|
ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında, taşınmazların tesciline ilişkin hukuki uyuşmazlıkları ele almaktadır. İlk Derece Mahkemesi, Hazine’nin taşınmazların tescili talebini kabul etmiş, ancak Yargıtay, bu kararı bozarak, kadastro sürecinde gerekli incelemelerin yapılmadığını belirtmiştir. Özellikle, taşınmazların niteliği, zilyetlik durumu ve önceki davaların kesin hüküm etkisi gibi unsurların yeterince araştırılmadığı vurgulanmıştır.
Yargıtay, kadastro işlemlerinin geçerliliği için, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında olup olmadığının, zilyetliğin sürekliliğinin ve imar-ihya koşullarının sağlanıp sağlanmadığının bilimsel yöntemlerle belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporlarındaki çelişkileri gidermemiş ve önceki davaların kesinleşmiş durumunu göz önünde bulundurmamıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir. |
8. Hukuk Dairesi 2021/17278 E. , 2024/6539 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2019/1 E., 2021/6 K.
DAVA TARİHİ : 31.10.2013
KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü 180 ada 4 ve … köyü 249 ada 8 sayılı parseller, Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/81 Esasına kayıtlı dosyada dava konusu edildiğinden söz edilerek malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit görmüşlerdir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parseller orman alanı dışında bırakılmıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/81 Esasına kayıtlı dava dosyasında davacı Hazine, 18.11.2008 tarihinde … köyü … mevkiinde bulunan sınırlarını tarif ettiği taşınmaz için, … ve … tarafından Medenî Kanun’un 713 üncü maddesine göre tescili istemiyle açılan davanın reddine ilişkin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/8 Esas, 2005/34 Karar sayılı kararının 27.03.2007 tarihinde kesinleştiğini öne sürerek, taşınmazın 3402 sayılı Kanun’un 18 inci maddesi gereğince Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmış; davacılar … ve …’ın 23.09.2008 tarihinde sınırlarını bildirdiği, … köyü … mevkiindeki iki parça taşınmazın Medenî Kanun’un 713 üncü maddesine göre adlarına tescili istemiyle açtığı dava birleştirildikten sonra, çekişmeli yer için … köyü 180 ada 4 ve … köyü 249 ada 8 parsel sayısıyla tutanak düzenlendiğinden söz edilerek, 3402 sayılı Kanun’un 5 ve 27 nci maddeleri gereğince malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tutanak düzenlenmiştir. Dava dosyaları ile tutanak asılları birleştirildikten sonra, … Kadastro Mahkemesinin 26.12.2014 tarihli ve 2013/2 Esas, 2014/12 Karar sayılı kararıyla, davaya konu Hakkari ili … ilçesi … Mahallesi, 249 ada, 8 parselde kayıtlı 2.989,36 m² alanlı tarla vasıflı, … mahallesi 180 ada 4 sayılı parselde kayıtlı 1 Ha 7.093,32 m² alanlı tarla vasfıyla malik hanesi boş olarak kadastro tespit ve sınırlandırma işlemi yapılarak devredilen taşınmazlara ait tapu tescil davasında, kadastro tutanaklarının malik hanelerinin 1/2 pay oranında … ve … olarak doldurulmasına ve son hali ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı – karşı davalı Hazine tarafından esasa yönelik ve davacı gerçek kişiler vekili tarafından yargılama gideri ve vekâlet ücretine yönelik temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 02.03.2016 tarihli ve 2015/4540 Esas, 2016/2631 Karar sayılı kararıyla “Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17 nci maddesi gereğince orman sayılmayan, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanunu’nun 14 üncü maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazların niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamış, bozma kararına uyulduğu halde, yerel bilirkişi beyanları arasındaki çelişkiler giderilmemiş, ayrıca eldeki dava dosyasındaki ziraat bilirkişi raporu ile … ve … tarafından açılan tescil dosyasındaki ziraat bilirkişi raporu çelişkili olduğu halde bu çelişki üzerinde durulmamış, davacı …’ın davası yönünden daha önce açılan ve kesinleşen tescil davasının kesin hüküm olup olmadığı değerlendirilmemiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra yapılan yargılama sonunda “Her ne kadar derdest davaya konu edilen parseller ile … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/8 Esas sayılı dava dosyasında davaya konu edilen parselleri aynı olsa dahi, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/8 Esas sayılı dava dosyasındaki davacılar ile derdest davanın davacılarının aynı olmadığı, 2000/8 Esas sayılı dosyada davacı olarak bulunan …’ın derdest davanın davacısı …’ın babası olduğu ancak derdest davanın davacısı …’ın söz konusu davayı babasından intikalen eklemeli zilyetlikle değil, 20 yılı aşkın süredir kendi zilyetliğinde bulundurduğundan bahisle açtığı dolayısıyla … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/8 Esas sayılı dava dosyasının derdest dava bakımından 20 yıl davasızlık şartını bozmadığı anlaşılmış, dinlenen mahalli bilirkişiler ve tanık beyanları ışığın dava konusu arazinin 20 yılı aşkın süredir davacılar tarafından davasız ve aralıksız kullanıldığı, zirai bilirkişilerinin sunduğu keşif raporunda davaya konu yerlerin 3.sınıf tarım arazisi olduğu ve söz konusu yerin geçmişten beri tarım arazisi niteliğinde olduğundan imar-ihyanın yapılmasına dahi gerek bulunmadığı, dolayısıyla devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı kanaatine varıldığı” gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu Hakkari ili … ilçesi … Mahallesi, … Mevkii 249 ada 8 parsel ile Hakkari ili … ilçesi … Mahallesi … Müvkii 180 ada 4 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit ve sınırlandırma işlemi yapılarak devredilen taşınmazlara ait tapu tescil davasında, kadastro tutanaklarının malik hanelerinin 1/2 pay oranında … ve … olarak doldurulmasına ve son hali ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı – karşı davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince her ne kadar hükme esas alınan 27.10.2020 havale tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporunda, dava konusu Hakkari ili … ilçesi … Mahallesi 180 ada 4 parsel sayılı taşınmaz ile dava konusu Hakkari ili … ilçesi … Mahallesi 249 ada 8 parsel sayılı taşınmazların 40 yıl önce imar ihyasının tamamlanmış olduğu ve en az 40 yıldır aralıksız olarak tarımda kullanılmakta olduğu, 3. sınıf tarla vasfında işlemeli tarım arazisi olduğundan bahisle taşınmazların geçmişten beri tarım arazisi niteliğinde olduğundan imar-ihyanın yapılmasına dahi gerek bulunmadığı, dolayısıyla devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; mahkemenin bu kabulü dosya kapsamına uygun değildir. Şöyle ki; dava konusu parsellerin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.12.2005 tarihli ve 2000/8 Esas, 2005/34 Karar sayılı dosyasında dava konusu edilen parsellerle aynı olduğu, anılan yargılama sırasında 11.01.2001, 30.01.2004 ve 26.05.2005 tarihlerinde değişik bilirkişiler marifetiyle üç kez keşif yapıldığı, alınan ziraat uzman bilirkişi raporlarından 17.01.2001 tarihli raporda “…Halihazırda üzerinde herhangi bir bitki örtüsü yoktur. Uzun yıllar ekilmemesine rağmen evveliyatında ekildiğine dair izler mevcuttur. Taşınmaz engebeli ve yer yer çakıllarla örülü olup %20’ye varan eğime sahiptir…”, 11.02.2004 tarihli raporda “…. mevcut yapıları itibariyle taşlık bir yapıdadır ve toprak derinlikleri olarak tarımsal üretim yetiştirmek için yeterli derinlikte değildir. Tarım arazilerindeki taşlar temizlendikten sonra söz konusu arazilerde toprak işleme ve diğer çalışmalar yapıldıktan sonra buğdaygil bitkilerinden buğday,arpa… zirai ürünleri susuz tarımsal üretimi şeklinde yetiştirilebilir” ifadelerinden, taşınmazların taşlık yapıda olduğu ve hali arazilerle aynı vasıfları gösterdiği, zirai amaca uygun herhangi bir kullanımın olmadığı, imar ihyanın tamamlanmadığı, davacıların 23.09.2008 dava tarihi itibariyle öncesinde 20 yıl nizasız fasılasız zilyetliklerinin bulunmadığı ve zilyetlikle kazanma koşullarının lehlerine oluştuğu söylenemeyeceğinden, davacıların davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksine görüş ve kanaatle kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
O halde İlk Derece Mahkemesince, az yukarıda yazılı gerekçe ile davacıların davasının reddine, davalı-karşı davacı Hazine’nin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç : Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.