|
ÖZET: Bu Yargıtay kararında, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin bir hukuki uyuşmazlık ele alınmıştır. Davacı, 30 yılı aşkın süredir zilyetliğini sürdürdüğü taşınmazın ormanla ilgisi olmadığını belirterek, tapuya tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu değerlendirerek, taşınmazın davacı adına tesciline karar vermiştir. Ancak, davalı Hazine, tescilin reddini istemiştir.
Yargıtay, yerel mahkemenin kararını inceleyerek, taşınmazın orman kadastrosu ve 2/B uygulaması kapsamında olup olmadığını araştırmıştır. Yeniden yapılan keşif sonucunda, taşınmazın zilyetlik koşullarını karşıladığı ve orman simgeleri taşımadığı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, taşınmazın özel mülkiyete konu olabileceği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, İlk Derece Mahkemesi’nin kararını onayarak, davacının isteminde haklı olduğuna hükmetmiştir. Temyiz edilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu belirlenmiş, Hazine’nin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin kararın bozulmasını gerektirmediği ifade edilmiştir. |
8. Hukuk Dairesi 2022/8170 E. , 2024/7057 K.
“İçtihat Metni”
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/304 E., 2022/225 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan tapu iptali ve tescil davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olup, kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 21.09.1989 tarihinde askı ilânı yapılarak kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacı vekili dava dilekçesinde, Edirne ili Keşan ilçesi Suluca köyü 450 parselin güneyinde, 449 parselin kuzeyinde ve 451 parselin doğusunda kalan 450 parselle bir bütün halinde işlenen yaklaşık 7000 m2 lik taşınmazın tapulama harici bırakıldığını, dava konusu bu yerin yaklaşık 30 yılı aşkın bir süredir müvekkilinin zilyet ve tasarrufu altında olduğunu, dava konusu taşınmazın ormanla ya da merayla hiç bir ilgisinin bulunmadığını belirterek 450 parselin güneyinde kalan 7000 m2 lik tapusuz kısmın müvekkili adına tapuya tescilini istemiş; davacı vekili 01.10.2014 tarihli oturumda alınan imzalı beyanında özetle, fen bilirkişilerinin raporunda (B) ve (C) harfleriyle gösterilen alanlar yönünden davalarından feragat ettiklerini beyan etmiş; davalı … İdaresi vekili davanın reddini savunmuş, davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuş, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 713/6 ncı maddesi uyarınca Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dava, tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; 01.10.2014 tarihli ve 2012/180 Esas 2014/382 Karar sayılı karar ile zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle fen raporunda (A) harfi ile işaretli 5.056,08. metrekare yüzölçümlü tescil harici taşınmazın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) ve (C) harfi ile işaretli taşınmazlara ilişkin davalar feragat nedeniyle sona erdiğinden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, kararın davalılar Hazine ve Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi sonrasında, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.06.2015 tarih ve 2015/757 Esas, 2015/5901 Karar sayılı ilamında; ilgili bütün belgeler getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında bir harita-kadastro (jeodezi ve fotogrametri) mühendisi, bir ziraat ve üç orman yüksek mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden keşif yapılarak usulüne uygun orman ve zilyetlik araştırması yapılması için kararın bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; Edirne ili, Keşan ilçesi, Suluca köyünde bulunan, fen bilirkişilerinin krokili raporunda (A) harfi ile işaretli, 5.056,08 metrekare yüzölçümlü taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tescil harici bırakıldığı için tapu kütüğüne kayıtlı olmadığı, yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarından taşınmazın 20 yılı aşkın bir sürede, önce davacının miras bırakanı olan … … ve … …’ın onlar ölünce de davacı tarafından aralıksız olarak kullanıldığı ve zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğunun anlaşıldığı, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda orman simgesi olan humus bileşenleri, dal, yaprak ve kök kalıntı ve çürüntülerine rastlanmadığı; bu alanların hava fotoğraflarında, memleket haritasında ve amenajman planında orman dışı alanlar içinde yer almadığı; tarımsal amaçla kullanıldığı için horizon tabakalar belirginliğini yitirdiği, dava konusu taşınmazın eğiminin % 7-9 tarıma elverişlilik bakımından üçüncü sınıf, orta verim kabiliyetinde, yaşlı kültür tarım arazisi niteliğinde olduğu, bu yerin zemininde ve toprak yapısında mer’a, dere yatağı, orman, harman yeri gibi Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerleri karakterize eden belirtiler bulunmadığı, dava konusu taşınmazın sınırında eylemli kadim bir mer’a olmadığı, toprak yapısı ve özellikleri, keşif tarihindeki hâlihazır konumu, eylemli durumu, kullanma biçimi, bitki örtüsü, münavebe durumu, makinalı ve rantabıl tarıma elverişlilik durumu dikkate alındığında tarlanın tarım arazisi olarak kullanılarak ekonomik yarar sağlamaya daha uygun ve elverişli olduğu, bu bakımdan dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olabileceği ve davacının isteminde haklı olduğu gerekçesiyle, (A) harfi ile işaretli, 5.056,08 metrekare yüzölçümlü kısım yönünden davanın kabulüne, (B) harfi ile işaretli kısım olan, dış sınırları mavi renkli kalem ile çizili 314,43 metrekare yüzölçümlü taşınmaz ile aynı raporda (C) harfi ile işaretli kısım olan, dış sınırları kırmızı renkli kalem ile çizili 1.343,30 metrekare yüzölçümlü taşınmaza ilişkin davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalının Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
02.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.