onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, kadastro tespitine itiraz davasında eksik inceleme ve araştırma ile verilen hükmün bozulmasına ilişkin bir içtihattır. Davacı, tapusuz taşınmazın tescilini istemiş, ancak ilk derece mahkemesi, yeterli zilyetlik araştırması yapmadan ve bilirkişi raporlarını yeterince değerlendirmeden karar vermiştir. Özellikle, taşınmazın Zap suyu ile olan ilişkisi konusunda çelişkili bilirkişi raporları mevcut olup, bu durum mahkemece göz ardı edilmiştir.

Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozarak, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamayacağını belirtmiştir. Mahkeme, taşınmazın niteliği, zilyetlik koşulları ve çevresel etkiler gibi unsurları dikkate alarak, yeniden keşif ve inceleme yapılmasını istemiştir. Bu bağlamda, kadastro mahkemesinin kararının, yeterli delil ve araştırma olmadan verilmiş olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Yargıtay, bu sebeplerle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

8. Hukuk Dairesi         2021/17449 E.  ,  2024/7500 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
    SAYISI : 2016/3 E., 2021/4 K.
    KARAR : Davanın kabulüne

    Taraflar arasındaki genel mahkemeden aktarılan kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın Hakkari ili Çukurca ilçesi … köyü … Mevkii 125 ada 14 nolu parsel sayılı taşınmazın malik hanesi boş olarak kadastro tespit ve sınırlandırma işlemi yapılarak genel mahkemelerden devredilen tapu tescil davasında tutanak aslının malik hanesinin … ve … oğlu, 1960 Doğumlu, Çukurca … köyü nüfusuna kayıtlı … olarak doldurulmasına ve taşınmazın … ve … oğlu, 1960 doğumlu, Çukurca … köyü nüfusuna kayıtlı … adına tapuya kayıt ve tesciline, dosya ile ilgisi bulunmayan 125 ada 13 nolu malik hanesi davalı gösterilen kadastro tutanak aslının olağan usullere göre kesinleştirilmesi yapılmak üzere Kadastro İl Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesi kararı davalı … vekili ve dahili davalı … İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    K A R A R

    Davacı gerçek kişinin Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 10.06.2008 tarihli dava dilekçesi ile; sınırlarını bildirdiği taşınmazının ve üzerinde bulunan evinin yaklaşık 25 – 30 yıldır kullanımında olduğunu belirterek, yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğundan bahisle adına tescili isteminde bulunmuştur. Davanın devamı esnasında yörede kadastro çalışmaları yapılmış, davalı taşınmaz 125 ada 14 parsel numarası altında, 3381,08 m2 yüzölçümü ve tarla vasfıyla, 20 yılı aşkın süredir … oğlu …’ın kullanımında olduğu ancak Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/65 Esas sayılı dosyasında davalı olduğundan bahisle malik hanesi boş olarak tespit edilmiştir. Dosyanın yapılan incelemesinde; Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesince 2008/65 Esas ve 2010/30 Karar sayılı ilamı ile davalı taşınmaz hakkında 15.07.2010 tarihinde karar verildiği, verilen kararın Hazine temsilcisi tarafından 03.08.2010 tarihinde temyiz edildiği, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11.04.2011 tarihli ve 2010/5200 Esas, 2011/2056 Karar sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar verildiği, yukarıda belirtilen Yargıtay kararına karşı DSİ tarafından karar düzeltme yoluna başvurulduğu, dosya Yargıtay aşamasında iken söz konusu taşınmaz üzerinde kadastro çalışmalarının başladığının tespit edildiği, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.02.2012 tarihli ve 2011/7375 Esas, 2012/951 Karar sayılı ilamı ile; dosya hakkında görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın Çukurca Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulduğu, bozma kararı üzerine yerel mahkemece dosyanın Çukurca Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Yerel mahkemeden aktarılmak suretiyle Çukurca Kadastro Mahkemesinin 2011/17 Esas numarasını alan derdest dosya ile kadastro komisyonunca davalı olduğundan malik hanesi boş bırakılarak kadastro mahkemesine aktarılan ve 2011/16 Esasını dava dosyaları aralarındaki bağlantı nedeniyle birleştirilerek yargılamaya 2011/16 Esas sayılı dosya üzerinden devam edilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince 2011/16 Esas sayılı dosya üzerinden yapılan yargılama sonucunda; çekişmeli 125 ada 14 parsel sayılı taşınmazın malik hanesinin … oğlu … olarak doldurulmasına ve … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine ve davalı … vekillerince esasa yönelik temyiz edilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesinin verdiği önceki karar, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 28.01.2016 tarihli ve 2015/2604 Esas ve 2016/1120 Karar sayılı ilamı ile; orman araştırması yapılmaması, yeterli zilyetlik araştırması yapılmaması, komşu parsel kayıtlarının getirtilerek uygulanmaması ve 3402 sayılı Kanun’un (3402 sayılı Kanun) 30/2 nci maddesi gereğince yeterli araştırma yapılmadan sicil oluşturulması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğu, jeoloji bilirkişi raporunda; davalı parselin etek kısımlarını Zap vadisinden taşınan malzemelerin oluşturduğu, Zap suyu yatağı ile aynı kotta bulunduğu, bu sebeplerden dolayı Zap suyu taşkın ve etki alanında yer aldığı yönünde kanaat bildirildiği; ziraat bilirkişi raporunda ise; taşınmazın ekili olmayan bölümünün taşlık ve çukurda yer aldığı, batısında Zap deresi ve güneyinde ormanlık alan bulunduğu yönünde kanaat bildirdiği, bilirkişi raporlarının aksine karar gerekçesinde belirtildiği gibi Zap suyunun dere yatağında olmadığı, bilirkişi raporlarından denetlenemediği, mahkemece bu hususlar tam olarak açıklığa kavuşturulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacı tarafından taşınmazın eklemeli zilyetlikle birlikte 30-40 yılı aşkın bir süredir pirinç, susam, buğday yetiştirmek suretiyle kullanıldığı; ziraat bilirkişisinin raporundan da anlaşılacağı üzere taşınmaz bir bütün olarak değerlendirildiğinde olumlu nitelikleri itibariyle tarıma elverişli tarım arazisi niteliğinde olduğu ve orman bilirkişisinin raporu ışığında dava konusu yerin orman sayılmayan yerlerden olduğu, söz konusu yerin Zap suyunun dere yatağında olmadığı, davalının aynı çalışma alanı içerisinde sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüm sınırını aşmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davaya konu Hakkari ili Çukurca ilçesi … köyü … Mevkii 125 ada 14 nolu parsel sayılı taşınmazın malik hanesi boş olarak kadastro tespit ve sınırlandırma işlemi yapılarak genel mahkemelerden devredilen tapu tescil davasında tutanak aslının malik hanesinin … ve … oğlu, 1960 Doğumlu, Çukurca … Köyü nüfusuna kayıtlı … olarak doldurulmasına, davaya konu Hakkari ili Çukurca ilçesi … köyü … Mevkii 125 ada 14 parselde kayıtlı tarla vasfındaki taşınmazın … ve … oğlu, 1960 Doğumlu, Çukurca … köyü nüfusuna kayıtlı … adına tapuya kayıt ve tesciline, dosya ile ilgisi bulunmayan ve halen dosya içerisinde bulunan Hakkari ili Çukurca ilçesi … köyü … Mevkii 125 ada 13 nolu malik hanesi davalı gösterilen kadastro tutanak aslının olağan usullere göre kesinleştirilmesi yapılmak üzere Kadastro İl Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.

    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı … vekili ve dahili davalı … İdaresi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

    Dahili davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan karar verildiği ve kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

    Dahili davalı … İdaresi vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarının hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, hava fotoğraflarının keşif mahalline uygulanmadığını, mahalli bilirkişilerin yalnızca dava konusu köyden seçildiğini, bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediğini ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

    Dava, genel mahkemede tapusuz taşınmazın tescili istemiyle açıldıktan sonra Kadastro Mahkemesine aktarılan kadastro tespitine itiraz davasıdır.

    İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmişse de; eksik inceleme ve araştırmayla hüküm kurulmuştur. Tapusuz taşınmazın tescili istemi ile açılan ve Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada 15.07.2010 tarihli ve 2008/65 Esas, 2010/30 Karar sayılı ilam ile; fen bilirkişileri A.E ve B.K tarafından tanzim edilen 30.03.2009 tarihli rapor ve ekli krokisinde; (B) harfi ile gösterilen 911.75 m2 ve (C) harfi ile gösterilen 949.28 m2’lik taşınmaz kısımlarının 4721 sayılı Kanun’un 713 ve devamı maddeleri gereğince davacı adına tapuya tesciline, (A) harfi ile gösterilen 587.48 m2’lik taşınmaz kısmı yönünden davacı lehine 4721 sayılı Kanun’un 713 ve devamı maddeleri gereğince kazanma koşulları oluşmadığından bu kısım yönünden davacının davasının reddine karar verilmiştir. Dava dosyasının Kadastro Mahkemesine aktarılması sonrası yapılan keşifler sonrasında düzenlenen bilirkişi raporlarında dava konusu 125 ada 14 parsel sayılı taşınmazın Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 587.48 m2’lik taşınmaz bölümünü kapsayıp kapsamadığı hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesinin belirtilen kararı davacı tarafça temyiz edilmemiş olduğundan, bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen ve reddedilen kısım yönünden davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak oluşmuştur. İlk Derece Mahkemesince yukarıda belirtilen husus açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması isabetli olmamıştır.

    Ayrıca; 26.09.2020 tarihinde yapılan son keşif sonucu düzenlenen jeoloji mühendisi bilirkişi raporunda Zap suyu ile dava konusu taşınmaz arasında 6 metrelik kot farkı bulunduğu ve Zap suyundan etkilenmediği yönünde görüş bildirilmiş, 15.11.2013 tarihli keşif sonucu düzenlenen jeoloji mühendisi bilirkişi raporunda ise taşınmazın Zap suyu yatağı ile yaklaşık aynı kotta bulunduğu, Zap suyu taşkın veya etki alanında içerisinde yer aldığı, yine 02.11.2009 tarihli keşif sonucu düzenlenen Jeoloji mühendisi bilirkişi raporunda da dere yatağıyla yaklaşık 3-4 metrelik kot farkı bulunduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Jeoloji mühendisleri tarafından düzenlenen raporlar arasında dava konusu taşınmazın Zap suyundan etkilenip etkilenmediği, taşkın sahasında kalıp kalmadığı hususunda çelişki bulunmakta olup, 26.09.2020 tarihinde yapılan son keşif sonucu düzenlenen jeoloji mühendisi bilirkişi raporunda diğer jeoloji mühendisi raporları görüşleri değerlendirilmemiş ve bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmemiş olup, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulması da isabetli olmamıştır.

    Öte yandan davacı ve murisleri yönünden Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğüne, Tapu Müdürlüğüne ve Kadastro Müdürlüğüne müzekkere yazılmış, Tapu Müdürlüğü T.C. No bilgisi bulunması halinde cevap verileceğini bildirmiş ancak mahkemece yeniden müzekkere yazılmamış, Kadastro Müdürlüğü kendilerinde senetsiz kaydı bulunmadığını ve Tapu Müdürlüğünden sorulması gerektiği bildirmiş, Hukuk mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü ise dava listesi göndermiş, ancak gönderilen dava listesindeki davaların akıbeti araştırılmamış, hava fotoğrafları ehil olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamayan orman mühendisi tarafından incelenmiş, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin “Hgm-Geoportal” sistemi üzerinden yapılan incelemede ise en eski tarihli 1956 tarihli hava fotoğrafının bulunduğu görülmesine rağmen bu hava fotoğrafı incelenmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulamayacağı açıktır.

    Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, yöreye ait 1956 tarihli hava fotoğrafı ve varsa bu tarih öncesine ilişkin en eski ve dava tarihinden 15 – 20 – 25 yıl öncesine ait memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamı ile varsa amenajman planı ve komşu parsellere ait kadastro tutanakları, tutanaklar kesinleşmiş ise tapu kayıt örnekleri ve tapu kayıtları mahkeme kararı sonucu oluşmuş ise mahkeme karar örnekleri ilgili yerlerden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat mühendisi, bir jeolog bilirkişi, bir jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ve bir fen bilirkişi aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun), 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun’lar (5658 sayılı Kanun) karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun’un 45 inci maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 31/13 Esas-Karar.; 14.03.1989 tarihli ve 35/13 Esas-Karar sayılı kararı ile 13.06.1989 tarihli ve 7/25 Esas-Karar sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (5304 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi aracılığıyla stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, niteliği, üzerindeki ağaçların yaşı, cinsi, kapalılık oluşturup oluşturmadıkları, taşınmazda kısmen veya tamamen tasarruf sınırlarının bulunup bulunmadığı, imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte kim tarafından başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, tarım uzmanı bilirkişisi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın kısmen yahut tamamen zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, içinde orman emvali bulunan kısımlar ayrı ayrı değerlendirilerek bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı ve dava tarihine kadar gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; jeolog bilirkişisinden, çekişmeli taşınmazın önceki ve halihazırdaki niteliğinin ne olduğu, Zap suyunun yatağında kalıp kalmadığı, Zap suyu yatağından kazanılıp kazanılmadığı, Zap suyunun etkisi altında kalıp kalmadığı, Zap suyunun taşkın riski taşıyıp taşımadığı, taşınmazın jeolojik yönden zilyetlikle iktisap edilmeye olanaklı yerlerden olup olmadığı hususlarında önceki jeoloji bilirkişi raporlarını da irdeleyen ve raporlar arasındaki çelişkileri açıklayan ayrıntılı ve gerekçeli rapor düzenlemesi istenilmeli; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlettirilerek Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada alınan 30.03.2009 tarihli rapor ve ekli krokisinde; (B) harfi ile gösterilen 911.75 m2, (C) harfi ile gösterilen 949.28 m2 ve (A) harfi ile gösterilen 587.48 m2’lik taşınmaz kısımlarının dava konusu dava konusu 125 ada 14 parsel sayılı taşınmazın hangi kısımlarına isabet ettiği tespit ettirilmeli, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi uyarınca, davacı yanında, (murisler) yönünden de Tapu ve ilgili Kadastro Müdürlükleri ile Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanun’un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.

    İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
    Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanunun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

    Taraflarca 1086 sayılı Kanunun 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

    12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.