ÖZET: Başvuru, İmamoğlu Belediye Başkanlığı ile ticari alım-satım ilişkisi çerçevesinde müvekkili tarafından yapılan ödemelerin zamanında gerçekleştirilmemesi üzerine yapılmıştır. Başvuran, İmamoğlu İcra Dairesi aracılığıyla alacak takibi başlatmış ve borcun ödenmemesi nedeniyle çeşitli muhtıralar göndermiştir. İlgili belediyeden alınan yanıtta, mali durumun yetersiz olduğu ve borcun ödenemeyeceği belirtilmiştir. Başvuran, alacaklarının tahsili için tavsiye kararı talep etmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuruya ilişkin değerlendirmesinde, İmamoğlu Belediye Başkanlığı’nın vadesi gelmiş olan borcunu ödememesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiaları da dikkate alınarak, alacakların mümkün olan en kısa sürede ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak, İmamoğlu Belediye Başkanlığı’na, başvuranın alacaklarının en kısa sürede ödenmesi için tavsiyede bulunulmuştur. İdare, bu tavsiye kararına uymakla yükümlü olup, 30 gün içinde gerekli işlemleri Kuruma bildirmek zorundadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/3651-S.21.5900

BAŞVURU NO : 2020/98148

KARAR TARİHİ : 05/03/2021

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :

BAŞVURUYA KONU İDARE : İMAMOĞLU BELEDİYE BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Ticari alım-satımdan doğan alacağın idare tarafından ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 08/10/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Şikayetçi vekili Av. tarafından Kurumumuza verilen dilekçede özetle; müvekkili ile İmamoğlu Belediye Başkanlığı arasında doğrudan alım ve/veya ihale yolu ile ticari alım-satım ilişkisi gerçekleştiğini, bu ticari satımlara yönelik faturalar düzenlendiğini, vade tarihi gelmesine rağmen ödemenin gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkilinin İmamoğlu İcra Dairesi Esas no’lu dosya ile borçlu aleyhine icra takibi başlattığını,

1.1. Borçlu İmamoğlu Belediye Başkanlığı’na 17/09/2013 tarihinde ödeme emri tebliğ edildiğini, borçlunun ödeme emrine itiraz etmediğini ve takibin kesinleştiğini, aradan geçen zaman içerisinde borçlu belediyenin kısmi ödemelerde bulunduğunu, ancak yapılan ödemelerin borcu sona erdirecek cinsten olmadığını, takip konusu asıl alacak miktarının 1.001.620,23 TL olduğunu, işleyen faiz ve yapılan masraflar nedeniyle borcun her geçen gün arttığını, yapılan tahsilatlar akabinde güncel borcun yaklaşık 1.700.000,00 TL olduğunu, süregelen zaman içerisinde borçluya birçok kez bakiye borç muhtırası gönderildiğini ancak borçlunun herhangi bir ödemede bulunmadığını, borçluya gönderilen muhtıralar ve yapılan çağrılara rağmen borcun sona erdirilmediğini, şikayet konusu eylemin kesintisiz bir şekilde devam ettiğini ifade ve iddia ederek, ayrıntılarına bir örneği yazımız ekinde gönderilen dilekçede yer verilen gerekçelere istinaden ticari alım-satımdan doğan alacağın idare tarafından ödenmesi hakkında tavsiye karar verilmesi talebiyle Kurumumuza başvuruda bulunmuştur.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun bilgi-belge isteme yazısına istinaden İmamoğlu Belediye

Başkanlığı’ndan alınan 26/01/2021 tarihli ve E- sayılı cevabi yazıda; “İlgide bahse konu olan Esas no.lu dosya ile ilgili kurumumuzdan istenilen ödemenin şuanda yapılamayacağı; İmamoğlu Belediyesi’nin gelirleri giderlerini karşılamaya yetmemektedir. Borçlu bir Belediyedir. Bununla ilgili icra dosyaları ekte sunulmuş olup; Gereği bilgilerinize arz olunur.” açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. Anayasa’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.”

4. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35 nci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 nci maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

6. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Kurumun görevi başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “ Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”

7. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun “Haczi caiz olmıyan mallar ve haklar” başlıklı 82 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıdaki şeyler haczolunamaz: 1-Devlet Malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar,”

hüküm ve açıklamalara yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ ARİF DÜLGER’İN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

8. Kamu Denetçisi tarafından dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

9. Uyuşmazlık konusu, ile İmamoğlu Belediye Başkanlığı arasında doğrudan alım ve/veya ihale yolu ile ticari alım-satım ilişkisi sonucunda, ticari satımlara yönelik düzenlenen faturaların vade tarihi gelmesine rağmen ödemenin gerçekleşmemesi üzerine

İmamoğlu İcra Dairesi Esas no.lu dosya ile borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığı, süregelen zaman içerisinde borçluya gönderilen muhtıralar ve yapılan çağrılara rağmen borcun sona erdirilmediğini, şikayet konusu eylemin kesintisiz bir şekilde devam ettiğini ifade ve iddia ederek, ticari alım-satımdan doğan alacağın idare tarafından başvurana ödenmesi talebi hakkındadır.

10. Anayasa Mahkemesi’nin 21.10.1992 tarihli E.1992/13 K.1992/50 sayılı kararında; “

Devlet mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin kural Devletin borçlarını kendiliğinden ödeyeceği ve bunun hukuk devletinin gereği olduğu esasına dayanır. Devlet mallarının haczi, bu malların kullanma biçimini değiştireceğinden, devletin malvarlığında ve mali hukukta sürekliliğe engel olarak, kamu yararına zarar verir. Uyuşmazlık konusu olayda, borcun hiç ödenmemesinden değil, bütçe olanaklarına göre, yılını aştığı için gecikerek ödemenin sağlanacağından söz edilmektedir. Devletin etkinliklerinde kamu hizmeti ve dolayısıyla kamu yararı önde geldiğine göre, bir alacaklının kişisel çıkarı için devlet mallarının haczi, diğer değişle özel yararın kamu yararına yeğlenmesi (tercih edilmesi) söz konusu olamaz. Öte yandan, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik, mutlak anlamda eşitlik olmayıp, haklı nedenlerin varlığı durumunda farklı uygulamalara olanak veren bir ilkedir. Durum ve konumdaki farklılık, hukuksal özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar ve kuruluşlar için değişik kurallar ve uygulamaları gerekli kılar. Kimi yurttaşların haklı bir nedene dayandırılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Anayasanın amaçladığı eşitlik eylemi değil, hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı tutulması, Anayasa ‘nın öngördüğü eşitlik ilkesine uygun düşer’ gerekçeleriyle 2004 sayılı İcra İflas Yasası’nın 538 sayılı Yasa ile değişik 82. maddesinin 1.

bendinde yer alan ‘Devlet malları’ sözcüklerinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.” şeklinde kararlar verilmiştir.

11. Diğer taraftan yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi’nin 21.10.1992 tarihli

E.1992/13 K.1992/50 sayılı kararında mezkur yasal düzenlemenin gerekçesi, konuyla ilgili görüşler ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun yaklaşımına yer verilmiş olup (özetle); “Yasa’nın 82. maddesinin 1. bendindeki Devlet mallarının haczedilemiyeceğine ilişkin hükmün gerekçesi aynen; “…. Devletin ödemeye mecbur olduğu bir borç için bütçede tahsisat bulunmadığı veya Devlet borçları için Muhasebei Umumiye

Kanunu’unda mevcut usul ve salahiyetlerle borcun ödenmesine imkan olmayan ahvalde

Maliye Bakanlığı’nın gelecek sene bütçesine bu borçlar için tahsisat konulması mecburiyetinin kanuna bir hüküm olarak dercini teklif etmiş ise de, hükümetin bu mecburiyeti esasen mevcut olup, aksi halde alakadar dairelerin mesuliyetini araştırmak mümkündür.

11.1. Haczi caiz olmayan mallar, bu mevzuda umumi kanun addedilmesi icap eden İcra

Kanunu’nda tayin ve tesbit edilmiş olmakla beraber diğer kanunların da kendi bünyelerinin icabı olan bazı istisnaları ihtiva edebileceklerine nazaran birinci bend; Devlet mallarıyla mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen şeklinde tanzim edilmiştir.” (TBMM

Adalet Komisyonu 1/28 – 1/279 sayılı Tutanak M.).

11.2. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda İcra ve İflas Yasası’nın görüşmelerinde

“…. esasen Devletin güven ve haysiyet sahibi ve borçlarını ödeme yeteneği ve kudretini taşıyan müessese olması sebebiyle uygulanması imkanı olmayan cebir ve tazyike tabi olmadan borcunu yerine getireceği, …… devlet mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin hükmün, kamu düzeni düşüncesine dayandığı ….” belirtilmiştir.

11.3. İcra ve İflas Yasası’ndaki “Devlet mallarının haczedilmezliğine” ilişkin hükmün konuluş nedeni, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 15.1.1947 günlü, Esas: 1946/14, Karar: 1947/5 sayılı kararı ile “… İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde Devlet mallarının haczedilemiyeceğine dair konulmuş olan hüküm, kamu hizmetlerinin düzenli ve arasız bir tarzda yürütülmesini sağlamak maksadını güder … Devletin kendisine ait borcu ödemesi lüzumu, Devlet kamu kişiliğinin itibar ve haysiyeti icabından bulunmakla Devletten alacaklı bulunan kişilerin kovuşturma yollarına başvurmalarına lüzum ve ihtiyaç bulunmayacağı aşikardır. Kaldı ki; kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan malların hacze konu olabileceklerini düşünmek, Devletin yerine getirmekle görevli bulunduğu hizmetlerin ifa vasıtalarını ortadan kaldırmak gibi arzu edilmeyen bir netice doğurur.” hüküm ve açıklamalarına yer verilmiştir.

12. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına karşı bazı üyeler tarafından yazılan karşı oy yazılarında özetle; “

12.1. Karara muhalif kalan Güven Dinçer ve Servet Tüzün ise yazmış oldukları karşı oy yazısında, özetle, kamu hizmetinin görülmesinin devletin kamu mallarına türlü hukuki rejimler içinde sahip olmasını gerektirdiğini; kamu mallarının tabi tutulduğu değişik hukuki rejimlerin, onların korunması, temadisi ve yönetimi için değişik düzenlemeler gerektirdiğini; dava konusu kuralın, kamu mallarının yapısı, ait olduğu kamu idaresi ve korunması yönünden hiçbir ayırım getirmeden tekdüze olarak bu konuyu düzenlediğini ve kamu hizmetinin çeşitliliği ve gereksinimleri yönünden hukuka uygun ve adil bir uygulama yolunu kapadığını ve adeta kamu gücünü kullananları hukuk dışına ittiğini; devletin çeşitli yapıdaki kuruluşlarına ait olan ve onların hüküm ve tasarrufunda bulunan ve özel mülk niteliğindeki kamu mallarının özel kişilere ait olan özel mülkten farkı olmadığını, bu yüzden de bunların genel hükümlere tâbi tutulmaları gerektiğini; bu nedenlerle dava konusu kuralın Anayasa’nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35.

maddesine aykırılık teşkil ettiğinden iptalinin gerektiğini,

12.2. Karara muhalif kalan üyelerden Mustafa Gönül ise yazmış olduğu karşı oy yazısında, özetle, devletin borcunu kendi isteğiyle ödeyeceği inancının, genelde kuramsal bir iyimserlikten öteye geçmediğini; devlete karşı beslenen güven ve saygıyı aşındırdığını, yargı kararlarıyla kesinleşmiş olan bireyin alacağı karşısındaki “devlet malları” ayrıcalığına dayanan

“haczedilmezlik” engelini kaldıracak ya da yumuşatacak yeni yasal düzenlemeler yapılmasının zorunlu olduğunu, bu düzenlemenin, “devlet malları’ kavramına getirilecek ve madde metnine yansıyacak “Devletin kamu malları”, “Devletin özel malları” biçiminde çözümleyici bir ayırımla olabileceğini, bu alanda öğretinin açıklamalarının göz önünde bulundurulması gerektiğini, İİK m. 82, I/1’de geçen “Devlet malları” kavramının “Devletin kamu malları” biçiminde değiştirilmesi gerektiğini; böylece devletin özel mallarının “haczedilebilir” bir statüye alınması gerektiğini, ayrıca, yargısal bir kararla bir alacağın doğduğu günden itibaren, o güne değin herhangi bir kamu hizmetinin ögesi olmamış devletin özel malının, kasıtlı olarak bir kamu hizmetine özgülenmesinin, bu düzenlemede yer alacak bir kuralla geçerli sayılmaması gerektiğini ”ifade etmişlerdir. [Dr. Cenk AKİL, “Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’nin Bir Kararı Vesilesiyle Devlet Mallarının Haczedilmezliği Kuralı Üzerine

Düşünceler” (Ankara Barosu Dergisi, Sayı 2, (Sayfa 97-119), 2012]

13. Devlet malları kavramı, Devlet mallarının neler olduğu ve Devlet mallarının haczedilmemesi kuralı hakkında yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında kapsamlı ve ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir. Söz konusu yüksek mahkeme kararlarında, “’Devlet mallarının haczedilemeyeceği” nin kural olarak kabul edildiği görülmektedir.

14. Belediye’den alacağını tahsis edemeyen başvuran tarafından, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ile öngörüldüğü şekli ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddia edilerek AİHM nezdinde açılan 26664/no.lu Uygurer İnşaat San. Tic. Ltd. Şti./Türkiye davasında verilen 06/10/2009 tarihli kararda; “ AİHM, içtihadından doğan ilke uyarınca, ileri sürülebilirliği yeterince ortaya konulduğunda bir alacağın, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca

“mülk” olarak değerlendirilebileceğini hatırlatmaktadır (bkz, Stran ve Stratis Andreadis Yunan

Rafineleri — Yunanistan, 9 Aralık 1994 ve Bourdov — Rusya, başvuru no: 59498/00). işbu davada bu durum söz konusudur. Bilahare AİHM, özellikle bazı devletlerde paranın değer kaybetmesi göz önüne alındığında, Yüksek Sözleşmeci tarafın borcunu çok uzun sürede gecikmeli olarak ödemesinin, ileri sürülebilir bir alacağı bulunan kişinin maddi kaybının artmasına neden olduğunu ve söz konusu kişiyi belirsiz bir durumda bıraktığını belirtmektedir (bkz Akkuş – Türkiye, 9 Temmuz 1997). AİHM, mevcut davada, Körfez İcra Müdürlüğü’nün başvuranın alacağı olduğunu kabul ettiğini ve Belediye hakkında 18.985.000.000 TL tutarında ödeme emri çıkardığını gözlemlemektedir. Cebri icra işlemi başlatılmasına rağmen, ilgili ulusal düzenleme dikkate alındığında, başvuran, söz konusu alacağını elde edememiştir. Bununla birlikte, sunulan bilgiler göz önüne alındığında, söz konusu ödeme halen yapılmamıştır. Bu itibarla, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varmak uygun olacaktır (benzer dava bkz, Kanioğlu ve diğerleri — Türkiye, başvuru numaraları: 44766/98, 44771/98 ve 44772/98, 11 Ekim 2005).” şeklinde hüküm kurulmuştur.

15. Anayasa Mahkemesinin 15/11/2015 tarihli ve E.2015/70, K.2017/153 sayılı kararında; “Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere hukuk devletinin temel ilkelerinden biri ‘belirlilik’tir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir.

Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.

16. Dolayısıyla, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri ‘belirlilik ilkesi’dir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuki güvenlikle bağlantılı olup birey hangi somut eylem ve olguya hangi hukuki müeyyidenin veya neticenin bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını belirler. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. (Anayasa Mahkemesi

26.12.2013 tarih ve E.2013/67, K.2013/164). Somut olayda, ilgili idare tarafından

“öngörülebilirlik” ve “belirlilik” gibi ilkeler de göz önünde bulundurarak, ödeme tarihinin belirlenmesi ve bu doğrultuda ödemenin en kısa sürede yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.

17. Kurumumuza, “Ticari alım-satımdan doğan alacağın idare tarafından ödenmesi talebi” ile ilgili benzer nitelikte başvurular olmuştur. Bu başvurulardan 05/08/2019 tarih ve 2019/3829 şikayet numaralı, 25/06/2020 tarih ve 2020/759 şikayet numaralı, 24/06/2020 tarih ve 2020/181 şikayet numaralı başvurular hakkında verilen emsal Tavsiye

Kararlarında da görüleceği üzere; “… İdarenin vadesi gelmiş olan borcunu ödememesinin hukuk devletinin en önemli unsurlarından olan ‘belirlilik’ ve ‘hukuki güvenlik’ ilkelerine ve mülkiyet hakkına aykırılık teşkil ettiği…” değerlendirmesi yapılmıştır.

18. Şikâyetçinin iddiaları, idarenin açıklamaları, ilgili mevzuat hükümleri, konuyla ilgili yargı kararları ile tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; şikayetçi vekili tarafından İmamoğlu İcra Dairesi Esas no.lu dosya kapsamında yürütülen icra takibine bağlı alacağın mümkün olan en kısa sürede başvurana ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

19. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmeler neticesinde; ilgili idareden istenilen bilgi belge isteme talepli yazıya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine İdareye tekit yazısı gönderilmek zorunda kalınmıştır. İdarenin bundan böyle Kurumumuzun bilgi-belge isteme yazılarına ilişkin cevap verme süresini göz ardı etmeyeceği beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

20. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Adana

İdare Mahkemesi’ne yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamında göre, BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Başvuran vekili tarafından İmamoğlu İcra Dairesi Esas no.lu dosya kapsamında yürütülen icra takibine bağlı alacağın başvurana mümkün olan en kısa sürede ödenmesi için

İMAMOĞLU BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Kararın Başvuran Vekiline ve İmamoğlu Belediye Başkanlığı’na tebliğine,

6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İmamoğlu Belediye

Başkanlığı’nca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi