|
ÖZET: Başvuran, 2000 yılında ortak olduğu limitet şirketin borçları nedeniyle emekli maaşından yapılan kesintilerin sona erdirilmesini talep etmiştir. Şirketin 2007 yılında kapandığını ve kendisinin 2008’den itibaren maaşından kesinti yapıldığını belirten başvuran, Anayasa Mahkemesi’nin kararına atıfta bulunarak, borçların eski ortaklara yüklenemeyeceğini ifade etmiştir. Başvuran, kesintilerin iade edilmesini veya borç tutarının tahsil edilmesi durumunda kalan miktarın iade edilmesini istemektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 1997-2008 yılları arasında şirkette %20 hisseye sahip olduğunu ve bu nedenle şirketin borçlarından sorumlu tutulduğunu belirtmiştir. Kurum, başvuranın emekli maaşından kesinti yapılmasının yasal dayanağını 5510 ve 6183 sayılı kanunların ilgili maddelerine dayandırmıştır. Ayrıca, başvuranın itiraz etmediği ödeme emirlerinin tebliğ edildiğini ve bu nedenle kesintilerin devam ettiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin reddine karar vermiştir. Başvuranın, Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde sorumlu olduğu ve yapılan işlemlerde hukuka aykırılık tespit edilmediği belirtilmiştir. Başvuranın, kararın tebliğ tarihinden itibaren dava açma hakkı olduğu da vurgulanmıştır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/62989-S.20.68143
BAŞVURU NO : 2020/4649
KARAR TARİHİ : 29/06/2020
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın ortağı olduğu şirketin borçları nedeniyle, emekli aylığından kesinti yapılması hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 10/03/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, 2000 yılında bir limitet şirkete kâğıt üzerinde % 20 ortak olduğunu, 2007 yılı
Temmuz ayında bu şirket ile herhangi bir ilişiğinin kalmadığının ticaret sicili ile tescil edildiğini, bahsedilen şirketin kapandığını, sahiplerine ulaşamadığını, şirketin 2005 ve 2006 yıllarına ait borçlarından dolayı, 2008 yılından bu yana emekli aylığından 1/3 oranında kesinti yapıldığını, çıkarılan borcun 50.000 TL’nin altında olmasına rağmen yapılan kesintinin 100.000
TL’yi geçtiğini, oysa Anayasa Mahkemesinin 3/4/2015 tarihindeki kararı ile bir şirketin vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarından dolayı eski ortağa sorumluluk yüklenmesinin mümkün olmadığını belirterek; emekli maaşından yapılan kesintilerin sona erdirilerek, şu ana kadar yapılan kesintilerin iade edilmesini veya eğer kesilen tutarın tamamının iadesi mümkün değilse çıkarılan borç tutarının tahsil edilerek kalan tutarın iade edilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğünün
başvuru konusuna ilişkin 7/5/2020 tarihli ve E: sayılı yazısında özetle;
2.1) 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin birinci ve on altıncı fıkraları, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi hükümleri gereğince limitet şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan Kurum alacağından dolayı sermaye hissesi oranında doğrudan doğruya sorumlu tutulduğu, başvuranın da de 1997/08 – 2008/05 döneminde %20 hisse payı ile şirket ortaklığı olduğundan dolayı anılan şirketin Kuruma ödenmeyen borçlarından sermaye hissesi oranında sorumluluğunun bulunduğu,
2.2) Bu kapsamda başvuran hakkında icra takip işlemlerine başlanılarak şirket borcundan
sorumlu olduğu dönemlere ilişkin 23/10/2015 tarihli ve sayılı ödeme emirlerinin ikamet adresine gönderildiği ve 3/11/2015 tarihinde tebliğ edildiği, yine tebliğ edilmek üzere ikamet adresine gönderilen fakat tebliğ edilememiş olan ödeme emirlerinin ise 2/12/2015 tarihinde Evrensel Gazetesi’nde, 5/12/2016 tarihinde de Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde ilanen tebliğ edildiği, ancak başvuran tarafından süresi içerisinde ödeme emirlerine itiraz edilmediği gibi söz konusu borcun da ödenmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle, 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi gereğince başvuranın borcunun prim ve işsizlik primi kaynaklı olması ve bu borcun da, aynı
Kanun’un 88. maddesine göre takip edilen amme alacağı niteliğinde olması nedeniyle emekli maaşından 6183 sayılı Kanun’un 71. maddesi gereğince emekli maaşına haciz şerhinin işlendiği, 29/4/2020 tarihi itibarıyla maaşından 55.914,38 TL’nin tahsil edildiği ve kalan borç miktarının ise 234.316,96 TL olduğu,
2.3) Başvuranın Anayasa Mahkemesinin 3/4/2015 tarihindeki kararı sonrasında bir şirketin
vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarından dolayı, eski ortağa sorumluluk yüklenmesinin mümkün olmadığı iddiasına ilişkin olarak ise, 3/4/2015 tarihinde Resmi
Gazete’de yayımlanan 19/3/2015 tarihli ve E , K: sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen hususun, kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların kamu alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını öngören 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları olduğu, başvuranın ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi gereğince gönderilen ödeme emrinde sorumlu tutulan borç döneminin, de 1997/08 – 2008/05 döneminde %20 hisse payı ile şirket ortaklığından kaynaklandığından söz konusu dönemde tahakkuk eden prim borcundan sorumluluğunun bulunduğu,
2.4) .’nin 29/4/2020 tarihi itibarıyla toplam
1.210.959,22 TL tutarındaki borcundan dolayı, 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince icra takip işlemlerine geçilerek şirket adına kayıtlı araçlar üzerine ve banka hesaplarına haciz konulduğu ancak Kurum haczinden önce muhtelif haciz ve rehinlerin olması sebebiyle şirket malvarlığından Kurum alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı,
2.5) Antalya Ticaret Sicili Müdürlüğünün 13/5/2011 tarihli ve sayılı yazısından, söz
konusu şirketin 9/1/1997 tarihinde kayıt olduğunun ve ana sözleşmesine göre şirketin kurucu ortaklarının olduğunun, ilk 3 yıllığına ortaklardan ’ün şirket müdürlüğüne seçildiğinin, 28/7/2008 tarihli ve sayılı
Ticaret Sicil Gazetesi’nden ise ’nin 27/6/2008 tarihli ortaklar kurulu kararıyla hisselerini ’e devrettiğinin anlaşıldığı,
2.6) Diğer taraftan, anılan işyerinin bağlı bulunduğu üniteye borçlu tarafından başvurulması
halinde 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirtilen hükümlerin yerine getirilmesi şartıyla söz konusu borçların en fazla 36 aya kadar tecil ve taksitlendirilerek ilk taksitin ödenmesini müteakip emekli maaşı üzerindeki haciz şerhinin kaldırılmasının mümkün bulunduğu,
Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine
başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;
“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5.
maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
5) Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun;
5.1) “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80. maddesinin birinci fıkrası, beşinci fıkrasının ilk
iki cümlesi ile on ikinci fıkrasında;
“İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.
…
Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.
…
Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.”
5.2) “Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili”
başlıklı 121. maddesinin birinci fıkrasında;
“Bu kanun gereğince bağlanacak gelir veya aylıklar ve sağlanacak yardımlar, nafaka borçları ve bu Kanunun 80 inci maddesine göre takip ve tahsili gereken alacaklar dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez.”
6) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un;
6.1) “Kanundaki terimler” başlıklı üçüncü maddesinde;
“Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını, …
İfade eder.”
6.2) “Limitet şirketlerin amme borçları” başlıklı 35. maddesinde;
“Limitet şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”
6.3) “Kısmen haczedilebilen gelirler” başlıklı 71. maddesinde;
“Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamaz.
Asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin onda birinden fazlası haczolunamaz.”
7) 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun “İşsizlik sigortası primleri ile sosyal
güvenlik primlerine ilişkin hükümler” başlıklı 49. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında;
“Sigortalı işçilerin, işverenlerin ve Devletin her ay için ödeyecekleri işsizlik sigortası primlerinin hesabı, günlük kazancın ve sınırlarının belirlenmesi, prim belgeleri, işsizlik sigortası primlerinin ödenmesi, ödenmeyen primler ve cezalar için düzenlenecek belgeler, yeni işverenin sorumluluğu, teminatın ve hakedişlerin prim borcuna karşılık tutulması, yersiz olarak alınan primlerin iadesi hususlarında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83 ve 84 üncü maddeleri hükümleri uygulanır.
İşsizlik sigortası primlerinin toplanmasından, sigortalı ve işyeri bazında kayıtların tutulmasından, toplanan primler ile uygulanacak gecikme zammı, faiz ve cezaların Fona aktarılmasından, teminat ve hakedişlerin prim borcuna karşılık tutulmasından, yersiz olarak alınan primlerin iadesinden Sosyal Sigortalar Kurumu görevli, yetkili ve sorumludur.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
8) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya
kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
9) Başvuran, bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere emekli maaşından yapılan
kesintilerin sona erdirilerek, şu ana kadar yapılan kesintilerin iade edilmesini veya eğer kesilen tutarın tamamının iadesi mümkün değilse çıkarılan borç tutarının tahsil edilerek kalan tutarın iade edilmesini talep etmektedir.
10) Diğer taraftan Sosyal Güvenlik Kurumu ise, işveren
nin sigorta prim ve işsizlik sigortası prim borçlarının tahsili kapsamında, başvuranın 1997/08 – 2008/05 dönemi arasında anılan şirkette ortaklığının bulunması nedeniyle ölüm aylığından kesinti yapıldığını belirtmektedir. Şu durumda somut olayda, tüzel kişi işveren şirketin Kuruma olan sigorta prim ve işsizlik sigortası prim borçlarından dolayı başvuranın sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceğinin irdelenmesi gerekmektedir.
11) Türk sosyal sigortalar sisteminin finansmanının ağırlıklı olarak prim rejimine
dayanması nedeniyle Kurumun sosyal güvenlik politikalarını oluşturabilmesi, sosyal güvenlik sistemlerinin işlerliğini devam ettirebilmesi ve oluşan sosyal riskler yönünden gerekli sosyal sigorta yardımlarının sağlaması için sigorta primlerinin, zamanında ve eksiksiz olarak ödenmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim kanun koyucu Kurumun en önemli gelir kaynaklarından olan primlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini güvence altına almak amacıyla tüzel kişi işverenler ile birlikte bazı gerçek kişilerin de sorumlu olmaları yönünde bir
kısım düzenlemeler getirmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/10/2019 tarihli ve E:
2016/1364, K: 2019/1100 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr) Gerçekten de 506 sayılı
Kanun’un 80. maddesinin on ikinci fıkrasında, sigorta primleri haklı sebep olmaksızın süresi içerisinde Kuruma ödenmezse tüzelkişi işverenlerin üst düzey yönetici veya yetkililerinin, Kuruma karşı işverenler ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine kanun koyucu, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağını düzenleyerek sigorta primlerinin tahsil edilmesine özel bir önem vermiştir. Öte yandan Kurumun 506 sayılı Kanun kapsamındaki prim alacakları için getirilen bu düzenlemelerin, 4447 sayılı Kanun’un 49. maddesinin beşinci fıkrasının atfıyla işsizlik sigortası primleri hakkında da uygulanacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte 6183 sayılı
Kanun’un 35. maddesinde de, limitet şirketin amme borçlarına ilişkin olarak, şirket tüzel kişiliğinin yanında limitet şirket ortaklarının da şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları düzenlenmiştir. Şu durumda başvuranın, ortağı olduğu döneme ilişkin
. adlı işverene ait sigorta prim ve işsizlik sigortası prim borçları bakımından sorumluluğun hangi Kanun kapsamında ele alınacağının ortaya konulması gerekmektedir.
12) Bu kapsamda anılan Kanun maddeleri irdelendiğine 6183 sayılı Kanun’un 35.
maddesinin, limitet şirketin amme borçlarından dolayı ortaklarının sorumluluğu konusunda genel düzenleme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinin on ikinci fıkrasının ise sigorta primlerinin ve bu arada 4447 sayılı Kanun’un 49. maddesinin atfıyla işsizlik sigortası primlerinin, Kuruma ödenmesi konusunda tüzel kişi işverenler yanında sorumlu tutulabilecek gerçek kişileri belirleyen özel bir düzenleme olduğu görülmektedir. Şu durumda tüzelkişi işverenlerin üst düzey yönetici veya yetkililerinin Kurumun prim alacakları bakımından sorumluluğunun, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinin on ikinci fıkrası kapsamında ele alınması gerekecektir. Buna karşılık 506 sayılı Kanun kapsamındaki prim alacakları bakımından, üst düzey yönetici veya yetkili sıfatını haiz olmayan limitet şirket ortaklarının
Kurum alacaklarından sorumluluğu ise 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi hükümleri doğrultusunda belirlenecektir. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairesinin 29/3/2010 tarihli ve
E: 2009/4663, K: 2010/3417 sayılı kararı; Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 1/12/2015 tarihli ve E: 2015/21548, K: 2015/21081 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr)
13) Diğer taraftan limitet şirket ortaklarının 6183 sayılı Kanun’un mezkûr 35. maddesi
kapsamında sorumlu tutulabilmeleri, amme alacağının şirket malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda mümkündür.
Dolayısıyla limitet şirket ortakları yönünden öngörülen sorumluluk, ikincil derecede sorumluluktur. Diğer bir deyişle, asıl borçlu limitet şirketin malvarlığının amme alacağını karşılamadığının anlaşıldığı takdirde, şirket ortağı borçlu duruma gelecektir. (Yargıtay Yirmi
Birinci Hukuk Dairesinin 6/12/2016 tarihli ve E: 2016/8633, K: 2016/14753 sayılı kararı.
Kaynak: www.corpus.com.tr) Bu nedenle, limitet şirketin ortağının sorumluluğuna gidilebilmesi için amme alacağının, asıl borçlu olan limitet şirketten tahsil edilememe veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinin gerçekleşmesi gerekir. Bu durumun tespiti ise
Kurumca 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ifade edilen yöntemlere başvurulması ya da bu konuda yine Kurumca yapılacak bir araştırma ile olacaktır. Dolayısıyla bu konudaki ispat yükü, alacaklı Kurum üzerindedir. Sonuç olarak, limitet şirketin üst düzey yönetici veya yetkili sıfatı bulunmayan ortaklarına 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında takibe geçilebilmesi; öncelikle şirket hakkında yapılmış bir takip ve bu takibin semeresiz kalması veyahut takip yapılmasa da, Kurumca yapılacak çeşitli araştırmalar ile haczedilebilecek veya paraya çevrilebilecek bir malvarlığının bulunmadığının tespit edilmesine bağlıdır. (Yargıtay Onuncu
Hukuk Dairesinin 16/1/2018 tarihli ve E: 2015/16300, K: 2018/143 sayılı kararı. Kaynak:
www.corpus.com.tr)
14) Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince, başvuranın 9/1/1997 tarihinde
tescil edilen .’nin kurucu ortakları arasında yer aldığı, 27/6/2008 tarihli ve numaralı ortaklar kurulu kararı ile hisselerini devrettiği ve bu hususun da tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bu noktada başvuranın de üst düzey yönetici veya yetkili sıfatını haiz olmadığı, bu nedenle 506 sayılı
Kanun’un 80. maddesinin on ikinci fıkrası bakımından sorumluluğunun bulunmadığı belirgindir. Ancak başvuranın .’nin Kuruma olan borçları bakımından, ortağı olduğu dönemlerle sınırlı olarak 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan yukarıda da değinildiği üzere Kurum alacakları bakımından, başvuranın sadece ortak olması nedeniyle doğan sorumluluğu ikincil niteliktedir. Bu nedenle somut olayda başvuranın
.’nin sigorta primi ve işsizlik sigortası prim borçları bakımından sorumlu kabul edilmesi, anılan şirket hakkında yapılmış bir takibin bulunmasına ve bu takibin semeresiz kalmasına veyahut takip yapılmasa da, Kurumca yapılacak çeşitli araştırmalar sonrasında şirket malvarlığından tahsil imkânının bulunmadığının tespit edilmesine bağlıdır.
15) Bu kapsamda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından,
hakkında 2 numaralı icra takibinin başlatıldığı ve anılan şirkete ait araçlar üzerine haciz konulduğu, bununla birlikte Kurum haczinden önce muhtelif haciz ve rehinlerin olması sebebiyle şirket malvarlığından Kurum alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı ifade edilmektedir. Şu halde 6183 sayılı Kanun’un amme alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı durumları tahdidi olarak belirlememiş olması, başvuranın da takibe konu edilen
Kurum alacağının şirket malvarlığından tahsil edilebileceğine yönelik iddiasının bulunmaması karşısında, söz konusu Kurum alacakları bakımından başvuranın sorumluluğuna gidilebilmesinin yasal şartının bu yönüyle de somut olayda gerçekleştiği değerlendirilmektedir.
16) Son olarak başvuranın Anayasa Mahkemesinin 3/4/2015 tarihindeki kararı ile bir
şirketin vergi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarından dolayı eski ortağa sorumluluk yüklenmesinin mümkün olmadığı iddiasının da irdelenmesi gerekmektedir. Bu noktada
Anayasa Mahkemesinin 3/4/2015 tarihli ve sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 19/3/2015 tarihli ve E: , K: sayılı kararındaki irdelenen hususun, 6183 sayılı
Kanun’un mükerrer 35. maddesine, 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen beşinci ve altıncı fıkraların Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık iddiasının olduğu görülmektedir. Yüksek Mahkemenin, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağını ve kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda yer alan hükümlerin söz konusu sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını öngören dava konusu düzenlemelerin iptaline karar verdiği anlaşılmaktadır. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumunun başvuranın
.’nin borçları bakımından sorumlu tutmasının dayanağının, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin değil salt ortak olması nedeniyle 6183 sayılı
Kanun’un 35. maddesi olduğu anlaşıldığından, anılan Yüksek Mahkeme kararının başvuranın sorumluluğuna etkisinin olmadığı belirgindir.
17) Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; başvuranın ortağı olduğu
dönemlere ait .’nin Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında sorumlu olduğu cihetiyle gerçekleştirilen işlemlerde hukuka ve hakkaniyet aykırılık tespit edilememiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
18) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece “kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idareden bahse konu ilkeye de uygun davranması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
19) 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının
başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Ankara İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle başvuranın taleplerinin reddine;
Kararın başvurana ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tebliğine,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi