödenecek ücret ile hizmetin bitiminde verilecek tazminat miktarı ile giyim bedelleri İçişleri Bakanlığı’nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu’nca tespit edilir ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesine ilgili transfer harcamaları bölümünden İçişleri Bakanlığı bütçesine aktarılacak ödenekten bu
Bakanlıkça karşılanır.” hükmünü taşımakta, ikinci fıkrada (maddenin yeni şekline göre teselsül nedeniyle üçüncü fıkraya karşılık gelmektedir) ise, “Köy Korucuları ve Geçici Köy
Korucularının görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri halinde “2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” hükümleri uygulanır.” yönünde düzenleme yer almaktadır. Anlaşılacağı üzere kanun koyucu
“köy korucusu” ve “gönüllü korucu” kavramlarından farklı olarak, anılan kişileri kapsamına almayan, değişik amaçla “geçici köy koruculuğu” kurumunu ihdas ederek hukuk düzeninde yaşama geçirmiş, yürütme organı olan Bakanlar Kurulu’nca da 27.06.1985 gün ve
9632 sayılı kararla geçici köy korucularının çalıştırılacağı iller saptanarak ilk olarak on üç
ilde eylemli olarak uygulamaya geçilmiştir. Belirtilmelidir ki amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı veya görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları durumunda ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesi olan 2330 sayılı Kanun’da ilgililere ödenecek “nakdi tazminat” ile bağlanacak “görev malullüğü aylığı” konusunda hükümler yer almaktadır.
Söz konusu 3175 sayılı Kanunla yapılan bu düzenlemenin Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, yeterli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince, dava yolu ile kendisine başvurulan Anayasa Mahkemesi, gerekli incelemeyi yaparak 10.12.1985 gün ve 1985/5-23 numaralı karar ile iptal istemi konusunda hüküm kurmuştur. Yüksek Mahkeme, Resmi Gazetede yayımlanan gerekçeli kararında; mahalli idarelerin en küçük birimini oluşturan köylerde asayiş ve düzeni koruma görevinin Devlete olduğu kadar köy tüzel kişiliğini temsil eden muhtara ve onun emrindeki köy korucularına da ait olduğunu, birbirinden oldukça uzak mesafelerde bulunan köy ve mezraların tümünde Devletin jandarma karakolu bulundurmasının güçlüğünün ortada bulunduğunu, 442 sayılı Kanun’da, köylerde mevcut köy korucularının sayılarını belli koşullarda artırma olanağını öngören hükümler bulunmakta ise de, bunların, ortaya çıkan yeni durumlarda gereksinimi karşılamaya elverişli olduğunun söylenemeyeceğini, Kanun’un 74. maddesindeki köy korucularının sayılarının artırılması nedenlerinin, maddeye eklenen ve iptali istenilen fıkralarda öngörülen sebeplerden farklı olduğunu, iptali istenilen düzenlemelerde hangi koşullarda köy zabıtasının takviye edileceğinin gösterildiğini, sayıları artırılacak köy korucularına sağlanan mali olanakların belirtildiğini ve bunların özlük haklarının düzenlendiğini, bu değişiklik ile köylerde var olan köy korucularının, kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda, geçici köy korucuları ile takviye edilmesinin amaçlandığını, olağanüstü hallerde Anayasa’nın 15. maddesinin öngördüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine veya bunlar için
Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilmesine olanak veren hükümler içermediğini, iptali istenen düzenlemenin, olağanüstü yönetim usullerini düzenleyen, tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hal durumuna ilişkin 119., şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle olağanüstü hal ilanı ile ilgili 120., olağanüstü hallerle ilgili düzenleme başlıklı 121. maddeyle ilişkisinin bulunmadığını belirtmiş, Kanunun sekizinci faslında yer alan 68. ve onu izleyen maddelerinde köy korucularının atanmaları, nitelikleri, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerine ilişkin hükümlerin bulunduğunu, iptal konusu düzenlemeye göre köylerde görevlendirilecek olan geçici köy korucularının da bu yönden köy korucularına ilişkin hükümlere tabi olacaklarında kuşku bulunmadığını, geçici köy korucularının yerine getirecekleri görevlerin, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken sürekli görev niteliğinde olmadığını açıklamış ve 74.
maddeye eklenen fıkraların Anayasa’nın 15, 119, 120, 121 ve 128. maddelerine aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal davasını oybirliğiyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu iptal başvurusunu Anayasa’nın 128. madde hükmü kapsamında irdelerken, geçici köy korucularının memur veya diğer kamu görevlisi olmadığı şeklinde yorumlanabilecek bir değerlendirmede bulunduğu gibi, benzer konuda inceleme yapan Danıştay (Birinci) Dairesi de geçici köy korucularının hukuki statülerine ışık tutabilecek saptamalarda bulunmuştur.
Öncelikle belirtilmelidir ki, konuyla ilgili Anayasa’nın 128. maddesinin ilk fıkrasında; devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği açıklanmış, ikinci fıkrada, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Anılan Daire,
19.12.1996 günü verdiği 1996/131-242 numaralı kararında; “kamu görevlileri” deyimi ile ilgili
olarak yasalarda açık bir niteleme ve tanımın yer almadığını, öğreti ve yargısal kararlarda, kamu idare ve kurumlarında kamu hizmetlerini yürüten kişilerden; idare örgütüne ve hizmet kadrosuna sürekli biçimde girmiş ve onunla kaynaşmış olan, örgüt içinde ve aralarında hiyerarşi bağı ve kendilerine özgü statüleri bulunan, görevleri dışında da bu statüleri ile resmi sıfat ve yetkilerini koruyan, kamu hizmetinin gerektirdiği alanlarda uzmanlaşmış olanların
“memur veya kamu görevlisi” sayıldığını, bu nitelik ve koşulları taşımayanların ise, anılan kavram kapsamında kabul edilmediğini, geçici ve gönüllü köy korucularının kamu hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları için kamu görevlisi sayılmasına olanak bulunmadığını, bu nedenle, sözü edilen kişilerin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
4131 sayılı Kanunla eklenen ek 1. maddesinde yer alan “kamu görevlileri” nden olmadığı
sonucuna ulaşıldığını bildirmiştir. Yürütme organının, bu konuda kabul edilen yasal düzenleme sonrasında geçici köy korucularının atanması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri, işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve usulleri
24.10.1986 tarihli Bakan onayı ile yürürlüğe konulan Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği ile
düzenlediği göze çarpmaktadır. Yönetmeliğin 13. maddesinde, geçici köy korucularının görev ve sorumlulukları sıralanmış; 21. maddesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen koruculara verilecek disiplin cezaları belirtilmiş; 22. maddesinde görevlerine son vermeyi gerektiren eylemler açıklanmış; 24. maddesinde “Köy korucularına, bu Yönetmeliğin 22.
maddesinde sayılan nedenlerle göreve son verme halleri dışında, sağlık nedeniyle görevden ayırma ve idari zorunluluklarla göreve son verme hallerinde 442 sayılı Köy Kanunu’nun 3175 sayılı Kanun’la değişik 74. maddesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin 10.07.1985 tarih ve 85/9678 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince tazminat ödenir .” hükmüne yer verilmiştir .
Geçici köy koruculuğu kurumunun ayrı bir örgütlenme kanunu çerçevesinde olmasa bile,
1985 yılında, 3175 sayılı yasal düzenleme ile 442 sayılı Köy Kanunu hükümleri içerisinde
hukuk ve toplum yaşamına girmesinin ardından kanun koyucu bu kez, geçici köy korucularının herhangi bir sosyal güvenlik kurumu şemsiyesi altında ve sosyal güvenlik kanunu kapsamında bulunmamalarından doğan mağduriyetlerinin bir bölümünü gidermek amacıyla 5443 sayılı Kanun ile yeni bir düzenleme gerçekleştirmiştir. 03.01.2006 günü Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5443 sayılı Kanun ile 442 sayılı Kanun’un 74.
maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkra “Hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmayan geçici köy korucuları ile bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının muayene, tetkik ve tedavileri, 3816 sayılı Ödeme Gücü
Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından
Karşılanması Hakkında Kanun’da öngörülen şartlara bakılmaksızın anılan Kanun hükümlerine göre yeşil kart verilerek sağlanır. Bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının tespitinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilen esaslar uygulanır. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihin öncesinde ve sonrasında asgari on yıl üzerinden tazminat alarak görevinden ayrılan geçici köy korucuları ile bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının muayene, tetkik ve tedavileri hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir. 5443 sayılı Kanunla ilgili olarak; İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilen kanun tasarısı, genel gerekçe ve madde gerekçeleri; gerekli incelemeyi yapan TBMM İçişleri Komisyonu’nca düzenlenen rapor; sonrasında hazırlanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu birlikte değerlendirildiğinde bazı sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu belgelerde; halen Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Iğdır, Kahramanmaraş, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van olmak üzere yirmi iki ilde toplam
65.809 geçici köy korucusu kadrosu olup, bu kadroların 57.860’ının dolu olduğu, bu kişilerin
öncelikle sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulması amacıyla gerekli yasal düzenlemeye gereksinim duyulduğu, bağımsız çalışmadıkları için Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile bağlantı kurularak sosyal güvence altına alınmalarının sağlanamadığı, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı
Kanunu kapsamına alınmalarının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan koşulları taşımamaları nedeniyle yerinde olmayacağı, daha önce hiçbir sosyal güvenlik kurumuyla ilişkilendirilmediklerinden Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ile bağlantılarının yapılıp sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulmalarının da uygun görülmediği, bu nedenle görevdeki geçici köy korucuları ile bunların eşlerinin ve bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının tedavilerinin, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi
Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun’da öngörülen koşullar aranmaksızın bu Kanun esaslarına göre sağlanmasının daha uygun olacağı, düzenlemeyle bu kişilere yeşil kart verilmesinin sağlanacağı, geçici köy koruculuğu sistemi üretici bir kesimi ortadan kaldırıp tüketici bir kitle oluşturduğundan, sistemin bir bütün olarak ele alınması ve bu konuda ayrıntılı düzenleme yapılması gerektiği, bu kişilerin önemli bir bölümünün başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı oldukları ve bir bölümünün halen yeşil kart sahibi olduğu, diğer bir kısmının ise sağlık güvencesi olmadığı gibi yeşil karttan da yoksun bulunduğu, İçişleri Bakanlığı’nca yapılan, geçici köy korucularının sorunlarına ve meslekten ayrılmaları durumunda güvenliklerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların tamamlanmak üzere olup, gerekli düzenlemeleri içerecek tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulacağı görüş ve tespitlerine yer verildiği görülmektedir. İlk derece mahkemesince verilen ve inceleme konusu yapılan karar tarihi itibarıyla geçici köy koruculuğunun yasal çerçevesi bu olmakla birlikte, yasama organı yukarıda belirtilen düzenlemeden yaklaşık bir buçuk yıl sonra, hükmün temyiz denetimi aşamasında, bu kez 5673 sayılı Kanun’u kabul ederek, söz konusu
Kurum hakkında ayrıntılı ve kapsamlı ilke ve esaslar belirlemiştir. 02.06.2007 günü Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren anılan Kanun ile 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74.
maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiş ve fıkra “Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanı’nın onayı ile yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde görevlendirilecek geçici köy korucusu sayısı 40.000 kişiyi geçemez. Bakanlar Kurulu bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idari zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usul uygulanmak suretiyle geçici köy korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir.” şeklini almıştır. 5673 sayılı Kanun, üçüncü fıkrada değişikliğe gitmemiş, dördüncü fıkranın üçüncü cümlesine “görevinden ayrılan” sözcüklerinden sonra gelmek üzere “veya bu Kanun hükümlerine göre aylık bağlanmış olan” ibaresini ilave etmiş, ayrıca fıkraya “Geçici köy korucularının ölümü sebebiyle eşlerine aylık bağlanması durumunda, yukarıda belirtilen hak sahiplerine aynı şekilde muayene, tetkik ve tedavi yardımı yapılmasına devam olunur .” kelimelerini dördüncü tümce olarak eklemiştir.
Bununla birlikte, anılan Kanun ile 74. maddeye beşinci, altıncı, sekizinci fıkralar da eklenmek suretiyle geçici köy korucularına yapılacak ödemeler hüküm altına alınmıştır. Buna göre 5.
fıkrada; geçici köy korucularına hizmetin devamı süresince her ay belirli miktarda, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve peşin olarak ücret ödeneceği, geçici köy korucuları arasından, toplam geçici köy korucusu sayısının yüzde onunu geçmeyecek şekilde ayrılan korucu başlarına, geçici köy korucularına ödenen ücretin yüzde onu kadar ek ücret verileceği, ay sonundan önce kendi isteğiyle görevden ayrılanlar ile disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilenler hariç olmak kaydıyla, görevlerine son verilen veya ölen geçici köy korucuları için önceden peşin ödenmiş olan ücretin kalan günlere karşılık gelen tutarının geri alınmayacağı; 6. fıkrada, geçici köy korucularından güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılanların iaşelerinin, birlikte operasyona katıldıkları güvenlik güçlerinin bağlı olduğu birimlerce ve bu birimlerin bütçesinden karşılanmak üzere sağlanacağı, bu
Kanunda belirtilen görevler ile doğal afetlerde ve diğer olağanüstü hal ve durumlarda emsallerine göre başarılı görev yaptıkları görülen veya büyük yararlılık gösteren geçici köy korucularına, valinin teklifi ve İçişleri Bakanı’nın onayı ile yılda bir defa aylık ücretlerinin iki katına kadar ödül verilebileceği, güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılan geçici köy korucularına herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın her ay belli tutarda ek tazminatın ayrıca ödeneceği; 8. fıkrada, bu maddeye göre geçici köy korucularına yapılacak harcamaların, İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanacağı ve ödemelerin il valiliklerince yapılacağı açıklanmıştır. Söz konusu değişiklik konusunda mutlaka vurgulanması gereken bir başka husus da maddeye eklenen, “Geçici köy korucusu olarak çalıştırılanlar, bu çalışmalarından dolayı 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun uygulanmasında kısa ve uzun vadeli sigorta kolları açısından sigortalı sayılmazlar.” yönündeki yedinci fıkradır. Belirtilmelidir ki; fıkrada anılan, 16.06.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan, zamanla kısmen değişikliğe tabi tutulan, ayrık birkaç hükmü dışında 01.10.2008 günü itibarıyla yürürlüğe giren 5510 sayılı
Kanun, 506 sayılı Kanun’un hemen tüm hükümlerini yürürlükten kaldırmış, ancak hak kayıplarının kısmen giderilmesi amacıyla geçiş hükümleri ve geçici maddeler benimsenmiştir.
Diğer taraftan 5673 sayılı Kanun hükümleri incelendiğinde, geçici köy koruculuğu sistemine yönelik köklü ve yapısal düzenlemelerin 442 sayılı Köy Kanunu’nun sonuna eklenen maddeler ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ek 16. maddede aylık bağlama ve kesme, ek 17.
maddede tazminat ve ölüm yardımı ödenmesi konuları bulunmaktadır. “Ek madde 16” adı altında yapılan düzenlemede; geçici köy korucularından elli beş yaşını dolduranların görevleriyle ilişiklerinin kesileceği, ilişikleri kesilenlerden on beş yıl veya daha fazla hizmeti olanlara hayatta bulundukları sürece belirli tutarda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nca aylık bağlanacağı, buna göre aylık bağlanmış olanlardan yaşamını yitirenlerin dul eşleri ile elli beş yaşını doldurmamış olmakla birlikte on beş yıl veya daha fazla süre geçici köy koruculuğu hizmeti bulunanlardan görevleriyle ilişikleri devam etmekte iken hayatını kaybedenlerin dul eşlerine belli oranda aylık bağlanacağı, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan aylık alan dul eşe, yarı oranında ödeme yapılacağı, dul eşe bağlanan aylıkların evlenmesi durumunda kesileceği ve ölüm nedeni dışında dul kalmaları halinde yeniden bağlanmayacağı, terör suçlarından dolayı hüküm giyen geçici köy korucularına veya dul eşlerine aylık bağlanmayacağı, hüküm giymeden önce aylık bağlanmış olması halinde ise bağlanan aylığı kesileceği, geçici köy korucularından sakatlananların kendilerine, ölenlerin ise dul ve yetimlerine 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle malullük veya dul ve yetim aylığı bağlanmış olması durumunda, bu madde hükümlerine göre ayrıca aylık bağlanmayacağı ve önceden bu madde hükümlerine göre bağlanmış olanların aylıklarının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Ek 17. maddede ise; elli beş yaşını doldurup on beş yıldan az hizmeti olan veya elli beş yaşını doldurmamış olan geçici köy korucularından; sağlık ve idari nedenlerle görevine son verilenler ile ölenlere (elli beş yaşını doldurmamış olmakla birlikte on beş yıl veya daha fazla hizmeti bulunanlardan görevleri ile ilişikleri devam etmekte iken yaşamını yitirenler dışında), belli miktarda tazminat ödeneceği, elli beş yaşını doldurmadan kendi istekleri ile görevlerinden ayrılan geçici köy korucularına da hizmet sürelerine bakılmaksızın belirli tutarda tazminat ödemesi yapılacağı, hayatını kaybeden geçici köy korucularının hak ettiği tazminatlarının yasal mirasçılarına verileceği, ek 16. madde uyarınca aylık bağlanan veya disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilen geçici köy korucularına bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmeyeceği, geçici köy korucularından görev süresi içinde yaşamını yitirenlerin eşine ve çocuklarına, bunlar yoksa anne ve babasına, bunlar da yoksa kardeşlerine, belli miktarda herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ölüm yardımı ödeneceği, geçici köy korucularından sakatlananların kendilerine, ölenlerin ise dul ve yetimlerine 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve
Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle malullük veya dul ve yetim aylığı bağlanmış olması durumunda; bu madde hükümlerine göre ayrıca tazminat ödenmeyeceği, önceden bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmiş olanların almış oldukları tazminat tutarının 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenmesi gerekecek nakdi tazminat tutarından düşüleceği, ek 16 ve ek 17. madde kapsamındaki ödemelerin, Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından yapılacağı ve ödeme gününü izleyen iki ay içinde Hazine’den tahsil edileceği açıklanmıştır. Geçici köy koruculuğu sistemine ilişkin olarak çıkarılacak yeni yönetmelik hakkında hüküm içeren ek 15. maddede de; geçici köy korucuları ile korucu başlarının; görevlendirme şekilleri, göreve alınmalarında aranacak koşullar, görevleri, uygulanacak disiplin cezaları ve görevlerine son verilmesini gerektiren durumlar, disiplin amirleri, yararlanacakları giyim eşyaları ile bunların şekli ve verilme zamanları, eğitim ve denetim yöntem ve esasları, sicil ve izinleri, ilk başvurularında sahip olmaları gereken sağlık şartları, başka bir işte çalışma hakları ile bu Kanunda yer alan diğer hususlara ilişkin uygulamaların Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nın görüşü üzerine İçişleri
Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
Tüm bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirme sonunda; 1985 yılında kabul edilip yürürlüğe giren 3175 sayılı Kanunla ihdas edilen geçici köy koruculuğu sisteminin asli unsuru niteliğindeki geçici köy korucularının, kanun koyucu tarafından bilinçli bir seçimle, ülkemizde örgütlenmiş sosyal güvenlik kurumları ve kabul edilmiş sosyal güvenlik kanunları kapsamı dışında bırakıldığı, anılan kişilere farklı ve özel statü tanınarak özlük ve benzeri haklarının 442 sayılı Köy Kanunu ile bu Kanunun yollamada bulunduğu Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında 2330 sayılı Kanun ve Ödeme Gücü Olmayan
Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması
Hakkında 3816 sayılı Kanun hükümlerinde düzenlendiği, buna göre, valinin önerisi ve İçişleri
Bakanı’nın onayı ile görevlendirilerek, bir anlamda ataması yapılan geçici köy korucularının sigortalılık için aranan ve yukarıda tanımlanan koşulları taşımamaları karşısında 506 sayılı
Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilemeyecekleri, istihdam edildikleri
İçişleri Bakanlığı ile aralarında hizmet akdi ilişkisinin kurulmadığı belirgindir. Şu durumda inceleme konusu dava yönünden; mahkemece yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, davacının 442 sayılı Köy Kanunu’nun 68-73. maddelerine göre “köy korucusu” olarak çalıştığı belirlendiği takdirde, görev yaptığı köy tüzel kişiliğine karşı husumet yöneltilerek dava açılabilmesi amacıyla davacı vekiline uygun süre tanınmalı, açıldığı takdirde davalar birleştirilmeli, anılan davalının göstereceği bilgi ve belgeler toplanmalı, tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra davalı T.C. İçişleri Bakanlığı’na ilişkin istem, taraf sıfatı (pasif husumet) yokluğu nedeniyle reddedilip, diğer davalılar yönünden elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Davacının, söz konusu Kanun’un 74, ek 16 ve ek 17. madde hükümleri kapsamında “geçici köy korucusu” olarak istihdam edildiği saptandığı takdirde ise, yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar karşısında dava reddedilmelidir…”
Değerlendirmelerine yer verilmiştir 16. Somut olayda, başvuranın 1985-1987 tarihleri aralığında yaptığını iddia ettiği çalışmaların gerçekten var olup olmadığına ilişkin detaylı inceleme yapılması gerekmektedir. Kozluk
Kaymakamlığından ve Sosyal Güvenlik Kurumundan başvuran ile ilgili olan mevcut tüm bilgi ve belgeler istenmiştir. Temin edilen bilgi ve belgelerde başvuranın anılan dönemde köy korucusu olduğuna dair herhangi bir resmi belge bulunmadığı, sadece başvuran adına düzenlenen 7 adet silah zimmet belgesinden birinin tarihsiz olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda başvuranın dosyasında yer alan 1 adet tarihsiz silah zimmet tutanağından başka, başvuranın anılan dönemde hizmet ettiğine dair lehine muhtemel kabul edilebilecek bir delil bulunmamaktadır.
17. Bu nedenle, başvuruya konu sadece 1 adet tarihsiz silah zimmet tutanağı bulunduğundan, anılan tutanak hakkında ayrıntılı inceleme yapılmıştır.
17.1. Anılan tutanağın, … olduğu, numarasının … çapının 7.62 mm. olduğu, “Teslim Eden” bölümünde İlçe J. Bölük Komutanı J. Ütğm. …’nin imzasının bulunduğu, “Hazır Bulunan” bölümünce İsth. Asb. …’nın imzasının bulunduğu, “Teslim Alan” bölümünde ise başvuranın imzasının bulunduğu görülmektedir.
17.2. Bu kapsamda, anılan tutanakta imzaları bulunan kamu görevlilerinin hangi tarihlerde birlikte görev yaptıkları hususu araştırılarak, başvuranın görev yaptığını iddia ettiği süreler ile karşılaştırma yapılmıştır.
17.3. Buna göre Kozluk Kaymakamlığının göndermiş olduğu cevabi yazıda, söz konusu imzasız silah zimmet tutanağında imzaları bulunan Bölük Komutanı J. Ütğm. …’nin künye kayıt defterinde yazması gereken görev başlangıç ve bitiş tarihleri tespit edilemezken İsth.Asb.
…’nın 18/07/1986 tarihinde Kozluk İlçe Jandarma Komutanlığındaki görevine başladığı bilgisine ulaşılmıştır. Buna göre başvuran hakkında düzenlenmiş olan ve göreve başlangıç tarihine ilişkin olan 22/01/1987 tarihli Kaymakam Olur’unun ve 23/01/1987 tarihli Valilik
Onay’ının anılan kamu görevlisi …’nın görev başlangıç tarihi sonrasına rastladığı görüldüğünden, göreve başladıktan sonra silah zimmeti yapılmasının hayatın olağan akışına daha uygun olduğu değerlendirildiğinden, tarihsiz tutanağın anılan olurlardan sonraki bir tarihe ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.
18. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; başvuranın 1985-1987 tarihleri aralığında yaptığını iddia ettiği çalışmaların gerçekten var olup olmadığına ilişkin olarak, Kurumumuzca Kozluk Kaymakamlığından detaylı inceleme yapılması istenmiş olup, yapılan inceleme neticesinde çalışmanın varlığını kanıtlayacak herhangi bir resmi evrak bulunamadığı, başvuranın da bu dönem çalıştığına dair hiçbir resmi belge sunamadığı, değerlendirmesiyle başvurunun reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 19. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Sosyal Güvenlik Kurumunun cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkelerine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
20. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA, KOZLUK KAYMAKAMLIĞINA ve SOSYAL GÜVENLİK
KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi