|
ÖZET: Başvuru, 20 Kasım 2022 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu’na yapılmış olup, başvuranın babasının trafik kazasında vefat etmesi nedeniyle kamuda istihdam talebini içermektedir. Başvuran, babasının Malatya Belediyesinde şoför olarak görev yaptığı sırada kazada hayatını kaybettiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yalnızca muhasebeci personeli görev şehidi kabul ederek, diğer personelin çocuklarına iş imkanı sağladığını belirtmiştir. Başvuru, SGK tarafından, babasının 2330 sayılı Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
İdarelerin verdiği yanıtlarda, başvuranın babasının 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) maddesi kapsamında sigortalı olduğu, bu nedenle vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağı ifade edilmiştir. Başvuran, bu durumun Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunarak, kendisine de kamuda istihdam hakkı tanınmasını talep etmiştir. Ancak yapılan değerlendirmelerde, farklı sigortalılık statülerinin, hak sahiplerine sağlanan haklarda farklılık yaratmasının hukuka aykırılık teşkil etmediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvurunun reddedilmesine karar verilmiş ve bu kararın başvurana ve SGK’ya tebliği sağlanmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve idarelerin açıklamalarını değerlendirerek, hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilmediğini belirtmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2023/5656-S.23.9319
BAŞVURU NO : 2022/17017
KARAR TARİHİ : 08/05/2023
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Babasının vefatından dolayı kamuda istihdam talebi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 20/11/2022
I.BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; babası . ’nin Malatya
Belediyesinde makam şoförü olarak çalışırken Belediyenin resmi makam aracıyla görevli gittikleri Ankara’dan dönerken trafik kazası sonucunda yanındaki memur arkadaşıyla birlikte vefat ettiğini, SGK’nın sadece muhasebeci personeli görev şehidi kabul ettiğini, kamuda söz konusu kişinin çocuğuna iş imkanı sağlandığını, kendilerinin de bu imkandan faydalanmak için yaptıkları başvurunun babalarının işçi olduğu ve 2330 sayılı Kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, konuya ilişkin Nakdi
Tazminat Komisyon Kararının gönderilmesinin istendiğini, oysa diğer personelin ailesinden söz konusu belgenin istenmediğini, SGK tarafından sivil şehit kabul edilerek çocuğunun kamuda işe başlatıldığını, diğer yandan nakdi tazminat komisyon kararı için Belediyesinden talepte bulunduklarında ise söz konusu belgenin olup olmadığı hususunda bilgi sahibi olunmadığı varsa da arşiv kayıtlarından ulaşılamayacağının bildirildiğini, bütün bunların Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğunu ifade ederek, kamu personelleri arasında ayırım yapılmadan babasına şehitlik kendilerine de kamuda istihdam hakkının verilmesini talep etmektedir.
II. İDARELERİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 07/12/2022 tarihli ve S. sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben
Belediye Başkanlığı tarafından gönderilen 20/12/2022 tarihli ve . sayılı yazıda özetle; /
2.1. Başvuru sahibi . ’nin babası . ’nin araç şoförü olarak görevli olarak gittiği Ankara’dan dönüş yolunda 17.12.1986 tarihinde trafik kazası sonucu vefat ettiği, yapılan arşiv araştırmasında düzenlenen
Nakdi Tazminat Komisyon kararına rastlanmadığı, 2.2. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanununun Kapsam başlıklı 2. maddesi ve Nakdi tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkındaki Yönetmeliğin Kapsam Başlıklı 2. maddesi kapsamında olmadığı değerlendirildiğinden Nakdi Tazminat Komisyon Kararı düzenlemediği, Açıklamalarına yer verilmiştir.
3. Yine Kurumumuzun 07/12/2022 tarihli ve S. sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen 21/01/2023 tarihli ve E. sayılı yazıda özetle; 3.1. Başvuranın müteveffa babasının sigortalılık statüsünün 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olduğu (Mülga 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken vefat ettiği)
3.2. Vazife malullüğünün kapsamının, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 45 inci ve 5510 sayılı
Kanunun 47 nci maddesi ile belirlendiği, kamu görevlilerinin görevlerini yapmakta iken gerek görevlerinin çeşitli sebep ve tesiri ile gerekse işyerlerinde meydana gelen kazalar nedeniyle yürüttükleri görevleri yerine getiremeyecek derecede malul hale gelmeleri veya hayatlarını kaybetmeleri halinde kendileri ya da hak sahipleri hakkında uygulanacak hükümlerin belirlendiği bir statü olduğu,
5510 sayılı Kanunun 47’nci maddesine göre, 4/1-(c) kapsamındaki sigortalıların malul sayılmalarına veya
ölümlerine neden olan olayın; – Vazifelerini yaptıkları sırada, – Vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden, – Kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken, – İdarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında, – İşyerinde meydana gelen kazadan doğmuş olması halinde sigortalı hakkında vazife malullüğü hükümleri uygulanacağı, Diğer taraftan, 4/1(a) kapsamındaki sigortalılar hakkında ise Kanunun iş kazası ve meslek hastalığına ilişkin hükümleri uygulandığı, Kanunun 13 üncü maddesi; “İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, /
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.” hükmünü amir olduğu, Buna göre, vazife malullüğü hükümlerinin sadece 5510 sayılı Kanunun 4/1(c) kapsamındaki sigortalılar hakkında uygulanabilmesi nedeniyle ve başvuranın babasının sigortalılık statüsünün de 4/1-(a) kapsamında olmasından dolayı müteveffa sigortalı hakkında 5434 sayılı Kanunun 45 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığı, 3.3. 4/1-(a) kapsamındaki sigortalılar hakkında, kısa vadeli sigorta kolları kapsamında olan iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından sağlanan yardımların, ölen sigortalının hak sahiplerine ölüm geliri bağlanması, evlenme ve cenaze ödeneği verilmesi şeklindeyken, uzun vadeli sigorta kolları kapsamında olan ölüm sigortasından sağlanan yardımların ise, hak sahiplerine, ölüm aylığı bağlanması, ölüm toptan ödemesi, evlenme ödeneği, cenaze ödeneği verilmesi şeklinde olduğu, 3.4. Başvuranın babası E.E.’nin vefatı sonrası hak sahibi eşi . kızları . . . ve hak sahibi oğlu
Ş. E’ye ölüm tarihi itibari ile 506 sayılı Kanunun mülga 23 ve mülga 68 inci maddeleri gereğince / tahsis numaralı dosyadan ölüm geliri, / tahsis numaralı dosyadan ölüm aylığı bağlandığı ve hak sahiplerine cenaze ödeneği ödendiği, 3.5. Ayrıca, kızları . ve . ’ye evlenmeleri sebebiyle evlenme ödeneği ödendiği, 3.6. Diğer yandan 06.11.2018 tarihli ve / sayılı Genelgenin “10.1. Sigortalıların 2330 Sayılı Kanun
Kapsamına Girip Girmediğinin Tespiti” başlıklı bölümünde; “2330 sayılı Kanunun “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinde ifade edilen; “…
e) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri; f) İç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş şahısları; g) Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini; …
ı) Yukarıdaki bentlerde sayılanların yaptıkları görevler veya yardımlar sebebiyle saldırıya maruz kalan eş, füru, ana, baba ve kardeşlerini; kapsar.” hükmü gereğince, sigortalıların engelli hale gelme veya ölüm olayının;
1) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılmasının zorunlu olması ve
yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilmiş olması,
2) İç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak
güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş olmaları ve faydalı olduklarının yetkililerce tevsik edilmiş olması,
3) Görevleri sona erenlerin 1 ve 2 nci maddelerde sayılan hizmetleri yapmaları nedeniyle
maruz kaldıkları yaralanma ve hastalık sonucu meydana gelmesi,
4) İlgililerin durumlarının 2330 sayılı Kanun kapsamında olduğuna dair Nakdi Tazminat
Komisyonlarınca karar alınması,
5) Kurum mevzuatına göre aylık bağlama koşullarının yerine gelmesi, gerektiği,
3713 sayılı kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi uyarınca 4/1-(a) ve 4/1-(b)
kapsamındaki sigortalılara, 2330 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre aylık bağlanabilmesi için, engelli hale gelinmesine veya vefatlarına neden olan olayın, terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı oldukları sırada meydana geldiğinin, ilgili valinin teklifi üzerine Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanmış olması ve
Kurum mevzuatına göre aylık bağlama koşullarının yerine gelmesi gerektiği, Ancak, 5233 sayılı Kanun kapsamında Zarar Tespit Komisyonlarınca alınmış kararlara göre işlem yapılmayacağı,” talimatlandırıldığı, Buna göre, ilgililere 7074 sayılı Kanun hükümlerine göre görev malullüğü aylığı bağlanabilmesi için öncelikle yararlanma veya ölüm olayının 2330 sayılı Kanun kapsamına girdiğini tevsik eden Nakdi
Tazminat Komisyon kararlarının usulüne göre düzenlenerek onaylanması ve Kuruma ibraz edilmesi gerektiği,
2330 sayılı Kanun hükümlerine göre . ’nin ölüm olayının 2330 sayılı Kanun kapsamına girdiğini tevsik
eden Nakdi Tazminat Komisyon kararının ilgili Kurumca usulüne göre düzenlenerek onaylanması ve
Kurumumuza ibrazı gerekmekte olup, ibrazı halinde söz konusu Kanun kapsamında işlem yapılabileceği, Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” , 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı
5 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
6. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun 6.1. 44’üncü maddesinde; “Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamıyacak duruma giren iştirakçilere (malul) denir ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanır. Şu kadar ki, bunlar yazı ile istedikleri takdirde haklarında bu Kanun hükümleri uygulanmaksızın malullüklerinin mani olmadığı başka vazife veya sınıflara nakil suretiyle tayinleri yapılmak üzere istifa etmiş sayılırlar. Bunların, istifa etmiş sayıldıktan sonra dahi, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını istemek hakları mahfuzdur. Ancak, kurumlarında başka vazife ve sınıflara nakli mümkün olanlardan özel kanunlarına göre yükümlülük süresine tabi olanlar, bu yükümlülüklerini tamamlamadıkça veya maluliyetlerinin yeni vazifelerine de mani olduğuna dair 50 nci madde uyarınca yeniden rapor almadıkça bu haklarını kullanamazlar. İştirakçilerden; talim, manevra, seferberlik veya harp dolayısıyla vazifeleri ile ilgileri kesilmeksizin silah altına alındıkları dönemde malûl olup, bu malûllükleri asıl vazifelerini yapmaya mani olmayanlar ile Sandığa tâbi göreve atandıkları tarihten önce malûl sayılmayı gerektiren hastalık veya sakatlığı olduğu belirlenenler hakkında, bu hastalık veya sakatlıkları sebebiyle bu Kanunun malûllüğe ilişkin hükümleri uygulanmaz.”, 6.2. 5434 sayılı Kanunun 45’inci maddesinde; “44 üncü maddede yazılı malullük; a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa; b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa; c) Kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (maksadın ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla); ç) Fabrika, atölye ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; Buna (vazife malullüğü) ve bunlara uğrayanlara da (vazife malulü) denir.”, 7. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 7.1. “Eş ve çocuklara gelir bağlanması” başlıklı 23 üncü maddesinde; “İş kazası veya meslek hastalığı
sonucu ölümlerde aşağıdaki hükümler uygulanır :
I) Ölen sigortalının 88 inci madde gereğince tespit edilecek yıllık kazancının % 70’inin; A) (Değişik : 20/03/1985-3168/1 md.) Dul eşine % 50’si, gelir alan çocuğu bulunmayan dul eşine
% 75’i, B) (Mülga: 20/03/1985-3168/6 md.)
C) Çocuklardan:
a) 18 yaşını, orta öğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malûl bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan (…) çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan,
evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine % 25’i, b) (a) fıkrasında belirtilen ve sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle ana ve babaları arasında evlilik bağlantısı bulunmayan yahut sigortalı babanın ölümü tarihinde evlilik bağlantısı bulunmakla beraber anaları sonradan evlenenlerin her birine % 50’si, Oranında yıllık gelir bağlanır.
Sigortalının ölüm tarihinde 18 veya 20 yaşını doldurmuş olup, gelire hak kazanmamış durumda olan erkek çocuklar, sonradan öğrenim yaparlarsa (a) fıkrasındaki haklardan yararlanırlar.
II) Sürekli iş göremezlik geliri sermaye olarak ödenmiş bulunan sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine, sigortalıya verilen sermaye nazara alınmaksızın bu kanun hükümlerine göre gelir bağlanır.
III) Sigortalı tarafından evlat edinilmiş, tanınmış veya nesebi düzeltilmiş yahut babalığı hükme bağlanmış çocukları ile sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları , bağlanacak gelirden yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanırlar.
IV- Hak sahibi eş ve çocuklara bağlanacak gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 70’ini geçemez. Bu sınırın aşılmaması için gerekirse, hak sahibi kimselerin gelirlerinden orantılı olarak indirimler yapılır.
V- Sigortalının erkek çocuklarına bağlanan gelirler çocuğun 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde
20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını dolduracağı tarihe kadar devam eder. Çalışamayacak
durumda malül olan erkek çocukların gelirleri bu yaşlara vardıktan sonra da kesilmez. Ancak geliri kesilen erkek çocuklardan sonradan çalışamayacak durumda malül olanlara, Sosyal Sigortaya yahut Emekli
Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almamaları şartı ile, malüllük durumlarının tespitine esas teşkil eden rapor tarihini takibeden aybaşından itibaren yeniden gelir bağlanır. 101’inci madde hükmü saklıdır.
VI- (Değişik: 20/03/1985-3168/1 md.) Sigortalının dul eşi evlenirse geliri kesilir. Gelirin kesilmesine yol açan evlenme son bulunca gelir yeniden bağlanır. Sonraki eşinden de gelir almaya hak kazanan dul eşe, bu gelirlerden fazla olanı ödenir.
VII- Sigortalının kız çocuklarına bağlanan gelirler, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya, buralardan gelir veya aylık almaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre
başından itibaren kesilir. Gelirin kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde 1’inci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartıyla, bu tarihten başlanarak yeniden gelir bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da gelir almaya hak kazanan kimseye bu gelirlerden fazla olanı ödenir.
VIII- (Ek: 29/06/1978-2167/2 md.) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün
% 50 veya daha fazlasını kaybederek sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölenlerin de ölümün maluliyete esas olan iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olup olmadığına bakılmaksızın hak sahiplerine gelir bağlanır.” 7.2. “Eş ve çocuklara aylık bağlanması” başlıklı 68 inci maddesinde; “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.
I- Ölen sigortalının 67 inci madde gereğince tespit edilecek aylığının:
/
6 11
A) (Değişik: 20/03/1985-3168/2 md.) Dul eşine %50’si aylık alan çocuğu bulunmayan dul eşine % 75’i, B) (Mülga: 20/03/1985-3168/6 md.)
C) Çocuklardan:
a) 18 yaşını. ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malül bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan (……) çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine % 25’i b) (a) fıkrasında belirtilen ve sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle ana ve babaları arasında evlilik bağlantısı bulunmayan yahut sigortalı babanın ölümü tarihinde evlilik bağlantısı bulunmakla beraber anaları sonradan evlenenlerin her birine % 50’si, Oranında aylık bağlanır.
Sigortalının ölüm tarihinde 18 veya 20 yaşını doldurmuş olup, aylığa hak kazanmamış durumda olan erkek çocuklar, sonradan öğrenim yaparlarsa (a) fıkrasındaki haklardan yararlanırlar.
II- Sigortalı tarafından evlât edinilmiş, tanınmış veya nesebi düzeltilmiş yahut babalığı hükme bağlanmış çocukları ile, sigortalının ölümünden sonra doğan çocukları, bağlanacak aylıktan yukarıda belirtilen esaslara göre yararlanır.
III- Hak sahibi eş ve çocuklara bağlanacak aylıkların toplamı sigortalıya ait aylığın tutarını geçemez.
Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahibi kimselerin aylıklarından orantılı olarak indirimler yapılır.
IV- Sigortalının erkek çocuklarına bağlanan aylıklar, çocuğun 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde
20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını dolduracağı tarihe kadar devam eder. Çalışamayacak
durumda malül olan erkek çocukların aylıkları bu yaşlara vardıktan sonra da kesilmez. Ancak aylığı kesilen erkek çocuklardan sonradan çalışamayacak durumda malul olanlara, Sosyal Sigortaya yahut Emekli
Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almamaları şartıyla malüllük durumlarının tespitine esas teşkil eden rapor tarihini takibeden aybaşından itibaren yeniden aylık bağlanır. 101 inci madde hükmü saklıdır.
V) (Değişik: 20/03/1985-3168/2 md.) Sigortalının dul eşi evlenirse aylığı kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan evlenme son bulunca aylık yeniden bağlanır. Sonraki eşinden de aylık almaya hak kazanan dul eşe bu aylıklardan fazla olanı ödenir.
VI- Sigortalının kız çocuklarına bağlanan aylıklar, Sosyal Sigortaya Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya, buralardan gelir veya aylık almaya başladıkları veya evlendikleri tarihi takibeden devre başından itibaren kesilir. Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde 1 inci bölümün (C) fıkrası hükmü saklı kalmak şartıyla, bu tarihten başlanarak yeniden aylık bağlanır. Ancak evliliğin son bulması ile kocasından da aylık almağa hak kazanan kimseye bu aylıklardan fazla olanı ödenir.” hükümleri yer almaktadır.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yürütülen işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V.DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuranın, Malatya Belediyesinde makam şoförü olarak çalışırken görevi sebebiyle seyahat ettiği sırasında kaza geçirip vefat eden babasının, birlikte görev yaptığı ve aynı araçta hayatını kaybeden vazife malulü arkadaşının çocuğuna sağlanan istihdam hakkından yararlanmayı talep ettiği, buna karşılık
SGK tarafından; vefat edenlerin sigortalılık statülerinin farklı olduğu, istihdam hakkının mülga 5434 sayılı
Kanun kapsamında sağlanan bir hak olduğu oysa müteveffa babasının 506 sayılı Kanun kapsamında olduğu, mezkur kanunda çocuğa istihdam hakkı tanınmadığı gerekçesiyle talebinin reddedildiği, bunun üzerine başvuranın söz konusu uygulamanın Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğundan bahisle, kendisine istihdam hakkı verilmesi talebiyle Kurumumuza başvuruda bulunduğu görülmektedir.
10. Başvuruya konu ihtilafın 506 sayılı Kanun kapsamında çalışırken vefat eden müteveffa babanın vazife malulü sayılmak suretiyle çocuğuna(başvurana) istihdam hakkı sağlanıp sağlanmayacağı noktasında toplandığı görülmektedir.
11. Müteveffa 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı iken 17/12/1986 tarihinde görevli olduğu sırada vefat ettiğinden, SGK tarafından “iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölüm” hükümlerinin uygulanmak suretiyle hak sahibi eşi . kızları . . . ve hak sahibi oğlu . ’ye ölüm tarihi itibariyle mezkur
Kanunun mülga 23 ve mülga 68 inci maddeleri gereğince ölüm geliri ile ölüm aylığı bağlanması ve hak sahiplerine cenaze ödeneği ödenmesi, ayrıca, kızları . . ’ye, evlenmeleri sebebiyle evlenme ödeneği ödenmesi işlemlerinin hukuka uygun olduğu değerlendirilmektedir.
12. Diğer yandan başvuranın müteveffa babasının birlikte vefat ettiği arkadaşı gibi vazife malulü sayılması gerektiği zira farklı muamelelerin Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasına yönelik yapılan değerlendirmede; 12.1. Müteveffanın birlikte vefat ettiği mesai arkadaşı . ’nin, 5434 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu, Malatya İli Belediyesinde Hesap İşleri Müdürü olarak görev yapmakta iken 17.12.1986 tarihinde görevli olduğu sırada meydana gelen trafik kazası sonucu vefat ettiği, mülga T.C. Emekli Sandığı
Yönetim Kurulu kararı ile 5434 sayılı Kanunun 45 inci maddesi kapsamında vazife malulü olarak kabul edildiği, dolayısıyla hak sahiplerinin vazife malullüğünden kaynaklanan haklardan faydalandırıldığı, diğer yandan başvuranın 506 sayılı Kanun kapsamında çalışan müteveffa babasının vefatıyla birlikte hak sahiplerinin mezkur kanun kapsamındaki haklardan faydalandırıldığı 5434 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen haklardan faydalandırılmadığı görülmektedir.
12.2. Somut olayda farklı Kanunlara tabi çalışan iki müteveffanın farklı sigortalılık statülerinden dolayı hak sahiplerine farklı haklar sağlandığı görülmektedir. Bu durumun Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturup oluşturmadığı hususu daha önce Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında tartışılagelmiştir.
13. Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması kanun koyucunun kendi takdirinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.
14. Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.
15. Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.
16. Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir.
Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.
17. Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını, diğer bir ifadeyle farklı durumda bulunan kişilere farklı kurallar uygulanmasının eşitliği zedelemediğini ifade etmiştir.
18. Yapılan açıklamalar ışığında sigorta statüleri farklı olan iki müteveffaya sağlanan hakların kendi mevzuatları dikkate alınarak hak sahiplerine yönelik tesis edilen idari işlemlerde hukuka aykırılık olmadığı değerlendirilmektedir.
19. Diğer yandan; 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna ilişkin idare tarafından, olması durumunda nakdi komisyon kararının getirilmesiyle birlikte tazminat ödenmesi veya aylık bağlanması yönünden değerlendirmeye tabi tutulacağı, ancak Belediyesi tarafından düzenlenen komisyon kararı olmadığı gerekçesiyle bu haktan faydalanmadığı yönündeki itirazına binaen yapılan değerlendirmede; 19.1. Mezkur Kanunun kapsam başlıklı ikinci maddesinde söz konusu haklardan faydalanacaklara ilişkin düzenlemenin şu şekilde yapıldığı görülmektedir. Bu kapsamda; iç güvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki veya trafik ve yol güvenliğini sağlamak konularında görevlendirilen, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelini, Silahlı Kuvvetler mensuplarını, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarını, Çarşı, mahalle ve kır bekçilerini, Orman memurları ve personeli ile Gümrük Muhafaza memurlarını, Güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hakimleri, cumhuriyet savcı ve yardımcılarıyla askeri savcı ve yardımcılarını; güven ve asayişi ihlal eden eylemler ile kaçakçılığa ilişkin eylemlerin önlenmesine yönelik görev yapan mülki idare amirlerini, tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleri ile ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personeli, güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri, iç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş şahısları, Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini, Türk
Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan ve 24/2/2000 tarihli ve 4536 sayılı Denizlerde ve Yurt Yüzeyinde Görülen Patlayıcı Madde ve
Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunda tanımlanan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hale getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenleri, orman yangınlarını söndürme çalışmalarında Orman Genel Müdürlüğü tarafından fiilen görevlendirilen personel ve gönüllüler ile bu kapsamda görev verilen diğer kamu görevlilerini, yukarıdaki bentlerde sayılanların yaptıkları görevler veya yardımlar sebebiyle saldırıya maruz kalan eş, füru, ana, baba ve kardeşlerini kapsamaktadır.
19.2. Belediyesiyle yapılan yazışmalar neticesinde; müteveffanın 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanununun Kapsam başlıklı ikinci maddesi ve Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkındaki Yönetmeliğin Kapsam başlıklı ikinci maddesi kapsamında olmadığı değerlendirildiğinden Nakdi Tazminat Komisyon Kararı düzenlemediği, ifade edilmiştir.
19.3. 2330 sayılı Kanun kapsamı, idarenin konuya ilişkin açıklamaları, vefat edenlerin yaptıkları işin niteliği ( . ’nin Belediyesinde Hesap İşleri Müdürü olduğu, . ’nin ise aynı belediyede şoför olarak çalıştığı) hususları nazara alındığında Nakdi Tazminat Komisyon Kararı düzenlenmemesi işlemlerinde hukuka aykırılık olmadığı değerlendirilmektedir.
20. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 5434 sayılı
Kanuna tabi olan müteveffanın hak sahiplerine sağlanan hakların 506 sayılı Kanuna tabi çalışan
müteveffanın hak sahiplerine, tabi oldukları kanunların farklı olması ve sigortalılık statülerinin farklı olması nedeniyle sağlanmaması işlemlerinde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkelerine Uygunluk Yönünden Değerlendirme 21. İyi yönetim ilkelerine Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; Kurumumuzca istenen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak gönderildiği, bu yönüyle “kanunlara uygunluk ve hesap verebilirlik” ilkelerine uygun davranıldığı; diğer taraftan idarece başvurana verilen cevabi yazıda ilgili işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uyulmadığı anlaşılmış olup idarenin söz konusu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA HÜRRİYETİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
22. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Malatya İş Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi