ÖZET: Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yıllarca kanunsuz olarak kesilen aylık farklarının yasal faizleriyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. SGK, başvuranın talebini reddederek, yersiz ödemelerin geri alınmasında faiz uygulanamayacağını belirtmiştir. Başvuran, bu durumun hukuka aykırı olduğunu ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini savunarak, Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurmuştur.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuruyu değerlendirerek, SGK’nın başvuranın aylıklarının güncel değerleri üzerinden ödenmesi gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda, sosyal güvenlik ödemelerinin zamanında yapılmaması durumunda, alacakların enflasyon karşısında değer kaybettiği ve bu durumun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği vurgulanmıştır. İdarenin, başvuranın alacaklarını güncel değer üzerinden ödememesi, kamu yararı ile bireysel haklar arasında adil bir dengeyi bozduğu sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın aylık farklarının güncel değerleri dikkate alınarak ödenmesi yönünde SGK’ya tavsiyede bulunmuş ve bu kararın SGK tarafından otuz gün içinde bildirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu süreç, başvuranın hak arama özgürlüğünü korumak amacıyla yürütülmüştür.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2019/8640-S.13284

BAŞVURU NO : 2019/6422

KARAR TARİHİ : 18/09/2019

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın aylık farklarının güncel değerler üzerinden

BAŞVURUNUN KONUSU :

ödenmesi talebine ilişkindir.

BAŞVURU TARİHİ : 21/03/2019

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılmış olan başvuruda; başvuran Kamu Denetçiliği Kurumunun

18.02.2019 tarih ve 2019/… sayılı Gönderme Kararından sonra yapmış olduğu başvurunun

SGK tarafından reddedildiğini, kendisinden Anayasa ve diğer mevzuat hükümlerine göre yıllarca kanunsuz olarak kesilen tutara yasal faiz talep ettiğini, SGK’nın faiz talebini reddetmesinin yasa dışı olduğunu belirterek; bu kararın kaldırılmasını ve kanunsuz kesintinin yapıldığı yıllara göre yasal faizinin tarafına ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel

Müdürlüğü tarafından gönderilen 17/05/2019 tarihli ve … sayılı yazıda; 2.1. Başvuranın oğlu …’nin muhtaçlığının kalkması sebebiyle aylıktan çıkmasından dolayı 01/03/2013 – 31/12/2017 tarihleri arasında yersiz ödenen 29.901,06 TL ve 25/10/2018 tarihinde tahakkuk eden borcun dökümünün gönderildiği, 2.2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin; “Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,” hükmünü amir olduğunu, malul ve muhtaç olması sebebiyle aylık almakta iken muhtaçlığının kalktığı tespit edilen …’ye yersiz ödenen tutarların 27/09/2008 tarihli “Fazla ve Yersiz Ödemelerin Tahsiline

İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”te 23/06/2017 tarihinde yapılan değişiklik ile

“Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi” hükmü ile kişilerin kusuru olmaktan çıkarıldığını, anılan

Yönetmeliğin mezkûr hükümlerine göre tahsil edilen yersiz ödemeler için faiz uygulanmadığından başvuranın muvafakat vermemesi üzerine kendisine iade edilen tutarlara da faiz uygulanmadığını, 2.3. Kurum tarafından yersiz ödeme yapıldığının tespiti halinde iş ve işlemlerin Kurum hatasından kaynaklanması halinde faiz uygulanmamakla birlikte kişilerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından kaynaklanan yersiz ödemeler için faiz uygulandığını, kişilerin kasıtlı ve kusurlu davranışları nedeniyle yersiz ödemeye sebebiyet vermeleri halinde faiz uygulanmasının yasal gerekçesinin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi olduğunu, 2.4. Şikâyet konusu olarak başvuran ile Kurum arasında yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığını, 2.5. Başvuranın talep ve iddialarının kaynağında yer alan 25.985,15 TL tutarındaki faizsiz çıkarılan borcun ilgilinin itirazı üzerine iade edildiğini, çıkarılan borç için faiz işletilmediğinden iadesinde faiz ödeme imkânı bulunmadığını, Bildirmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi;

“…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet

Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…”, 4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesi;

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası;

“Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesi;

“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 7. 27/09/2018 tarihli ve 27010 sayılı Fazla ve Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usül ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “Fazla veya yersiz ödemelerden kaynaklanan alacağın tahsil şekilleri” başlıklı 13 üncü maddesi; “Kurumca ilgililere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen ödemeler, ilgililerin

Kurumdan alacaklarından mahsup edilmek, gelir ve aylıklarından kesinti yapılmak suretiyle tahsil edilir. Kurumdan her hangi bir alacağının bulunmaması hâlinde, genel hükümlere göre tahsil edilir.

Fazla veya yersiz ödemeler, öncelikle ve her durumda kişinin varsa Kurumdan birikmiş aylık, gelir ve diğer her türlü alacaklarının tamamından mahsup suretiyle tahsil edilir. Yapılan kesintiler öncelikle borç aslına mahsup edilir ve kalan borç için 10 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen faiz başlangıç tarihinden itibaren kanunî faiz hesaplanır. Bu hüküm, ilgiliye hayatta iken yapılan yersiz ödemelerin hak sahiplerinin alacaklarından mahsubunda ve hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelerin mahsubunda da uygulanır.

Sonradan veya yeniden gelir veya aylık bağlanmasına hak kazananların birikmiş istihkaklarından, ölenler dâhil olmak üzere aynı dosyadan aylık veya gelir alan diğer hak sahiplerine Kurumca çıkarılan borç, muvafakat alınmak kaydıyla mahsup edilerek tahsil edilir.

Fazla veya yersiz ödeme tutarı; ilgilinin Kurumdan tahakkuk etmiş herhangi bir alacağı yoksa veya alacaklarından mahsup edildikten sonra kalan borcu varsa ve Kurumdan gelir ve aylık almaya devam ediyorsa, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç, gelir ve aylıklardan %25 oranında kesilmek suretiyle tahsil edilir.”

Hükmünü amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

8. Kamu Denetçisi tarafından yapılan değerlendirmede, başvuranın aylıklarının güncel değerleri dikkate alınarak ödenmesi yönünde işlem tesis edilmesi hususunda ilgili kuruma tavsiyede bulunulmasına ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran özetle, kendisinden yıllarca kanunsuz olarak kesilen tutara yasal faiz talep ettiğini, SGK’nın faiz talebini reddetmesinin yasa dışı olduğunu belirterek; bu kararın kaldırılmasını ve kanunsuz kesintinin yapıldığı yıllara göre yasal faizinin tarafına ödenmesini talep etmektedir.

10. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; başvuranın talep ve iddialarının kaynağında yer alan 25.985,15 TL tutarındaki faizsiz çıkarılan borcun ilgilinin itirazı üzerine iade edildiği, çıkarılan borç için faiz işletilmediğinden iadesinde faiz ödeme imkânı bulunmadığı hususları bildirilmiştir.

11. Sosyal güvenlik ödemelerinin değerlendirilmesi ve bu ödemelere faiz uygulanması noktasında Anayasa Mahkemesinin güncel kararları bulunmaktadır. Buna göre Anayasanın ve

Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermemekle beraber, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmektedir. (Hüseyin

Remzi Polge, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No:

55707/00, 18/2/2009, § 77). Kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu haline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmaları mülkiyet hakkına müdahale oluşturmaktadır. (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Akel Gıda San. Ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015; Ferda Yeşiltepe , §§ 63-76; Abdulkerim TANIŞ vd., B. No: 2014/17621, 9/1/2018, § 33 )

12. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı bağlamında faizin niteliğini, enflasyon karşısında değer kaybeden alacağın güncel değer üzerinden ödenmesi tartışıldığı bir kararında, yargı kararı üzerine hak kazanılan alacağın hak kazanılan tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar faiz uygulanmaksızın ödenmesinin, söz konusu alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasına dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Anwar

Mohammed Tareef Zaıd B.No: 2016/78974, 3/7/2019).

13. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre faiz, ekonomik açıdan paranın fiyatıdır. Herhangi bir kimse kendisine ait olmayan bir parayı -hangi isim altında olursa olsun- belli bir süre kullandığında paranın asıl sahibine faiz ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği onun her an, her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse bugünkü ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi piyasanın yarına dönük olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu hâlde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur. Bu temel neden, paranın değerini sürekli olarak kaybettiği enflasyon dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Dönem başında kullanmaktan vazgeçilen ya da hak edildiği hâlde alınamayan bir miktar paranın satın alma gücü, dönem sonunda enflasyon oranında azalmış olacaktır. Bu durumda dönem sonunda paranın asıl sahibine ödenmesi gereken faiz, sadece belli bir dönem için yapılan fedakârlığın karşılığından ibaret olmayacak; aynı zamanda söz konusu dönemde paranın satın alma gücündeki kaybı da karşılayacak miktarda olacaktır. Teknik deyişle hem para sahibinin tasarrufta bulunmasının bedeli ödenecek hem de paranın satın alma gücü korunacaktır (AYM, E.1988/7, K.1988/27, 27/9/1988).

14. Anayasa Mahkemesince yukarıdaki açıklamalardan sonra yapılan değerlendirme neticesinde; derece mahkemelerinin yorumları sonucu faiz ödenmemesiyle başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğratıldığı, başvurucunun alacağına hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre yönünden faiz ödenmemesi suretiyle mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen söz konusu alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiği belirterek bu durumda müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiğinden söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.

15. Kamu borcu haline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmalarına yönelik başvurular üzerine Anayasa

Mahkemesince yapılan değerlendirmelerde, mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiğinin ifade edildiği vurgulanmalıdır.

16. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde ise; kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil bir dengenin kurulması gerektiği, bu adil dengenin, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle bireye şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi durumunda bozulmuş olacağı belirtilmiştir.

17. Ayrıca Mahkemece, alacağın hak kazanıldığı tarihteki tutarının ödeme tarihi itibarıyla enflasyon karşısındaki değer kaybı giderilmiş tutarının ne kadar olması gerektiğine yönelik

Merkez Bankası verilerini esas almak suretiyle bir hesaplamaya gidilmiş ve başvurana ödenmiş tutar ile kendi hesaplaması sonucu ulaştığı tutar arasındaki farkın maddi tazminat olarak başvurana ödenmesine karar verilmiştir.

18. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin mevcut değerlendirmesinin yanında mevzuatta açık bir hüküm bulunmasa dahi idare tarafından süresi içinde yapmadığı ödemelere faiz uygulanması gerektiğine yönelik olarak verilmiş yüksek yargı kararları bulunmaktadır. Bu kararlardan; 18.1. Danıştay 11. Dairesinin 19/10/2009 tarihli ve E:2007/9382, K: 2009/8555 sayılı kararında idarenin kendi hatasından kaynaklanan sebeplerle sosyal güvenlik aylıklarının geç bağlanması durumunda Anayasanın 125 inci maddesi uyarınca kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olan idare tarafından, davacıların uğradığı parasal kaybın faizi ile birlikte ödeneceğinin tabii olduğu belirtilmiştir.

18.2. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/3/2014 tarihli ve E.2011/358, K.2014/906 sayılı kararında, görevinden uzaklaştırıldığı dönemde aylıklarından 1/3 oranında yapılan kesintilerin, mevzuatta faiz ödeneceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığından, görevine dönene davacıya faiz uygulanmaksızın ödenmesi üzerine yapılan yargılamada idare mahkemesince Danıştay 5. Dairesinin bozma kararına uyulmayarak; faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği; yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu; hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için, açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği; aksine anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa’nın 125 inci maddesinin son fıkrasında yer alan, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü ile bağdaşmayacağı gerekçesinin de eklenmesi suretiyle ısrar edilmiş ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da bu ısrar kararı onanmıştır.

19. Nitekim Kurumumuzca incelenen benzer nitelikte başvurularda da bu hususlara vurgu yapılarak, güncel değer üzerinden ödenmemesi nedeniyle alacağın değer kaybına yol açan idarenin işlemlerinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu kanaatine varılmış ve idarelere tavsiyede bulunulmuştur (09/10/2013 tarihli ve 2013/42 sayılı Karar; 15/04/2016 tarihli ve 2015/520 sayılı Karar; 26/11/2018 tarihli ve 2018/4862 sayılı Karar; 07/01/2019 tarihli ve 2018/9056 sayılı Karar).

20. Bu ahkâmda somut olayda, başvurana yersiz ödeme olarak tahakkuk ettirilen; ancak

Kurum hatası olduğu anlaşıldığından başvurana iade edilen tutarın güncel değer üzerinden ödenmemesinin mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. İdare, başvurandan kesinti yaptığı aylıkların yasal faiz uygulamaksızın ödemesine gerekçe olarak mevzuatta yasal faiz ödeneceğine dair herhangi bir hüküm bulunmamasını göstermiştir.

21. Somut olayda başvuranın oğluna aylıktan çıkması nedeniyle 01/03/2012-31/12/2017 tarihleri arasında ödenen 29.901,06 TL’nin borç olarak tahakkuk ettirildiği, aynı dosyadan aylık alan başvuranın aylıklarında düzeltme işlemine gidildiği, aylık oranın 12/20 iken 15/20 olarak güncellendiği ve aylık fark tutarları olan 24.695,90 TL’nin oğlunun borcuna karşılık başvuranın alacağından mahsup edildiği, ayrıca başvuranın Ocak/Şubat/Mart 2019 aylıklarından ¼ oranında 1.289,25 TL olmak üzere 25.985,15 TL tahsilat yapıldığı, ancak Kurumun Gönderme

Kararı üzerine başvuranın aylıktan kesinti yapılmasına muvafakat vermemiş olması gerekçesiyle 25.985,15 TL’nin 28/12/2018 tarihinde başvuranın hesabına yatırılmış olduğu, diğer deyişle başvuranın 01/03/2012-31/12/2018 tarihleri arasında alması gereken aylık ile kendisine ödenen aylık farkının kümülatif olarak toplanarak kendisine ödendiği, söz konusu aylıklardan yoksun kaldığı dönem için başvurana herhangi bir faiz ödemesi yapılmadığı, dolayısıyla başvuranın alacağına hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre yönünden faiz ödenmemesi suretiyle mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşılmaktadır.

22. Ancak başvurana ait olduğu dönemde alması gereken aylık tutarı ile ödenen aylık tutarı arasındaki farkın her bir ay için tespit edilerek bunun günümüze (ödeme gününe)

kadar güncellenerek getirilmesi sonucu bulunacak toplam tutarın hesaplanarak ödenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

23. Tüm bu açıklamalar ve değerlendirmeler çerçevesinde, başvuranın aylıklarının eksik ödendiği süredeki enflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen söz konusu alacakların enflasyon oranları karşısında değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşılmaktadır. Buna karşın başvurana herhangi bir faiz ödemesi ise yapılmamış ve faiz ödenmesi talebi reddedilmiştir. Söz konusu değer kaybı oranı gözetildiğinde başvurana külfet yüklendiği, bu durumda kamu yararı ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin başvuran aleyhine bozulduğu ve bunun da mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 24. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin

Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

25. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre, kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup

Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Başvuranın 01/03/2012-31/12/2018 dönemine ilişkin aylık farklarının güncel değerleri dikkate alınarak ödenmesi yönünde işlem tesis edilmesi hususunda SOSYAL

GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası

uyarınca; SOSYAL GÜVENLİK KURUMU tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi