ÖZET: Başvuran, 2016 yılında bağlanan yaşlılık aylığının, 2023 yılında yapılan bir denetim raporuna dayanarak iptal edilmesi ve ödenen aylıkların yersiz ödeme olarak geri talep edilmesi nedeniyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurmuştur. Başvurusunda, 2012 yılında çalıştığı iş yerindeki hizmetlerinin iptal edilmesinin, emeklilik şartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle haksız bir uygulama olduğunu belirtmiş ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın çalıştığı iş yerindeki hizmetlerin sahte olduğuna dair tespitler yapmış ve bu nedenle yaşlılık aylığını iptal etmiştir. Kurum, yersiz ödemelerin geri alınmasının 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi uyarınca mümkün olduğunu, başvuranın kusurlu davranışları nedeniyle bu durumun oluştuğunu ifade etmiştir. Ayrıca, başvuranın iddialarının hukuka ve hakkaniyete uygun bir şekilde değerlendirildiği sonucuna varılmıştır.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın taleplerini inceleyerek, idarenin işlemlerinin hukuka uygun olduğunu belirlemiştir. Ancak, idarenin başvuruya ilişkin verdiği cevaplarda, başvuranın hangi mercilere başvurabileceği konusunda yeterli bilgi verilmediği tespit edilmiştir. Bu nedenle, idarenin bu ilkeye uygun davranması önerilmiştir. Başvuru, yukarıda belirtilen gerekçelerle reddedilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/9329-S.23.15058

BAŞVURU NO : 2023/1847

KARAR TARİHİ : 26/07/2023

RET KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Yersiz ödeme hk

BAŞVURUNUN KONUSU :

BAŞVURU TARİHİ : 02/02/2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran, Yaş, prim gün sayısı ve emeklilik için gerekli tüm şartları sağlayarak emeklilik talebinde bulunmasının akabinde tarafına 1/1/2016 tarihinde yaşlılık aylığının bağlandığını, söz konusu aylığı almaya devam ediyor iken 17/01/2023 tarih sayılı yazının 27/01/2023 tarihinde şahsına tebliğ edilmesiyle: sayılı denetmen raporuna istinaden 2012 yılında çalışmış olduğu sicil numaralı iş yerindeki çalışmalarının iptal edilmesi neticesinde prim gün sayısının aylık bağlamaya yetmediği gerekçesiyle aylığının başlangıç tarihi itibariyle iptal edilerek, ödenmiş olan aylıkların yersiz ödeme olarak tahsil edileceğini öğrendiğini, söz konusu denetmen raporunda aleyhinde yer alan hususları kabul etmeyerek fiilen çalıştığını, denetmen raporuna istinaden 6 yıl sonra yapılan tespite dayanılarak işlem tesis edilmesinin objektif iyi niyet kuralı ile bağdaşmayacağını ve sosyal güvenlik hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğunu belirterek yersiz ödeme kapsamında çıkartılan borcun ortadan kaldırılmak suretiyle mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun başvuru konusuna ilişkin 24/02/2023 tarihli ve sayılı bilgi ve belge talep yazısına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından Kurumumuza iletilen 30/03/2023 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. 506 sayılı Kanun’un geçici 81’inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinde sigortalıların

23.05.2002 tarihindeki sigortalılık sürelerine göre, anılan Kanun maddesinde belirtilen en az sigortalılık

süresi, yaş ve prim ödeme gün sayısı koşulunu yerine getirmeleri halinde yaşlılık aylığına hak kazanabilecekleri öngörülmüş olup farklı sosyal güvenlik kanunlarına tabi olarak geçen hizmetlerin birleştirilerek aylık bağlama işlemlerinde değerlendirilmesinde ise 2829 sayılı Kanun’un 8’inci

maddesinde; birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylığı bağlanacağı hükmüne yer verildiği, 2.2. Başvuranın yukarıda yer alan mevzuat çerçevesinde 09.12.2015 tarihli emeklilik talebine istinaden

2829 sayılı Kanun kapsamında farklı sigortalılık statüsünde geçen hizmetlerinin birleştirilerek toplamda

6126 prim günü üzerinden son 7 yıl içinde en fazla hizmetinin geçtiği 4/1-(a) sigortalılık statüsüne göre

01.01.2016 tarihi itibarıyla 506 sayılı Kanun’un geçici 81’inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi

hükmünde yer alan aylığa hak kazanma koşulları dikkate alınarak yaşlılık aylığının bağlandığı, 2.3. Başvurana sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu denetmen raporuna göre sicil numaralı iş yerinde geçen hizmetlerinin sahte olmasının tespit edilmesi sebebiyle yaşlılık aylığının aylık başlangıç tarihi itibarıyla iptal edilmesi neticesinde 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında 01.01.2016-26.02.2023 tarihleri arasında almış olduğu aylıklar için yersiz ödeme borcu çıkarıldığı, 2.4. 2 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu denetmen raporuna istinaden başvuranın 2012 yılında çalışmış olduğu sicil numaralı iş yerindeki hizmetlerinin sahte olması tespitiyle iptal edilmesi neticesinde başvurana 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında tebliğ edilen yersiz ödeme sigortalıların kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan yersiz ödemeler olarak değerlendirildiğinden başvurana 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre işlem yapılmasına imkân bulunmayıp anılan kanunun birinci fıkrasının (a) bendine göre işlem yapılarak sigortalı hatası kapsamında yersiz ödeme borcu çıkarıldığı, 2.5. Başvuran ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında şikayet konusu yapılan işlemle ilgili yargı organlarında görülmekte olan herhangi bir davanın ve verilen bir kararın bulunmadığı, İfade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 5510 sayılı Kanunu “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı

işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu

tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 6. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli 27010 sayılı

Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmelik’in; 6.1. “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan durumlara dair: “a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c)

Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği halde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e) Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği halde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f) Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması” 6.2. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu” 6.3. Fazla veya yersiz ödemenin tespiti” başlıklı 7 nci maddesinde; “fazla veya yersiz ödemenin kontrol, denetim, inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edileceği” 6.4. “Hüküm bulunmayan haller” başlıklı 16 ncı maddesinde; “Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu

Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı” hükümleri, Düzenlenmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ SN. CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret

Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran, sayılı denetmen raporuna istinaden 2012 yılında çalışmış olduğu sicil numaralı iş yerindeki çalışmalarının iptal edilmesi neticesinde prim gün sayısının aylık bağlamaya yetmediği gerekçesiyle aylığının başlangıç tarihi itibariyle iptal edilerek, ödenmiş olan aylıkların yersiz ödeme olarak tahsil edilmesine yönelik işlemde 6 yıl sonra yapılan tespite dayanılarak işlem tesis edilmesinin objektif iyi niyet kuralı ile bağdaşmayacağını ve sosyal güvenlik hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğunu belirterek yersiz ödeme kapsamında çıkartılan borcun ortadan kaldırılmak suretiyle mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.

9. İdare, başvuranın 2012 yılında çalışmış olduğu sicil numaralı iş yerindeki çalışmalarının fiili çalışmaya dayanmadığının tespit edilmesi nedeniyle emekliliğinin iptal edildiğini, tarafına yersiz ödenen tutarın 5510 sayılı Kanunun 96 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereği borç kaydedildiğini, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.

10. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı addedilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından sigortalı sayılmanın hukuki şartlarından iş ilişkisi, esas olarak hizmet akdine dayanmalıdır ve hizmet akdine tabi çalışma işverene ait işyerinde yerine getirilmelidir. Bir başka ifadeyle 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendine göre (SSK) sigortalı sayılmanın temel kuralı, iş veya çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerektiğidir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunda hizmet akdinin tarifine yer verilmemiş olup hizmet akdi Borçlar Kanunda tanımlanmıştır. Borçlar Kanununa göre hizmet akdi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre kişinin belirli veya belirsiz bir zamanda hizmetini kiralaması hizmet sözleşmesidir. Anayasa Mahkemesi ise hizmet akdinin iş, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna karar vermiştir. (Anayasa

Mahkemesinin Esas No.1963/336, Karar No.1967/29 ve Resmi Gazete tarih/sayı: 19/10/1968/13031)

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E.2016/7568, K.2017/904 numaralı ve 13/02/2017 tarihli kararında; “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu durum 506 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesi ile 5510 sayılı

Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.” hükmüne varılmış olup, aynı Dairenin E.

2014/3422, K.2015/2638 no’lu ve 17/02/2015 tarihli kararında da; davanın yasal dayanağını oluşturan sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceği, Kurumun suç duyurusu üzerine ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı ve buna bağlı olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği, 5510 sayılı Yasa’nın 59 uncu maddesine göre aksi kanıtlanana kadar Kurum denetim memurlarının inceleme raporundaki tespitlerin doğru olduğu ifade edilmiştir.

11. Başvuranın sicil numaralı iş yerinde 2012 yılında geçen hizmet sürelerinin silinmesinin değerlendirilmesi için ilgili denetim raporunun incelenmesi gerekmektedir. Buna göre;

11.1. Söz konusu rapor içeriğinde bahsedilen Konak Vergi Dairesi Müdürlüğünün 16/04/2021 tarihli cevabi yazısında; vergi kimlik numaralı . Tic. San. Ltd. Şti.

unvanlı işyerinin 30/03/2011 tarihinde Kurtdereli Vergi Dairesinden nakil geldiği, 03/12/2012 tarihi itibariyle resen terk işleminin yapıldığı, 18/04/2011 tarihli yoklama tutanağında muhtelif tarih ve saatlerde

5 kez işyeri adresine gidildiği ancak her seferinde işyerinin kapalı olduğu ve işe başlama tespiti

yapılamadığı, sigortalı bildirimi yapılan dönemde başka yoklama tutanağının bulunmadığı tespitlerine yer verilmiştir.

11.2. 30/09/2021 tarih ve sayılı denetmen raporunun içeriğinden;

Tic. San. Ltd. Şti. unvanlı İşyerinin Mah. İşhanı Cad. No:

İZMİR adresinde Tarım Aletleri İmalatı ve Hayvancılık yapmak amacı ile 16/09/2011 tarihinde kanun kapsamına alındığı, Konak Vergi Dairesi tarafından iletilen hususlardan 18/04/2011 tarihinde düzenlenen yoklama fişinde belirtilen adrese muhtelif tarih ve saatlerde 5 kez gidilmesine rağmen işyerinin sürekli kapalı olduğu ve işe başlama tutanağının tutulamadığı ayrıca sigortalı bildirimi yapılan dönemde başka yoklama tutanağının bulunmadığı, iş yerinden sigortalı bildirilen kişilerden ikamet adresi İzmir olan

19 kişinin ifadeye davet edildiği, davete icabet eden 8 sigortalının beyanında denetime konu işyerinde

çalışmadıkları, işyeri ortaklarını tanımadıklarını ifade ettiği görülmektedir.

11.3. İlgili denetmen raporu ve içeriği kapsamında, vergi dairesi tarafından işe başlama tutanağının dahi tutulamaması, işyeri yasal defter ve belgelerinin incelemeye sunulmaması, beyanı alınan 8 sigortalının bu işyerini bilmemeleri, ortaklarını tanımamaları, işverenin hiçbir prim borcunu ödememesi bu iş yerinden yapılan sigortalılık bildirimlerinin fiili çalışmayı yansıtmadığı, işyerinin sahte işyeri olduğu kanaatini oluşturduğu görülmektedir.

12. Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili denetmen raporu çerçevesinde yapılan değerlendirmede; başvuranın sicil numaralı iş yerinde 2012 yılında geçen hizmet sürelerinin 4/1-(a)

sigortalılığını doğuracak fiili çalışma olgusu ile ücret ve bağımlılık unsurlarını içermediğinden iptal edilmesi nedeniyle 506 sayılı Kanunun geçici 81. Maddesinin birinci fıkrası ve (b) bendi gereği 4/1-(a)

kapsamında hak kazandığı yaşlılık aylığı şartlarını kaybettiği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan emekli aylığının kesilmesi yönündeki işlemlerin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

13. Başvurana aylıklarının iptali dolayısıyla 01.01.2016-26.02.2023 tarihleri arasında yapılmış aylık ve diğer ödemelerin borç çıkarılması hakkında; 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme Bakırköy 2. İş Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal Güvenlik Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a) bendinin Anayasa’nın Sosyal Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır.

Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.

14. Anayasa Mahkemesinin 2013/673 Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık

aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anılan kararda Anayasa

Mahkemesi; “Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya – kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.

Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı

Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır (§59-60).” 15. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin

Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse 7 yıldan fazla sürede kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu, idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

16. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse; 17.1. Kanunilik şartı yönünden; Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasanın 13 üncü maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa nın 35 inci maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir

Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 56).

Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.

17.2. Meşru amaç şartı yönünden; Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri içinde geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığı sağlamaktır.

2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.

Bu anlamda başvuranın fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

17.3. Ölçülülük şartı yönünden; Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43). Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun

zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan

Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73).

Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.

Başvuru konusu olayda denetim raporlarında başvurucunun gerçekte var olan bir şirkette fiili çalışmasının bulunmadığının belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvurucunun tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, denetim raporları çerçevesinde başvurucunun iyi niyetli olamayacağı değerlendirilmektedir.

Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.

Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı Kanunun

96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan

müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.

18. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın mucibe konu işyerinde fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle emekli olma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesi, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan fazla ve yersiz ödemelerin geri alınması hususlarında Kurumumuz tarafından aynı konu hakkında daha önce verilen 2019/7267, 2019/7337, 2019/7657 no.lu kararlar da dikkate alınarak idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 19. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

20. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Balıkesir İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Bu kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi