onecikan-yargitay

ÖZET: Yargıtay 5. Ceza Dairesi, sanık ile mağdur arasındaki vekalet ilişkisinin kamu otoritesi ve gücü kullanılmadan kurulduğunu belirterek, sanığın eyleminin “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Bu bağlamda, sanığın avukat olarak değil, mağdurun şahsi güvenine dayanarak hareket ettiğini vurgulamıştır. Ayrıca, 7188 sayılı Kanun ile değiştirilen 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin uzlaşma kapsamına alındığı ve sanığın lehine olan kanunun uygulanması gerektiği ifade edilmiştir.

Daire, 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesi gereğince, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların farklı olması durumunda, failin lehine olan kanunun uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle, uzlaştırma işlemlerinin yapılmasının ardından sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı, hukuka aykırılık nedeniyle bozulmuştur.

5. Ceza Dairesi         2022/3539 E.  ,  2024/12367 K.

    “İçtihat Metni”

    İNCELENEN KARARIN
    MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
    SAYISI : 2020/2800 E., 2020/2056 K.
    SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine
    SUÇ : Zimmet
    HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
    TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, bozma

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde;
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesine göre zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve vekilinin 7417 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce katılma talebini içerir dilekçe sunması karşısında, 3628 sayılı Yasa’nın değişiklik öncesindeki 18/2. maddesi hükmü uyarınca başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı, Hazine vekilinin 09.02.2022 havale tarihli dilekçesinin katılma talebine ilişkin olduğu ve aleyhe temyiz iradesi içermediği nazara alınarak, incelemenin dilekçesinin içeriğine nazaran sanık müdafiinin temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılması gerektiği anlaşılmıştır.
    İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesinin son fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesine istinaden temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
    I. HUKUKÎ SÜREÇ
    A. İlk Derece
    İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.06.2018 tarihli ve 2018/166 Esas, 2018/235 sayılı Kararı ile sanığın zimmet suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 247/1, 248/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 53. maddesi uyarınca da hak yoksunluklarına hükmolunmuştur.
    B. İstinaf
    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, 18.12.2020 tarihli ve 2020/2800 Esas, 2020/2056 sayılı Kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
    II. TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
    Sanık hakkında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesi uyarınca soruşturma izni alınması gerektiği gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesinin, suçun sübutu halinde sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 155/2. maddesi kapsamında olduğu gözetilmeden aynı Kanun’un 247. maddesi uyarınca hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğuna, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiğine ilişkindir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ile mağdur arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu senedin teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil mağdur tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun’un 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve 24.10.2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 253/1. maddesinin (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Kanun’un 7/2. maddesinin ”Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
    III. KARAR
    Başkaca yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin kararının, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
    Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
    25.12.2024 tarihinde karar verildi.