ÖZET: Başvuran, TCDD Genel Müdürlüğünde şef olarak görev yaparken 18/04/2016 tarihinde emekliye ayrıldığını ve ek ikramiye tutarının kendisine bildirilmeden banka hesabına yatırıldığını belirtmiştir. Başvuru sonrası ikramiye tutarından haberdar olan başvuran, 10/08/2021 tarihinde hesabına yatırılan tutarın, 2016 yılı itibarıyla hak kazandığı kıdem tazminatının ödenmesi nedeniyle mağduriyetine yol açtığını ifade ederek, 10/11/2016 tarihinden 11/08/2021 tarihine kadar işlemiş olan yasal faizin ödenmesini talep etmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın emekli ikramiyesi için yasal faiz ödenemeyeceğini, çünkü ilgili mevzuatta eksik veya sonradan ödenen tutarlara ilişkin bir düzenleme bulunmadığını belirtmiştir. Kurum, başvuranın ikramiye tutarını tahsil etmemesi nedeniyle tutarın kendi hesaplarına iade edildiğini ve bu süreçte başvurana herhangi bir bildirimde bulunulmadığını ifade etmiştir. Ancak, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve idarenin tutarı beş yıl boyunca faizsiz olarak ödemesi nedeniyle başvuranın aşırı bir külfet altında kaldığı değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun kabulüne ve başvuranın faiz talebinin karşılanmasına yönelik gerekli düzenlemelerin yapılması için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na tavsiyede bulunulmuştur. Bu karar, başvuranın mülkiyet hakkının korunması ve idarenin hukuka uygun davranması açısından önem taşımaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/5731-S.22.8720

BAŞVURU NO : 2022/2180

KARAR TARİHİ : 25/04/2022

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, ek ikramiye tutarına faiz talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 10/02/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran, TCDD Genel Müdürlüğünde şef olarak görev yapmakta ilken 18/04/2016 tarihinde emekliye ayrıldığını, ek ikramiye tutarının kendisine hiçbir bildirimde bulunulmadan banka hesabına yatırılmış olduğunu, Kurumumuza yaptığı başvuru sonrası ikramiye tutarından haberdar olduğunu ve tutarın 10/08/2021 tarihinde hesabına yatırıldığını ancak 2016 yılı itibariyle hak kazandığı kıdem tazminatının 10/08/2021 tarihinde ödenmiş olması nedeniyle mağduriyetine sebebiyet verildiğini ifade ederek 10/11/2016 tarihinden ödemenin yapıldığı 11/08/2021 tarihine kadar işlemiş olan yasal faizin ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 15/02/2022 tarihli ve sayılı bilgi ve belge isteme yazısına istinaden Sosyal

Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 01/03/2022 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde; ilgili mevzuat hükümlerine yer verilmek suretiyle özetle; 5510 sayılı

Kanunun 97 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre tahakkuk ettirilen gelir aylık ve diğer ödemelerinin tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız on iki ay sonuna kadar tahsil etmeyenlerin gelir, aylık ve diğer ödemeleri durdurularak Kurum hesaplarına ilgili bankalar tarafından iade edildiği, Kurum hesaplarına iade edilen bu tutarların, zamanaşımı hükümleri dikkate alınarak ilgililerin başvurusu üzerine tekrar ödendiği, ilgililere, adlarına emekli ikramiyesi tahakkuk ettirildiğine dair Kurumca bildirim gönderilmesine rağmen, tahakkuk ettirilen tutarların on iki ay süresince tahsil edilmemesi sonucunda

Kurum hesaplarına iade edilmesi nedeniyle herhangi bir bildirim gönderilmediği, diğer taraftan, sosyal

güvenlik mevzuatında, ilgililere eksik veya sonradan ödenen tutarlara ilişkin olarak yasal faiz işletileceğine dair herhangi bir hükme yer verilmediği, bu nedenle, ilgiliye tahakkuk ettirilen emekli ikramiyesi için yasal faiz ödenmesine imkan bulunmadığı, 04/11/2016 tarihli işlem ile hesaplanan fark emekli ikramiyesi tutarının, emekli aylığı ve ilk emekli ikramiyesi tutarlarının tahakkuk ettirildiği Denizbank Adapazarı

Atatürk Bulvarı Şubesine gönderildiği ve yapılan işlem hakkında 09/11/2016 tarihli ve sayılı yazı ile ilgiliye bilgi verildiği, emekli ikramiyesi tutarının ilgili tarafından tahsil edilmesinde yaşanan gecikmenin sorumluluğunun Kuruma yüklenmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı, ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” hükmünü, 4. Mülkiyet hakkı” başlıklı 35’inci maddesi;

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” hükmünü amirdir.

6. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun; 6.1.“İkramiye” başlıklı mülga 89’ uncu maddesinde; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun’unun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir. Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı

Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanun’un geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu

Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 1475 sayılı İş Kanun’unun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.” hükmü,

7. 6098 Sayılı Borçlar Kanunun Borçlunun Temerrüdü başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası;

“Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”,

7.1. 6098 Sayılı Borçlar Kanunun Temerrüt faizi başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,

8. 3095 Sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun Temerrüt faizi başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”, düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran, TCDD Genel Müdürlüğünde şef olarak görev yapmakta ilken 18/04/2016 tarihinde emekliye ayrıldığını, 15/05/2016 tarihinden itibaren emekli aylığı bağlandığını, ek ikramiye tutarının kendisine hiçbir bildirimde bulunulmadan banka hesabına yatırılmış olduğunu, Kurumumuza yaptığı başvuru sonrası ikramiye tutarından haberdar olduğunu ve tutarın 10/08/2021 tarihinde hesabına yatırıldığını ancak 2016 yılı itibariyle hak kazandığı kıdem tazminatının 10/08/2021 tarihinde ödenmiş olması nedeniyle mağduriyetine sebebiyet verildiğini ifade ederek 10/11/2016 tarihinden ödemenin yapıldığı 11/08/2021 tarihine kadar işlemiş olan yasal faizin ödenmesini talep etmektedir.

11. Şikayet başvurusuyla ilgili olarak Sosyal Güvenlik Kurumundan edinilen bilgi ve belgelerden özetle; 18/04/2016 tarihinde emekliye ayrılması üzerine 27/05/2016 tarihli işlem ile emekli aylığı bağlanan ve 4/1(c) bendi kapsamındaki sürelerine (19 tam yıl) emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilerek bu işlem hakkında kendisine bilgilendirme yapılan ve söz konusu tutarları tahsil eden başvurana, görev yaptığı kurumu ile gerçekleştirilen yazışmalar sonrasında 04/11/2016 tarihli işlem ile fark emekli ikramiyesi tutarı tahakkuk ettirilerek, yapılan işlem hakkında 09/11/2016 tarihli ve sayılı yazı ile bilgi verildiği, tutarın başvuran tarafından tahsil edilmemesi nedeniyle Kurum hesaplarına iade edildiği, iade işlemi akkında başvuranın bilgilendirilmediği, başvuranın Kurumumuza yaptığı başvuru üzerine 10/08/2021 tarihinde başvurana faizsiz olarak tutarın ödendiği tespit edilmiştir.

12. Bu minvalde başvuranın Kurumumuza yaptığı başvuru sonrası 10/08/2021 tarihinde ödemesi yapılan 04/11/2016 tarih ve sayılı işlem ile tahakkuku yapılan 13 tam yıl karşılığı 27.616,54 TL ikramiye tutarına faiz tahakkuk edilip edilemeyeceği hususunun incelenmesi gerekmektedir.

13. Başvuran, 18/04/2016 tarihinde emekliye ayrılmış, Kurumun 30/05/2016 tarihli ve sayılı işlemi ile 15/05/2016 tarihinden başlamak üzere 4/1-c kapsamındaki 17 yıl 11 ay fiili hizmeti, 1 yıl 6 ay askerlik borçlanması, 4/1-a kapsamındaki 14 yıl 2 ay 7 gün sigortalı hizmeti olmak üzere toplam 33 yıl 7 ay 7 günlük hizmetine karşılık emekli aylığı bağlanmış ve 19 yıl 5 aylık sürenin ikramiyeye esas (19) tam yılına 40.362,64 TL emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilerek, başvuran tarafından 07/06/2016 tarihinde Denizbank

Torbalı şubesinden tutar tahsil edilmiştir.

14. Bilahare, TCDD 1. Bölge Müdürlüğü’nün 03/08/2016 tarihli ve sayılı işlemi ile kamu kurumlarında geçen ikramiyeye esas hizmet süresinin 32 yıl olarak belirlenmesi üzerine 19 yılı daha önceden ödendiğinden (13) tam yılına karşılık 27.616,54 TL ikramiye farkı 04/11/2016 tarihinde tahakkuk ettirilmiş 09/11/2016 tarihli yazı ile başvurana bilgilendirme yapılarak tutar 10/11/2016 tarihinde

Denizbank Adapazarı Atatürk şubesine yatırılmıştır.

15. Sigortalıların sosyal güvenliğe ilişkin her türlü işlemlerinin yapılmasına ve kaydının tutulmasına yönelik görev, sorumluluk ve yetki başvuruya konu idarede olup söz konusu fark tahakkuk işlemi ilk ikramiye tahakkuk işleminden beş ay sonra idarenin tasarrufu ve gözetimi altında gerçekleştirilmiştir. İdare ek ikramiye tahakkuk işleminden 09/11/2016 tarihli ve sayılı işlem ile başvuranı bilgilendirmiş, ancak bir yıl boyunca başvuran tarafından tutarın tahsil edilmemesi nedeniyle 10/11/2017 tarihinde tutarı iade almıştır.

16. Ek ikramiye tutarı, idare tarafından başvuran adına banka hesabına yatırıldığı anda artık başvuranın mülkiyetinde ve bu aşamadan sonra para üzerinde tasarruf yetkisi kural olarak yalnızca hesap sahibine ait olup aksi bir durumun bunu ileri süren kişi ya da kurum tarafından dayanağı ile ispatlanması gerekmektedir (Anayasa Mahkemesi, Muratcan Kolçak başvurusu, Başvuru No : 2022/21802016/5490, Karar Tarihi 12/06/2019, s.42)

17. Anayasa’nın 35’inci maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye

-başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil edecektir (Anayasa Mahkemesinin Recep Tarhan ve Afife Tarhan Kararı, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

18. İdare, başvuranın mülkü haline gelen tutarı, 12 ay boyunca başvuran tarafından tahsil edilmediği gerekçesiyle kendi uhdesine geçirirken başvurana herhangi bir bildirimde bulunmamış, beş yıl boyunca başvuranın tutar üzerindeki tasarruf yetkisini bertaraf etmek suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunarak tutarı faizsiz olarak ifa yoluna gitmiştir.

18.1. İdareyi ek ikramiye tahakkuku ve ifasına yönelten işlemde başvurucunun idareye yönelik bir tasarrufunun ve bu bağlamda bir kusurunun olmadığı açıktır. Dolayısıyla ek tahakkuk işleminde yetkili, görevli ve sorumlu olan idarenin; gerek ek ikramiye tutarının iade işleminde gerekse tutarı uhdesinde bulundurduğu beş yıl boyunca başvuranı bilgilendirme ve edimi ifa yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu süreç boyunca başvuranın mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini bertaraf ettiği bu bağlamda başvuranın mülkiyet hakkına vaki bir müdahalesinin bulunduğu, bu durumun başvurana şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği ve bu durumun sonuçlarını gidermek hususunda idarenin yükümlülüğünün bulunduğu değerlendirilmektedir.

19. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanun ve 3095 Sayılı Kanuni Faiz Ve Temerrüt Faizine İlişkin

Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz

Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olayda faizi tanımlarsak, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatası ile eksik hesaplanan ve başvurana eksik ödenen yaşlılık aylığı ve emeklilik ikramiyesinin düzeltilmesi anına kadar geçen süre bakımından hak ettiği parayı kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesini talep edebileceği bir karşılık ve tazminattır.

20. Anayasa Mahkemesi’nin faize ilişkin getirdiği tanımlar için kararlarına baktığımızda ise 15.12.1998 tarih, 1997/34 Esas ve 1998/79 Karar numaralı kanunî faize ilişkin kararında; “Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir

“semere” veya “ivaz”dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.” 20.1. 27/9/1988 tarih ve E.1988-7,K.1988-27 sayılı kararında faizi “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, “paranın fiatı”dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır.” şeklinde tanımladığı görülmektedir.

21. Hukukumuz bakımından anapara faizi ve temerrüt faizi olmak üzere iki tür faiz bulunmaktadır. Anapara faizi henüz temerrüde düşmeden ödenmesi lazım gelen faiz olup, kredili, vadeli veya taksitli satışlarda söz konusu olur ve temerrüde düşmeden ‘vade farkı’ adı altında alınmaktadır. Temerrüt Faizi diğer adıyla geçmiş günler faizinin tanımı ise 3095 sayılı Kanun’un 2 inci maddesi ışığında borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşen borçlunun ödemesi gereken bedel olarak tanımlanabilir.

22. Her ne kadar sosyal güvenlik kanunda özel bir düzenleme bulunmasa bile borç ilişkilerini düzenleyen

Borçlar Kanunu kapsamında bu değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülmektedir. Yargıtay 10. H.D.

E. 2006/1347 K. 2006/10584. Sayılı ve “Davacının 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik 834,00 YTL´nin ödenmesine karar verilmesi” istemli kararında “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlemle belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması GEREKLİ DEĞİLDİR. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da ŞART DEĞİLDİR. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK. Md. 113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal BİR GEREKLİLİKTİR.” Yine Yargıtay 10. H.D. ‘nin 2008/20370 E., 2009/5184 K.sayılı ve yaşlılık aylığının geç bağlanması nedeniyle davacının uğradığı zararın giderilmesi talebiyle açılan davada verdiği kararında “ Zararın kapsamının saptanmasında Kurum işleminin niteliği ile davacının istek ve amacının göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca davacının mal varlığında husule gelen zarar, davacıya bağlanması gereken yaşlılık aylığıdır. Ayrıca, “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında, elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanan faiz kavramı kapsamındaki

“muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olmayan faiz olarak belirlenen temerrüt faizi de zarar içinde mütalaa edilmelidir. Davacının asıl alacağı tahsili sırasında açıkça faiz hakkını saklı tutması(ihtirazı kayıt) karşısında davalı Kurumun yasal faizle sorumlu tutulacağı açıktır.” hükmünü kurmuştur 23. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere Kurumun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu değerlendirilmiştir. Borçlunun temerrüdünün şartlarına baktığımızda, borçlunun temerrüdü Borçlar

Kanunda tanımlanmamış olmakla birlikte, borçlunun borçlandığı edimi hukuka aykırı olarak geç yerine getirmesine borçlunun temerrüdü olarak nitelendirildiğini görmekteyiz. Kısaca temerrüde düşen borçlu yerine getirmekle borçlandığı edimi zamanında ifa etmeyerek borca aykırı davranmaktadır. Borcun ifası mümkün olduğu halde ifadaki gecikme borçlunun temerrüdü için yeterli olup ayrıca kusur aranmamaktadır.

Borçlunun temerrüdü aslında geçici bir durumdur. Zamanla borçlu ya tamamen ödememe durumuna girer ya da borcunu anaparaya uygulanan temerrüt faiziyle birlikte ifa eder. (Ayrancı, Hasan: “Para Borçlarında

Temerrüt Faizi”, Hukuk Gündemi Dergisi 2006 Sayı-5 s. 100)

24. Temerrüt için gereken diğer şartları incelediğimizde ise ifanın mümkün olmakla birlikte gecikmiş olması, alacağın muaccel olması şartları aranmaktadır. Kanun koyucu para borçlarının ödenmemesi halinde

alacaklının parasından bir süre mahrum kalması nedeniyle, bozulan menfaat dengesini kurmak için temerrüt faizini düzenlemiştir. Bir para borcunu ödememek suretiyle temerrüde düşen borçlu, anaparaya ek olarak

TBK m. 120 ve 3095 sayılı Kanun un 2 nci maddesine göre göre temerrüde düştüğü tarihi izleyen günden itibaren temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Bu itibarla ayrı bir sözleşme ya da düzenlemeye gerek olmaksızın temerrüt faizi ödenmesi kanundan doğmaktadır. Nitekim; YARGITAY Hukuk Genel

Kurulu’nun 11.6.1997 gün ve 1997/11-278 K.529 sayılı kararında da “Temerrüt (gecikme) faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren, alacaklının zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödediği ve miktarı yasalarla belirlenmiş asgari, maktu bir tazminattır.” hükmü kurulmuştur.

25. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; idarenin, başvuranın mülkü haline gelen tutarı beş yıl boyunca kendi uhdesinde bulundurarak başvuranın mülkü üzerinde tasarruf yetkisini bertaraf ettiği sonrasında ise başvuranın Kurumumuza yaptığı başvuru sonrası tutarı başvurana faizsiz ifa ettiği bu durumun Sosyal Güvenlik Kurumunun, kendi mevzuatlarında eksik yapılan ödemelere ilişkin bu ödemelere ayrıca yasal faiz uygulanacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz ödemesi yapılamayacağı yönünde karar vermesinin, hukuk normlarının birbirleri ile kurgusunu belirleyen hukukun temel ilkelerinden olan genel kanunda yer alan hükme aykırı bir düzenleme özel kanunda yer almadığı takdirde genel kanunun uygulanması gerekmekte olduğu prensibine aykırılık teşkil ettiği, ayrıca başvurana şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği değerlendirilmektedir.

25.1. Nitekim yukarıda açıklanan gerekçelerle ek emekli ikramiyesinin 04/11/2016 tarihli işlem ile muaccel bir borç niteliği kazandığı, bu itibarla Sosyal Güvenlik Kurumunun temerrüt borçlusu olduğu gözetilerek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, E. 2012/7-502 K. 2012/707 sayılı Kararında da belirtildiği üzere para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi olan temerrüt faizi ödeme yükümlülüğü olduğu, temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içinde olduğu temerrüt faizinin belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yönelik olduğu, alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faizi oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk edeceği hükmü de dikkatte alındığında, eksik veya geç ödenen ayıklar bakımından yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz talebini yeterli bulmayıp, sadece mahkeme kararı ile faiz verilmesinin, Kurum ile alacağını geç alan sigortalıların tekrar karşı kaşıya getirilerek davalı konumuna getirilmesi, 25.2. Bu, sigortalıların yeniden mahkemelere yönlendirilmesinin, Kurum aleyhine aylıkların geç bağlanması, eksik bağlanması sonucu açılan faiz davalarının büyük oranda kaybedildiği de düşünüldüğünde bu durumun kamu kaynaklarının israfına yol açacağı, birey devlet arasındaki ilişkileri ve hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceği, bu konuda daha açık yasal bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması halinde, benzer

sorunların önüne geçilmesi amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca bu hususta sosyal güvenlik mevzuatına aylıkların geç ya da eksik bağlandığı durumlarda ilgililerin faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasının gerekmediğine ilişkin bir düzenlemenin getirilmesi, 25.3. Diğer taraftan idarelerden, kararlarını verirken yasal dayanaklarını dikkatli ve özenli doğru şekilde belirlemeleri, kararların içeriklerini yasalara uygun vermeleri beklenmekte olup, bireyin devlete güvenini zedelemeyecek şekilde işlem tesis etmeleri beklenmektedir. İdarenin uzun yıllardan beri süre gelen sorunlarında bu bilinçle daha özenli davranması beklenmektedir. Başvuru kapsamındaki faiz talebine ilişkin yargının görüşünün kesinlik kazanması karşısında idarenin sessiz/ eylemsiz kalarak bir düzenlemeye gitmemesi vatandaşı hakkını alabilmesi için yargıya sevk etmesi, gereksiz yargılamalar sonucu kamu kayaklarının israfına yol açmakla birlikte, vatandaşın yargıya gidip gitmemesinin taşıdığı müphemliğe bağlı olarak idarenin, aylık bağlama işlemlerinde süre yönünden daha esnek davranma ihtimalini içinde barındırmakla birlikte, Kurum ve sigortalı ilişkisi özelinde bireyin devlete olan güvenini zedelediği, bu itibarla başvuranın faiz talebinin ret edilmesinin yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 26. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanun’unun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.

27 Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı

beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

28. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Ek ikramiye tutarının başvuran adına banka hesabına yatırılmasıyla tutarın başvuranın mülkü haline geldiği ancak idarenin, makul sayılamayacak bir süre (5 yıl) sonrasında tutarı faizsiz ödemesi nedeniyle başvuranın tutar üzerindeki tasarruf yetkisinin bertaraf edildiği ve başvuranın aşırı ve olağan dışı bir külfete maruz bırakıldığı dolayısıyla faiz talebinin ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde karşılanması ayrıca anılan faiz taleplerinin karşılanmasını teminen ilgili mevzuatta gerekli düzenlemenin yapılabilmesi için gerekli çalışmaların başlatılması hususunda SOSYAL

GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine;

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi