|
ÖZET: Bu karar, başvuranın memuriyetten çıkarılmasına ilişkin mahkeme kararının uygulanmaması üzerine ortaya çıkan hukuki uyuşmazlığı ele almaktadır. Başvuran, mahkeme kararının uygulanmasını talep ederken, Anayasa’nın 138. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi gereği idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu vurgulamaktadır. İdarenin, mahkeme kararını geciktirmeden uygulaması gerektiği, bu yükümlülüğün bağlı bir yetki olduğu ve idarenin bu konuda takdir hakkının bulunmadığı belirtilmiştir.
Somut olayda, başvuranın 11/12/2020 tarihinde tebliğ edilen yargı kararına uygun işlem tesis edilmemesi, Anayasa ve ilgili yasalara aykırı bir durum olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, idarenin başvuranı vakit kaybetmeksizin görevine iade etmesi ve yargı kararının yerine getirilmemesindeki sorumluluğu bulunan personel hakkında gerekli işlemleri yapması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durum, idarenin hukukun üstünlüğüne ve adalet anlayışına uygun hareket etmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/12899-S.21.20729 –
BAŞVURU NO : 2021/6118
KARAR TARİHİ : 09/09/2021
TAVSİYE KARARI
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın yargı kararının uygulanması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 15/03/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, Kurumumuza yaptığı başvurusunda;
1.1) Düzce Kaynaşlı İlçe Emniyet Müdürlüğü kadrosunda Başpolis Memuru olarak görev yapmakta iken
“kişiler arası aleni olmayan görüşmeleri kayıt etmek ve ifşa etmek” fiili ile alakalı olarak 05/06/2020 tarihinde meslekten çıkarıldığını, bu işlemin Bolu İdare Mahkemesi Başkanlığına yapmış olduğu itiraz sonucunda 06/11/2020 tarihli ve sayılı kararla 11/12/2020 tarihinde iptal edildiğini,
1.2) 30/12/2020 tarihinde numarasından arayan ve Personel Daire Başkanlığından
aradığını belirten polis memurunun, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir şekilde, idare mahkemesinin kararını yok sayarcasına Düzce Emniyet Müdürlüğü Personel Şubeye gitmesini ve orada atamasının yapılması için il tercihi yapması gerektiğinden bahsettiğini, bunun üzerine bahse konu personel şubeye giderek il tercihi dilekçesini teslim ettiğini,
1.3) 12/01/2021 tarihinde numarayı aradığında görüştüğü personelin, konu ile alakalı
Hüseyin isimli şube müdürünün onayını beklediklerinden bahsettiğini, ancak kararın çıkıp idareye tebliğ tarihi geçmiş olmasına rağmen Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından halen göreve çağrılmadığını,
1.4) Bolu İdare Mahkemesinin iptal kararının 11/12/2020 tarihinde çıkmasına ve 30 gün bitmesine rağmen
hala göreve başlatılmadığını, hukukun üstünlüğünden bahseden ve kanunları uygulamakla görevli olan Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin kendisinin göreve başlatılmasını engellediğini,
1.5) İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 28 inci maddesinde “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve
vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” hükmünün, yine aynı Kanunun 52 inci maddesinde “Temyiz veya itiraz yoluna başvurulmuş olması, hâkim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.” hükmünün bulunduğunu,
1.6) Anayasa’nın 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasında ise “Yasama ve yürütme organları ile idare,
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” denildiğini, bu hükme göre kamu görevlilerinin de mahkeme kararlarını yerine getirmek zorunda olup bu konuda seçim haklarının bulunmadığını, kaldı ki mahkeme kararlarını kasten yerine getirmeyen memur ve diğer kamu görevlilerinin eylemlerinin suç oluşturduğunu,
1.7) Kendisinin FETÖ mücadelesi vermiş, Trabzon Emniyet Müdürlüğü KOM Şubede çalıştığı dönemde
FETÖ’nün Trabzon işadamı ve esnaf yapılanmasına yönelik operasyon yapmış, 2 nci operasyon aşamasında operasyon gününü başsavcı vekili ile görüşeceği gün atamasının polis merkezine yapılması ile atamasını yapan Emniyet Müdürleri hakkında mobbing ve bu şahısların FETÖ yönünden araştırılmasına yönelik vermiş olduğu şikayet dilekçesi ile Trabzon Cumhuriyet
Başsavcılığına yapmış olduğu suç duyurusunun ardından Emniyet Atama ve Yer Değiştirme
Yönetmeliğinin 34 üncü maddesine istinaden Düzce iline tabiri caiz ise sürgün edilip, halen emniyet içerisinde yuvalanmış FETÖ mensupları tarafından alakasız bir soruşturma neticesinde meslekten çıkarılarak FETÖ’nün intikam aldığı bir polis olduğunu,
1.8) Anayasa, Danıştay, Kanun ve hukuk kararlarını hiçe sayıp keyfi hareket ederek mağduriyetine sebep
olan kurum ve personellerinden şikayetçi olduğunu, ifade ederek; en kısa süre içerisinde görevine dönmeyi ve mağduriyetine sebep olanlar hakkında gereğinin yapılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Emniyet Genel Müdürlüğünün 27/07/2021 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde;
2.1) Uygulayıcı birim olan Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünden alınan 05/07/2021 tarihli ve
sayılı yazında; başvuranın tarihli CİMER dilekçesine Trabzon
Emniyet Müdürlüğünce 12/04/2021 tarihinde “Mesleğe iade edilmesi ile ilgili Müdürlüğümüz kayıtlarında bilgi ve belge bulunmadığı” şeklinde cevap verildiğinin bildirildiği,
2.2) Uygulayıcı birim olan Personel Dairesi Başkanlığından alınan 14/07/2021 tarihli ve
sayılı yazıda; Düzce Emniyet Müdürlüğü kadrosunda sicil sayılı
Başpolis Memuru olarak görev yapmakta İken, Trabzon Emniyet Müdürlüğü emrinde görevli olduğu sırada işlediği “Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın kaydetmek, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri ifşa etmek” suçundan dolayı 7068 sayılı Kanunun 8/6-z maddesi gereğince Emniyet
Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun 20/02/2020 tarih ve 2020/68 sayılı “Meslekten
Çıkarma” cezası ile tecziye edilen ’in bu işlemin iptali talebiyle açtığı davada; Bolu
İdare Mahkemesince 06/11/2020 tarih ve sayı ile “Dava Konusu İşlemin iptaline” dair karar verildiğinin anlaşıldığının, bu süreçle eş zamanlı olarak Emniyet Genel
Müdürlüğünce istinaf başvurusunda bulunulduğunun, kararla ilgili işlemlerin devam ettiğinin bildirildiği,
2.3) Hukuk Müşavirliğinin 09/07/2021 tarihli ve sayılı yazısında; 09/07/2021
tarihi itibariyle adı geçen tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü aleyhine Bolu İdare Mahkemesinin esasına kayden dava açıldığı, Bolu İdare Mahkemesince verilen dava konusu işlemin iptaline dair kararın ve kararın Emniyet Genel Müdürlüğüne tebliğ tarihini gösteren tebliğ zarfının ekte gönderildiğinin, davanın henüz temyiz aşamasına gelmediğinin, istinaf aşamasında olduğunun, 30/12/2020 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünce istinaf yoluna başvurulduğunun, 09/07/2021 tarihi itibariyle Emniyet Genel Müdürlüğüne herhangi bir istinaf karar evrakı tebliğ edilmediğinin tespit edildiğinin bildirildiği, ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
3.1) “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesi;
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
3.2) “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde;
“Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
3.3) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü
ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
3.4) “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesinde;
“ İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
3.5) “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” bölümünde yer alan “Görev ve sorumlulukları,
disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129 uncu maddesinde; “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.”
3.6) “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesinde;
“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
/
4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci
maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
5) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun
5.1) “Kararların sonuçları” başlıklı 28 inci maddesinde;
“1. Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.
… 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.”
5.2) “Temyiz veya istinaf istemlerinde yürütmenin durdurulması” başlıklı 52 nci maddesinde;
“Temyiz veya istinaf yoluna başvurulmuş olması, hakim, mahkeme veya Danıştay kararlarının yürütülmesini durdurmaz.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
6) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın yargı kararı
gereğince vakit kaybetmeksizin görevine iade edilmesi ve yargı kararının yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin gecikmesinde sorumluluğu bulunan personel hakkında gerekli işlemleri tesis edilmesi konusunda idareye tavsiyede bulunulması gerektiği yönünde hazırlanan öneri Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
7) Başvuran, özetle, hakkında uygulanan memuriyetten çıkarılması işleminin iptali konusunda verilen
mahkeme kararı uygulanarak en kısa süre içerisinde görevine dönmeyi ve mağduriyetine sebep olanlar hakkında gereğinin yapılmasını talep etmektedir
8) Bilindiği üzere, hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
9) Anayasa Mahkemesinin 03/04/2014 tarihli ve 2013/711 sayılı kararında “mahkemeye erişim hakkının
adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, /
mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade ederek yargı kararlarının uygulanmasını “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmiştir. Anayasa
Mahkemesi’nin 14/01/2010 tarihli ve E.2009/27, K.2010/9 sayılı kararında da bu yönde değerlendirmeler mevcuttur. Bu kararlar çerçevesinde, Anayasanın 36 ncı maddesinde yer alan hak arama hürriyetinin, yalnızca yargı mercileri karşısında davalı veya davacı olma hakkını değil mahkeme nezdinde verilmiş olan kararın idari mercilerce gereğinin yerine getirilmesini de kapsadığı, mahkeme kararlarının uygulanmasının da yargılama sürecinin devamı niteliğinde görülerek yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın bir anlam ve sonuç doğurmasını saylayan unsur olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.
10) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AHİM) 13/12/2011 tarihli ve 53329/08 başvuru numaralı
Abdurrahman Yıldırım – Türkiye kararında, kamulaştırmasız el atma eyleminden kaynaklanan alacağın, bu konuda verilen ulusal mahkeme kararlarına rağmen geç ödenmesini, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6 ncı maddesi kapsamında ihlal olarak değerlendirmiştir. Burada
Mahkeme, kesinleşmiş yargı kararlarını makul süre zarfından uygulamayan yetkililerin, Sözleşmenin
6 ncı maddesi birinci fıkrası hükümlerinin etkinliğini kısmen daralttığı kanaatini beyan etmektedir.
[Benzer olgulara dayalı olarak, Türkiye hakkında, Sözleşmenin 6 ncı maddesi birinci fıkrası ihlali verilen davalar için bakınız: 31277/03 başvuru numaralı Kranta – Türkiye davası; Kuzu – 13062/03 başvuru numaralı Türkiye davası]. Görüleceği üzere, Sözleşmenin yukarıda yer alan hükmünün yorumu bağlamında önüne gelen somut dava dosyası konusunda AHİM de, tıpkı Anayasa Mahkemesi gibi, mahkeme kararının idare tarafından yerine getirilmemesini, “adil yargılanma hakkının” ihlali olarak kabul etmiştir.
11) Kanun koyucu, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanunun 28 inci maddesi ile yargı
kararlarının ne olursa olsun uygulanmamasından idareyi sorumlu tutmuş ve idarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda idareye Anayasal ve kanuni bir zorunluluk yüklemiştir. Buna göre, idarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir. Dolayısıyla, idareler, mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları gibi, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararların yerine getirilmesini de geciktirmemeleri gerekmektedir.
12) Anlaşılacağı üzere, idarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusudur ve
idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmemiştir. Danıştay 13. Dairesinin 23/11/2020 tarihli ve
E:2019/3691, K:2020/3281 sayılı kararında; idarelerin iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem yapmak ve iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak ve önceki hukukî durumun geçerliliğini sağlamakla görevli olduğu, bu nedenle, idarelerin, idarî yargı yerlerince verilen kararların uygulanıp uygulanmaması konusunda takdir yetkisine sahip olmadığının, bu kararların doğruluğunu tartışma ve buna göre uygulama yetkisinin bulunmadığının, idarelerin bu alandaki yetkilerinin bağlı yetki niteliğinde olduğunun açık olduğu ifade edilmiştir.
13) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/12/2010 tarihli ve E:2006/1321, K:2010/2106 sayılı
kararında; “İdarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem ya da eylemde bulunması zorunluluğu Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin bir gereği olup, bu ilke karşısında idare, mahkeme kararlarını “aynen” ve “gecikmeksizin” uygulamak zorundadır. Yargı yerince işin esası hakkında karar verilmesi halinde idarenin, bu kararın temyiz edilmiş olması veya kararın düzeltilmesi yoluna başvurmuşsa verilecek kararı beklemesi gibi bir seçeneği bulunmamaktadır.” hükmüne yer verilmiş; hatta, Danıştay 6. Dairesinin 09/10/1996 tarihli ve E:1995/7076, K:1996/4029 sayılı kararında; “Yürütmenin durdurulması kararı da Anayasa’da ve
İdari Yargılama Usulü Yasasında belirtilen nitelikte bir yargı kararı olduğuna göre, bu yolda karar verilmiş bir davada, idarenin; esas kararın verilmesini, bu karar temyiz edilmiş veya kararın düzeltilmesi yoluna başvurulmuş ise verilecek kararı beklemesi, bu yolla, verilen yürütmenin durdurulması kararını sürüncemede bırakması, savsaklaması ve etkisiz kılması gibi seçeneği bulunmamaktadır.” denilmek suretiyle, idarenin yargı organlarınca işin esasına ilişkin olmayan yürütmeyi durdurma kararının dahi icaplarına uygun olarak işlem tesis etmek zorunda olduğuna dikkat çekilmiştir.
14) Mahkeme kararlarının uygulanmaması konusunda, esasen idarenin, hukuk devleti ilkesi uyarınca,
Anayasal ve yasal yükümlülüğü gereğince, yargı kararının tebliği üzerine kendiliğinden uygulaması olduğu, bu hususta zorunluluk olmadıkça 2577 sayılı Kanun’un 28 inci maddesinde yer alan 30 günlük azami sürenin bitmesinin yaklaşmasını beklememesinin iyi yönetişim ilkelerine daha uygun olduğu açıktır. Bu konuda, birçok yargı karında bir hukuk devletinde aslolanın idarenin yargı kararını kendiliğinden uygulaması olduğu vurgulanmıştır. (Bakınız, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/12/2010 tarihli ve E:2006/1321, K:2010/2106 sayılı kararı; Danıştay 6. Dairesinin 09/10/1996 tarihli ve E:1995/7076, K:1996/4029 sayılı kararı)
15) Mahkeme kararlarının nasıl uygulanması gerektiği konusunda ise, Danıştay 5. Dairesinin 27/10/2010
tarihli ve E:2008/1385, K:2010/6441 sayılı kararında; istikrar kazanmış yargısal içtihatlara göre iptal kararları dava konusu işlemi kurulduğu tarihe kadar geriye yürür şekilde ortadan kaldırarak, söz konusu işlemin kurulmasından önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlayan nitelikte ve davacıyı işlemin kurulduğu tarihteki konumuna getiren kararlardır. Bu sebeple, idari yargılamada iptal kararlarının hukuki sonuçları itibarıyla başvuruya konu idari işlemin sanki hiç yapılmamış gibi işlem tesis edilmeden önceki duruma geri getirilmesi ve söz konusu hukuka aykırılığın giderilmesi yargısal bir zorunluk olduğu vurgulanmıştır.
16) Danıştay 3. Dairesinin 09/03/1978 tarihli ve E:1978/151, K:1978/199 sayılı kararında; “İptal edilen
atama, nakil veya görevden alma işlemi, hukuken hiç tesis edilmemiş sayılmaktadır. Bu durumda, iptal edilen işlemden evvelki hukuki durum avdet ettiğine ve varlığını koruduğuna göre, iptal kararının yerine getirilmesi için yeni bir atama ve nakil işleminin yeniden tesis edilmesine hukuki bir zaruret ve imkân da mevcut değildir. Diğer bir deyimle, ilk atamadaki yönteme göre yeni bir atama işleminin tesisi edilmesine gerek yoktur. Çünkü iptal edilen işlemin tesisinden evvelki hukuki durum muhafaza ettiğine göre aynı kadroya aynı şahsın aynı zaman için ikinci defa atanması gibi sakat bir işlemin tesisinin hukuken mümkün olduğunu düşünmek hukuk mantığına ters düşen bir durum olur.
Bu nedenle; İdarenin yapacağı işlem, iptal kararının maksat ve ruhuna uygun olarak ilk atama işleminin yürürlükte olduğunu ilgiliye bildirmesi ve görevini yürütmesini temin etmesinden ibarettir.” denilmektedir.
17) Danıştay 5. Dairesinin 25/02/1998 gün ve E:1997/13, K:1998/515 sayılı kararında ise; “Danıştay’ın
otuz seneyi aşan istikrar kazanmış içtihatlarına göre iptal kararları dava konusu işlemi hiç tesis edilmemiş kılan ve önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlayan kararlardır. Eğer bireysel bir idari işlemi iptal edilmiş ise idare, bireyin eski hukuki durumunu kazanması için gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür” denilmektedir.
18) Buna göre, memurluktan çıkarma cezasının iptali yönündeki yargı kararının gereklerine göre aynen
ve gecikmeksizin işlem tesis etmesi gereken idarenin, yargı kararının kendisine tebliğinden itibaren ilgili kadro mevcut olduğu sürece, lehine yargı kararı verilen kişiyi 2577 sayılı Kanun’un 28 inci maddesinde yer verilen 30 günlük sürenin geçmesi beklenmeden, göreve başlatarak eski durumuna
/
kavuşturması ve memuriyetten çıkarma tarihinden yeniden göreve başlama tarihine kadar geçen süreye ilişkin mali hakların ödenmesi ve diğer özlük haklarını vermesi gerekmektedir.
19) Somut olayımızda, başvuranın 05/06/2020 tarihinde meslekten çıkarıldığı, Bolu İdare Mahkemesinin
06/12/2020 tarihli ve sayılı kararıyla bu işlemin iptaline hükmedildiği, mahkeme kararının Emniyet Genel Müdürlüğü İdari Dava İşleri Şube Müdürlüğüne 11/12/2020 tarihinde tebliğ edildiği ve 17/12/2020 tarihinde sayı ile EBYS’ye kaydedildiği, idarenin 30/12/2020 tarihli yürütmeyi durdurma talepli istinaf başvurusu üzerine yürütmenin durdurulması talebinin reddine yönelik kararın ise 23/03/2021 tarihinde sayı ile EBYS’ye kaydedildiği, buna rağmen başvuranın halen görevine iade edilmediği görülmektedir.
20) Konuyla ilgili olarak, başvuran tarafından 30/12/2020 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğünden
arayan bir numaradan yaptığı görüşmede il tercihi yapmasının söylendiğini ve bunun üzerine kadrosunun ve ikametgâhının bulunduğu Düzce İl Emniyet Müdürlüğüne giderek tercih dilekçesi verdiği ifade edilmekte ise de, Düzce İl Emniyet Müdürlüğünün 06/07/2021 tarihli ve sayılı yazısında başvuranın il tercih müracaat dilekçesinin bulunmadığı bildirilmiş olup, başvuranın da Kurumumuza söz konusu tercih dilekçesinin onaylı bir örneğini sunmamış olması nedeniyle bu hususta değerlendirme yapma imkânı bulunmamaktadır.
21) Yine de, başvurandan tercih yapması istenmediği kabul edilecek olsa bile, yukarıda yer verilen yargı
içtihatları ve açıklamalar çerçevesinde, idarenin yargı kararını uygulamama gibi bir seçeneği bulunmadığından ve istinaf yoluna başvurulmuş olmasının da yargı kararının uygulanmasının geciktirilmesine gerekçe gösterilmesi mümkün olmadığından, idarenin 11/12/2020 tarihinde tebliğ edilen yargı kararı uyarınca başvuranı bir an önce görevine başlatması gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır.
22) Bunun yanında, yüksek yargı içtihatlarında, Anayasa ve 2577 sayılı Yasa’da yer alan emredici
kurallar karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan kaçınmasının “ağır hizmet kusuru” oluşturacağı ifade edilmiştir. (Bakınız, Danıştay 5. Dairesinin 27/10/2010 tarihli ve E:2008/1385, K:2010/6441 sayılı kararı)
23) Danıştay 3. Dairesinin 29/01/2014 tarihli ve E.2013/5121, K.2014/283 sayılı kararında; “Anayasanın
11 inci maddesinde; Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilerek
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulanmış; bu bağlamda olmak üzere 129 uncu maddenin
1 inci fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak
faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanarak Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğü kamu görevlileri yönünden de teyit edilmiştir. Bu nedenle bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, hukuk kurallarına uyulmaması, hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru işlediğini gösterir ve tazmin sorumluluğunu doğurur.” hükmüne varılmıştır. Benzer değerlendirmelere
Danıştay 10. Dairesinin 27/02/2007 tarihli ve 2004/13990, K:2007/739 sayılı kararında; Danıştay 10.
Dairesinin 31/12/2007 tarihli ve 2005/6767, K:2007/6696 sayılı kararı; Danıştay 5. Dairesinin 10/11/1997 tarihli ve E:1995/3611, K:1997/2485 sayılı kararında da yer verilmiştir.
24) Danıştay 10. Dairesi’nin 21/03/2021 tarihli ve E:2013/5175, K:2016/1543 sayılı kararında “Hizmet
kusuru; idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, teşkilatın yapısında, /
personelde ya da işleyişinde gereken emir, direktif ve talimatların verilmemesi gözetim ve denetiminin yapılmaması, hizmete yönelik araçların yetersiz, elverişsiz, kötü olması, gereken tedbirlerin alınmaması, geç hareket edilmesi veya hiç faaliyette bulunulmaması sonucu oluşan bir takım aksaklık, aykırılık, bozukluk, özensizlik, eksiklik, sakatlık halleridir.” tanımına yer verilmiş ve “…
kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklarından yararlanarak yaptıkları eylem ve işledikleri kusurları, idareden ayrılamamaları nedeniyle görevle ilgili olarak işlenen “görev kusuru” niteliğinde hizmet kusurunu oluşturmaktadır.” denilmiştir.
25) Bu bağlamda, hizmet kusuru; idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ve
işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olup, asli ve birinci derecede bir sorumluluk nedenidir. Hizmet kusurunun bulunması durumunda idareyi sorumlu tutmak için başkaca bir neden aramaya gerek yoktur. Hizmet kusuru uygulamada üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hizmetin kötü işlemesi; hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmaması, hizmetin gereği gibi yürütülmemesidir. Dolayısı ile idarenin konuyla ilgili hukuk kurallarına, oturmuş makul uygulamalara uymaması veya hizmetin gereklerini nesnel ölçüler içinde gözetmemesi, hizmeti beklenen dikkat ve özeni göstermeden yapması, hizmet personeli üzerinde nezaret ve denetlemenin gereğince yapılmamış olması durumlarında hizmetin kötü işlediği ve hizmet kusuru esasına göre de idarenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. (Zehra Odyakmaz, Ümit Kaymak, İsmail Ercan, “Anayasa Hukuku – İdare Hukuku”, On İki Levha Yayıncılık, 15. Baskı, İstanbul, Ağustos 2012, s.
412- 417)
26) Buna göre, yargı kararının yerine getirilmemesinin veya geç yerine getirilmesinin, Anayasa’nın 138
inci maddesinde yer alan idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu ve mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği veya kararın yerine getirilmesini geciktiremeyeceği yönündeki emredici kural ile 2577 sayılı Kanun’un 28 inci ve 52 nci maddelerine açıkça aykırı olduğu; ayrıca, buna sebep olan veya bu durumun ortaya çıkmasında sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin ise Anayasa’nın 129 uncu maddesinde yer alan memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları yönündeki kurala aykırı hareket ettikleri gibi ağır hizmet kusuru işledikleri aşikardır.
27) Bu durumda, sadece yargı kararlarının uygulanmaması veya geç uygulanması nedeniyle açılan maddi
ve manevi tazminat davaları sonucunda hükmedilen tazminat miktarının ilgililere rücu edilmesi değil, aynı zamanda bu şekilde davranarak ağır hizmet kusuru işleyen kamu görevlileri hakkında gerekli disiplin hükümlerinin ve/veya 4483 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması da bir zorunluluktur.
28) Sonuç olarak, tüm bu açıklamalar, mevzuat hükümleri ve yargı kararları birlikte
değerlendirildiğinde; idarenin 11/12/2020 tarihinde tebliğ edilen yargı kararına uygun işlem tesis etmemiş olması nedeniyle Anayasa’nın 138 maddesi ile 2577 sayılı Kanun’un 28 inci ve 52 nci maddelerine aykırı hareket ettiğinde şüphe bulunmadığından, mezkur maddelerde yer alan emredici kurallar uyarınca vakit kaybetmeksizin başvuranı görevine iade etmesi; ayrıca, yargı kararının yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin gecikmesinde sorumluluğu bulunan personel hakkında gerekli işlemleri tesis etmesi yönünde idareye tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
/
29) 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde iyi yönetim ilkelerine yer verilmiş olup; idare tarafından, Kurumumuzca talep edilen bilgi ve belgeler süresi içinde gönderildiğinden “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket edildiği; ancak, başvuranın talebini reddederken bu işlem karşısında hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ve yargı kararının gecikmeksizin uygulanması gerektiği yönündeki açık yasal düzenlemelere rağmen başvuranın görevine iade edilmemesi nedeniyle “kanunlara uygunluk” ilkelerine uyulmadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
30) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ
tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma sür esinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Bolu İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, Başvuranın yargı kararı gereğince vakit kaybetmeksizin görevine iade edilmesi ve yargı kararının yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin gecikmesinde sorumluluğu bulunan personel hakkında gerekli işlemleri tesis edilmesi konusunda EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE
TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın Başvurana ve gereği için EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/