ÖZET: Başvuran, emekli aylığındaki haczin kaldırılması ve yapılan kesintilerin iadesi talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın talebini reddetmiş, gerekçe olarak başvuranın yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin borçlarından kaynaklanan icra takibini göstermiştir. İlgili süreçte, başvuranın şirketle olan ilişkisi ve borçların tebliğ edilme şekli detaylı bir şekilde incelenmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın şirket yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle icra takibine tabi olduğunu ve bu süreçte yapılan kesintilerin yasal dayanağının bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın borçlarının zamanaşımına uğradığı iddiası da değerlendirilmiş, 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun çerçevesinde zamanaşımı süreleri açıklanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilmesine ve kesintilerin iadesine yönelik tavsiyede bulunulmuştur.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın hak arama özgürlüğünü göz önünde bulundurarak, Sosyal Güvenlik Kurumu’na gerekli işlemleri 30 gün içinde bildirmesi yönünde tavsiyede bulunmuştur. Bu süreç, idarenin şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun hareket etmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/26929-S.20.31726

BAŞVURU NO : 2019/22256

KARAR TARİHİ : 11/06/2020

TAVSİYE KARARI

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın emekli aylığındaki haczin kaldırılarak yapılan kesintilerin tarafına iadesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 16/12/2019

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran Kurumumuza yapmış olduğu başvuruda özetle; emekli aylığından yapılan hacizlerin kaldırılması ve yapılan kesintilerin tarafına iadesine ilişkin başvurusuna istinaden Kurumumuzca verilen Gönderme Kararı sonucunda Sosyal Güvenlik

Kurumu tarafından talebi yerine getirilmediğinden başvurusunun esastan incelenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 17/01/2020 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının iletmiş olduğu 12/02/2020 tarihli ve sayılı yazıda özetle; 2.1. Başvuran Hiz. A.Ş.’nde 1994 yılından itibaren yönetim kurulu üyesi olduğundan, yönetim kurulu üyeliği sıfatına binaen üst düzey yönetici ve yetkili olması nedeniyle anılan şirketle görev yaptığı dönemlerde tahakkuk eden ve ödenmeyen borçlardan gerek mülga Türk Ticaret Kanunu’nun hükümleri gerekse 506 sayılı Kanun’un mülga 80’inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 88’inci maddesine istinaden söz konusu borçlardan dolayı asıl işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğu olduğundan yapılan işlemlerde bir usulsüzlük bulunmadığı; 2.2. 06/12/1990 tarihli ve sayılı Ticaret Sicil Gazetesinin incelenmesinden başvuranın

1000 hisse ile anılan şirketin kurucu yönetim üyelerinden olduğu, 30/03/1994 tarihli ve

5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na uygun olarak Güvenli Elektronik İmza ile üretilmiştir.Evrak teyidi

https://sikayet.ombudsman.gov.tr/sorgula/ adresinden 973c-7150-404d kodu ile yapılabilir.

sayılı gazeteye göre şirketin grubu imza yetkilisi olarak yönetim kurulu üyeliğine tekrar seçildiği, 1999 tarihli ve sayılı gazetede şirketin sermaye artırımında 70.000 TL olan pay miktarının 254.870.000 TL olarak artırıldığı, yine 07/09/1999 tarihli ve sayılı gazetede ise şirketin 04/08/1999 tarihli ve 1998 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine 3 yıl süreyle görev yapmak üzere başvuran ile ve ’nin seçilmesine oy birliğiyle karar verildiğinin anlaşıldığı; 2.3. Anılan şirkette yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle başvuran hakkında 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun gereği icra takip işlemlerine başlanılarak şirket borcundan sorumlu olduğu dönemlere ilişkin 29/03/2000 tarihli ve sayılı ile 27/06/2014 tarihli ve sayılı ödeme emirlerinin ikamet adresine gönderildiği ancak tarafına tebliğ edilemediği; 2.4. Ayrıca, şirket ve tüm yönetim kurulu üyeleri için tebliğ imkansızlığı sebebiyle takibe konu borçlarının 10/12/2004 tarihinde Gazetesi ile 20/11/2015 tarihinde Gazetesinde ilanen tebliğ edildiği ancak söz konusu borç tahsil edilemediğinden 11/10/2016 tarihinde emekli maaşına haciz şerhi işlendiği; 2.5. Yapılan kesintilerin Hiz. A.Ş.’nin Sosyal Güvenlik

Kurumuna olan 1995/02-2002/04 dönemine ait prim ve işsizlik primi borcundan kaynaklanmakta olup bahse konu dönemde yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle emekli aylığının 1/3’ü oranında kesinti yapıldığı, söz konusu kesintinin devam etmekle beraber maaş kesintilerinin bahse konu borçlarına mahsup edilmekte olduğu; 2.6. Emekli aylığından yapılan kesintilerin 14/10/2016 tarihinde başlamış olup günümüze kadar toplam 32.720,82 TL tutarında kesinti yapıldığı; 2.7. Başvuran tarafından SGK aleyhine Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesine 17/01/2017 tarihli ve esas sayılı dosya ile “alacak” davası açılmış olup davacının söz konusu dosyanın iptaline ilişkin 18/01/2017 tarihli dilekçesi üzerine anılan Mahkemenin 19/01/2017 tarihli kararı ile açılan davanın feragat nedeni ile reddine hükmolunduğu; 2.8. Yine başvuran tarafından SGK aleyhine İstanbul 9, İdare Mahkemesine Esas sayılı dosya ile emekli maaşı üzerine konulan haciz işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesi ile haciz işleminin iptali ve kesilen meblağın tarafına iadesine ilişkin dava açmış olup anılan

Mahkemenin 05/04/2017 tarihli kararı ile uyuşmazlığın İş Mahkemesince çözümlenmesi gerektiğinden Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere görev yönünden reddedildiği 2.9. Bu defa, başvuran tarafından yukarıda anılan kararın istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması ve yeniden karar verilmesinin istenilmesi üzerine dava dosyası İstanbul Bölge

İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesine gönderilmiş, ilgili Mahkemenin 10/01/2018 tarihli ve esas ve sayılı kararı ile dava konusu haciz ve kesintinin sigorta prim borcundan kaynaklandığı gerekçesi ile istinafa konu kararın İstanbul Bölge İdare Mahkemesi

Yedinci Dava Dairesince incelenmesine hükmolunduğu; 2.10. Bunun üzerine, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdare Dava Dairesinin 23/01/2018 tarihli, esas ve sayılı kararı ile “Dava dosyasının incelenmesinden, dayandığı gerekçeler karşısında, istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu anlaşıldığından ve dilekçede ileri sürülen iddialar söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediğinden, 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3, fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine…” 23/01/2018 tarihinde kesin olarak karar verildiği; 2.11. Sosyal Güvenlik Kurumunun amacı ve işlevi ülkemiz insanlarının tamamına yakınının sosyal güvenliklerini sağlamak olduğu, sosyal güvenliğin sağlanmasının ise her şeyden önce bir finans sorunu olduğu, Kurumun sosyal güvenlik alanında kendisine verilen bu görevi yerine getirebilmesi, ülkemizin istikrarlı bir şekilde büyüyebilmesinin büyük oranda prim ve diğer alacakların zamanında ve eksiksiz tahsil edilmesine bağlı olduğu; 2.12. Sosyal güvenlik sistem ve hukuku çerçevesinde durumları ne olursa olsun tüm işverenlerin yükümlülüklerini yerine getirmede aynı konumda olduğu ve hiçbir işverene Kurum alacaklarının ödenmesi hususunda ayrıcalık tanınmadığı; 2.13. Anayasa gereğince sosyal güvenliği sağlama görevini üstlenen SGK tarafından borçlarını kanuni süresi içinde ödemeyenler hakkında özel ve kamu kesimi ayırımı yapılmaksızın işlem yürütüldüğü; 2.14. Ülke ekonomisinin büyümesini desteklemek ve bu suretle kalkınmasının devamını sağlamak amacıyla dünyadaki ekonomik risklerin vatandaşlarımız üzerinde yarattığı muhtemel olumsuzlukları gidermek, ödeme güçlüğü çeken müteşebbislerimizin ve işverenlerimizin kamuya olan borçlarının uzun vadeler halinde ödenmesine imkan sağlayan “yapılandırma” adı altında muhtelif zamanlarda kanuni düzenlemeler yapıldığı; 2.15. Bu bakımdan başvuranın emekli maaşı üzerindeki haczin kaldırılması ve kesilen tutarların tarafına iadesi talebinin kabulüne bu aşamada imkan bulunmadığı; 2.16. Diğer taraftan 6183 sayılı Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48’inci maddesinde yer alan “Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki veyahut haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilir. Şu kadar ki. amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamı ellibin Yeni Türk Lirasını (bu tutar dahil) aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmaz. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı ellibin Yeni Türk Lirasını aşan kısmın yarısıdır. Cumhurbaşkanı; bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar İndirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkilidir.” hükmüne göre anılan işyerinin bağlı bulunduğu üniteye borçlu tarafından başvurulması halinde anılan maddede belirtilen hükümlerin yerine getirilmesi şartıyla söz konusu borçların en fazla

36 aya kadar tecil ve taksitlendirilerek ilk taksitin ödenmesini müteakip emekli maaşı

üzerindeki haciz şerhinin kaldırılmasının mümkün olduğu; bilgilerine yer verilmiştir.

3. Kurumumuzun 12/05/2020 tarihli ve sayılı ek bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının iletmiş olduğu 29/05/2020 tarihli ve sayılı yazıda özetle; 3.1. Şirket yönetim kurulu üyeliğinden dolayı hakkında 6183 sayılı Kanun gereği icra takibine geçilen başvuranın, şirket borcundan sorumlu olduğu dönemlere ilişkin olarak hakkında düzenlenen 1999/2364 takip nolu icra dosyasına ait 29/03/2000 tarihli ve sayılı ödeme emrinin (ek-4) 1997/ ila 1999/ ayları sigorta prim borcu ile eğitime katkı payı borçlarına ait olduğu ve 30/08/1999 tarihi itibariyle hesaplanan toplam borcun 3.745,20 TL olduğu, 2005/573 nolu icra dosyasına ait 27/06/2014 tarihli ve sayılı ödeme emrinin (ek-3) 1991/ , 1995/ , 1997/ ila 1999/ 2000/ 2001/ ila 2002/ ayları sigorta prim borçlarına ait olduğu ve 27/06/2014 tarihi itibariyle hesaplanan toplam borcun 61.721,43 TL olduğu, 3.2. Şirket ve tüm yönetim kurulu üyeleri için tebliğ imkansızlığı nedeniyle ilanen tebliğ yoluna gidildiği ancak söz konusu icra dosyasının 01/02/2012 tarihinde Kadıköy Sosyal Güvenlik

Merkezinden Beykoz Sosyal Güvenlik Merkezine devrolduğundan 10/12/2004 tarihinde

Gazetesinde yapılan ilanen tebliğe ilişkin verilerin yalnızca excel ortamında aktarılabildiği ve söz konusu gazetenin temin edilemediği, 20/11/2015 tarihinde

Gazetesinde yayımlanan ilanen tebliğe ilişkin belgelerin yazı ekinde gönderildiği, 3.3. Başvuranın borçlarının zamanaşımına uğradığı iddiası kapsamında ise; 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 102’nci maddesinde, amme alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı, para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümlerinin mahfuz olduğu, anılan Kanunun 103’üncü maddesinde de zamanaşımının kesilmesine ilişkin hükmün bulunduğu, 3.4. Diğer taraftan, 06/07/2004 tarih ve 25514 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan 5198 sayılı Kanunla, mülga 506 sayılı Kanunun değişik 80 inci maddesinde yapılan düzenleme sonucunda Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51, 102 ve 106’ncı maddeleri hariç diğer maddelerinin uygulanacağı hükme bağlandığı, bu değişikliğe istinaden 06/07/2004 tarihinden itibaren Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde artık

6183 sayılı Kanunun 102’nci maddesinde öngörülen 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresi

uygulanmayacağı, dolayısıyla söz konusu alacakların tahsilinin genel hükümlere yani Borçlar

Kanunundaki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, alacağın muacceliyet kesbettiği tarihten başlanarak 10 yıl içinde tahsil edileceği, 3.5. 506 sayılı Kanunun uygulandığı dönemde zamanaşımının prim borçlarında; 01/01/1994 tarihine kadar muacceliyet tarihinden itibaren 10 yıl, 01/01/1994-06/07/2004 arasında 5 yıl, (6183/102. mad.), 06/07/2004-01/10/2008 arası 10 yıl, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 01/10/2008 tarihinden itibaren muacceliyet tarihini izleyen takvim yılı başından itibaren 10 yıl olarak uygulanacağı, 3.6. Ayrıca, prim alacağının Mahkeme kararına dayanıyorsa mahkeme kararının kesinleştiği, rapora dayanıyorsa rapor tarihinden, diğer Kurum denetim elemanlarının raporuna dayanıyorsa raporun Kuruma intikal ettiği tarihten, resmi belgelerden dolayı tahakkuk etmiş ise belgenin

Kuruma intikal ettiği tarihten, itibaren zamanaşımının 10 yıl olarak dikkate alınacağı, 3.7. 2011/53 sayılı, İcra Takip, Haciz ve Satış İşlemleri konulu Genelgenin ” 2.2.2.1. Tebliğin ilanla yapılacağı haller” başlıklı bölümü kapsamında

Hizm. A.Ş.’nin Kuruma olan borcuna istinaden müfredat kartına göre muhtelif tarihlerde yapılan ödemelerin bulunduğu, ilgili şirket ve yönetim kurulu üyeleri adına 10/12/2004 tarihinde Gazetesi’nde, 20/11/2015 tarihli Gazetesi’nde yapılan ilanen tebliğ işlemleri ile şirket yönetim kurulu üyesi ’nin şirkette sorumlu olduğu dönemler için 5458 sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a göre başvuruda bulunarak borcunu yapılandırdığı ve taksit ödemesi yapıldığından zamanaşımını kesen hallerin bulunduğu, 3.8. ’nin 06/05/1996 tarihli ve sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde, 19/04/1996 tarihli olağan genel kurul toplantısında Servis Hizmetleri A.Ş’ nin yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, 07/09/1999 tarihli ve sayılı Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarına göre de şirketin 04/08/1999 tarihli olağan genel kurul toplantı tutanağında seçilen yeni yönetim kurulunda bulunmadığından yönetim kurulu üyeliğinin sona erdiği, 5458 sayılı

Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanuna istinaden 1996/ -1999/9 aylarını kapsayan dönemlere ait borçları yapılandırdığı, 3.9. Başvuranın bahse konu işyerinin tescilinden en son bildirge verilen 2002/ dönemi de dahil olmak üzere yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle tüm borçtan sorumlu olduğu, ’nin ise 1996/ -1999/9 dönemi borçlarından yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle sorumluluğunun bulunduğu, bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 8/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesi; “… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler… ” hükmünü, 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” hükmünü amirdir.

6. 1/12/1993 tarihinde yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi ile değişik

Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80’inci maddesi; “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar

Kuruma ödemeye mecburdur. …Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye

Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. Yetkilerin kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle tespit edilir. Kurum alacaklarının tahsilinde

21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların

çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir.

Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz. Dava ve İcra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer alacakların ödenmemiş kısmı için gecikme zammı tahsil olunur. …” 7. 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Müşterek borçlulardan birinin şahsi fiili” başlıklı 144’üncü maddesi; “Hilâfına mukavele olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların vaziyetlerini ağırlaştıramaz.” 8. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 106’ncı maddesinin üçüncü fıkrası; “İlan tarihinden başlıyarak bir ay içinde ne vergi dairesine müracaat yapmış ve ne de adresini bildirmiş olanlara bir ayın sonunda tebliğ yapılmış sayılır.” 9. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un; 9.1. “Tebliğler ve müddetlerin hesaplanması” başlıklı 8’inci maddesi; “Hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında

Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik olunur.” 9.2. “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102’nci maddesi; “Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlarındaki zamanaşımı hükümleri mahfuzdur.

Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.” hükmünü amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE

ÖNERİSİ

10. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu

Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuru, başvuranın emekli aylığındaki haczin kaldırılarak yapılan kesintilerin tarafına iadesi talebi hakkındadır.

12. Başvuranın talebine ilişkin ilk olarak 03/07/2019 tarihinde Kurumumuza başvuruda bulunduğu, yapılan ön incelemede idari başvuru yolunun tüketilmediği anlaşıldığından ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde Kurumumuzca 12/09/2019 tarihli ve sayılı

Gönderme Kararı verilerek başvurunun Sosyal Güvenlik Kurumuna iletildiği, Sosyal Güvenlik

Kurumu Başkanlığınca Kurumumuza gönderilen 24/10/2019 tarihli ve sayılı cevabi yazıda başvuranın talebinin reddedildiği; bunun üzerine başvuranın tarihinde Kurumumuza yeniden başvuruda bulunduğu görülmektedir.

13. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin tetkikinden; 13.1. Hiz. A.Ş.’nin Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçları nedeniyle şirket tüzel kişiliği hakkında icra takibine geçildiği ancak tüzel kişiliğin faal olmaması ve hacze kabil kayıtlı malının bulunmaması sebebiyle şirket üst düzey yöneticileri hakkında icra takibine geçildiği, 13.2. Kurum tarafından 06/12/1990 tarihli ve sayılı Ticaret Sicil Gazetesinin incelenmesinden başvuranın 1000 hisse ile şirketin kurucu yönetim üyelerinden olduğunun, 30/03/1994 tarihli ve sayılı Ticaret Sicil Gazetesine göre şirketin grubu imza yetkilisi olarak yönetim kurulu üyeliğine tekrar seçildiğinin, 11/01/1999 tarihli ve sayılı Ticaret

Sicil Gazetesinde şirketin sermaye artırımında 70.000 TL olan pay miktarının 254.870.000 TL olarak artırıldığının, 07/09/1999 tarihli 4871 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ise şirketin 04/08/1999 tarihli ve 1998 yılı Olağan Genel Kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliğine 3 yıl süreyle görev yapmak üzere ve . ile birlikte seçilmesine oy birliğiyle karar verildiğinin tespit edildiği; 13.3. Bu itibarla yapılan kesintinin şirketin 1995/02-2002/04 dönemine ait prim ve işsizlik primi borcundan kaynaklandığı; başvuranın bahse konu dönemde şirket yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle 6183 sayılı Kanun gereği icra takip işlemlerine başlanılarak 29/03/2000 tarihli ve sayılı, 27/06/2014 tarihli ve sayılı ödeme emirlerinin ikamet adresine gönderildiği ancak başvurana tebliğ edilemediği; şirket ve tüm yönetim kurulu üyelerine tebliğ imkânsızlığı sebebiyle takibe konu borçlarının 10/12/2004 tarihinde Gazetesi ile 20/11/2015 tarihinde Gazetesi’nde ilanen tebliğ edildiği; 13.4. Ancak söz konusu borç tahsil edilemediğinden başvuranın 11/10/2016 tarihinde emekli maaşına haciz şerhi işlendiği; 13.5. Başvuranın 12/12/2016 tarihinde Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından işleme alınan dilekçesinde; 28/11/2016 tarihli dilekçesine yanıt verilmediğini, borca ilişkin tarafına tebligat yapılmadığını ve zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek hacze karşı itirazda bulunduğu; dilekçesinin Beykoz Sosyal Güvenlik Merkezine 05/05/2017 tarihinde intikal ettiği; idarenin 10/05/2017 tarihli ve sayılı cevabi yazısında 5510 sayılı Kanun’un 88’inci maddesinin yirminci fıkrası ve 93’üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca emekli maaşına haciz konduğu ve borca ilişkin icra takibinin devam ettiğinin bildirildiği; 13.6. Ayrıca şirket yönetim kurulu üyelerinde .’nin sorumlu olduğu dönemlere ilişkin borçlarını 18/05/2006 tarihinde 5458 sayılı Kanun kapsamında yapılandırdığı; ancak anılan şahıs tarafından sadece ilk taksitin ödenmesi nedeniyle söz konusu yapılandırmanın bozulduğu; anlaşılmıştır.

14. Bu kapsamda oluşturulan prim borcunun anılan dönemde şirket yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle başvurandan talep edildiği, başvuranın ise söz konusu prim borçlarının zamanaşımına uğradığına yönelik iddiasının bulunduğu görülmektedir. Şu halde 1995/ – 2002/ dönemine ait çalışmalar bakımından tahakkuk ettirilen sigorta prim borçlarının zamanaşımı bakımından tabi olduğu kanunun tespiti ile söz konusu Kurum alacağı bakımından zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

15. Bu noktada vurgulanması gereken ilk husus, Kurumun prim alacaklarının muacceliyet anının belirlenmesi meselesidir. Bilindiği üzere muacceliyet; bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu anı ifade etmektedir. Bununla birlikte Kurumun prim alacakları bakımından muacceliyet anı, aynı zamanda zamanaşımı süresinin başladığı tarihin belirlenmesinde de esas alınacağından özel bir öneme sahiptir. Söz konusu prim alacakları bakımından muacceliyet anı, 506 sayılı

Kanun’un 80’inci maddesinde düzenlenmektedir. Mezkûr maddeye göre işverenler belli bir ay içinde çalıştırdıkları sigortalılara ait prim borçlarını, en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemekle yükümlüdürler. Bu itibarla prim borcunu konu alan Kurum alacaklarının, anılan tarih itibarıyla muacceliyet kesbedeceği anlaşılmaktadır. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairesinin; 9/2/2016 tarihli ve E: 2015/20115, K: 2016/1584 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

16. Bu aşamada, Kurumun prim alacaklarına ilişkin zamanaşımı meselesindeki yasal değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin de açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekirse, 506 sayılı Kanun’un 80’inci maddesinin 8/12/1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun ile değiştirilmesinden önceki dönemdeki yerleşik uygulama uyarınca; anılan Kanun’da zamanaşımı süresine ve başlangıcına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından Kurumun prim alacaklarının ve gecikme zamlarının genel hükümlere tabi olduğu ve buna göre zamanaşımı süresinin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125’inci maddesi uyarınca on yıl olduğu kabul edilmekteydi. Bu dönemde Kurumun prim alacakları 2004 sayılı İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmekte iken, 3917 sayılı

Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 8/12/1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının

Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına başlanılmıştır. Anılan düzenlemeler karşısında, 8/12/1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiştir. Açıklanan düzenleme bu kez 30/9/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 38’inci maddesiyle yeniden değiştirilerek prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51’inci maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında 6/7/2004 tarihinde yürürlüğe giren 24/6/2004 tarihli ve 5198 sayılı Kanun’un 11’inci maddesi ile yeniden bir düzenleme yapılmıştır. Anılan düzenleme uyarınca bu kez de, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 6/7/2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un zamanaşımını düzenleyen 102’inci maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı döneme geri dönülmüştür.

17. Diğer taraftan prim alacaklarının tabi olduğu zamanaşımı hususu son olarak 1/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 88’inci ve 93’üncü maddeleri ile düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesi ile zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olması esası devam ettirilmekle birlikte, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir. Böylece 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesi muacceliyet tarihinin belirlenmesinde, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcının tespitinde, Borçlar Kanunu’nun uygulanmasına son vermiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihinden sonraki primler için zamanaşımı başlangıcı ödeme dönemini takip eden yılbaşından itibaren başlayacaktır. Genel olan bu tanımlama dışında istisnai olarak, mezkûr 93’üncü maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde önceki düzenlemelerden farklı olarak zamanaşımının başlangıç tarihi, kimi özel durumlardaki prim ve diğer alacaklar yönünden ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; Kurumun prim ve diğer alacakları, mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden; Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise, rapor tarihinden; kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 20/9/2006 tarihli ve E: 2006/546, K: 2006/565 sayılı; 20/12/2006 tarihli ve E: 2006/806, K: 2006/814 sayılı; 6/12/2013 tarihli ve

E: 2013/433, K: 2013/1649 sayılı kararları. Kaynak: www.corpus.com.tr)

18. Şu durumda 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki yasal mevzuat olan 506 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanun’da, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden Kurumun prim ve diğer alacaklarındaki özel durumlara göre ayrıksı bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, 5198 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra

506 sayılı Kanun kapsamına giren prim alacakları ile 5510 sayılı Kanun kapsamındaki prim

alacakları arasında zamanaşımı süresi bakımından bir farklılık yoktur. Her iki Kanun kapsamındaki prim alacakları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Buna karşılık, zamanaşımı süresinin başlangıcı konusunda 5510 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme sonrasında, iki

Kanun arasında önemli bir farklılık ortaya çıkmıştır. (Caniklioğlu, Nurşen (2014); 5510 Sayılı

Kanun’a Göre Sosyal Güvenlik Kurumunun Prim Alacaklarında Zamanaşımı, Marmara

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C: 20, S: 1, s. 831) Gerçekten yukarıda da yer verildiği üzere, 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesi ile 506 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, prim ve diğer alacaklar yönünden kimi özel durumlarda zamanaşımı süresinin hangi tarihten başlayacağı belirlenmiştir. Şu durumda 5510 sayılı Kanun’un 93’üncü maddesi ile getirilen bu özel hükmün, yürürlük tarihinden öncesine ilişkin prim borçları yönünden esas alınıp alınamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

19. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin, kamu alacağının tabi olacağı kanunun belirlenmesi konusunu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olan kanunların geriye yürümemesi kuralı bağlamında ele aldığı görülmektedir. Nitekim Yüksek Mahkeme bir kararında şu değerlendirmelere yer vermiş ve kamu alacağının doğduğu tarihteki kanun hükmünün, o alacak için uygulanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır: “Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği yasaların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Bu nedenle kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz. Kamu alacaklarının tahsilinde, geriye yürümenin söz konusu olup olmadığının saptanabilmesi için alacağı doğuran olayın ne zaman meydana geldiğinin tespiti gerekir. Genel olarak kamu alacağı alacak konusu olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması ile doğmaktadır. Dolayısıyla kamu alacağını doğuran olayın meydana geldiği veya hukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükte olan

kanunun bu alacak için uygulanması gerekir.” (Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E:

2009/39, K: 2011/68 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

20. Bu nedenle, genel olarak kanunların geriye yürümemesi kuralı ve zamanaşımına ilişkin olarak belirlenen özel kuralın geriye yürütülmesine imkân veren bir düzenlemenin 5510 sayılı

Kanun’da bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde, zamanaşımı süresinin başlangıcı ile ilgili olarak getirilen mezkûr 93’üncü maddenin, yürürlüğe girmesinden önceki dönemlere ait

Kurumun prim alacakları bakımından uygulanmasına imkân yoktur. (Yargıtay Onuncu Hukuk

Dairesinin 16/5/2019 tarihli ve E: 2018/5397, K: 2019/4478 sayılı kararı. Kaynak:

www.corpus.com.tr) Dolayısıyla muaccel olduğu dönemde yürürlükte olan kanuna göre zamanaşımına uğramış Kurum alacağı bakımından, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı

Kanun hükümlerine göre zamanaşımı süresinin belirlenmesi mümkün değildir. Aksi yöndeki bir uygulamanın, bireylerin hukuka olan güven duygusunu zedeleyeceğinden ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal edeceğinden kuşku duyulmamalıdır.

21. Sonuç olarak Kurumun 506 sayılı Kanun dönemine ait prim alacakları bakımından, prim borcunun yukarıda değinilen yasal değişikliklere göre hangi döneme ait olduğu belirlenerek, sonuca göre zamanaşımı süresi tespit edilmelidir. Giderek 5510 sayılı Kanun ile getirilen kimi özel durumlardaki zamanaşımı süresinin başlangıcına ilişkin kuralın, ancak 5510 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra doğacak prim alacakları için geçerli olduğu benimsenmeli ve eski dönem prim alacakları ait olduğu dönem dikkate alınarak zamanaşımına tabi tutulmalıdır. (Odaman, Serkan (2010); Sigorta Prim Alacaklarında Zamanaşımı, Sicil İş

Hukuku Dergisi, S: 20, s. 144.)

22. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, 506 sayılı Kanun döneminde belli bir ay içerisinde çalışan sigortalıya ilişkin Kurumun prim alacağının, ertesi ayın sonunda muaccel olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 6/7/2004 tarihinden itibaren doğan prim alacaklarının tahsilinde on yıllık zamanaşımı süresinin, bu tarih dikkate alınarak başlatılması gerekmektedir. Örneğin, 2004 yılı 8. aya ait sigorta priminin 30/9/2004 tarihine kadar ödenmesi gerekeceğinden, zamanaşımı süresi 1/10/2004 tarihinden başlayacak ve 1/10/2014 tarihinde söz konusu prim alacağı açısından on yıllık zamanaşımı süresi dolmuş

olacaktır. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairesinin; 1/12/2015 tarihli ve E: 2015/17542, K:

2015/21424 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)

23. Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince, Kurumca resen tahakkuk ettirilen prim borçlarının 1995 yılı Şubat ayı ila 2002 yılı Nisan ayı arasındaki aylara ait oldukları, bu itibarla zamanaşımı süresinin belirlenmesinde 506 sayılı Kanun’un esas alınması, borcun muacceliyet tarihi bakımından ise 8/12/1993 tarihinde yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanun ile değişik 506 sayılı Kanun’un 80’inci maddesinin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda aybeay tahakkuk ettirilen prim borçlarının ertesi ayın sonunda muaccel hale geldiği ve zamanaşımı süresinin alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı itibarıyla beş yıl olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla, Kurumun söz konusu prim alacaklarının her ay ayrı ayrı dikkate alınarak ele alınması neticesinde normal şartlarda; 1995 yılının Şubat – Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/1996 tarihinde başlayarak 1/1/2001 tarihinde, 1995 yılı Aralık – 1996 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/1997 tarihinde başlayarak 1/1/2002 tarihinde, 1996 yılı Aralık – 1997 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/1998 tarihinde başlayarak 1/1/2003 tarihinde, 1997 yılı Aralık – 1998 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/1999 tarihinde başlayarak 1/1/2004 tarihinde, 1998 yılı Aralık – 1999 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/2000 tarihinde başlayarak 1/1/2005 tarihinde, 1999 yılı Aralık – 2000 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/2001 tarihinde başlayarak 1/1/2006 tarihinde, 2000 yılı Aralık – 2001 yılı Kasım aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/2002 tarihinde başlayarak 1/1/2007 tarihinde, 2001 yılı Aralık – 2002 yılı Nisan aylarına ait prim alacaklarının zamanaşımı süresinin 1/1/2003 tarihinde başlayarak 1/1/2008 tarihinde sona ermiş olacağı anlaşılmaktadır.

24. Öte yandan, başvurana 1997 yılı Ocak ayı ila 1999 yılı Mayıs ayları arasındaki prim borcuna ilişkin 29/03/2000 tarihli ve sayılı ödeme emrinin gönderildiği ancak tebliğ edilemediği, bunun üzerine 10/12/2004 tarihinde Gazetesi’nde ilanen tebliğ yapıldığı, ayrıca şirket yönetim kurulu üyelerinden ’nin ise 1996 yılı Nisan ayı ila 1999 yılı Eylül ayı dönemi için 5458 sayılı Kanun’a göre başvuruda bulunarak 18/05/2006 tarihinde borcunu yapılandırdığı ve taksit ödemesi yaptığı görülmektedir.

25. Yürürlükte olan 506 sayılı Kanun’un 80’inci maddesine göre Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulandığı, 6183 sayılı Kanun’un “Tebliğler ve müddetlerin hesaplanması” başlıklı 8’inci maddesine göre hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul

Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 106’ncı maddesinin son fıkrasında ilan tarihinden başlayarak bir ay içinde ne vergi dairesine müracaat yapmış ve ne de adresini bildirmiş olanlara bir ayın sonunda tebliğ yapılmış sayılacağı hükmünün yer aldığı görülmektedir.

26. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin E: 2004/7678, K: 2004/8022, T: 05/10/2004 künyeli kararında ödeme emrinin tebliği konusuna açıklık getirilmiş olup “…Öte yandan zaman aşımını kesen haller 6183 sayılı Yasanın 103. maddesinde açıkça sayılmış ve sınırlandırılmış olup yorum yoluyla bunların genişletilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca 6183 sayılı Yasanın 103/4 maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak ‘ödeme emrinin tebliğ’ yerine ‘ödeme emrinin düzenlenmesinin’ zaman aşımını kesici işlem olarak kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara 6183 sayılı Yasanın 103. maddesi kapsamında zaman aşımını kesici bir işlem olmadığına göre Kurum alacağının tamamının zaman aşımına uğradığını kabul ederek davanın kabulüne karar vermek gerekirken 6183 sayılı

Yasanın 103 maddesine aykırı, zaman aşımını kesen işlemleri yorum yoluyla genişleten yazılı gerekçelerle davanın kısmen reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” şeklinde hüküm kurulduğu görülmektedir. (Kaynak: www.corpus.com.tr)

27. Bu itibarla başvurana 10/1/2005 tarihinde tebliğ yapılmış sayılması gerektiği, ancak başvuranın tebliğe konu olan en son 1999 yılı Kasım ayına ait prim borcunun dahi 1/1/2005 tarihinde zamanaşımına uğradığı, geriye kalan borcunun da evleviyetle zamanaşımına uğradığı tespit edilmektedir.

28. Diğer yandan, başvuranla bir dönem birlikte yönetim kurulu üyeliği yapmış olan

’nin, 1996 yılı Nisan ayı ila 1999 yılı Eylül ayı dönemi prim borçları açısından en son aya ait prim borcunun dahi zamanaşımı süresinin 1/1/2006 tarihinde dolmuş olmasına rağmen 18/05/2006 tarihinde 5458 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmaya başvurarak bir taksit ödeme yaptığı, ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 144’üncü maddesinin “Hilâfına mukavele olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların vaziyetlerini ağırlaştıramaz.” hükmünü amir olduğu, nitekim 6183 sayılı Kanun’da aksine herhangi bir hüküm bulunmadığı, bu nedenle kendisinin zamanaşımından sonra yaptığı ödemenin diğer müteselsil borçluları etkileyemeyeceğinden başvuran açısından herhangi bir sonuç doğurmadığı kabul edilmelidir.

29. Keza, başvuranın 1991/04 – 2002/04 dönemi prim borcuna ilişkin 20/11/2015 tarihinde

Gazetesi’nde ilan edilen ödeme emrinin de 22 numaralı paragrafta belirtildiği üzere zamanaşımı süresinin dolmasından sonra tebliğ edildiği aşikârdır.

30. Tüm bu yargı makamlarınca yapılan muhakemeler ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; başvuruya konu borcun Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan mevzuata uygun olarak yasal zamanaşımı süresi içerisinde takip ve tahsilinin yapılmadığı; tahakkuk ettirilen prim borçları bakımından zamanaşımı süresinin kesildiği ve on yıl olarak uygulanması gerektiği yönündeki Kurum açıklamasına katılmanın hukuken mümkün olmadığı; bu nedenle prim alacaklarının doğduğu tarihte yürürlükte olmayan hükümler uygulanarak tesis edilen Sosyal Güvenlik Kurumu işleminde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı tespit edilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 31. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup

İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak başvurana verilen cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.

32. Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve

“haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

33. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul İş Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın emekli aylığındaki haczin kaldırılarak yapılan kesintilerin tarafına iadesi talebinin karşılanması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA

TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

6328 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığınca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna; Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi