onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, tapunun beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesi talebiyle açılan bir davada, mahkeme kararlarının istinaf ve temyiz süreçlerini ele almaktadır. İlk Derece Mahkemesi, davanın kabulüne karar vermiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi, taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin şerhin verilmesinde isabetsizlik bulunmadığını belirtmiştir. Ancak, taşınmazın orman sınırları dışında olmadığı ve 2/B uygulamasına konu edilmediği sonucuna vararak, davanın reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Mahkeme, orman kadastro çalışmaları ve önceki kararların geçerliliği üzerine detaylı bir değerlendirme yapmış, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılmasına dair işlemlerin hukuken geçerli olmadığını tespit etmiştir. Bu bağlamda, kesin hüküm ile ilgili olarak gerekçenin değil, hüküm fıkrasının esas alınması gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları kabul edilerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bu karar, tapu kaydının beyanlar hanesine şerh verilmesi taleplerinin hukuki dayanaklarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2022/4462 E.  ,  2024/4811 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
    KARAR : İstinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmak suretiyle davanın kabulüne
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki tapunun beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesi talepli açılan davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, davacı vekili ve davalı vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile karar kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Antalya ili Kepez ilçesi … Mahallesi 28145 ada 14 parsel (eski … Köyü 1296 parsel) 833,81m2 yüzölçümünde arsa vasfı ile “üzerinde bulunan kargir ev … oğlu …’a aittir.” şerhiyle Hazine adına tapuda kayıtlıdır.
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; çekişmeli taşınmazın 1942 yılında orman tahdidi içindeyken 1976 yılında orman sınırı dışına çıkarıldığını, bu hususun hükmen tescil dosyasından da anlaşıldığını, bu nedenle çekişmeli taşınmazların tapu kaydının beyanlar hanesine “6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunun” şerh verilmesini talep ve dava etmiştir.

    İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı vekili ile davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesince; taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi gereği orman sınırı dışına çıkarılmasına ilişkin tapu kaydının beyanlar hanesine şerh verilmesine yönelik kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak dava kabul edildiğine göre davacı lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdiri gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile hüküm kaldırılarak, davanın kabulü ile yargılama giderlerine yönelik yeniden hüküm kurulmuştur.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de; bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin … Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının sadece vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına” şeklinde de işaret edildiği, 1976 yılında orman kadastro komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiği kabul edildiğinden, önce çekişmeli taşınmazın orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II nolu parsel sahası olarak 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 2 nci maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2 nci madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, süresi içinde itiraz edilmesi üzerine itirazları inceleme komisyonunca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1 inci maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanunun orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına konu edilmediği, yapılan işlemlerin ilanından sonra ilan tarihlerinde yürürlükte bulunan kanunlardaki hak düşürücü sürelerin de geçmesiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.

    Açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2 nci madde ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2 nci madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılık, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez.

    Hal böyle olunca; dava, tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın 2 nci madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
    Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile HMK’nın 371 inci maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
    Davalı Hazine vekilinin vekalet ücretine yönelen temyiz itirazlarının ise bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın HMK’nın 373/2 nci maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.