|
ÖZET: Başvuran, Anadolu Üniversitesi’nde 2019 yılının Mart ayından itibaren maruz kaldığı mobbing nedeniyle disiplin soruşturması açılmasını talep etmiştir. Mobbing eylemlerinin idareye bildirildiği halde gerekli incelemelerin yapılmadığını ve idarenin tutumunun hatalı olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, ayrıca, idarenin yazdığı yazılardaki kararların geri alınmasını istemiştir.
Danıştay, başvuranın mobbing iddialarını incelemiş ve yapılan incelemeler sonucunda, başvuranın iddialarını destekleyen yeterli ve ikna edici deliller sunamadığını belirlemiştir. İlgili akademik ve idari personel hakkında yapılan incelemelerde, başvuranın tanık olarak gösterdiği kişilerin ifadelerinin, iddialarını doğrulamadığı görülmüştür. Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiştir. Danıştay, idarenin başvuranın iddiaları üzerine hareketsiz kalmadığını, ancak somut delil eksikliği nedeniyle disiplin soruşturması açılmasına gerek görülmediğini ifade etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın talepleri kabul edilmemiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/3170-S.21.5113
BAŞVURU NO : 2020/74640
KARAR TARİHİ : 24/02/2021
RET KARARI
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın mobbing iddiası hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 22/06/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, Kurumumuza yaptığı başvurusunda, özetle; şahsına karşı Anadolu
Üniversitesinde ve özellikle Üniversitenin Açıköğretim binası ile İktisat Fakültesinde
Mart 2019 döneminden bugüne kadar mobbing uygulandığını, bir yıldan uzun bir zamana yayılan bu sürecin, İktisat Fakültesinde psikolojik saldırı ve “alçak sandalye” eylemi üzerinden Fakülte personeli önünde küçük düşürme planı ile başlatıldığını, Uluslararası
İlişkiler Bölüm Başkanlığı görevinden istifa etmesi için Rektör Yardımcısı tarafından uygulanan baskı ve makamında sözlü hakaret ile tırmandırıldığını, bir kez fiziki saldırı teşebbüsü ve iki kez de bizzat fiziki saldırı boyutuna taşındığını, bu kapsamda hem üniversitede hem de kurduğu lisansüstü akademik programlarda şahsını etkisizleştirme (pasifize etme) eylemleri ile bugüne kadar devam etmiş planlı yıpratma ve yıldırma (mobbing) eylemlerini içerdiğini; mobbing eylemlerinin 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanunu’nun 9 uncu bölümü ve ilgili diğer mevzuatta açıkça tanımlanmış olan “hakaret, iş arkadaşına sözlü saldırı, iş arkadaşına fiili saldırı, amirine sözlü saldırı, amirine fiili saldırı” gibi disiplin cezası yaptırımına bağlanmış eylemler olduğunu, ancak ilgili makamlara gerekli başvurular yapılmış olmasına rağmen, hem Anadolu Üniversitesi
Rektörlüğü ve İktisat Fakültesi Dekanlığının hem de YÖK’ün bugüne kadar herhangi bir işlem yapmadığını ve disiplin soruşturması açmadığını, Rektörlüğün 10/03/2020 tarihli ve E. sayı ile YÖK’e gönderdiği yazıda mobbing eylemlerini “farklı algıladığı” ve
“yorum hatası yapmış olabileceği” isnadında bulunduğunu, ayrıca ilgili eylemlerin şahsınca “aktarıldığı şekilde gerçekleşmediği” hükmüne varıldığını, fakat Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir profesörü ve bir akademisyen olarak bir yıldan fazla süredir şahsına karşı uygulanan mobbing eylemlerini doğru algılama ve doğru yorumlama kapasitesinin olduğunu düşündüğünü ifade ederek; a) Yükseköğretim Kurulu’na gönderilen 30/03/2020 tarihli dilekçede isimleri verilen akademik ve idari personel hakkında disiplin soruşturması açılmasını veya yetkili makamlara açtırılmasını, açılacak disiplin soruşturmasında Anadolu Üniversitesi
Rektörlüğüne ve İktisat Fakültesi Dekanlığına sunulan 07/02/2020 tarih ve E.
sayılı dilekçenin ekinde adı geçen diğer akademik ve idari personelin de ifadesinin alınması, tanıklığına/bilgisine başvurulmasını ve şahsına karşı gerçekleştirilen özellikle 15/04/2019 tarihindeki fiziki saldırı teşebbüsü ile 17/04/2019 tarihindeki fiziki saldırı olayına ait elektronik delillerin (güvenlik kamerası kayıtlarının) toplanmasını, b) İlgili disiplin soruşturmasında yapılacak incelemeler sonucunda, bizzat ismi verilen akademik ve idari personel haricinde mobbing eylemlerinden sorumlu başka kişiler tespit edilirse, onlar hakkında da gerekli disiplin soruşturmasının açılmasını veya yetkili makamlara açtırılmasını ve saiklerinin öğrenilmesini, c) Anadolu Üniversitesine mobbing şikâyeti süresince kurumsal tutumunun kusurlu/hatalı olduğunun, hukuki mevzuat gereğince bu gibi psikolojik yıldırma ve yıpratma eylemlerinin idareye (Rektörlüğe ve ilgili makamlara) bildirildiğinde vakit geçirmeksizin ve objektif bir şekilde inceleme ve araştırma başlatarak sorumlular hakkında hukuki işlem yapması gerektiğinin bildirilmesini, d) Anadolu Üniversitesi’nin şahsına ve YÖK’e yazmış olduğu yazılardaki kararlarını geri çekmesini ve iptal etmesini, özellikle küçümseme içermesi, gerekli incelemeyi/araştırmayı objektif olarak yapmadan ve soruşturma açmadan hüküm ihdas etmiş olması nedeniyle Rektörlüğün 10/03/2020 tarih ve E. sayı ile YÖK’e gönderdiği yazının iptal edilerek “yok hükmünde” olduğu kararını alması ve bu kararını
YÖK’e bildirmesini, talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Anadolu Üniversitesi Rektörlüğünün 19/11/2020 tarihli ve E. sayılı yazısıyla,
Kurumumuzca istenen bilgi ve belgeler gönderilmiştir.
3) Anadolu Üniversitesi Rektörlüğünün 13/01/2021 tarihli ve sayılı yazısıyla,
3.1) İktisat Fakültesi Dekanlığına verilen başvuranın 07/02/2020 tarihli ve E. sayılı
dilekçesinin Dekanlık Makamınca içeriği ile birlikte incelendiği, değerlendirildiği ve herhangi bir işlem yapılmamasına karar verildiği, ancak sonrasında başvuran tarafından
CİMER aracılığıyla Rektörlük Makamına yapılan başvuru üzerine inceleme başlatıldığı,
3.2) Başvuranın 16/06/2020 tarihli ve E sayılı dilekçesi üzerine 2547 sayılı Kanun
uyarınca ilgili iddiaların aydınlatılması, sorumlu var ise belirlenmesi amacıyla olay soruşturması başlatıldığı, soruşturma kapsamında soruşturma konusu olayı aydınlatmak için soruşturmacı tarafından ihtiyaç duyulan personelin ifadesine başvurulduğu, soruşturması sonucu uyarınca herhangi bir işlem tesis edilmediği ve başvurana bilgi verilmediği,
3.3) Yapılan soruşturma sonucunda herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığından başkaca
işlem tesis edilmediği ifade edilmiş; ayrıca Kurumumuzca talep edilen diğer bilgi ve belgeler gönderilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
4.1) “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde;
“Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
4.2) “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinin birinci
fıkrasında; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
4.3) “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasında;
“Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”
4.4) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü
maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
5) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5
inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
6) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun
6.1) “Genel esaslar” başlıklı 53 üncü maddesinde;
“a. …rektör, üniversitenin; bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürü, bağımsız vakıf meslek yüksekokulunun; dekan, fakültenin; enstitü ve yüksekokul müdürleri, enstitü ve yüksekokulların; … disiplin amirleridir.
b. Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. … Memurlar hakkında ise 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 125 inci maddesi uygulanır.
(1) Uyarma: Öğretim elemanına, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması
gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
… c) Görevin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak.
… (2) Kınama: Öğretim elemanına, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı
ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
… r) Görevi sırasında amirine sözle saygısızlık etmek.
… t) Taşıdığı sıfatın gerektirdiği özen yükümlülüğüne aykırı, genel ahlak ve edep dışı tutum ve davranışlarda bulunmak.
… (3) Aylıktan veya ücretten kesme: Brüt aylıktan; veya ücretten bir defaya mahsus olmak üzere 1/30 ila 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır. Aylıktan veya ücretten kesme cezasını
gerektiren fiiller şunlardır:
… l) Kasıtlı olarak; görevi tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek.
… (4) Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında görev yapan aylıklı öğretim elemanlarının bulundukları kademedeki ilerlemelerinin fiilin ağırlık derecesine göre bir ila üç yıl arasında durdurulması; vakıf yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının ise fiilin ağırlık derecesine göre üç ila altı ay süreyle brüt ücretinden 1/30 ila 1/8 arasında kesintiye gidilmesidir. Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme
cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
… c) Kamu hizmetlerinin yürütülmesini engellemek, boykot ve işgal eyleminde bulunmak.
d) Ders, seminer, konferans, laboratuvar, grafik çalışma ve sınav gibi öğretim çalışmalarının yapılmasına engel olmak; görevlileri, öğrencileri eğitim-öğretim alanı dışına çıkartmak; görev yapılmasına engel olmak; öğrencileri bu tür davranışlara teşvik etmek veya zorlamak ya da bu maksatla yapılacak hareketlere iştirak etmek.
… o) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya hizmetten yararlananlara hakarette bulunmak veya bunları tehdit etmek.
… (6) Kamu görevinden çıkarma: Kamu kurum ve kuruluşları ile vakıf yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanı ve memur olarak bir daha atanmamak üzere kamu
görevinden çıkarmadır. Kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
… b) Amire, iş arkadaşlarına, personeline, hizmetten yararlananlara veya öğrencilerine fiili saldırıda veya cinsel tacizde bulunmak.
… c. Ceza soruşturması usulü:
Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların
657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da
görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme başlatılabilir, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde aşağıdaki hükümler uygulanır:”
6.2) “Disiplin soruşturması ve savunma hakkı” başlıklı 53/A maddesinde;
“Disiplin soruşturmasında uyulacak esaslar şunlardır:
a) Disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiilin işlendiğini öğrenen disiplin amiri yazılı olarak disiplin soruşturması başlatır. …
… g) Soruşturmacı, disiplin soruşturmasıyla ilgili bilgi ve belgeleri toplama, ifade alma, tanık dinleme, bilirkişiye başvurma, keşif yapma, inceleme yapma ve ilgili makamlarla yazışma yetkisini haizdir.
… ı) Soruşturmacı, görevlendirildiği konuda soruşturma yürütür; soruşturma sırasında disiplin soruşturmasına konu olabilecek başka fiillerin ortaya çıkması durumunda bunları gecikmeksizin disiplin amirine bildirir.
… j) Soruşturma işlemleri bir tutanakla tespit olunur.
k) Soruşturmanın gizliliği esastır.”
6.3) “Zamanaşımı” başlıklı 53/C maddesinde;
“Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; a) Uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme cezalarında bir ay içinde, b) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezasında altı ay içinde, disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin soruşturması açılamaz.
Disiplin cezası verilmesini gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiil açısından altı yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez.”
6.4) “Disiplin cezası verme yetkisi” başlıklı 53/Ç maddesinde;
“Disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullar şunlardır:
a) Uyarma ve kınama cezaları sıralı disiplin amirleri tarafından, … verilir.
b) Aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme cezaları kişinin görevli olduğu birimdeki disiplin kurulu kararı ile verilir.
c) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezaları atamaya yetkili amirin teklifi üzerine Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla verilir.
Disiplin cezası vermeye yetkili makamlar, soruşturmada eksiklik olduğunun tespiti halinde eksikliklerin giderilmesi amacıyla dosyayı iade edebilir, soruşturmacı tarafından önerilen disiplin cezasını aynen verebilir, hafifletebilir veya reddedebilir.
düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
7) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun reddi
gerektiği yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
8) Başvuran, özetle, 2019 yılının Mart ayında şiddetlenerek bugüne kadar devam eden bir
mobbing sürecine maruz kaldığından bahisle, ilgili akademik ve idari personel hakkında disiplin soruşturması açılmasını, yapılacak inceleme sonucunda mobbing eylemlerinden sorumlu olduğu tespit edilen diğer kişiler hakkında da gerekli disiplin soruşturmasının açılmasını, mobbing şikayet sürecinde idarenin tutumunun hatalı olduğunun tespitini ve mobbing eylemlerinin idareye bildirildiğinde idarenin vakit geçirmeksizin ve objektif bir şekilde inceleme ve araştırma başlatarak sorumlular hakkında hukuki işlem yapması gerektiğinin bildirilmesini, idarenin şahsına ve YÖK’e yazdığı yazılardaki kararlarını geri almasını ve Rektörlüğün 10/03/2020 tarihli ve E sayı ile YÖK’e gönderdiği yazının iptal edilerek yok hükmünde olduğu kararını almasını talep etmektedir.
9) Anayasanın 17 nci maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme
hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasanın “5 inci maddesinde devletin amaç ve görevleri arasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak sayılmıştır. Anayasanın 49 uncu maddesinde devletin çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için; 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasında ise herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alacağı belirtilmek suretiyle devletin yükümlülükleri gösterilmiştir.
10) Ayrıca, ülkemizin taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi uluslararası
sözleşmeler ile Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerinde de, herkesin elverişli koşullarda çalışma, edinilen iş veya meslekte tabi olunacak muamelede eşitliğin sağlanması, kamu çalışanları dahil olmak üzere istihdam edilen bütün kişilerin çalışma sırasındaki sağlığı etkileyen fiziksel ve zihinsel unsurların dikkate alınması gerektiği düzenlenmiş ve üye devletlere bu konularda gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu bağlamda, Devletin ve kamu otoritelerinin çalışanların fiziksel ve ruhsal yönden zarar görmelerine neden olmamaları gerekmektedir.
11) 19/03/2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2011/2 sayılı
“İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” konulu Başbakanlık
Genelgesinde; kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği, kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin ve çalışma barışının geliştirilmesi için bazı tedbirlerin alınması gerektiği, işyerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olduğu, işverenlerin çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacakları, bütün çalışanların psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracakları belirtilmiştir.
12) Mobbing “İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere
yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü” olarak tanımlanmış, mobbingin unsurları olarak; işyerinde gerçekleşmesi, sistemli bir şekilde yapılması, süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanması, kasıtlı yapılması, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacında olması, mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkması hususları sayılmıştır. [Bkz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme
Rehberi, Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Mayıs 2014)]
13) Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 16/09/2014 tarihli ve E.2014/18743, K.2014/24185
sayılı kararında, “Mobbingin meydana gelebilmesi için bir işçinin hedef alınarak, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanan, mağdurun karşı koymasına rağmen yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü ve psikolojik olarak acı veren, işteki performansı engelleyen veyahut olumsuz bir çalışma ortamına sebep olan tehdit, şiddet, aşağılama, hakaret, ayrımcılık, ağır eleştiri, taciz ve çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylem, tutum ve davranışların uygulanması gerekir. … Mobbingde, hedef alınan kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür ve benzeri yönlerine topluca bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı, dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemlerle yapılmaktadır.
Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez.” hükmü yer almaktadır.
14) Anayasa Mahkemesinin 10/03/2016 tarihli ve 2013/6235 başvuru numaralı
kararında, “… ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve yargı kararları dikkate alındığında mobbing (psikolojik taciz) kavramının, belirli bir veya birden fazla çalışanı hedef alan, sürekli ve sistematik şekilde yapılan, fiziksel olmayan, psikolojik taciz biçimini ifade ettiği; bu tacize yol açan tehdit, şiddet, aşağılama, hakaret, ayrımcılık, ağır eleştiri, taciz ve çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylemlerin tek tek değil kümülatif olarak ele alınarak değerlendirilmesi, bu davranışların toplamının, bireyin kişilik haklarına, onur ve haysiyetine ya da sağlığına zarar verici nitelikte olması gerektiği anlaşılmaktadır. Bir iş yerinde tüm çalışanlara yönelik alınan tedbir ya da talimatların, belli kişi ya da kişilerin kişilik haklarını hedef almadığı durumlarda mobbing olarak nitelendirilmediği, süreklilik göstermeyen, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranışın mobbing olarak adlandırılamayacağı görülmektedir. Söz konusu davranışların, kişi üzerindeki etkileri önem taşımakla birlikte bireyin kişilik haklarına, onur ve haysiyetine ya da sağlığına zarar verici nitelikte olup olmadığı yönünden objektif kriterlere göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, mobbing kavramının işyeri ve mesleki yaşamla ilişkili bir olguyu ifade etmesi nedeniyle mağdurun işi ya da mesleğine ilişkin olumsuz sonuçların ortaya çıkmış olması, bu sonuçların iş ortamının kötüleşmesi, çekilmez hal alması veya tamamen işin veya mesleğin bırakılması sonucunu doğurması şartının da araştırılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Kural olarak psikolojik tacize maruz kaldığını ileri süren başvurucu1arın bu iddialarını yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber, psikolojik tacizi kanıtlamak kolay değildir. Bu yüzden, başvurucuların kendilerine yönelik sistematik ve süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muamele yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun ispatlanması durumunda, bu şekildeki muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını ispat yükü muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarına geçecektir.” değerlendirmelerine yer verilmiştir.
15) Somut olayımızda,
Başvuranın 29/01/2020 ve 31/01/2020 tarihli e-postaları ile kendisine mobbing yapıldığını ifade ederek ilgililer hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiş, bunun üzerine 03/02/2020 tarihli ve sayılı yazısı ile incelemeci tayin edilmiş, incelemecinin 04/02/2020 tarihli ve E sayılı yazıyla başvurandan e-postalarda belirtmiş olduğu eylemler ve kişiler hakkında detaylı bilgi talep etmesi üzerine i başvuran 07/02/2020 tarihli ve sayılı dilekçeyi idareye sunmuş, incelemeci ise hazırladığı inceleme raporunu 17/02/2020 tarihli ve E. sayılı yazıyla Rektörlük
Makamına sunmuş, Diğer yandan, başvuran, 08/02/2020 tarihli ve nolu CİMER başvurusu ile aynı iddia ve taleplerde bulunmuş, başvuranın avukatı ise 12/02/2020 tarihli dilekçeyle Yükseköğrenim Kurulu Başkanlığına sürecin takipçisi olunmasını talep etmiş, başvuranın avukatının dilekçesi ve ekleri Yükseköğrenim Kurulu
Başkanlığının 03/03/2020 tarihli ve E. sayılı yazısı ile idareye gönderilmiş, bunun üzerine Rektörlük tarafından Yükseköğrenim Kurulu Başkanlığına gönderilen 10/03/2020 tarihli ve E. sayılı yazısıyla olayın bir öğretim görevlisi görevlendirilerek incelendiğini ve Suç unsuru oluşmadığından herhangi bir işlem yapılmadığı bildirilmiş, Akabinde ise Yükseköğrenim Kurulu Başkanlığının 20/03/2020 tarihli ve E.
sayılı yazısı ile başvuranın 08/02/2020 tarihli CİMER başvurusu idareye gönderilerek iddiaların değerlendirilmesi ve sonucundan bilgi verilmesi istenmiş, bu yazı üzerine
Rektörlüğün 27/03/2020 tarihli ve E sayılı yazısıyla başvuran daha önce verdiği dilekçe ile aynı iddialar hakkında inceleme başlatıldığı ve herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı ifade edilmiş, ayrıca Rektörlük tarafından Yükseköğrenim
Kurulu Başkanlığına gönderilen 31/03/2020 tarihli ve E sayılı yazıyla başvuranın CİMER başvurusundaki iddiaların incelendiği ve başvuran bilgi verildiği bildirilmiş, Öte yandan, başvuran İktisat Fakültesi Dekanlığına sunduğu 13/04/2020 tarihli ve
E sayılı dilekçeyle verilen kararın düzeltilmesini ve hangi işlemin yapıldığının tarafına bildirilmesini talep etmiş, İktisat Fakültesi Dekanlığının 14/04/2020 tarihli ve
E sayılı yazısı ile gerekli bilgilendirmenin yapıldığı şeklinde cevap verilmiş, Başvuranın 16/06/2020 tarihli ve sayılı dilekçesi üzerine ise Rektörlük
Makamının 23/06/2020 tarihli ve sayılı yazısıyla 53/A maddesi kapsamında soruşturmacı tayin edilmiş, soruşturmacının 25/06/2020 tarihli ve E sayılı ifadeye davet yazısı üzerine başvuran tarafından idareye sunulan 26/06/2020 tarihli ve E. sayılı dilekçeyle soruşturmanın bir komisyon marifetiyle yapılması ve soruşturmanın yeni Rektör tarafından açılması talep edilmiş, başvuranın bu talebi soruşturmacının 02/07/2020 tarihli ve E. sayılı yazıyla makama iletilmiş, ancak 13/07/2020 tarihli ve E. sayılı yazıyla soruşturmanın tamamlanarak düzenlenecek raporun Rektörlüğe gönderilmesi istenmiş, Soruşturma ise 28/08/2020 tarihinde sonuçlandırılmış ve soruşturma raporunda disiplin soruşturmasını gerektirecek bir durumun olmadığı kanaatine varılmış, bununla birlikte başvurana bilgi verilmemiştir,
16) 2547 sayılı Kanun’un 53/A maddesinde, disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiilin
işlendiğini öğrenen disiplin amirinin yazılı olarak disiplin soruşturması başlatacağı düzenlenmiş olup, somut olayımız açısından soruşturma açma yetkisi başvuranın iddia ettiği mobbing olayının gerçekleştiği İktisat Fakültesi Dekanı veya üst amir olan
Rektörün yetkisindedir.
17) Bununla birlikte, disiplinsizlik teşkil eden bir fiili veya mesleğe aykırı tutum ve davranışı
herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirlerinin, soruşturma açılmasını gerektiren haller için bir aylık soruşturmaya başlama süresinin geçirilmesine sebebiyet vermemek kaydıyla, soruşturma emri vermeden önce görevlendireceği bir personel vasıtasıyla iddia konusu olayların ve fiillerin incelenmesini isteyebilmekte; yapılan inceleme sonucunda hazırlanan inceleme raporuna göre soruşturma açılmasını ve soruşturma yoluyla açıklığa kavuşturulmasını gerektiren bir suç bulunduğuna kanaat getirmesi halinde soruşturma açılmasına karar verebilmekte, inceleme neticesinde disiplinsizlik içeren bir fiilin gerçekleştiği iddiasının somut delillerle desteklenemediğinin tespit edildiği durumlarda ise soruşturma açmayabilmektedir.
18) İncelenmekte olan olayda, başvuranın mobbing iddiasını ve ilgililer hakkında soruşturma
açılması talebini e-posta ile yönetim mercilerine iletmesi üzerine kısa bir süre içinde incelemeci görevlendirmesi yapıldığı, inceleme kapsamında başvuranın e-postalarında ve dilekçesinde bahsettiği kişilerin ve şahitlerin ifadelerine başvurulduğu ve incelemenin kısa bir süre içerisinde tamamlanarak hazırlanan raporun Rektörlük Makamına sunulduğu, ancak, inceleme sonucunda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı kanaatiyle soruşturma açılmasına gerek görülmediği; daha sonrasında açılan disiplin soruşturması kapsamında ilgililerin ve şahitlerin ifadelerine yeniden başvurulduğu ve yine soruşturma raporuna göre disiplin cezası verilmesini gerektiren bir durum olmadığı sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
19) Diğer yandan, yukarıda bahsedildiği üzere, Anayasa Mahkemesinin ve yüksek yargı
mercilerinin kararlarında ifade edildiği şekilde, kendisine mobbing uygulandığını iddia eden kişinin öncelikle hukuk literatüründe “ilk görünüş ispatı” olarak tanımlanan yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle psikolojik tacize yol açan muameleleri ve sonrasında ise kişilik haklarının ihlal edildiğini ortaya koyması gerekmektedir.
20) Başvuran, mobbing olarak nitelendirdiği olayların 2018 yılının başından beri
gerçekleştirildiğini ve 2019 yılının Mart ayının başından itibaren daha da şiddetlendiğini ifade etmektedir. Bununla birlikte, başvuranın, bu olaylar karşısında, özellikle fiili saldırı iddiaları konusunda, belli bir süre muhafaza edilebilen kamera kayıtları silinmeden önce ve yaşanan olayın sıcağı sıcağına araştırılmasını sağlayacak şekilde ilgililer hakkında gerekli işlemlerin başlatılmasını sağlayacak girişimlerde bulunmadığı, böylelikle mobbing iddiasına delil teşkil edecek somut verilerin zamanında toplanamadığı görülmektedir.
21) Hepsinden önemlisi, gerek inceleme raporunda gerekse soruşturma raporunda yer alan
yeminli ifadelerde, başvuranın şahit olarak gösterdiği kişiler dahil ilgililerin ve tanık konumunda olan kişilerin başvuranın iddialarını doğrulamadığı, bu kişilerin başvuranın dilekçelerinde ifade ettiği olayların başvuranın ifade ettiği şekilde gerçekleşmediği veya yaşanan olayların başvuran aleyhine kasıtlı olarak ve kötü niyetle yapılan davranışlar olmadığı yönünde beyanlarda bulunduğu görülmektedir. Kaldı ki, başvuranın iddia ettiği personelin hakaret ve aşağılama içeren ifadelerinin ve hareketlerin bir kısmının şahitlerin olmadığı ortamda gerçekleştiği anlaşılmakta olup, bu gibi durumlarda ilgili kişinin (hakaret eden veya saygısızlıkta bulunan kişinin) itirafta bulunmasının haricinde bu olayların gerçekliğinin ortaya konulması imkansızdır.
22) Ayrıca, başvuranın bir dönem yürüttüğü Uluslararası Bölüm Başkanlığı süresinde
gerçekleşen ve hatalı olduğunu ifade ettiği idari işlemler konusunda ise, söz konusu idari işlemlerin başvurana mobbing uygulamasının bir aracı olarak kasıtlı olarak yapılmış işlemler olduğu konusunda ikna edici deliller ve şahit ifadeleri bulunmamaktadır.
23) Sonuç olarak, Kurumumuzca yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; yukarıda
yapılan açıklamalar çerçevesinde, idarenin başvuranın iddiaları üzerine hareketsiz kalmayarak konuyla ilgili olarak inceleme başlattığı, ancak inceleme sonucunda başvuranın şahit olarak gösterdiği kişilerin ve diğer tanıkların ifadelerinde başvuranın iddia ettiği olayları doğrulamaması ve kamera kayıtlarının 45 gün sonrasında silinmesi nedeniyle yaşanan olaylara ilişkin somut kanıtlara da ulaşılamaması nedeniyle ilk olarak soruşturma açılmasına gerek görülmediği, ancak daha sonrasında soruşturma açıldığı, ancak yine başvurana mobbing uygulandığını ortaya koyan şahit ifadelerinin bulunmaması ve somut bilgi ve belgelere ulaşılamaması nedeniyle ilgililer hakkında işlem başlatılmadığı görüldüğünden; ayrıca, başvuranın dilekçesinde ve ekinde yer alan bilgi ve belgeler ile yapılan inceleme ve soruşturma kapsamında hazırlanan raporlar ve ekindeki tanık ifadeleri ve belgeler çerçevesinde, başvuranın kendisine mobbing uygulandığı konusunda ilk görünmüş ispatı olarak nitelendirilen yeterli ve ikna edici deliller ortaya koyamadığından ve yapılan inceleme ve soruşturma sonucunda da başvurana sistematik ve kasıtlı olarak mobbing uygulandığına ilişkin bir bulguya ulaşılamadığından, başvuranın taleplerinin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
24) 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde iyi yönetim ilkelerine yer verilmiş olup; idarenin başvuranın talebini reddederken bu işlem karşısında hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğinin göstermemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
25) 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci
maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda incelemenin altı ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu, başvurana 22/12/2020 tarihli ve S.20 sayılı yazı ile bildirilmiştir.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, başvurunun REDDİNE, Ret kararının Başvurana ve ANADOLU ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi