|
ÖZET: Başvuran, 01/09/2016 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 25/10/2019 tarihinde iptal edildiğini ve bu iptalin kurum hatasından kaynaklandığını iddia ederek, aylığın yeniden bağlanmasını talep etmiştir. Başvuran, 18 yaşını doldurduğu tarihten itibaren uzun vadeli sigorta primlerinin yatırıldığını belirterek, iptal edilen aylığın yeniden hesaplanmasını ve yersiz ödenen emekli maaşının %25 oranında kesinti ile geri alınmasını istemiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın uzun vadeli sigorta kollarına tabi ilk çalışmasının 01/09/1992 tarihinde başladığını ve gerekli koşulları sağlamadığını belirterek, başvurunun reddine karar vermiştir. Kurum, başvuranın mesleki eğitim süresinin, sigortalılık başlangıcı açısından dikkate alınamayacağını vurgulamıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, yapılan işlemlerin hukuka uygun olduğunu değerlendirerek, başvurunun reddedilmesini önermiştir. Sonuç olarak, başvuranın yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının yerine getirilmediği ve mesleki eğitim süresinin sigortalılık açısından geçerli bir hak doğurmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, başvurunun reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/7261-S.20.11503
BAŞVURU NO : 2019/20045
KARAR TARİHİ : 13/05/2020
RET KARARI
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : İptal edilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanması talebi hakkındadır
BAŞVURU TARİHİ : 18/11/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; kendisine 01/09/2016 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığını, bağlanan aylığın 25/10/2019 tarih ve sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu yazısı ile Kurum hatasından dolayı iptal edildiğini 19 yaşından gün almaya başladığı tarih olan 28/08/1989 tarihinden itibaren çalışanın öğrenci dahi olsa eğer ki SGK primi uzun vadeli sigorta olarak yatırılmış ise bu iptal edilemeyeceğini belirterek 18 yaşını doldurduğu tarih baz alınarak yeniden yaşlılık aylığının başlatılması ve 18 yaş öncesi içinde bu durum göz önüne alınarak yeniden hesaplanarak kurum hatasından kaynaklandığı belirtilen yersiz emeklilik ödemesinin de kanunda belirtildiği gibi emekli maaşından %25 oranında kesinti ile geri alınması talebiyle
Kurumumuza başvuruda bulunmuştur.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 14/02/2020 tarihli ve tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel
Müdürlüğü tarafından gönderilen 05/03/2020 tarihli ve sayılı yazıda özetle:
2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarını Kanunun hükümlerine, Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları 506, 2925, 1479 ve mülga 2926 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlendiği, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim ödeyenlerin, bu sigorta kollarından aylığa hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde; belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre prim ödeme, belli bir süre sigortalı olma, sigortalı işten ayrılma ve
Kurumdan yazılı istekte bulunma koşullarının yerine getirilmesi aranmakta olduğu, bu koşullardan herhangi birinin eksik olması halinde, sigortalıya aylık bağlanmasına imkan bulunmadığını,
2.2. 5510 sayılı Kanun ve mülga kanunlara göre, malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarına hak kazanma koşulları arasında belirli bir prim ödeme gün sayısının tamamlanması yer aldığını, prim ödeme gün sayısının ise malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak geçen sürelere ait gün sayısını ifade ettiğini, 3. Başvuranın 24/08/2016 tarihli yaşlılık aylığı talebinin; 07/01/1989 tarihli sigortalılık başlangıç tarihi esas alınarak 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin (B) bendinin (f)
fıkrasına istinaden, 5300 prim ödeme gün sayısı, 20 yıl sigortalılık süresi ve 45 yaş koşullarına göre değerlendirildiğini, başvuranın tahsis talep tarihinde bu koşulları sağladığının anlaşılması üzerine tarafına 01/09/2016 tarihinden itibaren 5615 prim ödeme gün sayısı üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığını, 3.1. işyeri sicil numaralı “Bakırköy Kız Meslek Lisesi” ünvanlı işyerine ait 01/01/1987-30/04/1993 tarihleri arasında düzenlenen 4 aylık dönem bordrolarının kısa vadeli sigorta kollarına tabi bildirilmesi gerekirken sehven uzun vadeli sigorta kollarına tabi bildirildiğinin Eylül/2019 döneminde tespit edilmesi üzerine başvuranın söz konusu işyerindeki 07/01/1989-30/04/1990 tarihleri arasındaki 473 günlük hizmetinin kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak düzeltildiğini, 3.2. Başvuranın uzun vadeli sigorta kollarına tabi ilk çalışmasının 01/09/1992 tarihinde gerçekleştiğinin tespiti üzerine 24/08/2016 tarihli tahsis talebinin 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin (B) bendinin (j) fıkrasına istinaden, 5600 prim ödeme gün sayısı, 20 yıl sigortalılık süresi ve 49 yaş koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılarak tahsis talep tarihi itibariyle sigortalının 5142 prim ödeme gün sayısının bulunduğu ve 49 yaş koşulunu da sağlayamadığını, 01/09/2016-18/10/2019 tarihleri arasında yersiz ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları sebebiyle 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) fıkrasına göre sigortalıya 57.604,65 TL borç tahakkuk ettirildiğini, yapılan işlemlerin mevzuata uygun olarak yapıldığı hususları ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.
5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
6. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun Tanımlar başlıklı 3 üncü maddesi; “a)
“Bakanlık”, Milli Eğitim Bakanlığını; b) “Aday çırak”, çıraklığa başlama yaşını doldurmamış ve çıraklık döneminden önce kendisine işyeri ortamı tanıtılan, sanat ve mesleğinin ön bilgileri verilen kişiyi; c) “Çırak”, çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişiyi; d) Öğrenci”, işletmelerde, mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında örgün eğitim görenleri;
…
h) “İşletmelerde Mesleki Eğitim”, mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumları öğrencilerinin beceri eğitimlerini işletmelerde, teorik eğitimlerini ise mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletme ve kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde yaptıkları eğitim uygulamalarını;
… j) “Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları”, mesleki ve teknik eğitim alanında, diplomaya götüren orta öğretim kurumları ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları ile belge ve sertifika programlarının uygulandığı her tür ve derecedeki örgün ve yaygın eğitim-öğretim kurumlarını;
…
p) “Eğitim Birimi”, bu Kanun kapsamında öğrencilerin teorik ve beceri eğitimi, staj veya tamamlayıcı eğitim ile işletme personelinin eğitimi amacıyla işletmeler tarafından oluşturulan, gerekli araç, gereç ve donanıma sahip eğitim ortamını; r) “Staj”, Yükseköğretim Kurulunca, yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan her düzeydeki alana özgü olarak belirlenen teorik ve uygulamalı dersler dışında, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı;
…ifade eder.” 7. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “ Aşağıda yazılı kimseler bu kanunun uygulanmasında
sigortalı sayılmazlar:
…
H) Resmi meslek ve sanat okullariyle, yetkili resmi makamların müsaadesiyle kurulan meslek veya sanat okullarında tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işlerinde çalışan öğrenciler,…” 8. 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin B bendinin j fıkrasında; “ Bu Kanunun 1 yürürlüğe girdiği tarihte ; …
j) Sigortalılık süresi 9 (dahil) yıldan fazla, 10 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 49 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 9 yıl 6 ay (dahil) dan fazla, 11 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 53 yaşını doldurmaları ve en az 5600 gün, …
1 23/05/2002 tarihinde
Şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.” 9. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.” hükümlerine amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
10. Kamu Denetçisi tarafından yapılan değerlendirmede, başvuran hakkında tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durumun olmadığı değerlendirildiğinden, ret kararı verilmesine ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuran özetle mesleki eğitim gördüğü dönem için kısa vadeli sigorta kolları kapsamında yatırılması gereken sigorta primlerinin sehven uzun vadeli sigorta kolları kapsamında yatırıldığının fark edilmesiyle sigortalılık başlangıç tarihinin ilk defa çalışmaya başladığı tarihe çekilmesi sonucu iptal edilen aylığının yeniden bağlanması ve sigortalı olarak gösterildiği 18 yaşını doldurmadığı döneme ait iptal edilen sürelerin yeniden hesaplanması ve emekli aylığından kesilmesini talep etmektedir.
12. Sosyal Güvenlik Kurumu ise özetle; başvuranın uzun vadeli sigorta kollarına tabi ilk çalışmasının 01/09/1992 tarihinde gerçekleştiğinin tespiti üzerine 24/08/2016 tarihli tahsis talebinin 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin (B) bendinin (j) fıkrasına istinaden,
5600 prim ödeme gün sayısı, 20 yıl sigortalılık süresi ve 49 yaş koşullarına göre
değerlendirilmesi gerektiği anlaşılarak tahsis talep tarihi itibariyle sigortalının 5142 prim ödeme gün sayısının bulunduğu ve 49 yaş koşulunu da sağlayamadığını, 01/09/201618/10/2019 tarihleri arasında yersiz ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları sebebiyle 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) fıkrasına göre sigortalıya 57.604,65 TL borç tahakkuk ettirildiğini, yapılan işlemlerin mevzuata uygun olarak yapıldığını ifade etmiştir.
13. Bu bakımdan başvurunun incelenmesinde öncelikle mesleki eğitimde geçen sürelerin uzun vadeli sigorta kolları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği irdelenerek, mesleki eğitim kapsamında geçen sürelere ilişkin sehven uzun vadeli sigorta kolları kapsamında kabul edilen prim ödemelerinin iptaliyle yaşlılık aylığının iptalinin hukuka uygun olup olmadığı araştırılacaktır.
14. Hukuk sistemimizde çıraklar ve mesleki eğim görenlerin hukuki durumları ilk olarak 20/06/1977 tarih ve 2089 sayılı Çırak, Kalfa ve Ustalık Kanunda düzenlenmiştir. Ancak anılan yasanın yetersiz görülmesi üzerine mesleki eğitim görenlerin durumları 05/06/1986 tarih ve
3308 sayılı Yasa ile düzenlenmiştir. Çırakların hukuki durumlarının tanımında yasa koyucunun
önceki yaklaşımı benimsenerek sürdürülmüş, stajın tanımı ise ilk defa bu kanun ile yapılmıştır.
Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendine göre; “Staj, Yükseköğretim
Kurulunca, yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan her düzeydeki alana özgü olarak belirlenen teorik ve uygulamalı dersler dışında, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı.” ifade etmektedir.
15. 3308 sayılı Kanunun 3 maddesini özetleyecek olursak; çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içeresinde geliştiren kişiler çırak, 15.1. İşletmelerde mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında örgün eğitim görenler öğrenci, 15.2. Öğrencilerin öğretim programları ile kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, becer tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları çalışma staj olarak tanımlanmıştır.
16. Meslek eğitimi, bir mesleğe yönelik olarak verilen eğitimi ifade etmekte olup, bu eğitimin tamamlanması için gereken ve ders olarak nitelendirilememekle birlikte sektör tecrübesi kazanmak ve teorik olarak derslerde öğrendikleri bilgileri işletmelerde yani pratikte uygulama ile beceri kazanmaları için iş başı eğitim veya örgün eğitimi anlatmaktadır. Bu eğitim dönemin staj veya çıraklık olarak iki ayrı başlıkta tanımlanmasının nedeni, stajyerin; mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışını geliştirmek, iş hayatına uyum sağlamak, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetiştirilmek ve okulda olmayan tesis, araç-gereci tanımak amacıyla işyerinde staj yapan kişiyi, işret etmektedir. Çırak ise bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgiyi, beceriyi ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştiren ve çıraklık sözleşmesi esaslarına göre faaliyete bulunan kişi olarak tanımlanmıştır. Kısaca çırak işyerinde temelden öğrenmeye başlarken, stajyer var olan bilgisini işyerinde pratik olarak geliştirmektedir.
17. Açıklamaya çalıştığımız tanımlardan hareketle stajyer ve çırakların hukukumuz bakımından mesleki öğrenimlerine devam ettikleri süre bakımından yaptıkları faaliyetin; çalışma ve/veya iş görme faaliyeti olmadığı, mesleki tecrübe kazanmaya yönelik öğrenim faaliyeti olduğudur.
2089 ve 3308 sayılı kanunların amacı da kamu ve özel sektöre yönelik işlerde ara eleman
ihtiyacının karşılanması, öğrencilerin meslek seçimine rehberlik yapılması, işyerlerinde öğrenilemeyen iş ve işlemlerin ders araç ve gereçleriyle zenginleştirilmiş laboratuvar ve atölyelerde öğretilerek meslek eğitimi verilmesidir.
18. Netice itibariyle çırak ve stajyerler yaptıkları faaliyet nedeniyle çalışan kapsamında değerlendirilmemektedirler. Nitekim bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartların ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenleme amacına ile iş ilişkilerine ilişkin hükümleri düzenleyen 4857 sayılı İş Kanununun “İstisna” başlıklı 4 üncü maddesinde çırakların İş Kanunu kapsamı dışında olduğu düzenlenmiştir.
19. Sosyal Güvenlik alanında 2008 yılında gerçekleştirilen büyük reform kapsamında daha önce başka sosyal güvenlik kanunları kapsamında bulunan sigortalılar tek çatı altında toplanmış ve sigortalı bu yeni kanun kapsamında kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi olarak tanımlanmıştır. Bu genel tanımın ardından; kimlerin sigortalı sayılacağını düzenlediği 4 üncü maddesinde çalışma ilişkileri üç farklı kategoride sınıflandırılmıştır. Hizmet akdi ile çalışanlar, kendi nam ve hesabına çalışanlar ve kamu idarelerinde çalışanlar olarak bu genel sınıflandırma yapılmıştır. Bu genel tanımın ardından; kimlerin sigortalı sayılacağını düzenlediği 4 üncü maddesinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar ifadesiyle
506 sayılı Kanundaki tanım aynen korunmuştur.
20. Bu bakımından sigortalı olmak için öncelikle iş sözleşmesine dayalı bir çalışmanın varlığının arandığını söyleyebiliriz. İş sözleşmesinin ne olduğunun tanımı için İş Kanuna baktığımızda; 8 inci maddede bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren)
da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmeyi iş sözleşmesi olarak tanımladığını görmekteyiz. Öngörülen bu tanıma göre, iş sözleşmesi; iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarından oluşmaktadır. İş sözleşmesi gereğince işçi işverene karşı bir ekonomik açıdan iş olarak değerlendirilen her türlü çalışmanın işin görülmesi anlaşılması gerekmektedir.
21. 506 sayılı Kanunun mülga 3 ncü maddesinin (H) bendinde resmi meslek ve sanat okullarıyla, yetkili resmi makamların müsaadesiyle kurulan meslek veya sanat okullarında tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işlerinde çalışan öğrenciler sigortalı sayılmadıklarından mülga 3 üncü maddenin (II/B) bendinin uygulanmaya başladığı 1979 yılı Mart ayına kadar bu işlerde çalışan öğrenciler de sigortalı sayılmamıştır.
22. 5510 sayılı Kanun, finansman (primler ve prime esas kazançlar) ile ilgili hükümler bakımından “sosyal sigortacılık” ilkelerine daha uygun olan ve “külfet-nimet” ilişkisini güçlendiren bir işleyişe sahip olan 506 sayılı Kanun esaslarını benimsemiştir. Sosyal güvenlik amacına yönelik teknikler her ülkenin kendi sosyal politikalarından etkilenerek biçimlenmektedir. Oldukça dinamik bir niteliğe sahip sosyal güvenlik; hukuk devletinin gereği olarak, sosyal risklerin bu risklerle karşılaşan insan üzerindeki etkisini ortadan kaldırmak veya azaltmak amacıyla ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak yenilenen sosyal politikalar çerçevesinde yasalarla düzenlenmektedir. Sosyal güvenlik politikaların anlamları sosyal risk kavramından hareketle belirlenmektedir. Bireyin ekonomik güvencesini sarsan riskler ise değişik görünümlerde ortaya çıkar, bu risklerin sınırlarını belirlemek aynı zamanda sosyal güvenliğin kapsamını da belirleme anlamına gelir.
23. Bu açıklamalar nezdinde, sosyal güvenlik; kapsamına aldığı kişilere bireysel ekonomik güvence sağlama temeline dayalı, özgün tekniklerden oluşan ulusal gelirin yeniden dağıtım organizasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal sigortaların temel finansman kaynağını oluşturan prim ise kısaca devletlerin bütçeleri dışında kalan sosyal sigortaların sağladığı sosyal güvenlik garantisinden faydalanmanın ücrettir ki devlet bu primleri toplayarak sosyal sigorta ödemesi olarak geri dağıtır. Prim oranları sigorta türlerine göre değişkenlik göstermekte olup toplanan primlerin geri dağıtımında, toplandıkları amaç dışında kullanılmaları mümkün değildir.
24. 5510 sayılı Kanun ile 506 sayılı Kanunda olduğu gibi, her bir sosyal riski güvence altına alan bir sosyal sigorta sistemi benimsenmemiş sosyal tehlikeleri kedi içinde sınıflandırarak uzun vadeli ve kısa vadeli sigorta kolu olmak üzere iki sigorta kolu içinde düzenlemiştir. Kısa vadeli sigorta kolları kapsamında giren, riskler; iş kazası meslek hastalığı, hastalık ve analık iken kalıcı ve sürekli etki yaratan malullük, yaşlılık ve risklerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre belirlenen oran üzerinden tamamı işveren tarafından ödenen bir ödemedir. 5510 sayılı Kanunda iş kazası, meslek hastalığı ve analık sigortaları bakımından ayrı prim oranları benimsenmemiş, tümünü kapsayacak şekilde kısa vadeli sigorta primi adı altıda tek bir prim oranı öngörülmüştür.
25. Uzun vadeli sigorta kolları bakımından ise; malullük yaşlılık ve ölüm sigortaları bakımından ise sigorta primi oranı ise prime esas kazancın % 20 sidir. 5510 sayılı Kanun ile
Devlet malullük, ölüm ve yaşlılık sigortalarına ay itibariyle tahsil edilen primlerin dörtte biri oranında devlet katkısı sağlayacaktır. Uzun vadeli sigorta kolları kapsamına giren yaşlılık, ölüm maluliyet sigortalarından aylığa hak kazanıp kazanılmadığının tespitinde, sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve yaşa şartlarının gerçekleşmesine bakılır.
26. 5510 sayılı Kanunun 38 inci maddesinde hangi sürelerin uzun vadeli sigorta kollarının başlangıcı olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Buna göre; sigortalılık süresi olarak, çalışmaya başlanan tarihi işaret etmekle birlikte 4/1-(a) sigortalılığı kapsamında bu çalışmanın da yukarıda yer verildiği üzere hizmet akdine dayanan bir çalışma olduğunu anlamak gerekecektir. Ancak Yargıtay’ın da istikrar kazanmış karalarında vurguladığı sigorta hak ve yükümlülüklerinin başlama tarihi hizmet sözleşmesinin yapıldığı tarih değil, fiilen çalışmaya başlanan tarihtir.
26.1. Bu nedenle bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilmesi, beceri eğitimlerini işletmelerde, teorik eğitimlerini ise mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletme veya kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde yapılması, mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri öngörülen çırak ve stajyer öğrencilerin eğitimini aldıkları mesleklerin uygulamaları fiili çalışma olgusunu karşılamamaktadır.
27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da E. 2013/21-337 ve K. 2013/1545 sayılı ve 06.11.2013 tarihli kararında “Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir. sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. bir başka anlatımla, bu işler -ssk anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi;
Ankara, 1977 Baskı, s;130). Öte yandan, 3308 s. Kanun’un 13 üncü maddesinde, işyeri sahibinin çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi veya vasisi veya reşit ise kendisiyle yazılı çıraklık sözleşmesi yapma zorunluluğundan bahsedilmekte ise de, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun 11.06.2003 gün ve 2003/21-412 E. 2003/405 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, yazılı çıraklık sözleşmesinin bulunmaması çıraklık ilişkisinin oluşumu bakımından geçerlilik koşulu sayılmamaktadır. Yazılı sözleşme bulunmadığı durumlarda da işyeri çalışma düzeni çalıştırılan kişinin yaşı, aldığı ücret, mesleği öğrenme gibi unsurlar dikkate alınarak sonuca gidilmelidir. Görüldüğü üzere, davanın yasal dayanağını oluşturan
506 s. Kanun’un 3/II-B bendine göre; özel kanunda nitelikleri belirtilen çıraklar, çıraklık
devresi sayılan süre içerisinde malullük yaşlılık, ölüm sigortaları hükümlerine tabi olamazlar ve bu hükmün sonucu belirtilen sürelerin sözü edilen Kanun’un 108 inci maddesinde belirtilen sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilemez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.07.2003 gün ve 2003/21-464 E. 2003/444 K. sayılı kararı).”hükmü ile benzer bir yaklaşımı benimsemiştir.
28. Sonuç olarak mesleki eğitim öğrencilerinin bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilmesi, beceri eğitimlerini işletmelerde, teorik eğitimlerini ise mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya işletme veya kurumlarca tesis edilen eğitim birimlerinde gerçekleştirilmesi şeklinde yürütülen faaliyetlerin iş akdinin unsurlarını taşmadığı, yapılan faaliyetin eğitim faaliyeti niteliğinin baskın olması sonucu olarak gerek 506 sayılı gerekse 5510 sayılı Kanunda hizmet akdi ile çalışanlılar kapsamında sigortalılık kavramı içinde yer almadıkları, işin yürütümü ve üretimine katkıda bulunmaksızın işletmelerde bulunan bu kişilerin öğrenci vasfına haiz olduğu bu nedenle herhangi bir akdi ilişkiye dayanmayan öğrenimlerinin bir parçası olan bu dönemin çalışma ilişkisi kabul edilmesiyle birlikte; hukuk sistemimizde yer alan iş akdi kavramı ile de örtüşmeyen bir faaliyeti iş akdi kapsamında değerlendirilmesi sonucu yaratılarak ekonomik ve sosyal bakımdan bir kalkınma planı olarak ele alınan 5510 sayılı Kanunla getirilen reform kapsamında sosyal güvenlik sistemlerinde finansman dengesini bozan en önemli sorunlardan birisi erken emekliliğin önüne geçilmesi politikaları ile çelişkili bir durum doğuracağı değerlendirmeleri neticesinde mevcut sosyal politikalarımız ve mesleki eğitimin niteliği gereği bu kapsamda geçen sürelerin hizmet akdi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, eğitim ve çalışma hayatı arasındaki ayrımın korunarak öğrenci gelişiminin gözetilmesi gibi olgular ve hukuk sistemimizdeki düzenlemeler doğrultusunda mesleki eğitimleri kapsamındaki risklere karşı korunma altına alınan mesleki eğitim öğrencilerinin uzun vadeli sigorta kolları kapsamında sigortalı olarak kabul edilemeyeceği düşünülmektedir.
29. Bu noktada başvuru konusu olayda olduğu gibi idarenin hatalı işlemi ile mesleki eğitimlerinin bir parçası niteliğinde olan staj çalışmasının sehven uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirilmesinin başvuran bakımından hak kazandırıcı etkisinin olup olmadığı incelenmelidir. Öncelikle sosyal güvenlik hukuku bakımından oldukça karmaşık bir olgu olan ve statü hukukundan doğan kazanılmış hak kavramının başvuruya konu bakımından incelenmesi gerekmektedir. En basit haliyle kazanılmış haktan bahsetmek için hakkın geçerli bir biçimde ve bütün sonuçları bakımından elde edilmiş olması arandığı muhakkaktır. Ancak burada önemli olan birkaç unsurun vurgulanması gerekir ki hukuk tarafından da korunan bir kazanılmış haktan bahsedebilelim. Kazanılmış haklar, kanunların zaman içinde uygulanmasıyla doğmakta yani objektif hukuki bir düzenlemenin kendiliğinden uygulanması ile ortaya çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle idare tarafından hukuka uygun olarak tamamlanmış bir işlemle ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan başvuruya konu olayda başvuranın “Bakırköy Kız Meslek
Lisesi” ünvanlı işyerine ait 01/01/1987-30/04/1993 tarihleri arasında düzenlenen 4 aylık dönem bordrolarının kısa vadeli sigorta kollarına tabi bildirilmesi gerekirken sehven uzun vadeli sigorta kollarından sigorta bildirimi yapılması ile oluşan durum yukarıda detaylı şekilde anlatıldığı üzere hukuken geçerli bir sigortalılık statüsü olmadığından kazanılmış hak olarak kabulü mümkün görülmemektedir.
30. Öte yandan idarenin hatası nedeniyle oluşan yasaya aykırı sonucun korunması başvuran ile aynı şartlarda bulunan diğer meslek lisesi öğrencileri bakımından adaleti sarsıcı sonuç ve etki doğuracağı düşünülmektedir. Anayasamızın 10 uncu maddesinde yer verilen eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Ancak bu şekilde hukuki güvenirliğin sağlanması mümkün olacaktır.
31. Şöyle ki hukuk devleti ilkesinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinden devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirmektedir. Başvuru konusu olay bakımından bu ilkeleri incelediğimizde de yukarıda belirtildiği üzere idarenin sehven yaptığı bir işlem ile oluşan somut durum ile benzer durumda olan meslek lisesi öğrencilerinin sigortalılık sürelerine etkisinin farklılaşması ile ortaya çıkan yeni durum sonucu aynı durumda olan bireylerin hukuki statüleri değişerek bir sigortalılık statüsünün oluştuğunun kabulü neticesinde eşitlik ilkesi zedelenerek diğer mesleki eğitim öğrencilerin bakımından hukuka olan güveni sarsıcı bir etki doğuracaktır.
32. Özetlemek gerekirse yukarıda açıklanan sebeplerden ötürü hukuken sakat olan mesleki eğitim kapsamındaki sürelerin uzun vadeli sigorta kolları bakımından tescilinin hak doğurucu bir etkisi olamayacağı ve bu nedenle de geri alınabileceği düşünülmektedir. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin 09/03/2016 tarih ve E.: 2013/8074, K.: 2013/8074 sayılı Kararında; “…Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez…” demek suretiyle idarenin kamu yararını gözeterek Sosyal Güvenlik Kurumunun yersiz olarak yaptığı ödemeleri geri almasının hukuk devletine uygun olduğunu belirtirken idarenin kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektiğinin de altını çizmiştir.
33. Nihayetinde bir gelir transferi mekanizması olan sosyal güvenlik sisteminin devamı ve somut ihtiyaçların karşılanması bu amaçla yapılacak harcamaları karşılayacak finansman kaynağının varlığı veya tahsisi ile mümkündür. Diğer bir ifade ile uzun dönemde insan onuruna yaraşır standartta bir sosyal güvenlik sisteminin koruması, bu amaçla tahsis edilecek kaynakların genişliğine imkan veren sürekli ve istikrarlı bir iktisadi büyüme ile mümkün olabilecektir. Bu bakımdan sosyal güvenlik kapsamında yaşlılık riskine karşı koruma getiren yaşlılık aylığından yararlanmak için de belirli şartların varlığının aranması gerekmektedir. Bu şartları kısaca; belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre prim ödeme, belli bir süre sigortalı olma, sigortalı işten ayrılma ve Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılı istekte bulunma koşullarının yerine getirilmesi olarak özetleyebiliriz. Bu şartlardan birinin yerine getirilmemiş olması ise yaşlılık aylığından yararlanmayı hukuken imkânsız hale getirmektedir. Söz konusu koşulların ülkelerin demografik özellikleri, sosyoekonomik yapıları, ülkede hakim olan iktisadi anlayış, yönetim biçimi vb. faktörlere bağlı olarak zaman içinde değişim göstermesi ise kaçınılmazdır. Ancak yukarıda da değinildiği gibi statü hukukundan kaynaklı olarak bu şartların değişmesi kazanılmış hak kavramıyla ters düşmemektedir.
34. Bu kapsamda başvuruya konu olayda başvuranın yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının belirlenmesi için öncelikle hangi yasa hükümlerine bakılması gerektiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Başvuranın sigortalı tescil dosyası üzerinden yapılan incelemeler neticesinde ilk işe giriş tarihinin 01/09/1992 olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olan başvuranın aylığa hak kazanma koşulları 506 sayılı
Kanuna göre belirlenecektir. Ne var ki bu noktada başvuranın sigortalılık tarihi 506 sayılı
Kanunda değişiklik yapan 1999 tarih ve 4447 sayılı Kanundan öncesine denk geldiğinden geçiş hükümlerine bakılması gerekmektedir. Buna göre başvuranın yaşlılık aylığına hak kazanmak için tabi olduğu şartların belirlenmesi 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre belirlenmesi gerekecektir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 81 inci maddesinin
4759 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen (B) bendinin alt bentlerinde, 23/05/2002 tarihi esas
alınarak sigortalılık süreleri, yaş ve prim günlerine göre kademelendirme yapılmıştır. Buna göre anılan tarihte geçerli bir iş akdi kapsamında ilk defa 01/09/1992 tarihinde çalışmaya başlayan başvuranın 9 yıldır sigortalı olmasından dolayı 20 yıllık sigortalılık süresini ve 49 yaş şartları birlikte aranmakta olduğu anlaşılmıştır.
35. Başvuranın 1989 -1990 yılları arasında Bakırköy Kız Meslek Lisesinde mesleki eğitim kapsamında geçirdiği 4 aylık döneme ilişkin düzenlenen bordrolarının kısa vadeli sigorta kollarına tabi bildirilmesi gerekirken sehven uzun vadeli sigorta kollarına tabi bildirildiğinin 24/06/2019 tarihinde tespit edilmesi üzerine başvuranın söz konusu işyerindeki 07/01/198930/04/1990 tarihleri arasındaki 473 günlük hizmetinin kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak düzeltildiği, bu doğrultuda 01/09/2016 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının gerekli koşullar tamamlanmadığı gerekçesiyle 25/10/2019 tarihinde iptal edilerek arada geçen sürelere ilişkin ödenen aylıkların idare tarafından geri istenilmesi sosyal güvenlik hukuku bakımından yersiz ödeme başlığı altında incelenmelidir.
36. 5510 sayılı Kanunun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde
Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan her türlü fazla veya yersiz ödemenin; hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan kısmının geriye alınacağı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemeler için faiz uygulanmayacağı, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler için ise bu süre sonundan itibaren kanunî faiz uygulanacağı, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, Kurumdan gelir veya aylık alınıyor olması durumunda söz konusu ödemelerin gelir ve aylıklardan % 25 oranında kesileceği hüküm altına alınmıştır. Madde ile kurum hatasından kaynaklansa dahi yersiz yapıldığı anlaşılan her türlü ödemenin geri alınmasının kanuni bir zorunluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.
37. Diğer taraftan, söz konusu maddenin “hukukun vatandaşlara öngörülebilirlik ve güven sağlaması gerektiği, keyfi şekilde düzenlenen yaptırımların ve vatandaşlara getirilen yükümlülüklerin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, önceden yapılan ödemelerin geri alınmasına ilişkin düzenlemenin mülkiyet hakkıyla birlikte ağır yaptırım öngörmesi nedeniyle ölçülülük ilkesini de ihlal ettiği, Kurum’un kendi kusurundan dolayı tek taraflı olarak emeklilik statüsünü iptaliyle ortaya çıkan zarardan vatandaşın sorumlu tutulmasının Devlet’in yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, Kurum’un kusuru nedeniyle hatalı olarak tesis edilen işlemden kaynaklanan ödemelerin iadesinin iş mahkemelerine açılan davalar ile sağlandığı ve hatalı işlem nedeniyle uğranılan zararın Kurum’dan tahsili talebinin bu düzenleme karşısında sonuçsuz kalacağı” gerekçesiyle Anayasa’nın 2., 13., 35., 60. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ve iptali için itiraz yoluyla yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi’nce verilen 10/02/2016 tarihli ve E.2015/97, K.2016/10 sayılı kararda; “… Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucunun, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. 6. Kural, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle ilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve
Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır. 7. Öte yandan Kurum’un hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiş, kanun koyucu sebepsiz zenginleşene hatalı işlemin tebliğinden itibaren yirmidört ay gibi uzun bir süre faizsiz iade yapması için seçenek tanımıştır. Dolayısıyla kural Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.” denilmek suretiyle itirazın reddine karar verilmiştir.
38. Bu doğrultuda Anaysa Mahkemesi tarafından bireysel başvuruya konu yersiz ödemelere ilişkin olarak verilen kararlara baktığımızda ise hukuka uygunluk denetiminin; idare tarafından yapılan işlemin kanunilik, meşru amaç, ölçülülük kriterleri bakımından değerlendirilmesi ve hakkın özüne yapılan bir saldırının olup olmadığının tespit şeklinde incelendiği görülmektedir.
38.1. Kanunilik ilkesi ile işlemin hukuki dayanağının varlığı işaret edilmektedir. Burada kastedilen sadece kanunun varlığı değil aynı zamanda yasanın bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerektiğidir. Başvuruya konu olay bakımından Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin geri istenilmesinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Bu bakımdan idare tarafından yerine getirilen işlemin keyfilikten uzak ve kanunilik ilkesine uygun olduğu değerlendirilmektedir.
38.2. Meşru amaç ile ise hakkın ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir. Yukarıda da belirtiğimiz gibi idarelerin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olan ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemini amaç edinen idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması, sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde harcanması ile devamlığın sağlanması olarak görülmektedir.
38.3. Ölçülülük ilkesinin ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu kabul edilmektedir. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
38.4. Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelerde mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesinin yanı sıra , “İyi yönetişim” ilkesi uyarınca da kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gereklerinin arandığı görülmektedir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenenin, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesi, bireylerin ise sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz bırakılmamalarıdır.
39. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin başvuru konusundaki benzer incelemelerinde idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz ettiği görülmektedir.
40. Tüm bu değerlendirmelere çerçevesinde başvuruya konu talebi incelediğimizde, başvuranın
1989 -1990 yılları arasında Bakırköy Kız Meslek Lisesinde mesleki eğitim kapsamında
geçirdiği 4 aylık döneme ilişkin düzenlenen bordrolarının kısa vadeli sigorta kollarına tabi bildirilmesi gerekirken sehven uzun vadeli sigorta kollarına tabi bildirildiğinin 24/06/2019 tarihinde tespit edilmesi üzerine başvuranın söz konusu işyerindeki 07/01/1989-30/04/1990 tarihleri arasındaki 473 günlük hizmetinin kısa vadeli sigorta kollarına tabi olarak düzeltildiği, bu doğrultuda 01/09/2016 tarihinde bağlanan yaşlılık aylığının gerekli koşullar tamamlanmadığı gerekçesiyle 25/10/2019 tarihinde iptal edilerek arada geçen sürelere ilişkin ödenen aylıkların 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) fıkrasına göre faiz işletilmeden başvurana borç çıkarılması işleminin; sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi için getirilen yersiz ödemelerin geri alınmasına yönelik yasa hükümleri doğrultusunda başvuranın emekli olduğu ve aylığın kesildiği tarihler ile mevcut yaşı uyarınca eksik kalan gün sayısı nazara alındığında yaşlılık aylığının kesilmesinin kısaca, Kurumun hatalı işleminden kaynaklansa dahi başvurana yersiz ödendiği anlaşılan emekli aylığının, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme olarak nitelenen ilgili kanun maddesi uyarınca geri alınmasının bir zorunluluk olduğu değerlendirilmektedir.
41. Sonuç olarak yapılan değerlendirmeler neticesinde başvuranın mesleki eğitim kapsamında geçen 4 aylık sürenin sehven uzun vadeli sigorta kolları kapsamında değerlendirilmesinin mesleki eğitimin 506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve/veya 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesinde tanımlan fiili olarak çalışma olarak gerçekleşmediği, bu sürenin eğitim kapsamında olduğu, bu bakımdan başvuran bakımından sigortalılık başlangıcı bakımından herhangi bir hak teşkil etmediği, anılan döneme ilişkin tahsil edilen primlerin kısa vadeli sigorta kolları kapsamında olduğu, bu sürelerin sigortalılık tescil başlangıcı olarak değerlendirilerek uzun vadeli sigorta kapsamında prim ödeme gün sayısı olarak yaşlılık aylığı hesabında kullanılmasının, sosyal adaleti sarsacağı, bu bakımdan idare tarafından gerçekleştirilen geri alma işlemi ile yaşlılık aylığının başvuran tarafından kanunda aranan şartları gerçekleştirilene kadar iptalinin sosyal adaletin tesisi ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin gerçekleştirilmesi ve başvuran aleyhine idarenin hatasından dolayı oluşan bu para borcunun faiz işletilmeden geri alınmasının kabul edilebilir olduğu, bu bakımdan idare tarafından yapılan işlemlerin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 42. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
43. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi