|
ÖZET: Başvuran, 13/04/2015 tarihinde emeklilik talebinde bulunmuş, ancak 18/05/2015 tarihinde görevden alınması nedeniyle emekli aylığı ve ikramiyesi ödemelerinin uygun olmadığını belirtmiştir. 07/11/2019 tarihinde kendisine 40.455 TL emekli ikramiyesi ödenmiş, ancak bu ödemeye herhangi bir faiz eklenmemiştir. SGK, başvuranın faiz talebini reddetmiştir. Başvuran, emekli ikramiyesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ve tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca, aylık başlangıç tarihinin değiştirilmesiyle oluşan borcun iptalini veya emeklilik prim gününe 28 gün eklenmesini istemektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın görevine son verildiği tarihi 18/05/2015 olarak güncelleyerek, fiili hizmet süresinin 14/06/2015 tarihine kadar sürdüğünü belirtmiştir. Ancak, başvuranın emekli ikramiyesi ödemesi, 07/11/2019 tarihinde yapılmış ve yasal faiz ödenmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığı için talep reddedilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin kısmen kabulü ve kısmen reddi gerektiği yönünde bir öneride bulunmuştur. Sonuç olarak, başvuranın aylık başlangıç tarihinin değiştirilmesinden kaynaklanan borcun iptali talebi reddedilmiş, ancak emekli ikramiyesinin geç ödenmesi nedeniyle yasal faiz talebinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu’na, emekli ikramiyelerinin geç ödenmesi durumunda faiz talebinde bulunulması için mevzuat düzenlemeleri yapılması tavsiye edilmiştir. |
neticesinde son defa 05/12/2019 tarihi olmak üzere art arda beş kez emeklilik güncellemelerinde bulunulduğunu, herhangi bir yargı kararı olmamasına rağmen 07/11/2019 tarihinde emekli ikramiyesi adı altında kendisine 40.455 TL ödeme yapıldığını ancak emeklilik başvurusu tarihinden itibaren 58 ay geçtikten sonra yapılan ödemeye herhangi bir faiz ödenmediğini, faiz talebinin SGK tarafından reddedildiğini, 13/04/2015 tarihli emeklilik başvurusuna rağmen 18/05/2015 tarihinde görevden alınması nedeniyle aylığının ve bununla ilgili ceza kesilmesinin uygun olmadığını, Anayasa Mahkemesinin başvurusuna ilişkin kararında emekli ikramiyesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve SGK’nın tazminat ödemesine karar verildiğini belirterek aylık başlangıç tarihinin ötelenmesiyle çıkarılan borcun ve cezanın iptalini, aksi halde emeklilik prim gününe 28 gün daha eklenmesini ve 58 ay sonra ödenen emeklilik ikramiyesine faiz işletilerek farkın ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kamu Denetçiliği Kurumunun 23/01/2020 tarihli ve sayılı bilgi ve belge isteme yazısına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 05/03/2020 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu İzmir İl Müdürlüğü Kemeraltı Sosyal Güvenlik
Merkezi Müdürlüğünde Tabip olarak görev yapmakta iken 18/05/2015 tarihinde tarafına tebliğ edilen “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkarıldığı, bilahare İzmir 4. İdare Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve , sayılı kararıyla 13/04/2015 tarihli dilekçesine göre 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin 6’ncı fıkrası kapsamında emekliye sevk edilerek 15/06/2015 tarihinden itibaren tarafına emekli aylığı bağlandığı; 2.2. 5434 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği mülga 2829 sayılı
Kanun’un 8’inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara emekli ikramiyesi ödenebilmesi için 5434 sayılı Kanun veya
5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesi hükümlerine tabi olarak 5434 sayılı Kanun’a tabi
daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen memuriyet hizmet sürelerinin, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerektiği; 2.3. Mülga 24/05/1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen
Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un “Hizmet sürelerinin birleştirilmesi” başlıklı 4’üncü maddesine göre, farklı sosyal güvenlik kurumlarına veya farklı statülerde hizmeti bulunanların hizmetlerin birleştirilmesini isteğe ya da talebe bağlanmayıp zorunlu olarak birleştirilmesi gerektiği; 2.4. Nitekim belirtildiği üzere mülga 2829 sayılı Kanun’da herhangi bir statüden aylık bağlanması halinde, diğer statüdeki hizmetler için ne yapılacağı hususunda başkaca bir esas belirlenmemiş olduğundan hizmet birleştirilmesi suretiyle aylık bağlanması halinde hangi hizmet statüsündeki hizmet süreleri karşılığında emekliliğe hak kazanıldığına bakılmaksızın, tüm hizmet süreleri esas alınarak aylık bağlandığı, aksi takdirde Kanun’da açıkça esaslarının belirlenmemiş olduğu ve bir statüye tabi hizmet süresinin emekliliğe ve dolayısıyla aylık bağlanmasına hak kazanılmasına imkan tanıdığı hallerde diğer statü veya statülere tabi olarak geçen hizmet süreleri için ne yapılacağı hususunda bir belirsizlik ortaya çıkacağı; 2.5. Esasen, hem 2829 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin lafzi yorumu, hem de kanun koyucunun 20/05/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile tüm sosyal güvenlik kurumlarını tek bir çatı altında birleştirerek ortak bir sosyal güvenlik sistemi yaratması dikkate alındığında 2829 sayılı Kanun’un amacının hizmetlerin zorunlu olarak birleştirilmesini sağlayarak sosyal güvenlik kapsamını artırmak olduğunun açık olduğu; 2.6. Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası ile “Kamu görevlilerinin emekliye sevk onayları” başlıklı 48’inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde,
5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca aylık bağlanabilmesi
için mutlak surette aylık talep tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, diğer bir ifade ile kamu görevlisi olarak görev yapıyor olunması gerektiği; 2.7. Ayrıca, talepte bulunanın çalışma gücü kayıp oranının Kanun’un öngördüğü oranlarda olduğunun Kurum (SGK) Sağlık Kurulunca tespit edilmesi ve kanunda öngörülen prim ödeme gün sayısı şartlarını sağlaması halinde Kurumunca emekliye sevk onayının alındığı tarihte de,
5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı
olanların durumunun anılan hüküm uyarınca incelenerek aylık bağlanmasının mümkün olduğu; 2.8. Başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu Yüksek Disiplin Kurulunun 07/04/2015 tarihli “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E maddesinin (g) bendi gereğince Devlet
Memurluğundan Çıkarma cezası ile tecziyesine” kararı üzerine, İzmir Sosyal Güvenlik İl
Müdürlüğünün Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığına hitaben yazdığı 02/07/2015 tarihli ve 3498087 sayılı yazısında başvuranın 21/04/2015 tarihinde görevine son verildiğinin bildirildiği, 2.9. Başvuranın İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne hitaben yazdığı 13/04/2015 tarihli dilekçesi ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası gereği emekliye sevk edilmesi talebi üzerine cevaben yazılan 15/04/2015 tarihli ve sayılı yazıda dilekçesi ekinde SGK tarafından yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenmiş bir rapor bulunmadığından işlem yapılamayacağının bildirildiği, 2.10. Bunun üzerine başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu Kamu Görevlileri Emeklilik Daire
Başkanlığına hitaben yazdığı ve kayıtlara 26/05/2015 tarihinde geçen 18/05/2015 tarihli dilekçesi ekinde İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 12/05/2015 tarihli ve sayılı raporu göndererek, tarafına 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesi gereğince yaşlılık aylığı bağlanmasını talep ettiği ve söz konusu talebinin 12/06/2015 sayılı yazı ile hakkında 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre işlem yapılabilmesi için aylık talep tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında görevde olması gerektiğinin belirtilerek talebinin reddedildiği, 2.11. Başvuranın söz konusu ret kararının iptali talebiyle açtığı idari dava sonucu, İzmir 4. İdare
Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve sayılı kararında, başvuranın 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası kapsamında emekliye sevk edilmesi talebinde bulunduğu 13/04/2015 tarihinde halen 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c)
bendi kapsamında sigortalı olduğundan bahisle emekli aylığı bağlanması talebinin görevde olmaması nedeniyle reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığına, başvuranın başvurusunun
5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesinde belirtilen diğer şartlara göre değerlendirilmesi
gerektiğine ve başvuranın emekli aylığı bağlanması ve emeklilikten kaynaklanan özlük haklarının ödenmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, 2.12. Kararın 02/08/2016 tarihinde Kuruma tebliği üzerine başvuran adına İzmir Bozyaka
Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 12/05/2015 tarih ve sayılı raporu
Kurumumuz Sağlık Kurulunca 21/11/2016 tarihli ve sayı ile incelenerek; “5510 sayılı
Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası ile Maluliyet Tespiti İşlemleri
Yönetmeliği’nin 13’üncü maddesi uyarınca oranının %43 (Kırk üç) olduğuna” kararı verildiği, 2.13. Bu karar üzerine 10/01/2017 tarihli işlem ile başvuranın Kurum kayıtlarına 26/05/2015 tarihinde geçen 18/05/2015 tarihli dilekçesi esas alınarak 01/06/2015 tarihinden itibaren başvurana 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 20 yıl 2 ay
5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmeti, 3 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı
ve 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında geçen hizmetleri hakkında yazışma yapılmak üzere 1. derece 4. kademe intibakı +3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı bağlandığı, ancak başvuranın 22/05/2015 tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında çalışmaya başlaması nedeniyle birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanacak olması ve memuriyet hizmetinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermemesi nedeniyle emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmediği, 2.14. Bunun üzerine başvuran tarafından 13/04/2015 tarihli dilekçesi nazara alınarak bu tarihten itibaren aylık bağlanması ve 2015 yılı Mayıs emekli aylığının yasal faiziyle birlikte, emekli ikramiyesinin ise 01/05/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle Ankara 17. İdare Mahkemesinde açılan idari davanın, mahkemenin 29/03/2019 tarihli sayılı kararıyla “Davalı idare tarafından aylık başlangıç tarihi olarak yaşlılık aylığı bağlanması istemli gerekli olan sağlık raporunu da içeren dilekçesinin davalı idare kayıtlarına girdiği tarihin esas alınması gerektiği ve davalı idare tarafından da ilgili dilekçenin 26/05/2015 tarihinde kayda girdiği görüldüğünden 01/06/2015 tarihinden itibaren
5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi kapsamında emekli aylığı bağlanmasında hukuka
aykırılık bulunmamaktadır. Emekli Sandığına tabi görevi 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermediği 21/04/2015 tarihinde görevine son verildiği anlaşıldığından davacıya emekli ikramiyesi ödenmemesine dair tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine…” Sosyal Güvenlik Kurumu lehine sonuçlandığı, 2.15. Diğer taraftan, başvuranın açıkta bulunduğu 15/07/2014 – 14/02/2015 tarihleri arasındaki hizmetlerinin kesenek ve karşılıklarının tam olarak ödendiği anlaşıldığından, 04/04/2019 tarihli işlem ile 01/06/2015 tarihinden itibaren başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmet süresinin 20 yıl 10 ay olarak güncellenerek oluşan aylık farklarının başvuran adına tahakkuk ettirildiği, 2.16. Öte yandan başvuranın göreve giriş tarihi ile görevine son verilme tarihinin düzeltilmesi talebiyle Kamu Denetçiliği Kurumuna yaptığı başvurunun 17/09/2019 tarihli ve 13092 sayılı gönderme kararının Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilmesi üzerine yapılan incelemede, başvuranın göreve başlangıç tarihinin 25/03/1994 olarak, görevine son verilme tarihinin ise 18/05/2015 olarak düzeltilerek 09/10/2019 tarihli işlem ile 01/06/2015 tarihinden itibaren başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmet süresinin 20 yıl 11 ay, fiili hizmet süresi zammının ise 3 ay 23 gün olarak güncellenerek oluşan aylık farklarının başvuran adına tahakkuk ettirildiği ve 22/11/2019 tarihli yazı ile başvurana 26/11/2019 tarihli ve sayılı yazı ile de Kamu Denetçiliği Kurumuna bilgi verildiği, 2.17. Ayrıca, başvuranın görevine son verildiği tarihin 18/05/2015 olduğunun tespit edilmesi üzerine, haklarında 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulananlardan ay başlarından sonra görevlerinden ayrılanlar için ayrıldıkları ayın tamamı fiili hizmet müddeti sayılacağından başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki fiili hizmetinin 14/06/2015 tarihine kadar esas alınması gerektiği, dolayısıyla başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a)
bendi kapsamında 22/05/2015 tarihinde başlayan çalışması nedeniyle başvurana birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanmayacağı ve bu çerçevede başvurana sadece 5510 sayılı
Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmetleri esas alınarak aylık bağlanacağından başvuranın 4/1-(c) bendi kapsamındaki görevinin kıdem tazminatı şartlarına uygun sona erip ermediğine bakılmaksızın başvurana emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmesi gerektiği anlaşıldığından, Ankara 17. İdare Mahkemesinin 29/03/2019 tarihli ve sayılı kararıyla başvuranın 01/05/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte emekli ikramiyesi ödenmesi talebinin reddedilmiş olmasına rağmen, 07/11/2019 tarihli işlem ile başvuranın 21 tam yıl hizmetine karşılık 55.798,84 TL emekli ikramiyesinin adına tahakkuk ettirildiği, 2.18. Diğer taraftan, yapılan incelemede başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1 -(c) bendi kapsamındaki hizmet süresinin 21 yıl 1 ay, fiili hizmet süresi zammının ise 3 ay 23 gün olduğu anlaşıldığından 04/12/2019 tarihli işlem ile 01/06/2015 tarihinden itibaren başvuranın aylıklarının güncellenerek oluşan aylık farklarının başvuran adına tahakkuk ettirildiği, ayrıca 07/01/2020 tarihli işlem ile başvuranın aylık başlangıç tarihinin 15/06/2015 olarak düzeltilerek yersiz olarak başvurana ödenen aylıkların tarafına borç çıkartıldığı, 2.19. Bu itibarla, başvuranın 01/05/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte emekli ikramiyesi ödenmesi talebinin reddi işlemi hakkında açtığı idari davanın Ankara 17.
İdare Mahkemesinin 29/03/2019 tarihli ve sayılı “…davacıya emekli ikramiyesi ödenmemesine dair tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” kararı ile reddedilmiş olmasına rağmen, Kurum tarafından yapılan incelemelerde başvurana sadece 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmetleri esas alınarak aylık bağlanacağı anlaşıldığından 07/11/2019 tarihli işlem ile başvuranın (21) tam yıl hizmetine karşılık 55.798,84 TL emekli ikramiyesinin adına tahakkuk ettirilmiş olup söz konusu ödemeye ayrıca yasal faiz ödenmesine imkan tanıyacak bir hüküm ve yargı kararının bulunmaması nedeniyle yasal faiz tahakkuk ettirilmesine imkan bulunmadığı; 2.20. Konuya ilişkin olarak bugüne kadar herhangi bir yasal çalışma yapılmadığı; bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” hükmünü, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” hükmünü amirdir.
5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 5.1. “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı
Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü, 5.2. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4’üncü maddesinde; “…Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır… Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmaya başlamış olup, çalışmaya başlamadan
önce ilgili mevzuatına göre alınmış ve en az % 40 oranında engelli olduklarını gösterir sağlık kurulu raporu bulunanlar ile en az % 40 oranında doğuştan engelli olduklarını belgeleyenlerden aylık talep tarihinde bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olanlara; en az 5400 gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş ya da emekli keseneği ödenmiş olması kaydıyla, istekleri halinde bu madde hükümleri esas alınarak yaşlılık aylığı bağlanır. Ancak çalışmaya başladıktan sonra, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının; a) % 50 ila % 59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 5760, b) % 40 ila % 49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 6480, gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş olması kaydıyla, haklarında bu fıkra hükümleri uygulanır.…” hükmü, 5.3. “Kamu görevlilerinin emekliye sevk onayları” başlıklı 48’inci maddesinde; “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların yaşlılık, malullük veya vazife malullüğü işlemleri; a) Resen emekliye sevk hallerinde, sigortalının çalıştığı göreve atamasındaki usule göre atamaya yetkili makamın, b) İstek üzerine veya yaş haddi, malullük veya vazife malullüğü hallerinde kamu idaresinin en yüksek amirinin, c) Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri için Meclis Başkanlığının, belediye başkanları için belediye encümeninin, illerin daimi komisyon üyeleri için il valiliğinin, çalıştıkları kamu idareleri ile ilişikleri kesilmiş olup da bir kanunla sigortalılık hakkı devam edenler için daha önce görev yaptıkları son kamu idaresinin en yüksek amirinin, d) Kurumların yönetim kurulu üyelerinin istek, maluliyet ve yaş haddi hallerinde, atanmalarında atamayı yapan kurumun en yüksek amirinin, e) Sayıştay
Başkanının aynı halleri için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, onayı ile tekemmül eder.
Özel kanun hükümleri hariç olmak üzere yetkili makamın emekliye sevk onayı, talep tarihinden itibaren bir ayı geçemez. Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararname ile atananların görevleriyle ilişiklerinin kesilmesi ilgili bakanın onayı ile tekemmül eder. Özelleştirilmeleri sonucu sermayesindeki kamu payı % 50’nin altına düşen kuruluşlar ile satış veya devri yapılmış olan kuruluşlarda çalışmakta iken emekliye ayrılanlar için emekliye sevk onayı aranmaz.
Birinci fıkranın (b) bendine göre emekliye ayrılmak isteyenler için her durumda, istek tarihinden itibaren bir aylık süre sonunda ilişikleri kesilmiş sayılır.” hükmü, 6. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun; 6.1. “Fiili hizmet müddeti” başlıklı 31’inci maddesinde; “Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin
30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmıya başladığı tarihten
itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanlar için ayrıldıkları ayın tamamı fiili hizmet müddeti sayılır…” hükmü, 6.2. “İkramiye” başlıklı mülga 89 uncu maddesinde; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanun’unun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.
Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik
Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının,
1475 sayılı İş Kanun’unun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma
şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.” hükmü, 7. Mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin
Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un; 7.1. “Hizmet sürelerinin birleştirilmesi” başlıklı 4’üncü maddesinde; “Kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu
Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir. Ancak, hizmet süreleri toplamının aylık bağlanmasına yeterli olmaması halinde, bu Kanun hükümleri uygulanmaz.” hükmü, 7.2. “Aylığı bağlayacak kurum” başlıklı 8’inci maddesinde; “Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir. Ancak, malullük, ölüm,
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanun’una göre yaş haddinden re’sen emekli olma, süresi
kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları kurumun kanunla değiştirilmesi hallerinde ilgililere hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır.” hükmü, 7.3. “Emekli İkramiyesi” başlıklı 12’nci maddesinde; “(…) kendilerine bu Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara, T.C. Emekli
Sandığına tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerinin toplamı üzerinden, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli ikramiyesi ödenir. (Ek cümle: 24.07.2008 – 5793 S.K/Madde 4857 sayılı İş Kanun’una tabi olarak geçen hizmet sürelerine karşılık emekli ikramiyesi ödenebilmesi için, iş sözleşmesinin İş Kanunu hükümlerine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde sona ermiş olması; sözleşmeli personel olarak geçen sürelere karşılık olarak emekli ikramiyesi ödenebilmesi için de, hizmet sözleşmesinin ilgili mevzuatına göre iş sonu tazminatına veya aynı mahiyette olmakla birlikte başka bir adla ödenen tazminata hak kazanılmasına uygun olarak sona ermiş olması şarttır.(Değişik 2. fıkra: 24.07.2008 – 5793 S.K/Madde 6) Ancak, ilgililere, her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreler ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreler, emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmaz. Ayrıca, 8 inci maddenin birinci fıkrası gereğince aylık bağlananlara, emekli oldukları son görevlerinden dolayı ilgili bulundukları sosyal güvenlik kurumu Kanun’unun emekli ikramiyesine veya iş Kanun’unun kıdem tazminatına ilişkin hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 24.07.2008 – 5793 S.K/Madde) Bu fıkraya göre emekli ikramiyesi ödenmesinde, birinci fıkra hükümleri de dikkate alınır.” hükmü, 8. 25/08/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem tazminatı” başlıklı 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin, 1. İşveren tarafından bu Kanun’un 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanun’un 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; 5. 506 Sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanun’un Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” hükmü yer almaktadır.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE
ÖNERİSİ
9. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun kısmen ret kısmen kabulü gerektiği hususundaki öneri Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuru, SGK İzmir İl Müdürlüğü Kemeraltı Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürlüğünde
Tabip olarak görev yapmakta iken 18/05/2015 tarihinde tarafına tebliğ edilen “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile kamu görevinden çıkarılan, 15/06/2015 tarihinden itibaren olmak üzere tarafına emekli aylığı bağlanan ve 07/11/2019 tarihinde emekli ikramiyesi ödenen başvuranın aylık başlangıç tarihinin değiştirilmesinden kaynaklı oluşan borcun iptali veya prim gününe 28 gün daha eklenmesi ile emekli ikramiyesinin geç ödendiğinden bahisle tarafına yasal faiz ödenmesi talebi hakkındadır.
11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; başvuranın görevine son verilme tarihinin 18/05/2015 olarak tespit edilmesi üzerine 5434 sayılı Kanun hükümleri gereği aybaşından sonraya denk geldiğinden fiili hizmetinin 14/06/2015 tarihine kadar sürdüğünün anlaşıldığı, bu nedenle aylık başlangıç tarihinin 15/06/2015 olarak güncellendiği, 5510 sayılı Kanun’un 4/1 – (c) bendi kapsamındaki hizmet süresinin 21 yıl 1 ay, fiili hizmet süresi zammının ise 3 ay 23 gün olduğu anlaşıldığından başvuranın aylıklarının güncellenerek oluşan aylık farklarının başvuran adına tahakkuk ettirildiği, ayrıca bu tespit üzerine başvuranın emeklilik ikramiyesine hak kazandığının anlaşıldığı ve emeklilik ikramiyesi ödemesinin 07/11/2019 tarihinde tahakkuk ettirildiği, ancak yasal faiz ödenmesi yönünde bir hüküm ve yargı kararının bulunmaması nedeniyle yasal faiz tahakkuk ettirilmesine imkân bulunmadığı belirtilmektedir.
12. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 12.1. Başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu İzmir İl Müdürlüğünde tabip kadrosunda görev yapmakta iken 657 sayılı Kanun’un 125/E-g fıkrası uyarınca 07/04/2015 tarih ve 2015/10 sayılı
Yüksek Disiplin Kurulu karan ile devlet memurluğundan çıkarıldığı; 12.2. 13/04/2015 tarihinde verdiği malulen emeklilik talebinde bulunduğu, idarenin 15/04/2015 tarihli cevabi yazısı ile başvurandan bahsi geçen sürekli sağlık kurulu raporunun aslı veya
Kurumca yetkilendirilmiş sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarından alınmış rapor getirmesinin istenildiği; bunun üzerine başvuranın 07/05/2015 tarihinde İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldığı sağlık kurulu raporunu ekleyerek malulen emeklilik talepli dilekçesini 18/05/2015 tarihinde PTT aracılığı ile idareye gönderdiği, aynı gün Devlet memurluğundan çıkarıldığına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının başvurana tebliğ edildiği, dilekçesinin ise 26/05/2015 tarihinde Kurum kayıtlarına geçtiği; 12.3. İdarenin 12/06/2015 tarihli ve sayılı cevabi yazısı ile 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre işlem yapılabilmesi için aylık talep tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında görevde olması gerektiği belirtilerek başvuranın talebinin reddedildiği; 12.4. Başvuranın söz konusu ret kararının iptali talebiyle açtığı idari dava sonucu İzmir 4. İdare
Mahkemesi tarafından dava konusu işlemin iptaline hükmedildiği; kararın 02/08/2016 tarihinde
Kuruma tebliği üzerine başvuranın Kurum kayıtlarına 26/05/2015 tarihinde geçen 18/05/2015 tarihli dilekçesi esas alınarak 01/06/2015 tarihinden itibaren başvurana 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca emekli aylığı bağlandığı, ancak başvuranın 22/05/2015 tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) bendi kapsamında çalışmaya başladığının tespit edilmesi ile birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanacak olması ve memuriyet hizmetinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermemesi nedeniyle emekli ikramiyesinin tahakkuk ettirilmediği; 12.5. Bunun üzerine başvuran tarafından Ankara 17. İdare Mahkemesinde açılan idari davada aylık başlangıç tarihinde 26/05/2015 tarihinde kayıtlara giren dilekçenin esas alınması gerektiğinden 01/06/2015 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlanması işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, ayrıca başvuranın Emekli Sandığına tabi görevinin 1475 sayılı İş
Kanun’unun 14’üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermediği ve 21/04/2015 tarihinde görevine son verildiği anlaşıldığından emekli ikramiyesi ödenmemesine dair tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığına karar verilerek davanın reddedildiği; 12.6. Başvuranın Kurumumuza yapmış olduğu 22/07/2019 tarihli başvuruya ilişkin verilen
Gönderme Kararı üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın durumunun incelenerek görevine son verildiği tarihinin 18/05/2015 olarak güncellendiği; 12.7. Bu tespit üzerine 5434 sayılı Kanun gereğince aybaşından sonra görevinden ayrılanlar için ayrıldıkları ayın tamamı fiili hizmet müddeti sayılacağından başvuranın 5510 sayılı
Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki fiili hizmetinin 14/06/2015 tarihine kadar esas alınması gerektiği, dolayısıyla başvurana birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanmayacağı, sadece 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmetleri esas alınarak aylık bağlanacağından başvuranın 4/1-(c) bendi kapsamındaki görevinin kıdem tazminatı şartlarına uygun sona erip ermediğine bakılmaksızın başvurana emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmesi gerektiği, Ankara 17. İdare Mahkemesi kararında başvuranın 01/05/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte emekli ikramiyesi ödenmesi talebinin reddedilmiş olmasına rağmen, idarenin 07/11/2019 tarihli işlemi ile başvuranın (21) tam yıl hizmetine karşılık 55.798,84 TL emekli ikramiyesinin adına tahakkuk ettirildiği, ayrıca başvuranın 5510 sayılı
Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamındaki hizmet süresinin 21 yıl 1 ay, fiili hizmet süresi zammının ise 3 ay 23 gün olduğu anlaşıldığından 04/12/2019 tarihli işlem ile 01/06/2015 tarihinden itibaren başvuranın aylıklarının güncellenerek oluşan aylık farklarının başvuran adına tahakkuk ettirildiği, ayrıca 07/01/2020 tarihli işlem ile başvuranın aylık başlangıç tarihinin 15/06/2015 olarak düzeltilerek yersiz olarak başvurana ödenen aylıkların tarafına borç çıkartıldığı anlaşılmaktadır.
13. Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanun’un geçici 4’üncü maddesine göre, iştirakçi iken 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 4/1-(c) kapsamına alınanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında, 5510 sayılı Kanun’da aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, 5510 sayılı
Kanun ile yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmaktadır. Bu kapsama girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında 5510 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılmakta ve mülga
2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınmaktadır.
14. 5434 sayılı Kanun’un mülga 31’inci maddesinde ay başlarından sonra vazifeden ayrılanlar için ayrıldıkları ayın tamamının fiili hizmet müddeti sayılacağı hüküm altına alınmış olup bu hüküm de yukarıda belirtildiği üzere iştirakçi iken 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 4/1-(c) kapsamına alınanlar hakkında uygulanmaktadır.
15. Başvuruya konu olayda, başvuranın talebi üzerine idarenin yapmış olduğu inceleme sonucunda başvuranın hizmetine son verilme tarihinin 18/05/2015 olarak değiştirildiği görülmektedir. Bu itibarla, başvuranın görevden ayrıldığı 18/05/2015 tarihi aybaşından sonraya denk geldiğinden yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri gereği başvuranın fiili hizmet müddetinin 14/06/2015 tarihine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, idare tarafından başvuranın aylık başlangıç tarihinin 15/06/2015 olarak değiştirilmesi ve yersiz ödemenin borç çıkarılması işleminde herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilememiştir.
Bununla birlikte idarenin yanıtlarından başvuranın hizmet süresinin de bu çerçevede güncellendiği ve kendisine aylık farklarının ödendiği, dolayısıyla başvuranın ilk talebinin idare tarafından yerine getirildiği anlaşıldığından bu noktada bir uyuşmazlık bulunmadığı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede asıl uyuşmazlığın, emeklilik ikramiyesine yasal faiz ödenmesi noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.
16. Başvuran ve idare arasında emekli ikramiyesinin ödenmesine ilişkin herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı anlaşılmakta olup Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Kurumumuza iletilen bilgi ve belgelerde, emekli ikramiyesine ek yasal faiz ödenmesine imkan tanıyacak bir hüküm veya yargı kararının bulunmaması nedeniyle faiz tahakkuk ettirilmesine imkan bulunmadığının belirtildiği görülmektedir.
17. Sosyal Güvenlik Kurumu, genel olarak kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın getirdiği yönetsel sorumluluklarının yanında, yürüttüğü faaliyet olan sosyal sigortacılık gereği sigortalı ve işverenden yasalar tarafından belirlenen şartlar kapsamında topladığı primleri yine yasayla belirlenen koşulların gerçekleşmesi ile geri ödeme yükümlüsü konumuna gelmektedir. Sigortalı bakımından prim yatırma, Kurum tarafından geri ödeme yapılan bu ilişkinin konusunu sosyal risklerin satın alınması amacına özgülenmiş para borcu oluşturmaktadır.
18. Faiz de para borçlarında karşımıza çıkan bir kavram olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da düzenlenmektedir. Faizin yasal bir tanımı bulunmamakla birlikte öğretide “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni
semeredir.” şeklinde tanımlanmaktadır. (Mehmet Helvacı, Borçlar ve Ticaret Kanunu
Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65).
19. Nitekim yargı içtihatlarına bakıldığında, Anayasa Mahkemesi’nin 15/12/1998 tarih, E:1997/34 ve K:1998/79 sayılı kararında “Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir ‘semere’ veya
‘ivaz’dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.” şeklinde tanım yapıldığı görülmektedir. Ayrıca, 27/9/1988 tarihli ve E:1988/7 ve K:1988/27 sayılı kararında “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, ‘paranın fiatı’dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine ‘faiz’ ödemek zorundadır.” şeklinde belirlemede bulunmuştur.
20. Keza Danıştay 11. Dairesinin 11/06/2004 tarihli ve E. 2004/1236 ve K. 2004/2781 sayılı kararında “Faiz, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığıdır. Bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması kural olarak gerekmez.” şeklinde ifade edilmiştir.
21. Başvuruya konu olayda, idare tarafından başvuranın görevine son verilme tarihinin ilk başta 21/04/2015 olarak tespit edildiği, emekli aylığı ve ikramiyesi ödenmesine ilişkin tüm işlemlerde bu tarihin esas alındığı, başvuranın 22/05/2015 tarihinde 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başladığı, 26/05/2015 tarihinde emeklilik talebine ilişkin dilekçe verdiği, 2829 sayılı Sosyal
Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un ilgili hükmü gereği hizmetlerinin birleştirildiği, 5434 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği emekli ikramiyesi ödenebilmesi için hizmetin 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14’üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması gerektiği, ancak başvuranın memuriyet hizmetinin kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermemesi nedeniyle emekli ikramiyesine hak kazanamadığı, nitekim Ankara 17. İdare Mahkemesinin kararının da bu yönde olduğu görülmektedir.
22. Ancak daha sonra idarenin, başvuranın görevine son verilme tarihinin hatalı olduğunu fark ederek tarihi 18/05/2015 olarak değiştirdiği, bu tarih 5434 sayılı Kanun hükmü gereği aybaşından sonraya denk geldiğinden başvuranın fiili hizmetinin 14/06/2015 tarihine kadar esas alındığı, bu halde emeklilik talebine ilişkin dilekçesinin verildiği tarih itibarıyla fiili hizmet süresinin içinde olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla başvuranın 4/1-(a) kapsamında 22/05/2015 tarihinde başlayan çalışması nedeniyle birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanmasına gerek kalmadığı, sadece 4/1-(c) kapsamındaki hizmetleri esas alınarak aylık bağlanacağından 5434 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinin birinci fıkrası gereği başvuranın 4/1-(c) kapsamındaki görevinin kıdem tazminatı şartlarına uygun sona erip ermediğine bakılmaksızın emekli ikramiyesine hak kazandığı, böylece idarenin 07/11/2019 tarihinde başvurana emekli ikramiyesi ödemesi yaptığı, başvuranın 14/11/2019 tarihinde CİMER üzerinden yaptığı başvuru ile emekli ikramiyesine yasal faiz ödenmesini talep ettiği, idarenin 05/12/2019 tarihli ve sayılı cevabi yazısında yasal faiz ödenmesine ilişkin mahkeme kararı bulunmadığından başvuranın talebinin reddedildiği görülmektedir.
23. Yukarıda yer verilen mevzuat, yargı içtihatları ve bilimsel görüşler birlikte değerlendirildiğinde; konusu para olan borçlarda muaccel borcunu zamanında ödemeyen borçlunun, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğradığı kayıpları gidermesi yani faizini ödemesinin zorunlu olduğu, faizin kaynağını da asıl borcun kaynağının oluşturduğu, bu çerçevede somut olayda idarenin emekli ikramiyesi ödeme borcunun kanundan kaynaklandığı, kanuni şartlar yerine getirildiği takdirde emekli ikramiyesinin ödenmesi gerektiği, ancak idarenin başvuranın görevine son verilme tarihini hatalı belirlemesi nedeniyle 07/11/2019 tarihine kadar başvurana emekli ikramiyesini ödemediği, bu süre boyunca idarenin kusuruyla başvuranın emekli ikramiyesinden mahrum kaldığının anlaşıldığı, esasında faiz istenebilmesi için idarenin kusurlu olmasının da gerekmediğine ilişkin yargı içtihadı göz önüne alındığında, başvuranın emekli ikramiyesine faiz talebinin reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı değerlendirilmektedir.
24. Diğer yandan idarenin genel tutumuna bakıldığında, Kuruma yapılan faiz taleplerinin yasal düzenleme veya mahkeme kararı bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiği, faiz talebinin dava yoluyla yapılması şartını aradığı, sadece mahkeme kararı varsa faiz ödendiği, ancak mahkemelerin faiz talebini kabul etmesi ile hüküm verilinceye kadar geçen sürenin uzunluğu göz önüne alındığında ödenecek faiz miktarının giderek arttığı, mahkeme gideri olarak hükmedilen vekâlet ücreti ile birlikte Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturduğu, mahkemelerin benzer mahiyetteki kararlarına rağmen her defasında sigortalıların mahkemelere yönlendirildiği görülmektedir. Kurum ile sigortalıların davacı-davalı olarak karşı karşıya getirilmesi, Kurum aleyhine açılan faiz davalarının büyük oranda kaybedildiği de düşünüldüğünde, kamu kaynaklarının israfına yol açtığı gibi birey-devlet arasındaki ilişkilerin ve hukuk güvenliği ilkesinin zedelenmesine yol açmaktadır. Bu açıdan benzer sorunların önüne geçilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca ilgililerin emekli ikramiyelerinin geç ödenmesi nedeniyle faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde mevzuat düzenlemelerinin yapılabileceği değerlendirilmektedir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 25. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanun’unun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
26. Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve
“haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
27. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.
Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede
Ankara İdare Mahkemesine yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE; Başvuranın aylık başlangıç tarihinin değiştirilmesinden kaynaklı oluşan borcun iptali talebinin
REDDİNE,
İdarenin kusuruyla geç ödenen emekli ikramiyesi üzerinden hesaplanacak yasal faizin başvurana ödenmesi ve ilgililerin emekli ikramiyelerinin geç ödenmesi nedeniyle faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde mevzuat düzenlemelerinin yapılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna; Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi