|
ÖZET: Başvuru, ölüm aylığı talebiyle birlikte yersiz ödeme nedeniyle yapılan icra takibinin sonlandırılması isteğini içermektedir. Başvuran, eşinin 2008 yılında vefat ettiğini ve kendisine bağlanan aylığın 2018’de iptal edildiğini, bu durumun kendisine yüklenemeyeceğini, çünkü %92 engelli çocuğuna bakmakta olduğunu belirtmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), başvurana yapılan ödemenin yersiz olduğunu ve gerekli prim gün sayısının sağlanmadığını ifade etmiştir.
SGK’nın açıklamalarına göre, başvuranın eşi için ölüm aylığı bağlanabilmesi için gereken prim gün sayısı şartları yerine getirilmemiştir. Başvuranın 10 yıl boyunca aldığı aylığın iptali, kamu kaynaklarının adil dağıtımını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu değerlendirerek, yersiz ödeme tahakkukunun iptal edilmesini ve başvuranın sosyal güvenceden mahrum kalmaması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını önermiştir. Sonuç olarak, başvuranın ölüm aylığı talebinin reddedilmesi, mülkiyet hakkının korunması ve kamu yararı açısından uygun bulunmuştur. Ancak, başvuranın geçmişe dönük borç tahakkukunun iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu bağlamda, benzer durumdaki hak sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması önerilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2019/10398-S.15990
BAŞVURU NO : 2019/8137
KARAR TARİHİ : 18/10/2019
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Başvuranın, ölüm aylığı talebi ile birlikte yersiz ödeme
BAŞVURUNUN KONUSU :
gerekçesiyle yapılan icra takibinin sonlandırılması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 18/04/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, eşinin 12/11/2008 tarihinde vefat ettiğini, aylık talebiyle yaptığı başvuru sonrası kendisine askerlik borçlanması yaptırıldığını, 01/12/2008 tarihinde de ölüm aylığını almaya başladığını, 06/08//2018 tarihinde aylığının iptal edildiğini, kurumun hatasını kendisine yüklemeye çalıştığını; ancak kendisinin %92 engel oranına sahip çocuğuna bakmakta olduğunu ve bunu kaldıracak gücünün bulunmadığını ifade etmek suretiyle kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanarak geçmişe yönelik borç tahakkukunun da kaldırılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 30/04/2019 tarihli ve … sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü
tarafından gönderilen 17/05/2019 tarihli ve … sayılı yazıda özetle:
2.1. Başvurana, eşinin 600 gün askerlik borçlanması dahil 1474 prim ödeme gün sayısı üzerinden ölüm aylığı bağlandığı (askerlik borçlanması hariç 874 gün prim ödeme gün sayısı bulunduğu) ve her türlü borçlanma süreleri hariç 900 gün prim ödeme gün sayısı şartı yerine getirilmemiş olduğunun tespit edildiğini ve 12/11/2008 tarihinde eşinin vefatı üzerine 26/11/2008 tarihli ölüm aylığı talebinin reddedilmesi gerektiğinden tarafına ödenen yersiz aylık miktarlarının 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (b) bendi kapsamında tahakkuk ettirildiği, 2.2. 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 01/10/2008’den sonra vefat eden sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlama koşullarının 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirilmekte olduğu, 5/12/2017 tarihinde Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin anılan hak sahibi hakkında uygulanmasına imkan bulunmadığı, 2.3. Hak sahibi …’e ölüm aylığı bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunun 32 ve
34 üncü madde hükümlerinin yerine getirilmiş olması gerektiği, müteveffa sigortalının;
-Borçlanma süreleri hariç 5 yıllık sigortalılık süresi ve 900 gün prim ödeme gün sayısı, -Borçlanma süreleri dahil 1800 gün prim ödeme gün sayısı, koşullarından birini sağlaması ve hak sahibinin de 5510 sayılı Kanunun 34 üncü madde hükümlerini sağlıyor olması halinde tarafına ölüm aylığı bağlanabileceği, ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3.1. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrası; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler.”, 3.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35’inci maddesi;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.3. “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesi;
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5510 sayılı Kanunun; 5.1.“Ölüm sigortasından sağlanan haklar şunlardır:” başlıklı 32’nci maddesinin
17.04.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanunun 20’nci maddesi ile değişik ikinci fıkrası;
“Ölüm aylığı; a)En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş, b) 47 nci maddede yazılı sebeplerle kazaya uğramış, malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış, c)Bağlanmış bulunan malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş, durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine, yazılı istekte bulunmaları halinde bağlanır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b)
bendine göre sigortalı sayılanların hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için ölen sigortalının genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığından dolayı prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması veya ödenmesi şarttır.”, 5.2. “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler…
b)Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.”, 6. 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal
Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin geçici 35’inci maddesinin birinci fıkrası;
“1)Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanuna veya ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların eksik hizmet süreleri; a)Kanuna veya 3201 sayılı Kanuna göre borçlanılacak süresi olanlar, borçlanma talep tarihinde Kanunun 82 nci maddesine göre tespit edilecek prime esas günlük kazanç alt sınırı üzerinden eksik hizmet süresi kadar borçlandırılmak, b)Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında borçlanılacak süresi olmayanlar ile borçlanılacak süreleriyle eksik hizmet süresini tamamlamayanlardan; tahsis talep tarihi ile yersiz ödemenin tespit edildiği tarih arasında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalılığı bulunanların eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar hizmet verilmek, c)Birinci fıkranın (a) ve (b) bendi kapsamında süresi olmayanlardan; isteğe bağlı, 2925 sayılı
Kanuna tabi, Kanunun ek 5 inci maddesi ile ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki sigortalılıkları tahsis talep tarihi itibariyle aylığa hak kazanmaları nedeniyle sona erenlere, eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar belirtilen kapsamdaki sigortalılıkları devam ettirilmek, suretiyle tamamlatılır.”, hükümlerini içermektedir.
IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 7.1. Başvuranın eşi bakımından kanunda öngörülen her türlü borçlanma süreleri hariç 900 prim ödeme gün sayısı bulunmamasına rağmen idarece başvurucuya sosyal güvenlik aylığı bağlandığı ve 10 yıl boyunca ödendiği, söz konusu tahsis işlemi iptal edilmezse de daha uzun yıllar ölüm aylığı ödemesinin gerekeceği böyle bir kabulün ise başvuran adına sebepsiz zenginleşmeye yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları halde kanunun aradığı şartları taşımadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kişiler yönünden adil olmayan sonuçların doğmasına ve sınırlı olan kamu kaynaklarının uygun olmayan usullerle dağıtılmasına cevaz verilmesi sonucunu doğuracağı bu bağlamda başvuranın ölüm aylığı talebinin reddi halinde kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki makul dengenin bozulmayacağı gerekçesiyle başvuranın ölüm aylığının bağlanması talebinin reddedilmesi gerektiği, 7.2. Ölçülülük ilkesi gereğince 5510 sayılı Kanunun m.96/1-(b) uyarınca geriye dönük 5 yıla ilişkin yapılan borç tahakkuku işleminin somut olayın özel koşulları altında başvurucuya aşırı bir külfet yükleyeceği kanaatiyle birlikte yersiz ödeme altında yapılan borç tahakkukunun iptali ile birlikte, 7.3. Eksik kalan 26 prim gün sayısının muris tarafından karşılanabilmesinin imkansız olması nedeniyle sistemin yapısına zarar vermeyecek şekilde konunun etki analizi ve aktüeryal denge faktörleri araştırılarak, 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Yönetmeliğin geçici 35’inci madde hükmü gibi başvuran ve başvuran ile benzer konumda bulunan hak sahiplerinin kalan gün sayısını tamamlayabilmelerine imkan verecek düzenlemelerin yapılması, hususunda hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran yukarıda 1 numaralı paragrafta yer verildiği şekilde; eşinin 12/11/2008 tarihinde vefat ettiğini, aylık talebiyle yaptığı başvuru sonrası kendisine askerlik borçlanması yaptırıldığını, 01/12/2008 tarihinde de ölüm aylığını almaya başladığını, 06/08/2018 tarihinde ise aylığının iptal edildiğini, kurumun hatasını kendisine yüklemeye çalıştığını; ancak kendisinin %92 engel oranına sahip çocuğuna bakmakta olduğunu ve bunu kaldıracak gücünün bulunmadığını ifade etme suretiyle kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanarak geçmişe yönelik borç tahakkukunun kaldırılmasını talep etmektedir.
9. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; başvuranın eşinin 12/11/2008 tarihinde vefat ettiği, başvuranın ölüm aylığı talebinde bulunduğu, 01/12/2008 tarihinde ölüm aylığının bağlandığı, 06/08/2018 tarihinde ise 5510 sayılı Kanunun 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan (Bkz. 5.1. numaralı paragraf), aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması koşulunun sağlanmadığı gerekçesi ile iptal edilerek, yine aynı Kanunun 96/1-(b) hükmü uyarınca (Bkz. 5.2 numaralı paragraf) faizsiz olarak geriye dönük 5 yıllık aylık tutarı olan 38.149,27 TL’nin yersiz ödeme kapsamında borç tahakkukunun yapılarak icra takibine başlandığı tespit edilmiştir.
10. Öncelikle ölüm sigortasında hakkı doğuran olay ölüm olup hak sahiplerine ölüm sigortasından aylık bağlanmasında sigortalıların öldüğü tarihte geçerli olan mevzuatın esas alınması gerekmektedir. Başvuranın eşi 12/11/2008 tarihinde vefat etmiş olup 5510 sayılı
Kanun hükümlerine göre aylık bağlanabilmesi için sigortalının ölüm tarihinin Kanunun yürürlük tarihi olan 2008 yılının Ekim ayı başından sonra olması ve 32 nci maddesinin ikinci fıkra hükmündeki şartların sağlanmış olması gerekmektedir. Ölüm aylığı bağlanabilmesi için sadece 4/1-(a) sigortalıları için öngörülen her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartında; gerek ölen sigortalı tarafından, gerekse hak sahipleri tarafından yapılan tüm borçlanmalar 900 gün prim hesabında kabul edilmemiştir.
11. Başvuranın şikayet başvurusuna ilişkin bilgi ve belgelerin tetkiki neticesinde, başvuranın eşinin 12/11/2008 tarihinde vefat ettiği 600 gün askerlik borçlanması dahil 1474 prim ödeme gün sayısının, askerlik borçlanması hariç ise 874 gün prim ödeme gün sayısının bulunduğu ve her türlü borçlanma süreleri hariç 900 gün prim ödeme gün sayısı şartının; ayrıca borçlanma dahil en az 1800 gün prim gün sayısı şartının yerine getirilmemiş olduğu tespit edilmiştir.
12. Üstelik 5510 sayılı Kanunun ölüm aylığı şartlarını düzenleyen 32 nci maddesinin 17/04/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 20’inci maddesiyle değiştirilen ikinci fıkrasının (a)
bendinde yer alan “her türlü borçlanma süreleri hariç” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığından bahisle itirazın reddine ilişkin Anayasa Mahkemesince (03/09/2015 tarihli ve
E.2015/82, K.2015/76 sayılı karar) verilen karar ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/12/2017 tarihli ve E:2016/1507, K:2017/1747 sayılı kararında yer alan “…Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında somut olay incelendiğinde; 30.05.2013 tarihinde yaşamını yitiren sigortalı için 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmekte olup, borçlanılan sürelerin 900 malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları priminde dikkate alınması mümkün değildir. Bu nedenle davacının anılan Kanun’un 32’inci maddesi uyarınca 1800 prim gün sayısının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır…” ifadeleri karşısında, 5510 sayılı Kanunun m.96-1/(b) uyarınca geriye dönük beş yıllık aylık tutarının idare tarafından geri istenmesi suretiyle, idarenin mevzuata uygun olarak işlem tesis ettiği açıktır.
13. Bununla birlikte; idarece gerçekleştirilen işlemin hukukiliği yalnızca mevzuata uygun işlem tesisiyle sınırlı olmayıp, hukukun genel ilkelerine uygunluğun somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu noktada, başvuruya konu talep ve olaylar örgüsü bakımından emsal teşkil edebilecek Anayasa
Mahkemesinin, 17/01/2019 tarihli ve 30658 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2015/18919
Başvuru No’lu Ümmü Çakır başvurusu hakkında vermiş olduğu kararın incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
13.1. Söz konusu başvuruya konu olayda, ev hanımı olan başvurucunun Bağ-Kur sigortalısı eşinin vefatı üzerine, başvurucuya ölüm aylığı bağlanabilmesi maksadıyla başvurucunun ölen eşinin askerlikte geçen hizmet sürelerinin borçlanılması talebi Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum) tarafından kabul edilmiş, bu sayede başvurucunun vefat eden eşinin hizmet gün sayısı
1080 güne tamamlanarak başvurucuya ölüm aylığı bağlanmış; ancak Kurum tarafından daha
sonra dosya üzerine yapılan inceleme sonucunda başvurucunun eşinin askerlik hizmetiyle BağKur hizmetinin 24 gününün çakıştığı tespit edilerek söz konusu 24 günlük süre hizmetten düşülmüş ve böylece toplam hizmet gün sayısının 1080 gün olmadığından bahisle ölüm aylığı bağlama işlemi iptal edilerek başvurucu geriye dönük olarak borçlandırılmıştır.
13.2. Yüksek Mahkeme tarafından konu mülkiyet hakkı boyutuyla ele alınmış ve başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ihlal niteliğinde olup olmadığı hususu “kanunilik”, “meşru amaç” ve “ölçülülük” başlıkları altında tartışılmıştır. Müdahalenin (her ne kadar 5510 sayılı Kanunun 96 ıncı maddesinin ilk derece mahkemelerince dikkate alınmadığı yönünde eleştiride bulunulmuşsa da) kanuni dayanağının bulunduğu (bkz. Anılan mahkeme kararının 40 numaralı paragrafı) ifade edilmiş; hatalı işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemesinin geri alınmasının, sosyal adalet ilkesinin gereği olması ve sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi, ayrıca sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtılmasının engellenmesi suretiyle kamu yararının sağlanması amaçlarının bulunduğu, Mahkemece incelenen somut olayda da ödenen ölüm aylığının başvurucudan geri istenilmesinin ve ileriye yönelik ödemenin de durdurulmasının kamu yararı amacına dayanması suretiyle meşru amaç taşıdığı (bkz. Anılan mahkeme kararının 43 numaralı paragrafı) belirtilmiştir.
13.3. Aynı kararda “ölçülülük” başlığı altında yapılan değerlendirmede ise; ilk olarak başvurucuya ölüm aylığı bağlanması işleminin tamamen idarenin denetim ve tasarrufu altında gerçekleştirildiği, başvurucunun idareyi yanıltmaya matuf hileli bir işleminin bulunmadığı, başvurucuya ödenen olum aylığının yersiz olduğunun tespit edilmesinde geçen yaklaşık on altı aylık sürenin oldukça uzun olduğu tespitlerinin yanında, başvurucunun 56 yaşında ev hanımı olması ve başkaca bir gelirinin olmadığının dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. (bkz.
Anılan Mahkeme kararının 52-55 numaralı paragrafları).
13.4. Gerçekleştirilen tespitler sonucunda Yüksek Mahkeme tarafından “Buna göre somut olayda idare tarafından olum aylığı ödemelerinin yersiz olduğu yönündeki hatalı işlemin ancak yaklaşık on altı yıl sonra tespit edilebildiği, kamu kurumlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız olduğu anlaşılmıştır.
Başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların kendisinden geri istenilmesinin kendisine önemli bir külfet yüklediği ortadadır. Kaldı ki bu kadar uzun bir sure sonra yaşlılık aylığının iptal edilerek yapılan ödemelerin geri istenilmesi hukuk güvenliği ilkesini de zedelemektedir.” (bkz. Anılan Mahkeme kararının 58 numaralı paragrafı) değerlendirmesinde bulunularak Anayasanın 35 inci maddesi ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
14. Kurumumuza gerçekleştirilen başvurunun Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararı ışığında incelenmesi halinde – ki bu halde mülkiyet hakkı kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekmektedir- başvuran hakkında tesis edilen işlemin 5510 sayılı
Kanunun 32 nci maddesinin değişik ikinci fıkrası ile 5510 sayılı Kanunun 96/1-(b) maddesi mucibince kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmıştır. Keza, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve sistemin devamlılığının sağlanması, ayrıca kanunda belirtilen koşulları sağlamayan birine aylık bağlanması suretiyle ilgilinin sebepsiz zenginleşmesine yol açmamak adına başvurucuya bağlanan ölüm aylığının iptali suretiyle geleceğe dönük olarak ödemenin durdurulması ve başvurucuya yapılmış olan ödemelerin de kendisinden geri istenmesinin meşru amaç taşıdığında bir beis bulunmamaktadır.
15. Bununla birlikte ölçülülük ilkesi kapsamında yapılacak incelemede, somut olayın şartlarının değerlendirilmesi lüzumu bulunmaktadır.
15.1. Başvurana bağlanan ölüm aylığı, idarenin denetim ve tasarrufu altında geçekleştirilmiş olup, başvuranın idareyi aldatmaya yönelik bir davranışta bulunduğuna ilişkin somut olayda herhangi bir bilgi ya da belgeye dosyada rastlanmadığı gibi idare tarafından da bu yönde bir açıklama yapılmamıştır. Keza başvurucudan geçmişe dönük istenen borcun dayanağı teşkil ettiği ifade edilen maddede de “Kurumun hatalı işleminden” bahsedilmek suretiyle bu husus ikrar edilmiştir.
15.2. Ek olarak somut olayda başvurucuya ölüm aylığı bağlandığı tarihte yürürlükte olan mevzuat hükmünde açıkça askerlik borçlanması dâhil her türlü borçlanma süresinin hesaplamadan muaf tutulması suretiyle toplam 900 günlük hizmetin bulunması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla, açık mevzuat hükmüne rağmen başvurana ölüm aylığı bağlanmış olmasında, başvuranın ölüm aylığına hak kazanabilmesi için gerekli asgari koşulları sağlayıp sağlamadığının tespitinde idareden beklenen titizliğin gösterilmediği açıktır. İlaveten, başvurana yersiz olarak aylık bağlandığının tespitinin yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleştirilmesinin de, sürenin uzunluğu karşısında, eleştiriye açık olduğu değerlendirilmiştir.
15.3. Başvurana bağlanan ölüm aylığının iptaline sebep olan husus, askerlik borçlanması hizmet gün sayısından düşüldükten sonra, sadece 26 prim gün sayısının eksikliği olup; 1955 doğumlu ve ev hanımı olması hasebiyle başkaca bir geliri bulunmayan (en azından aksi yönde dosyada bir veri bulunmayan) başvurana, ölüm aylığı bağlanmasından yaklaşık 10 yıl sonra 26 günlük eksiklik nedeniyle işlemin iptal edilerek ilgilinin geçmişe dönük borçlandırılmasının ve geleceğe dönük olarak da başvuranın bu aylıktan mahrum bırakılmasının hukuk güvenliği ilkesini zedelediği ve başvurana da orantısız bir külfet yüklediği kanaatine varılmıştır.
16. Açıklanan gerekçelerle, her ne kadar hakka gerçekleştirilen müdahalenin kanuni olduğu ve meşru bir amacı bulunduğu yönünde bir tartışma olmasa da, kanun hükmünün somut olaya uygulanması sonucunda, somut olay şartları bağlamında, başvurandan katlanması beklenmeyecek bir külfetle başvuranın karşı karşıya kalmış olması hasebiyle, idarenin mülkiyet hakkına yönelik gerçekleştirdiği bu müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.
17. Yukarıda 15.3. numaralı paragrafta yer verilen somut olay şartları ışığında, idarece ölüm aylığının iptal edilmesi ve başvuranın geriye dönük borçlandırılmasının, sosyal güvenlik hakkı kapsamında değerlendirilmesi de önem arz etmektedir. Anayasanın 2 nci maddesinde açıkça “sosyal devlet” niteliği belirtilen Devletin, bu niteliği karşısında, vatandaşlarına insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sağlama görevi mevcut bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi tarafından da sosyal hukuk devleti, “…insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.” ifadeleriyle açıklanmıştır. (Bkz. 29/01/2009 tarihli ve 27125 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesinin 31/10/2008 tarihli ve E.2007/64, K.2008/154 sayılı kararı.)
18. Anayasanın 2 nci maddesi ile belirtilen sosyal devlet olmanın gereğinin yanı sıra, Anayasanın 60 ncı maddesi ile “sosyal güvenlik hakkı” güvence altına alınmış ve Devlete bu hakkı hayata geçirmek için gereken tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak yükümlülüğü verilmiştir. Yüksek Mahkeme kararlarında sosyal güvenlik hakkının amacı açıklanırken
Devletin, “Bireylere gelecekte karşılaşacakları sosyal riskler karşısında yoksulluğa düşmemeleri için asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamakla…” yükümlü olduğu hatırlatılmış (Bkz. 06/11/2008 tarihli ve 27046 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesinin 29/05/2008 tarihli ve E.2002/45, K.2008/109 sayılı kararı.); o kadar ki sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı, dokunulmaz ve vazgeçilmez haklardan olduğu ifade edilerek mahkemeye intikal eden uyuşmazlıklarda dahi hak kayıplarının önlenmesi için özel bir duyarlılık ve titizlik gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 02/06/2014 tarihli ve E.2014/6071, K.2014/13487 sayılı kararı.)
19. Kurumumuzca incelenen dosya kapsamında somut olayın şartları ele alındığında; başvuranın ölüm aylığına hak kazanmasına engel olan husus ve başvuranın somut koşulları önem kazanmaktadır. Başvuranın müteveffa eşinin prim gün sayısındaki eksiklik nedeniyle başvuran ölüm aylığına hak kazanamamakta, 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin geçici 35’inci maddesinin ise başvurana uygulanmasında fiili imkansızlık bulunması nedeniyle, söz konusu eksikliğin tamamlanması mümkün bulunmamaktadır. Üstelik başvuranın 65 yaşında olması, başvuranın başka bir yerden gelirinin olduğuna ilişkin herhangi bir verinin bulunmaması, ayrıca %92 engel oranına sahip oğlunun bakımını üstlenmesi ve tüm bu koşullar dahilinde başvuranın bir işe girmesinin de hayatın olağan akışı çerçevesinde başvurandan beklenememesi karşısında; başvurana bağlanan ölüm aylığının daha sonra idare tarafından
“yersiz ödeme” şeklinde nitelendirilmesi suretiyle iptal edilerek, başvuranın geleceğe dönük olarak da ölüm aylığından mahrum bırakılmasının, başvuranı sosyal güvenceden önemli ölçüde mahrum bırakmak anlamına geleceği, bunun da başvuran için katlanması güç bir sonuç olduğu ve Anayasa ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkının amacıyla bağdaşmayacağı açıktır.
20. Yukarıda yer verilen açıklamalar, tüm dosya kapsamı ve somut olay şartları bağlamında; 5510 sayılı Kanunun 96/1-(b) maddesi uyarınca geriye dönük 5 yıla ilişkin yapılan borç tahakkuku işleminin ölçülülük ilkesi ile bağdaşmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline neden olduğu, başvurana ölüm aylığı bağlama işleminin geri alınarak başvuranın bundan sonra bu aylıktan mahrum bırakılmasının ise sosyal güvenlik hakkını ve hukuk güvenliğini zedelediği sonuç ve kanaatine varılmış olup başvuran ve başvuranla benzer konumda olanların mağduriyetlerinin giderilmesi için eksik prim gün sayılarını tamamlayabilmelerine imkan verecek bir düzenlemenin yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 21. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı, yine başvurana aylık bağlanması hususunda asgari koşulların sağlanıp sağlanmadığının tespitinde gerekli dikkat ve titizliğin gösterilmediği, 10 yıl gibi uzun bir süre ölüm aylığı alan başvuranda bundan sonra da bu aylığı alacağına ilişkin güven oluşturulduktan sonra başvuranın bu haktan mahrum bırakıldığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
22. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu kararın İdareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde İdare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İdarenin işlemine karşı Ankara İş Mahkemesine yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KABÜLÜNE;
1) Somut olayın koşulları altında başvurucuya aşırı bir külfet yükleyeceği değerlendirilen
geriye dönük 5 yıla ilişkin yapılan borç tahakkuku işlemi ile kamu yararı amacı ve mülkiyet hakkının korunması arasındaki makul dengenin kişi aleyhine bozulacağı kanaatiyle birlikte yapılan borç tahakkukunun iptal edilerek icra takibinin sonlandırılması için SOSYAL
GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
2) Somut olayın koşulları altında, başvuranda oluşturulan hukuki güvenin korunması ve
başvuranın sosyal güvenceden mahrum kalmaması adına, ölüm aylığı bağlanmasının iptaline dönük işleminin geri alınması yönünde SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
3) Eksik kalan 26 prim gün sayısının başvuran tarafından karşılanabilmesinin imkânsız olması
nedeniyle sistemin yapısına zarar vermeyecek şekilde konunun etki analizi ve aktüeryal denge faktörleri araştırılarak, 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Yönetmeliğin geçici 35’inci madde hükmü gibi başvuran ve başvuran ile benzer konumda bulunan hak sahiplerinin kalan gün sayısını tamamlayabilmelerine imkân verecek düzenlemelerin yapılması hususunda AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER
BAKANLIĞINA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE
BULUNULMASINA,
Kararın BAŞVURANA, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA ve AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞINA tebliğine;
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca, idareler tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi