onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, 5434 sayılı Kanun kapsamında fiili hizmet zammının dikkate alınarak yaşlılık aylığı tahsisi ile ilgili bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Davacı, fiili hizmet zammının emeklilik koşullarında sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi gerektiğini savunmuş, davalı kurum ise bu talebi reddetmiştir. Mahkeme, fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, davacının fiili hizmet zammının emeklilik işlemlerinde dikkate alınması gerektiğini belirtmiş, ancak bu sürenin sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesine olanak tanımamıştır. Yargıtay, bu noktada, 5434 sayılı Kanun’un fiili hizmet zammının, sigortalılık süresine eklenmesi gerektiğini ve yaş haddinden indirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak, Yargıtay, davacının yaşlılık aylığına hak kazanması için gerekli koşulların sağlandığını, ancak fiili hizmet zammının başlangıç tarihini geriye çekmenin mümkün olmadığını belirterek, temyiz başvurularını reddetmiştir. Bu karar, sosyal güvenlik mevzuatındaki karmaşık düzenlemelerin nasıl uygulanması gerektiğine dair önemli bir içtihat oluşturmuştur.

10. Hukuk Dairesi         2024/13162 E.  ,  2024/11264 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2023/2702 E., 2023/2765 K.
    KARAR : Kısmen kabul
    İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. İş Mahkemesi
    SAYISI : 2019/153 E., 2019/302 K.

    Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faizleri ile davalı Kurumdan tahsili gerektiğinin tespiti davasında verilen direnme kararı hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Hukuk Genel Kurulu tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    I.DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 5434 sayılı Kanun’a tâbi muvazzaf subay (pilot) olarak 15.09.1991 – 14.03.2011 tarihleri arasında görev yaptığı, bu süreçte 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının mevcut olduğu, 21.03.2011 tarihinden itibaren özel bir havayolu şirketinde çalışmaya başladığı, emeklilik işlemlerinin yapılması için davalı Kuruma yaptığı başvuruya 04.04.2019 tarihli yazı ile 52 yaşını doldurduğu tarihte emekli olabileceği yönünde cevap verildiği, ancak yapılan hesaplamanın hatalı olduğu, fiili hizmet süresi zammının tamamının hem sigorta başlangıç tarihinden geriye çekilmesi hem de emeklilik yaş haddinden indirilmesi gerektiği iddiasıyla Kurumun 04.03.2019 tarihli yazısıyla bildirilen 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının hizmet başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden indirilerek davacının 03.06.2019 tarihinden itibaren emeklilik ve yaşlılık aylığı bağlanması müracaatında bulunabileceğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    II.CEVAP
    Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davasının haksız ve mesnetsiz olduğu, Kurum tarafına yapılan işlemlerde kanun ve mevzuata aykırılık bulunmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

    III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
    İstanbul 19. İş Mahkemesi tarafından 17.10.2019 tarihli ve 2019/153 Esas, 2019/302 Karar sayılı kararla; davanın davacının fiili hizmet zammı süresinin hizmet başlangıç tarihinden ve yaş haddinden indirilerek 03.06.2019 tarihi itibariyle emekliliğe hak kazandığının tespiti istemine yönelik olduğu, davacıya ait sigorta sicil dosyası kayıtlarının dosya arasına alındığı, kayıtlardan davacının sigorta başlangıç tarihinin 14.09.1991 tarihi olduğunun tespit olunduğu, toplamda 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet zammı süresinin mevcut olduğu, doğum tarihinin 18.04.1973 tarihi olduğu, davacının yaşlılık aylığı şartlarının 2829 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi halinde son 7 yıllık fiili hizmet süresi içerisinde en çok 4/1-a kapsamında bildirilmiş hizmetinin bulunduğu, davacının Yargıtay içtihatları ve 506 sayılı Kanun’un fiili hizmet zammı süresine ilişkin düzenlemeleri göz önüne alındığında hizmet başlangıç tarihi ve yaş haddinden fiili hizmet zammı süresinin indirilmesi gerektiği, davacının fiili hizmet zammı süresi hizmet başlangıç tarihinden ve yaş haddinden indirildiğinde davacının sigorta başlangıç tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesi kapsamında 25 yıl sigortalılık 5375 gün prim ödeme şartı ve 50 yaşı ikmal etmesi halinde yaşlılık aylığına müstehak olacağı, davacının doğum tarihi gözetildiğinde fiili hizmet zammı süresi ile birlikte 03.06.2019 tarihi itibariyle 50 yaşı doldurmuş olacağı, prim ödeme gün sayısı yönünden ise aranılan şartı sağlar durumunda olduğu davanın kabulü ile davacının fiili hizmet zammı süresinin hizmet süresi ve yaş şartı yönünden geriye götürülerek 03.06.2019 tarihinden itibaren davalı kuruma emeklilik ve yaşlılık aylığı bağlanması müracaatında bulunabileceğinin tespitine karar verilmiştir.

    IV.İSTİNAF
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 19.12.2021 tarihli ve 2019/2354 Esas, 2021/2300 Karar sayılı karar ile 18.04.1973 doğumlu davacı 52 yaşını 18.04.2025 tarihinde doldurmakta ise de fiili hizmet süresi zammının tamamı olan 3 yıl 10 ay 15 gün kadar geriye gidilmesiyle 03.06.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanacağı, bu nedenle davacının 03.06.2019 tarihinden itibaren emeklilik ve yaşlılık aylığı bağlanması müracaatında bulunabileceğinin tespitine karar verilmesi mümkün olmadığı gibi; Kurum, davacının yaşlılık aylığına hak kazanması için 52 yaşını doldurması gerektiğini savunmakta ise de Kurumun fiili hizmet süresi zammını yaştan düşmeme biçimindeki işlemi de 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi karşısında hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İstanbul 19. İş Mahkemesinin 17.10.2019 tarihli, 2019/153 Esas, 2019/302 Karar sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince Geçici 81 inci maddede belirtilen yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.

    V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    1. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.12.2021 tarihli ve 2019/2354 Esas, 2021/2300 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemiz tarafından 29.03.2022 tarihli ve 2022/3279 Esas, 2022/4547 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:

    “…Eldeki davada, davacı, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazandığı fiili hizmet süresi zammının tamamının tahsis şartlarında sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi ile bulunacak sigortalılık süresine göre tabi olunması gereken yaş haddinden de düşülerek, kendisine yaşlılık aylığı bağlanması talep edilebilecek tarihin 03.06.2019 olarak tespitini talep etmiştir.

    Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun’un 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.

    Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Kanun’daki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Kanun kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 sayılı Kanun’un 10. Kısmında (31. ila 34. maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11. Kısmında (35 ila 38. Maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir.

    5434 sayılı Kanun’un 31. maddesinde ‘Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet’ olarak tanımlanmış, 32. maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Kanun kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32’nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34. maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir.

    Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Kanun’un Geçici 205. maddesinde de, 32 nci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır.

    5434 Sayılı Kanun’da düzenlenen ‘itibari hizmet’ süresi ise, 35.maddede ‘Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir’ şeklinde tanımlanmış, 36. Maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir.

    506 sayılı Kanun’un ek 5.maddesinde de ‘itibari hizmet süresi’ kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, ‘506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.’ hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır.

    506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesinde de ‘Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6’ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun’un 60. ve Geçici 81’inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir.’ düzenlemesine yer verilmiştir.

    Konu, son olarak 5510 sayılı Kanun ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren ‘Fiili hizmet süresi zammı’ başlıklı 40. maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır.

    5510 Sayılı Kanun’un ‘Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri’ başlıklı geçici 1. Maddesinde yer alan ‘Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.’ hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81’inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ‘….çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…’ ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir.

    2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; ‘kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.’ hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir.

    Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun’un 32. Vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı ‘fiili hizmet zammının’ tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun’da yer alan ‘fiili hizmet zammının’, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun’un 11. kısmında 35 vd. Maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan ‘itibari hizmet’ sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun’un 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş ‘fiili hizmet zammının’, 506 sayılı Kanun’daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken ‘itibari hizmet’ süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 Sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan ‘fiili hizmet zammının’ kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun’un 60. ve Geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

    Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece, davacı hakkında 23.05.2002 tarihine kadar hak kazandığı fiili hizmet zammı süresinin sigortalılık başlangıç tarihinden geriye götürülmesine ilişkin kabul ile yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

    O hâlde, davacı ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır…”

    2.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 28.06.2022 tarihli ve 2022/1555 Esas, 2022/1645 Karar sayılı karar ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

    3.Bölge Adliye Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/1555 Esas, 2022/1645 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlar ve Hukuk Genel Kurulu tarafından 24.05.2023 tarihli ve 2023/10-290 Esas, 2023/500 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur:

    “..2. Sigortalının çalıştığı işyeri, yaptığı iş veya mesleği, sağlığı ve sonraki hayatı üzerinde olumsuz etki gösterebilmektedir. İşte bu tür işlerde veya işyerlerinde çalışan sigortalıların yaşlılık aylığına hak kazanmada diğer sigortalılara göre daha erken emekli olabilmelerini sağlamak için çeşitli yöntemlere başvurulmakta olup bunlardan biri de farazi sigortalılık uygulamasıdır.

    3. Farazi sigortalılık, ağır, yıpratıcı veya tehlikeli işlerde ve işyerlerinde çalışanların sigortalılık sürelerine fazladan belirli bir sürenin farazi sigortalılık süresi olarak eklenmesi olarak ifade edilebilir.
    4. Kural olarak farazi sigortalılık süresi, sigortalının çalışmakta olduğu iş ya da ortam nedeniyle yıpranması, ömrünün sonraki dönemlerinde olumsuz etki meydana getirmesi gibi gerekçelere dayanmaktadır. Bu nedenle sigortalının mükafatlandırılması ve bu tür işlerde çalışmanın teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

    5. Sigortalılık süresi ve prim gün sayılarına eklenen farazi sigortalılık süresinde var olmayan fakat varsayılan bir sigortalılık süresi söz konusudur. Sigortalının fiili çalışması, yaşlılık, malullük ve ölüm sigortasında artırılarak işlem görmektedir. Bu anlamda farazi sigortalılık süresi sınırlı sayıda olup özel hükümlere tâbi tutulmaktadır. Bu süre gerçekte fiili bir iş olmadığı halde öyle sayılan farazi, varsayımsal bir hizmet olmaktadır (Aydın Başbuğ, Sosyal Güvenlik Sistemimizde Fiili Hizmet Süresi Zammı ve Uygulama Sorunları, Petrol İş, Ankara 2017, s. 15).

    6. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gözetildiğinde 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin 506 sayılı Kanun’un itibari hizmet süresi ile 5434 sayılı Kanun’un fiili hizmet müddeti zammı ve itibari hizmet müddetine ilişkin hükümleri uygulanmaya devam edecektir.

    7. Konunun kanunlarda düzenleniş şekline gelince, 506 sayılı Kanun’un ilk şeklinde farazi sigortalılık süresi uygulamasına yer verilmemiş, itibari hizmet süresi kavramı 11.08.1977 tarihli ve 2098 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi ile 506 sayılı Kanun’a eklenen Ek 1 inci madde kapsamında Kanun’a girmiş ve maddede belirtilen insan sağlığını ve ömrünü olumsuz yönde etkileyen bazı ağır ve yıpratıcı türden işlerde çalışan sigortalıların sigortalılık sürelerine farazi hizmet süresi eklenmesi öngörülmüştür. Daha sonra 09.07.1987 tarihli ve 19512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesiyle yapılan değişiklik ile itibari hizmet süresinden yararlanan sigortalıların kapsamı genişletilmiş ve maddeye (III) ve (IV) numaralı bentler eklenmiştir. Bilahare teselsül ettirilerek Ek 5 inci madde numarası alan 506 sayılı Kanun’un sözü edilen bu maddesi itibari hizmet süresi uygulamasının yasal dayanağını oluşturmuştur.

    8. Bu hâli ile 18.02.2000 tarihli ve 1997/1 Esas 2000/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da belirtildiği üzere 506 sayılı Kanun’un Ek 5 inci maddesinde düzenlenen itibari hizmet süresi sigortalılık süresine eklenebilmekte ise de prim ödeme gün sayısına eklenmesi mümkün değildir. Öte yandan 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesindeki, ‘Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir.’ hükmü gereğince itibari hizmet süresinin yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen yaş haddinden de indirilmesi söz konusu olmaktadır.

    9. Emekli Sandığı Kanunu’nda ise fiili hizmet müddeti zammı ve itibari hizmet müddeti zammı kavramları kullanılmıştır. Fiili hizmet müddeti 5434 sayılı Kanun’un 31 inci maddesinde, ‘iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu Kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet’ olarak tanımlanmış, 32 nci maddede iştirakçilerin görevlerine göre kesenek ödenen fiili hizmet müddetlerinin her yılı için eklenecek fiili hizmet müddeti zamları belirlenmiştir. Kanun’un geçici 205 inci maddesinde ise emeklilik koşulları yönünden maddedeki düzenlemenin yürürlük tarihi esas alınarak kademeli bir sistem benimsenmiş ve emeklilik için öngörülen yaş hadlerinden sigortalıların 32 nci madde gereğince hak kazandıkları fiili hizmet müddeti zammı kadar indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

    10. Ayrıca Emekli Sandığı iştirakçisi olan sigortalılar yönünden itibari hizmet müddeti zammı Kanun’un 35 inci maddesinde; ‘bu Kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süre’ olarak tanımlanmış ve iştirakçilerin 36 ncı maddede yazılı görevlerde geçen fiili hizmet sürelerine (zamlar hariç) her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet sürelerinin ekleneceği ve itibari hizmet sürelerinin 3 aydan az ve toplamının 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir.

    11. Bu itibarla 5434 sayılı Kanun’un konuyla ilgili hükümleri uyarınca fiili hizmet müddeti zammı ile verilen süreler aynen fiili hizmet gibi kabul edilmekte ve bu süreler hem emekli aylığı bağlanması için gerekli olan fiili hizmet süresinin hem de emekli aylığının hesabında göz önünde bulundurulmaktadır. Ayrıca bu süreler ikramiyenin tahakkukunda da dikkate alınmaktadır. Yine fiili hizmet müddeti zammı Kanun’un 205 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yaş hadlerinden de indirilmektedir. İtibari hizmet müddeti ile eklenen süreler ise 5434 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi uyarınca aylık hesaplanırken sadece aylık bağlama oranında dikkate alınmakta olup aylık bağlanması için tamamlanması gereken fiili hizmet süresi, yaş ve emekli ikramiyesinin hesabında etkili olmamaktadır.

    12. Farazi sigortalılık süresi ile ilgili kanuni düzenlemelere geri dönülecek olursa konu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun ‘un ‘Fiili hizmet süresi zammı’ başlıklı 40 ıncı maddesinde düzenlenmiş olup iş sözleşmesi ile çalışan sigortalılar ve statü hukukuna tâbi sigortalılar arasında uygulama birliği sağlanmak istenmiş, maddede sayılan işyerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu işyerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği belirtilmiş olup yirmi bent hâlinde fiili hizmet süresi zammından yararlanılmasını gerektiren işyerleri ve işler gösterilmiştir.

    13. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, 506 sayılı Kanun’un Ek 5 inci maddesinde düzenlenen itibari hizmet süresi yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresine eklenmekte ve yaş haddinden de indirim sağlamakla birlikte bu Kanun’daki itibari hizmet süresi ile 5434 sayılı Kanun’daki fiili hizmet müddeti zammı ve itibari hizmet müddeti zammının farklı kavramlar olduğu anlaşılmaktadır.

    14. Gelinen bu noktada 2829 sayılı Kanun’daki düzenlemelere değinilmesi gerekmekte olup 2829 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesindeki; ‘Kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.’ hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tâbi olarak geçen hizmet süreleri yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden Kanun’un 8 inci maddesine göre son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması durumunda ise sonuncusunun tâbi olduğu kurumca kendi mevzuatına göre yaşlılık aylığı bağlanması için tâbi olunan yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilerek aylık bağlanmaktadır.

    15. Öte yandan yaşlılık aylığı bağlanması kanunlarda belli koşullara bağlanmıştır. Bunlar; hizmet akdine tâbi olarak çalışan sigortalılar yönünden belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre sigortalı olma, prim ödeme ve yazılı istekte bulunma olarak sayılabilir. 506 sayılı Kanun’un 60 ve geçici 81 inci maddelerine göre de yaşlılık aylığından yararlanmak için kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek ve yazılı istekte bulunmak koşulları sağlanmalıdır.

    16. Bu durumda 2829 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda hizmetlerin birleştirilmesi sonrasında 506 sayılı Kanun’a göre tahsis koşulları değerlendirilirken 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet müddeti zammının emeklilik muamelelerinde fiili hizmet sayılması ve 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi uyarınca tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesi gerektiği açık ise de 506 sayılı Kanun’da düzenlenen itibari hizmet süresinden farklı olan fiili hizmet müddeti zammının sigortalılık süresi yönünden sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru ekleme yapılması suretiyle sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürecek şekilde ek bir sigortalılık süresine imkân vermesine olanak bulunmamaktadır.

    17. Somut olayda Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 5434 sayılı Kanun’a tâbi muvazzaf subay (pilot) olarak 17.10.2011 tarihine kadar daha sonra ise özel bir havayolu şirketinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında çalışan davacının 18.05.2018 tarihli tahsis talebinin reddedilmesi üzerine hak etmiş olduğu fiili hizmet müddeti zammının tamamının sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi, geri çekilmesi neticesinde bulunacak emeklilik yaş haddinden de indirilmesi ve 18.05.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğini ileri sürerek eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.

    18. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında dava irdelendiğinde 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetlerin birleştirilmesi sonrasında 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları değerlendirilirken davacının 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazandığı fiili hizmet müddeti zammının emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılması ve 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi uyarınca yaş haddinden indirilmesi gerekmekte ise de tahsis koşullarından olan sigortalılık süresi yönünden sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru ekleme yapılması suretiyle sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürecek şekilde ek bir sigortalılık süresine imkân vermesinin mümkün olmadığı gözetilerek tahsis koşulları yeniden irdelenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.

    19. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.

    20. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…”

    4.Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile uyulmasına karar verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma kararında 23.05.2002 tarihi öncesinde geçen fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğu belirtildiğinden, uyulan bozma ilamı doğrultusunda davacının tahsis şartlarının ve bu arada yaşının tespitine gelince; 23.05.2002 tarihine kadar davacının 5435 sayılı Kanun kapsamındaki tüm hizmetinin (fiili hizmet zammı katılmaksızın) öğrenci olarak 4 yıl, muvazzaf subay olarak 6 yıl 8 ay 8 gün olmak üzere toplam 10 yıl 8ay 8 gün olduğu ve 506 sayılı Kanun’un Geçici 81 inci maddesinin B bendinin (j) alt bendine göre 25 yıl sigortalılık süresi, 53 yaş ve 5600 gün primi bulunması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağı, tahsis talep tarihi itibariyle sadece sigortalılık süresi ve prim gün sayısı koşulunu sağladığı, 18.04.1973 doğumlu davacının 53 yaşını 18.04.2026 tarihinde dolduracağı, 5434 sayılı Kanun’un 205/son ve 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince 3 yıl 10 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammının tamamının yaş haddinden indirilmesi gerektiği, buna göre 03.06.2022 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı koşullarını sağlayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının fiili hizmet zammı süresinin 506 sayılı Kanun’un Ek 39 uncu maddesi gereğince Geçici 81 inci maddesinde belirtilen yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

    VI.TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; önceki tüm beyanlarının tekrar ettikleri, fiili hizmet zammının tamamının sigorta başlangıcından ve yaş haddinden indirilmesi gerektiği, kazanılmış hak ilkesinin ihlal edildiği, Kurum uygulamasında dahi daha erken aylığa hak kazandığı, kısmen red kararının yerinde olmadığı davanın tümüyle kabulünün gerektiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

    2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kurum işlemlerinin kanuna uygun ve yerinde olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faizleri ile davalı Kurumdan tahsili gerektiğinin tespitine ilişkindir.

    1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

    2. Temyizen incelenen kararın, bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

    VII. KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
    19.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.