onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararında, davacı şirketin Covid-19 salgını nedeniyle mücbir sebep iddiasıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme talebi ele alınmıştır. Davalı idare, salgının yemek hizmetinin ifasına engel olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi, Covid-19’un ekonomik ve ticari hayata etkilerini göz önünde bulundurarak, mücbir sebep koşullarının oluştuğuna ve fesih işleminin hukuken geçerli olduğuna hükmetmiştir.

Ancak, Yargıtay, mücbir sebep kavramının yalnızca sözleşmenin ifasına engel olan durumları kapsadığını vurgulayarak, davacının iddialarının bu kapsamda değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Davacı, fiyat artışları ve maliyetlerin karşılanamaması gibi sebeplerle fesih talep etmiştir; ancak bu durumların mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Sonuç olarak, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu karar, mücbir sebep kavramının sınırlarını netleştirmesi açısından önem taşımaktadır.

6. Hukuk Dairesi         2023/4048 E.  ,  2024/4238 K.

    “İçtihat Metni”

    İNCELENEN KARARIN
    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2021/2679 E., 2023/2223 K.
    KARAR : Başvurunun Esastan Reddi
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2020/265 E., 2021/575 K.

    Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı idare arasında “Kara Harp Okulu Komutanlığına (Ankara) Hazır Yemek Hizmeti Alımına” ilişkin 16/05/2019 tarihinde sözleşme imzalandığını, 4.700.463,32 Türk Lirası teminat mektupları verildiğini, müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirirken, Covid-19 salgını sebebiyle sözleşmedeki edimlerin ifa imkansızlığına uğraması nedeniyle müvekkili şirket tarafından 01.04.2020 tarihi itibari ile mücbir sebeple tek taraflı olarak feshedildiği gerekçesiyle haklı feshin tespiti ile sözleşme sözleşme kapsamında davalı kuruma verilen teminat mektubunun müvekkili şirkete iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı vekili; davacı tarafından Covid-19 salgınının mücbir sebep sayılarak sözleşmenin 01.04.2020 tarihi itibariyle tek taraflı olarak feshedildiğini, Covid -19 un hazır yemek hizmetinin yürütülmesine engel nitelikte olmadığını, yüklenicinin bu durumu belgelendiremediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
    İlk Derece Mahkemesince; Covid-19 virüsünün neden olduğu genel salgının çok hızlı yayılması, ekonomik ve ticari hayatı ciddi olarak olumsuz yönde etkilemesi, fiyatlardaki aşırı yükseliş, lokantalar, kafeler ve birçok ticari şirketin kapatılması, iflas etmesi, Devletin işsizlik ücreti ödemesi, et, bakliyat ve diğer gıda malzemelerindeki fahiş fiyat yükselişleri, her gün hasta sayısının ölüm sayısının hızla yükselmeye devam etmesi, sözleşmenin feshi tarihinde aşılama işlemlerinin başlamamış ve şu anda dahi aşılanan insan sayısının yeterli olmayışı, sokağa çıkma yasağı ve ulaşımın kısıtlanması, bunun yanı sıra … tarafından alınan karara bağlı olarak Kara Harp Okullarında 16.03.2020 tarihinden itibaren 3 hafta ara verilmesi, sonra YÖK tarafından üniversitelerin dönem sonuna kadar uzaktan eğitimle devam kararı alınması, dolayısıyla Kara Harp Okullarında da öğrenci kalmaması, tüm bunların davalı şirketin alacağı hak edişler yönünden gelirinin neredeyse ortadan kalkmasına ve ciddi ekonomik sıkıntıya girmesine yol açacağı, davacı yüklenicinin mücbir sebep nedeni ile sözleşmeyi feshi işleminin 4735 sayılı Kanun’un 10.maddesinin son fıkrasında istenilen tüm koşulları taşıdığı, davacının sözleşmeyi salgın hastalıktan dolayı mücbir sebep gerekçesi ile tek taraflı feshinin, mevzuata, sözleşmeye, Yargıtay kararlarına, Kamu İhale Tebliğine uygun ve hukuken haklı fesih olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile; taraflar arasında yapılan 16.05.2019 tarihli Hazır Yemek Hizmet Alım Sözleşmesi’nin davacı tarafından mücbir sebeple haklı feshedildiğinin tespitine, davalı tarafından yargılama aşamasında nakde çevrilen teminat mektubu bedelinin nakde çevrildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    Bu karara karşı davalı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

    1.Taraflar arasında yemek hizmeti işine ilişkin 16/05/2019 tarihinde sözleşme imzalanmıştır.

    2.Sözleşmenin 17. maddesinde süre uzatımı verilebilecek haller ve şartları düzenlenmiş olup 17.1.1 maddede genel salgın hastalık mücbir sebep olarak sayılmış, ancak bu halin mücbir sebep sayılarak süre uzatımı verilebilmesinin koşulları 17.1.2 maddede belirtilmiştir.
    Sözleşmenin mücbir sebeplerden dolayı sözleşmenin feshi başlıklı 28. maddesinde “mücbir sebeplerden dolayı, idare veya yüklenici sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Ancak, yüklenicinin mücbir sebebe dayalı bir süre uzatımı talebi varsa idarenin sözleşmeyi feshedebilmesi için uzatılan sürenin sonunda işin sözleşme ve eklerine uygun şekilde tamamlanmamış olması gerekir. Sözleşmenin feshedilmesi halinde, hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilerek kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar iade edilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
    Sözleşmenin, “Sözleşme kapsamında yaptırılabilecek ilave işler, iş eksilişi ve işin tasfiyesi” ‘ başlıklı 29. maddesinde ise ” …bu alımda 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 24. maddesi çerçevesinde iş eksilişi yapılabilir. İhale konusu işin, sözleşme bedelinin %70’inden daha düşük bedelle tamamlanacağının anlaşılması halinde ise yükleniciye yapmış olduğu gerçek giderler ve yüklenici karına karşılık olarak sözleşme bedelinin %70’i ile sözleşme fiyatlarıyla yaptığı işin tutarı arasındaki bedel farkının %5’i ödenir.” hükmü bulunmaktadır. Bu sözleşme hükmündeki oran, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 24/son madde hükmü ile Hizmet İşleri Genel Şartnamesi 53/son madde hükmünde % 80 oranında ise de taraflar sözleşmede bunu % 70 oranında kararlaştırmışlar bunun dışında sözleşme hükmü belirtilen hükümlerin tekrarı niteliğindedir.
    3.Davacı korona virüs salgınının mücbir sebep olduğunu belirterek, sözleşmenin feshedilmesi için idareye başvurmuş ancak idarenin bunu kabul etmeyerek işe devam edilmesini istemesi üzerine bu kez kendisi tarafından sözleşmenin feshedildiğini idareye bildirilmiştir. İdare bu fesih bildirimini kabul etmemiş ancak sonrasında edimlerin yüklenici tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle fesih işlemi yapmıştır. İdarenin yaptığı bu işlem yüklenicinin fesih bildiriminin onaylanması anlamında bir işlem değildir.
    Davacı fesih bildiriminde; sözleşmede salgın hastalığın mücbir sebep olarak sayılmasını, hazır yemek hizmeti karşılığı fiyat farkı dahil ödenen bedelin maliyetinin çok altında kalmasını, personel giderlerine yapılan artış yanında korona virüs hastalığı nedeniyle piyasada oluşan fiyat artışlarının fiyat farkı ile karşılanamamasını sebep olarak göstermiştir. Davacı idarece iş eksilişi yapılmış olmasını bir sebep olarak göstermiş değildir.

    4. Sözleşme hukuku açısından mücbir sebep kavramı, borcun sözleşmeye uygun olarak ifasına engel olan, haricî, öngörülemez ve kaçınılamaz nitelikte olayları ifade eder. Bir olayın mücbir sebep sayılması için varlığı gerekli unsurlar, haricîlik, kaçınılamazlık ve öngörülemezliktir. Mücbir sebepler ifa imkansızlığına veya aşırı ifa güçlüğüne yol açabilir. Bu nedenle bu kavramlar üzerinde durulması gerekir.

    5.Borç ilişkisinden kaynaklanan bütün borçlar ifa edilince o borç ilişkisi sona erer. İfa bu hali ile borçlanılan edimin yerine getirilmesidir. İfanın konusu, borçlanılan edimdir.
    Sözleşmedeki edim yerine getirilmemişse borçlu alacaklının uğradığı zararları gidermekle yükümlüdür. Fakat bazen sözleşmedeki edimin yerine getirilmesi; edimin yok olması gibi maddi, sözleşme konusunu yapılamaz kılan hukuki bir nedenle ya da ekonomik, sosyal vs. bir olay niteliğindeki fiili bir nedenle mümkün olmayabilir. Bu durumda ifa imkansızlığı gündeme gelir. İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için sözkonusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da subjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise 6100 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK’nın) 27. maddesi gereğince sözleşme geçersizdir. İfa imkansızlığı sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkmış ve eğer borçlunun kusuru olmaksızın edim imkansızlaşmışsa TBK’nın 136. maddesi, borçlunun kusuru sonunda imkansızlaşmış olursa TBK’nın 112. maddesinin uygulanması gerekir.
    Yukarıda sözü edilen TBK’nın 136. maddesine göre; borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifası imkansızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
    İfa imkansızlığı kısmen de doğmuş olabilir. Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer (TBK 137/1). Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır (TBK 137/2).

    6.İfa imkansızlığı ile aşırı ifa güçlüğü birbirinden farklıdır. Aşırı ifa güçlüğü TBK 138. maddede düzenlenmiş olup bu hükme göre; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. (TBK 138/1). Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır (TBK 138/2).

    7.Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; sözleşmede salgın hastalığın mücbir sebep olarak sayılması doğrudan mücbir sebebin varlığını kabul etmeyi gerektirmez. Zira corona virüs salgınının mücbir sebep sayılabilmesi için yemek hizmeti verilmesine ilişkin borcun sözleşmeye uygun olarak ifasına engel oluşturması gerekir. Davacı bu salgının mücbir sebep olduğunu ileri sürerken dayandığı sebepler tedarik zincirinde bozulma nedeniyle erzak temin edememe, çalışacak eleman bulamama gibi sözleşmenin ifa edilmesine engel oluşturan bir neden olmayıp, bu salgın ortamında fiyatların aşırı yükseldiği verilen fiyat farkına rağmen maliyetlerin karşılanamadığı iddiasıdır. Bu durumda somut olayda, mücbir sebebin varlığı ve buna bağlı olarak tam veya kısmi ifa imkansızlığı bulunduğundan söz edilemez.
    Davacı tacir olup fiyatlarda yükselmeler olabileceğini öngörerek sözleşme imzalaması gerektiğinden bunun doğrudan ifaya engel olan mücbir sebep teşkil etmesi de düşünülemez. Fiyat artışları öngörülemez sınırlarda gerçekleşmiş ve edim dengesi aşırı ölçüde bozulmuş ise TBK 138. madde kapsamında aşırı ifa güçlüğü söz konusu olabilir ise de bunun için de mahkemeden uyarlama talebinde bulunulabilecek iken davacı bu yola gitmeksizin doğrudan sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir.
    Bu durumda davalı haklı bir neden olmaksızın sözleşmeyi feshettiğini belirterek edimlerini yerine getirmediğinden idarece sözleşmenin feshedilmesi sözleşme hükümlerine uygundur. Bu durumda toplanan delillere göre sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK’nun 373/1. maddesi gereğince Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 14.07.2023 tarih 2021/2679 E., 2023/2223 K. sayılı kararının KALDIRILARAK, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08.07.2021 tarih ve 2020/265 E., 2021/575 K. sayılı kararının BOZULMASINA,
    dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 21.11.2024 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.