ÖZET: Başvuran, 2007 yılında emekli olduğunu ve 1995-2003 yılları arasında çalıştığı işyerine karşı kazandığı davanın ardından, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) başvurarak prime dayalı kazançlarının güncellenmesini talep etmiştir. Ancak, kendisine ödenen 5.073,66 TL’lik maaş farkının yasal faiziyle birlikte ödenmediğini belirterek, mülkiyet hakkının korunmasını istemiştir. Ayrıca, maaş hesabının değişmesi nedeniyle kendisine çıkarılan borca itiraz etmiştir.

SGK, başvuranın maaş farkına yasal faiz uygulanamayacağını, çünkü mevzuatta bu yönde bir düzenleme bulunmadığını ifade etmiştir. Başvuranın, mahkeme kararı doğrultusunda yapılan ilk incelemede hatalı işlem yapıldığı ve bu nedenle fazla ödeme yapıldığı belirtilmiştir. İkinci incelemede ise, yıllık izin ücretinin prime esas kazanç üst sınırı dikkate alınarak yeniden hesaplandığı ve 4.004,23 TL’lik borç çıkarıldığı bildirilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın taleplerini değerlendirerek, emekli aylık farklarının güncel değerle ödenmesi hususunda SGK’ya tavsiyede bulunmuş, ancak fazla ödenen emekli aylıklarının geri alınması talebinin reddedilmesine karar vermiştir. İdarenin, başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünü koruduğu sonucuna varılmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/89073-S.20.97390

BAŞVURU NO : 2020/65275

KARAR TARİHİ : 04/12/2020

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Tarafına ödenmiş olan farkın yasal faizinin hesaplanarak

BAŞVURUNUN KONUSU :

ödenmesi talebi hakkındadır

BAŞVURU TARİHİ : 05/06/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde posta yoluyla yapılan başvuruda; başvuran 2007 yılında emekli olduğunu, 1995-2003 yılları arasında çalıştığı işyerine karşı açmış olduğu davayı kazandığını, daha sonra İzmir SGK İl Müdürlüğüne başvuru yaparak prime dayalı kazançlarının yasal mevzuat çerçevesinde ilgili bölüme işlendiğini, ancak şikayet konusu olan birikmiş farklarına en yüksek yasal faiz uygulanmadığını belirterek, mülkiyet hakkının gözetilmesini ve tarafına ödenmiş olan 5.073,66 TL farkın yasal faizin hesaplanarak tarafına ödenmesini talep etmektedir. Ayrıca dosyanın inceleme araştırma aşamasında maaş hesabının değiştiğini ve adına borç çıkarıldığını ifade eden başvuran maaş hesabına ve adına çıkarılan borca da itiraz ederek düzeltilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 30/07/2020 tarihli ve sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 17/08/2020 tarihli ve sayılı yazıda özetle; 2.1. İzmir 4. İş Mahkemesinin Esas, 23/05/2012 tarihli Karar numaralı kararının Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 07/03/2013 tarihli ve Karar numaralı kararı ile onanarak kesinleştiği, bu karara istinaden alacaklarına yönelik tahakkuk ve hizmetleri, ilgili işyeri dosyasına işlenerek yaşlılık aylığı hesabında tekrar değerlendirildiği ve aylıkları 01/09/2007 tarihinden itibaren güncellenerek 5.073,66 TL fark ödeme tutarının 22/01/2020 tarihinde başvuranın banka hesabına gönderildiği, 2.2. Daha sonra başvuranın 01/07/2020 tarihli itiraz dilekçesine istinaden ilgili birimce tekrar inceleme yapıldığı ve 2020/20 Sayılı İşveren İşlemleri Genelgesinin İkinci Kısım Üçüncü

Bölümünün (l.1) numaralı alt bendinde “Alacak davasına konu olan dönemlere ilişkin kazançların ücret olması halinde: Öncelikli olarak mahkeme kararında dönemler belliyse ücret kazançları ilgili aylara mal edileceği, ücretin dönemi belli değilse mahkemeden konu hakkında bilgi alınacağı, söz konusu ücret alacaklarının dönemleri mahkemeden temin edilmesi halinde ilgili aylara temin edilememesi halinde ise alacak davasına konu olan dönemdeki sigortalılık bildirimi yapılan son ayın, kazancına mal edilecektir.” ifadesinin yer alması nedeniyle, sigortalının izin ücretleri ile ilgili hizmetlerinin sehven farklı dönemlere ve hatalı tutar üzerinden işlendiği anlaşıldığı ve tahakkuku değiştirilerek aylıkları tekrar güncellenip hak edilen birikmiş aylık farklarının toplamı 1.069,43 TL olduğu tespit edildiği ve 22/01/2020 tarihinde sehven gönderilen 5.073,66 TL’nin 4.004,23 TL’sinin adı geçene borç kaydedildiği, 2.3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 55 inci maddesinin birinci fıkrasında bu Kanuna güre gelir veya aylık bağlanan sigortalı ile hak sahibi kişilerin durumlarının, kendilerine veya başka hak sahiplerine bağlanmış bulunan gelir veya aylık tutarının düzeltilmesini gerektirir bir şekilde değişmesi halinde gelir veya aylık tutarlarının, değişikliğin meydana geldiği tarihten sonraki ödeme dönemi başından başlanarak yeni duruma güre düzeltileceğinin hüküm altına alındığı, 2.4. Diğer taraftan, Kurumun 06/11/2018 tarihli ve 2018/38 sayılı Genelgesinin “Yersiz

Ödemeler” başlıklı On dördüncü Bölümünün “5.2. Aylık Miktarının Yanlış Hesaplanması” alt başlığında; bağlanan aylığın miktarının yanlış hesaplandığının (sigortalının bazı hizmetlerinin sonradan tespit edilmesi, başka sigortalılara ait hizmetlerin Yarışması, aylığın hesaplanmasına esas gün ve kazanç bilgilerinin veya diğer bilgilerin aylık bağlanma programlarına yanlış girilmesi..vb) sonradan tespit edilmesi halinde, öncelikle talep tarihi itibariyle aylığın yeniden hesaplanarak düzenleneceğinin, hesaplanan yeni aylık eski aylıktan yüksekte, aylık başlangıç tarihi itibariyle hesaplanan fark aylıklarının ödeneceğinin talimatlandırıldığı, 2.5. 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun Sosyal Güvenlik Kurumuna

Başvuru Zorunluluğu” başlıklı 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği, Kurumun, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlü olduğunun öngörüldüğü, 2.6. Buna güre; İzmir 4. İş Mahkemesinin Esas, 23/05/2012 tarihli Karar numaralı kararının Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 07/03/2013 tarihli ve Karar numaralı kararı ile onanarak kesinleştiği, bu karara istinaden başvuranın Kurumdan birikmiş fark aylığına yasal faiz uygulanmasını talep ettiği, fakat Hotel Baylan San ve Tic. Ltd. Şti ünvanlı iş yeri aleyhine açılan davanın başvuran ile Hotel Baylan San. ve Tic. Ltd. Şti ünvanlı iş yeri arasındaki alacak davası olması, Kurumun davanın tarafı olmaması ve mevzuat da birikmiş fark aylığa yasal faiz uygulanacağına dair herhangi hüküm bulunmaması nedeniyle ilgilinin talebinin yerine getirilmesine imkan bulunmadığı

Hususları bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 3.2. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet

Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” 4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun

“Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 16/06/2006 tarihli ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; 5.1. “Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile iadesi gereken primler” başlıklı 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Kurumun prim ve diğer alacakları süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, ödenmeyen kısmı sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her bir ay için % 3 (% 2) oranında gecikme cezası uygulanarak artırılır. Ayrıca, her ay için bulunan tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Yeni Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Ancak, ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanır.

Cumhurbaşkanı, ilk üç ay için uygulanan gecikme cezası oranını iki katına kadar artırmaya veya bu oranı % 1 oranına kadar indirmeye, yeniden kanunî oranına getirmeye ve uygulama tarihini belirlemeye yetkilidir. Dava ve icra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer Kurum alacaklarının ödenmemiş kısmı için gecikme cezası ve gecikme zammı tahsil edilir.” 5.2. “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

…

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.” 5.3. “Kurumca verilecek idarî para cezaları” başlıklı 102 nci maddesinin birinci fıkrasının c bendinde; “86 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri, Kurumca belirlenen şekilde ve usȗlde vermeyenler ya da Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler veya belirlenen süre içinde vermeyenlere her bir fiil için;

…

4) Belgenin mahkeme kararı, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca

yapılan tespitler veya diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde ya da bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden, hizmetleri veya kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği anlaşılan sigortalılarla ilgili olması halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınmaksızın, aylık asgari ücretin iki katı tutarında, idari para cezası uygulanır.” 5.4. “506, 1479, 5434, 2925, 2926 sayılı kanunlara ilişkin ortak geçiş hükümleri ” başlıklı geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.” 6. 17/07/1964 tarihli ve 11766-11779 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 506 sayılı Sosyal

Sigortalar Kanunun; 6.1. “Prime esas ücretler” başlıklı 77 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;

“Sigortalılarla işverenlerin bir ay için ödeyecekleri primlerin hesabında:

a) Sigortalıların o ay için hakettikleri ücretlerin, b) Prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan sigortalılara o ay içinde ödenenlerin, c) İdare veya kaza mercilerince verilen karar gereğince (a) ve (b) fıkralarında yazılı kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin, Brüt toplamı esas alınır.

(Değişik ikinci fıkra:29/7/2003 – 4958/36 md.) Şu kadar ki, ölüm, doğum ve evlenme yardımları, yolluklar, kıdem, ihbar ve kasa tazminatları, aynî yardımlar ile Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığınca miktarları yıllar itibariyle belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, sigorta primlerinin hesabına esas tutulacak kazançların aylık tutarının tespitinde nazara alınmaz. Bunların dışında her ne ad altında ödeme yapılırsa yapılsın tüm ödemeler prime tabi tutulur.” 6.2. “Günlük kazanç sınırları” başlıklı 78 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; “(Değişik birinci fıkra: 24/6/2004-5198/9 md.)Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre 16 yaşından büyükler için belirlenen günlük asgarî ücrettir; üst sınırı ise günlük asgarî ücretin 6,5 katıdır.

Günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden, günlük kazançları üst sınırdan fazla olan sigortalıların günlük kazançları da üst sınır üzerinden hesaplanır.” 7. 22/5/2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanununun “Sözleşmenin sona ermesinde izin ücreti” başlıklı 59 uncu maddesinin birinci fıkrasında; “İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.” hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, emsal yargı kararları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin “Kısmen

Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran özetle; mahkeme kararı neticesinde değişen prime esas kazancı ve buna bağlı olarak artan maaş tutarı nedeniyle tarafına ödenmiş olan 5.073,66 TL maaş farkının yasal faiziyle hesaplanarak ödenmesini ve Kuruma ikinci müracaatı sonrasında maaş hesabının değiştirilmesi nedeniyle adına çıkarılan borcun iptal edilmesini talep etmektedir.

10. SGK tarafından, başvuranın maaş farkına faiz uygulanmasına mevzuatta bu yönde bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle imkan bulunmadığı, diğer taraftan başvuranın prime esas kazanç tutarının güncellenmesinde ilk incelemede sehven mahkeme kararındaki tüm tutar üzerinden işlem yapıldığı, ikinci incelemede ise durumun farkedilip düzeltilmesi nedeniyle başvurana fazla ödenen emekli maaş farkı tutarının borç çıkarıldığı ifade edilmiştir.

11. Bu çerçevede uyuşmazlığın mahkemece hükmolunan yıllık izin ücretinin başvuranın perime esas kazanç hesabında ne şekilde değerlendirileceği, anılan değerlendirme sonrası oluşan yeni durumda ortaya çıkan emekli aylık farklarına faiz uygulanıp uygulanmayacağı, idarece ilk seferinde hatalı hesaplanan fark ödemesi tutarının başvurandan geri alınıp alınamayacağı noktalarında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

12. Mahkemece hükmolunan yıllık izin ücretinin prime esas kazanç hesabında değerlendirilmesine ilişkin olarak; 12.1. 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesinde Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar önceki sosyal güvenlik kanunları kapsamında geçen sigortalılık başlangıçlarının, hizmet sürelerinin, fiili hizmet süresi zammının, itibari hizmet sürelerinin, borçlandırılan ve ihya edilen sürelerin ve sigortalılık sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle, mahkemece başvuranın 1995-2003 yılları arasındaki çalışmalarına bağlı olarak hükmolunan yıllık izin ücretinin prime esas kazanç hesabına dahil edilip edilmeyeceğine ilişkin değerlendirmenin, anılan dönemdeki mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılması gerekmektedir.

12.2. 506 Sayılı Kanunun 77 nci maddesinde sigortalılarla işverenlerin bir ay için ödeyecekleri primlerin hesabında a)Sigortalıların o ay için hakettikleri ücretlerin, b)Prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan sigortalılara o ay içinde ödenenlerin, c)İdare veya kaza mercilerince verilen karar gereğince (a) ve (b) fıkralarında yazılı kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan ödemelerin, brüt toplamının esas alınacağı düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise prime esas kazanç hesabına dahil olmayan ödemeler sayma yoluyla belirlenmiş olup bunlar dışında kalan her türlü ödemenin prime esas kazanca esas tutulacağı açıkça belirlenmiştir.

12.3. Öte yandan 4857 sayılı İş kanunun 59 uncu maddesinde iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretinin, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödeneceği düzenlenmiştir.

12.4. Yıllık izin ücreti, geniş anlamda ve dönemsel ücret niteliğinde olmayıp bağımsızdır ve fesihle birlikte ücret alacağına dönüşüp muaccel olmaktadır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır. Yıllık izin ücreti, fesihle birlikte ücret alacağına dönüştüğünden tazminat niteliğinde bir alacak değildir. Bu sebeple, 506 sayılı Yasanın mülga 77. maddesi ve 5510 sayılı Yasanın 80. maddesindeki istisnalar arasında da sayılmadığından prime esas kazanca, dolayısıyla sigorta primi kesintisi kesintisine tabidir (Yargıtay 7. H.D. Esas: 2015/1400, Karar : 2016/8851, Tarih : 20.04.2016; Esas : 2015/39847, Karar : 2015/25538 Tarih : 16.12.2015, erişim: corpus 20.11.2020).

12.5. Bu durumda başvuranın mahkeme kararı ile hak kazandığı yıllık izin sürelerine ait ücretlerin hizmet akdinin sona erdiği 7.7.2003 tarihi itibarıyla muaccel hale geldiği, dolayısıyla anılan tarih itibarıyla 506 sayılı kanunun 77 nci maddesi kapsamında prime esas kazanca tabi ücret unsuruna dönüştüğü anlaşılmaktadır.

12.6. Diğer yandan 506 Sayılı Kanunun 78 inci maddesinde prime esas kazancın alt ve üst sınırları düzenlenmiş ve sigortalıların çalışılan ay içerisinde üst sınırı aşan kazançlarının prime esas kazanç üst sınırından hesaplanacağı belirlenmiştir.

12.7. Buna göre, başvuranın yıllık izin ücreti tutarının feshin gerçekleştiği aydaki prime esas kazanç üst sınırına kadar olan kısmının prime esas kazanç hesabına dahil edilmesi ve sigorta primi kesintisine esas alınması gerekmektedir. Yıllık izin ücreti tutarının son çalışılan aydaki prime esas kazanç üst sınırını aşan kısmının ise prime esas kazanca dahil edilmeyerek sigorta primi kesintisine tabi tutulmaması gerekmektedir.

12.8. Somut olayda, başvuran tarafından mahkeme kararı doğrultusunda prime esas kazançlarının güncellenmesine yönelik olarak yapılan ilk müracaat üzerine idarece, mahkeme kararında hükmolunan yıllık izin ücreti tutarının tamamı farklı dönemler halinde başvuranın prime esas kazancına dahil edilmiş, bu çerçevede başvuranın emekli aylığı yeniden hesaplanmış, ortaya çıkan 5.073,66 TL fark başvurana ödenmiştir. Başvuran tarafından söz konusu ödemenin yasal faiziyle birlikte yapılmasının talep edildiği ikinci başvuru üzerine idarece yeniden yapılan incelemede, bir önceki işlemde hatalı işlem yapıldığı tespit edilmiş ve başvuran adına mahkemece hükmolunan yıllık izin ücreti bu kez prime esas kazanç üst sınırı dikkate alınmak suretiyle yalnızca feshin gerçekleştiği aya mal edilmiş ve başvuranın emekli aylığı buna göre yeniden hesaplanmıştır.

12.9. Yukarıdaki yer verilen çerçevede, başvuranın prime esas kazanç tutarı belirlenirken mahkemece hükmolunan yıllık izin ücreti tutarının prime esas kazanç üst sınırı dikkate alınarak başvuranın son çalıştığı aya mal edilmesi ve emekli aylığının buna göre yeniden belirlenmesi gerektiği anlaşıldığından idarece bu yönde tesis edilen işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

13. Emekli aylık farklarına faiz uygulanmamasına ilişkin olarak; Başvuranın emekli aylığının hesaplanmasında dikkate alınan prime esas kazancın değişmesi neticesinde başvuranın önceki ve sonraki emekli aylıkları arasında başvuran lehine bir fark ortaya çıkmıştır. Ancak bu fark, faiz ya da alım gücüne yönelik herhangi bir güncelleme uygulanmadan hesaplanmış ve başvurana ödenmiştir.

14. Daha önce Kurumumuz tarafından geç ödenen aylık ve/veya emekli ikramiyesine yasal faiz ödenmesi yönünde Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen Tavsiye Kararlarında (21/07/2017 tarihli ve 2017/428 Başvuru No’lu, 05/10/2020 tarihli ve 2020/48902 Başvuru No’lu) da belirtildiği üzere; faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında

Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olay bazında faizi tanımlayacak olursak, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatası ile eksik ödenen emekli aylığının daha sonra ödendiği ana kadar geçen süre bakımından hak edilen için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması kural olarak gerekmez.” şeklinde ifade edilmiştir.

18. Yüksek yargının istikrar kazanmış içtihatlarının aksine Kurumun asıl alacak öderken mevzuatta açık düzenleme olmadığı gerekçesiyle kendiliğinden faiz ödememesi, bu hususun yargılamaya konu olmasına ve yine istikrar kazanmış yargı kararları uyarınca ilave yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemek yanında yargı yükünün artmasına ve vatandaşların da yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle mağduriyet yaşamasına neden olmakta, diğer bir deyişle Kurumun ödemek zorunda olduğu miktar giderek artmakta ve bu da

Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturmaktadır.

19. Öte yandan mahkeme kararı gereği prime esas kazanca dahil edilen ödemeler Kurum tarafından işverenlerden tahsil edilmektedir. Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde Kuruma bildirilmediğinin ya da eksik bildirildiğinin mahkeme kararı neticesinde anlaşıldığı durumlarda işverenlere öncelikle idari para cezası uygulanmaktadır. Bunun yanında, süresi içinde ve tam olarak ödenmeyen primler nedeniyle; ilk üç aylık sürede her bir ay için prim tutarının % 2’si gecikme cezası olarak, her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Yeni Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama bileşik bazda faizi ise gecikme zammı olarak uygulanmaktadır. Dolayısıyla Kuruma yasal süresi içinde ödenmemiş primler, idari para cezasının dışında gecikme zammı ve gecikme cezası uygulanmak suretiyle yani bir anlamda güncel değeri korunmuş olarak tahsil edilmektedir.

20. Kurumun hatalı işlemi sonucunda eksik ve geç ödenen aylıklar bakımından Sosyal Güvenlik

Kurumunun, kendi mevzuatlarında eksik yapılan ödemelere ilişkin bu ödemelere ayrıca yasal faiz uygulanacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz ödemesi yapılamayacağı yönünde karar vermesinin, hukuk normlarının birbirleri ile kurgusunu belirleyen hukukun temel ilkelerinden olan genel kanunda yer alan hükme aykırı bir düzenleme özel kanunda yer almadığı takdirde genel kanunun uygulanması gerekmekte olduğu prensibine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmektedir. Nitekim yukarıda açıklanan gerekçelerle emeklilik aylığının, şartların yerine gelmesi anından itibaren muaccel bir borç niteliği kazandığı, bu itibarla Sosyal Güvenlik Kurumunun temerrüt borçlusu olduğu gözetilerek, Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun, E. 2012/7-502 K. 2012/707 sayılı Kararında “Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir.

Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir. Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faizi oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir.” hükmü de dikkatte alındığında, eksik veya geç ödenen aylıklar bakımından yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz talebini yeterli bulmayıp, sadece mahkeme kararı ile faiz verilmesinin, Kurum ile aylığını geç alan sigortalıların tekrar karşı kaşıya getirilerek davalı konumuna getirilmesi, bu konu da başvuruya benzer mahiyetteki kararların göz ardı edilerek, sigortalıların yeniden mahkemelere yönlendirilmesinin, aylıkların geç bağlanması ve/veya eksik bağlanması sonucu Kurum aleyhine açılan faiz davalarının büyük oranda kaybedildiği de düşünüldüğünde bu durumun kamu kaynaklarının israfına yol açacağı, birey devlet arasındaki ilişkileri ve hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceği, bu çerçevede eksik ve geç ödenen aylıkların herhangi bir yargı kararı aranmaksızın yasal faiziyle birlikte ödenmesine imkan tanıyacak şekilde bir mevzuat düzenlemesi yapılması için gerekli çalışmaların yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmiş olup bununla birlikte başvuranın faiz talebinin ret edilmesinin yukarıda açıklanan gerekçelerle hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır.

21. Fazla ödenen emekli aylık farklarının başvurandan geri alınmasına ilişkin olarak; Mahkeme kararı ile Kuruma müracaatı sonrası başvuranın yıllık izin ücreti tutarının tamamının prime esas kazanç olarak farklı dönemlere işlenmesi nedeniyle hesaplanan emekli aylığı ile başvuranın Kuruma ikinci müracaatı sonrası anılan tutarın prime esas kazanç üst sınırı dikkate alınarak son çalışılan aya mal edilmesi suretiyle hesaplanan emekli aylığı arasında başvuran aleyhine bir değişim ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak ilk seferinde 5.073,66 TL olarak hesaplanan birikmiş emekli aylık farkı sonraki inceleme neticesinde 1.069,43 TL olarak hesaplanmış ve fazla ödeme durumuna düşen 4.004,23 TL başvuran adına borç çıkarılmış ve anılan borç 5510 sayılı kanunu 96 ncı maddesinin b bendi gereği başvuranın aylıklarından kesilmeye başlanmıştır.

22. 5510 sayılı Kanunun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinin (a)

bendinde sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemelerin hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru on yıllık sürede ve bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren kanuni faiziyle tahsil edileceği düzenlenmişken, (b) bendinde

Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan her türlü fazla veya yersiz ödemenin; hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan kısmının geriye alınacağı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemeler için faiz uygulanmayacağı, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler için ise bu süre sonundan itibaren kanunî faiz uygulanacağı, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, Kurumdan gelir veya aylık alınıyor olması durumunda söz konusu ödemelerin gelir ve aylıklardan % 25 oranında kesileceği hüküm altına alınmıştır.

23. İlgili madde ile Kurum tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her türlü ödemenin geri alınacağının düzenlendiği, fazla veya yersiz ödemenin ne şekilde ve hangi esaslar doğrultusunda geri alınacağının ise fazla veya yersiz ödemeyi doğuran sebebin sigortalıların kasıt veya kusuru ile Kurum hatasından doğmasına göre farklılaşacağı belirlenmiştir. Kurumun hatalı işlem yapabileceği öngörülerek Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan fazla veya yersiz ödemelerin hafifletilmiş şartlarla geri alınmasına yönelik bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir.

24. Bununla birlikte, 96 ncı maddenin (b) bendinin “hukukun vatandaşlara öngörülebilirlik ve güven sağlaması gerektiği, keyfi şekilde düzenlenen yaptırımların ve vatandaşlara getirilen yükümlülüklerin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, önceden yapılan ödemelerin geri alınmasına ilişkin düzenlemenin mülkiyet hakkıyla birlikte ağır yaptırım öngörmesi nedeniyle ölçülülük ilkesini de ihlal ettiği, Kurum’un kendi kusurundan dolayı tek taraflı olarak emeklilik statüsünü iptaliyle ortaya çıkan zarardan vatandaşın sorumlu tutulmasının Devlet’in yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, Kurum’un kusuru nedeniyle hatalı olarak tesis edilen işlemden kaynaklanan ödemelerin iadesinin iş mahkemelerine açılan davalar ile sağlandığı ve hatalı işlem nedeniyle uğranılan zararın Kurum’dan tahsili talebinin bu düzenleme karşısında sonuçsuz kalacağı” gerekçesiyle Anayasa’nın 2., 13., 35., 60. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ve iptali için itiraz yoluyla yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi’nce verilen 10/02/2016 tarihli ve E.2015/97, K.2016/10 sayılı kararda; “… Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucunun, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır.

6. Kural, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle ilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.

7. Öte yandan Kurum’un hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiş, kanun koyucu sebepsiz zenginleşene hatalı işlemin tebliğinden itibaren yirmidört ay gibi uzun bir süre faizsiz iade yapması için seçenek tanımıştır.

Dolayısıyla kural Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.” denilmek suretiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

25. Yine, 96 ncı maddenin (a) bendinin Anayasa’nın 60. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için itiraz yoluyla yapılan başvuru neticesinde; 25.1. Anayasa Mahkemesi’nce verilen 12/07/2017 tarihli ve E.2017/44, K.2017/118 sayılı kararda; “…Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur.

Kanun koyucunun, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. 12. Kural, Sosyal Güvenlik

Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından

Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.

…

14. Kural, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle, var olmayan bir sosyal güvenlik hakkının gerçekleştiği değerlendirmesiyle Kurumun ilgililere yaptığı ve malvarlıklarında sebepsiz zenginleşmeye yol açan yersiz ödemelerin iadesine ilişkindir. Bu nedenle kişinin malvarlığında ekonomik bir değer taşımakla birlikte geçerliliği bulunmayan bir sosyal güvenlik hakkından kaynaklanan yersiz ödemenin iadesi talebini düzenleyen kuralın sosyal güvenlik hakkıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.

15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir…” denilmek suretiyle itirazın reddine karar verilmiştir.

25.2. Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi’nce; 96 ncı maddenin Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olduğu, Kuralın, ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığının anlaşıldığı, böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğunun açık olduğu, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı belirtilmiştir.

26. Nitekim kendilerine fazla veya yersiz ödenen emekli aylıklarının geri istenmesi işlemleri üzerine sigortalılar tarafından yapılan bireysel başvurular üzerine verilen benzer nitelikteki kararlar ile mülkiyet hakkına müdahalenin sınırlarının AİHS kapsamında tartışıldığı Anayasa

Mahkemesi’nce verilen diğer kararlarda da; 26.1. Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkının, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğunun kabul edilmesi gerektiği (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, Ş 36; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve

Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; AndrejevaLetonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77; Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38), AİHM’in, bir mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılmasının, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel olmayacağını ifade ettiği (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 40), 26.2. Mülkiyet hakkının mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılmasının mümkün olduğu, ancak

Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62), 26.3. Ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, 14.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149,

K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016;

E.2016/13, 142016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38), 26.4. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının da göz önünde bulundurulması gerektiği (Uğur Ziyaretli, § 65), 26.5. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No 2013/711, 3/4/2014, § 68), 26.6. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71), 26.7. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku bulunmadığı, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumun kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına izin verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği (Tevfik Baltacı, § 74), 26.8. Hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerektiği (Tevfik Baltacı, § 76), 26.9. Emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanmasının, kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması bakımından gerekli olduğu (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 58)

İfade edilmiştir.

26.10. Yukarıda yer verilen ifade ve açıklamalar ışığında somut olayda Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle Kanun’a aykırı şekilde başvurana yapılan fazla veya yersiz ödemelerin 5510 sayılı

Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendi ile getirilen kurala dayanarak Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla geri alınmak suretiyle sınırlandırılabileceği, kural ile kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkılarının dikkate alındığı ve hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanmasındaki usul, tahsilatın başvuranın dara düşmesini önleyecek bir takvime bağlanması gibi kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması bakımından makul kabul edilebilecek esasların belirlendiği ve idarenin de bu çerçeveye uygun şekilde işlem tesis ettiği değerlendirilmiştir.

27. Tüm bu değerlendirmeler ve açıklamalar çerçevesinde; başvuru konusu somut olayda, idarece yapılan hatalı veri girişine bağlı olarak fazla hesaplanan emekli aylığı nedeniyle tarafına yersiz olarak ödenen emekli aylık farklarının geri alınmasının, ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengeyi başvuran aleyhine bozmadığı, başvuran üzerinde orantısız bir yüke sebep olmadığı dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmadığı, aksi durumun başvuranın sebepsiz zenginleşmesine neden olacağı değerlendirildiğinden başvurana yersiz ödenen aylık farklarının 96 ncı maddenin (b) bendine göre geri alınması yönünde idarece yapılan işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 28. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; ilgili idarenin, Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap vermediği bu anlamda

‘makul sürede karar verme’, ilkesine, ayrıca şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

29. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Kısmen Tavsiye kısmen

Ret Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İzmir İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE; Yukarıda açıklanan gerekçelerle; – Başvurana fazla ödendiği anlaşılan emekli aylık farklarının geri alınması işleminin iptali talebinin REDDİNE, – Başvuranın birikmiş emekli aylık farklarının güncel değerle ödenmesi hususunda SOSYAL

GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca;

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi