ÖZET: Bu karar, başvuranın kamu görevinden ihraç edilmesi sonrası yargı kararıyla görevine iade edilmesine rağmen, ödenmeyen maaş alacakları için tecil faizi ve yasal faiz talep etmesi üzerine şekillenmiştir. İdare, mahkeme kararının gereğini yerine getirerek maaşları ödemiş, ancak faiz taleplerini reddetmiştir. Danıştay, idarenin mahkeme kararlarını geciktirmeden yerine getirmekle yükümlü olduğunu vurgulayarak, başvuranın geçmişe yönelik maaş alacaklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

İdarenin mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü, Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde belirlenmiştir. Bu bağlamda, başvuranın banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arasındaki süre için tecil faizi uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvuranın talepleri kabul edilerek, Çınar Belediye Başkanlığı’na yasal ve tecil faizi ödenmesi hususunda tavsiyede bulunulmuştur.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/2631-S.23.4459

BAŞVURU NO : 2022/15628

KARAR TARİHİ : 03/03/2023

TAVSİYE KARARI

ÇINAR BELEDİYE BAŞKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Maaş alacaklarının tecil faizi ve yasal faizi ile birlikte ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 26/10/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran, 14/07/2017 tarihinde Çınar Belediyesi Başkanlığında sözleşmeli personel kadrosunda görevliyken yayınlanan 629 sayılı sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığını, 23/03/2022 tarihinde

Ankara 20. İdare Mahkemesinin Esas ve Karar sayılı ilamı ile görevden çıkarılma işleminin iptaline karar verildiğini, söz konusu mahkeme kararına istinaden göreve başladığını, bu süreçte alamadığı maaşların tarafına ödendiğini, ancak ödenmesi gereken tecil faizi ve yasal faizlerin tarafına ödenmediğini belirterek, toplam maaş ve tazminat alacaklarının tecil faizi ve yasal faiz ile birlikte ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun konu ile ilgili bilgi belge talebine istinaden Çınar Belediye Başkanlığı tarafından gönderilen 29/11/2022 tarih ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle; Ankara 20. İdare Mahkemesince verilen 23/03/2022 tarihli ve sayılı kararın gereğinin yerine getirilerek ödenmiş maaşlara her bir maaş için tahakkuk ettiği aydan idari başvuru tarihine kadar ayrı ayrı hesaplanacak yasal faizin başvurana ödenmesi talebinin mer’i mevzuata uygun düşmediği gerekçesiyle talebin reddedildiği ifade edilmiştir.

/

3. Öte yandan, Kurumumuzca 2022/4409 no.lu başvuru kapsamında 25/07/2022 tarih ve sayılı yazımızla, Adalet Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığından görüş sorulmuş olup; 3.1. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 08/08/2022 tarih ve sayılı yazısında özetle; “ (…) Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.12.2017 tarihli ve sayılı Kararında; “Hukuk Genel Kurulu’nun 06.02.2013 tarih Esas, Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere “İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur.” İcra Mahkemesi, ilamın hüküm fıkrasının aynen uygulanmasını denetlemekle görevli olup, gerek icra dairesi ve gerekse icra mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.1997 gün ve

E:1997/12-517, K:1997/776; 22.03.2006 gün ve E:2006/12-92, K:2006/85; 25.06.2008 gün ve E:2008/12451, K:2008/453; 03.03.2010 gün ve E:2010/12-124, K: 2010/110 sayılı ilamları). Somut olayda; takip dayanağı Ankara 14.İdare Mahkemesi’nin 30.12.2015 tarih, 2015/485E-2015/2193K. sayılı ilamında ” dava konusu işlemin iptaline, maddi tazminat isteminin kabulüne, 15.688,13TL ikramiye tutarının başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine” karar verilmiş, 01.07.2016 tarihinde başlatılan takipte 15.688,13TL ikramiye alacağı, bu alacağın 31.05.2016 ile 01.07.2016 tarihleri arasında %12 üzerinden hesaplanan işlemiş tecil faizi olarak 156.88TL, karar tarihi ile idareye başvuru tarihi arasında 1972,78TL işlemiş yasal faizi, vekalet ücreti, yargılama gideri, bunların faizleri ile takipten sonra ise asıl alacağa %12 oranında tecil faizi talep edildiği görülmektedir. Mahkemece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazının zorunlu olduğu nazara alınarak takip konusu ilamda, yasal faize hükmedildiğinden tecil faizi talep edilemeyeceği gerekçesiyle bu yöne ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin tümden reddi doğru değildir. ”, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23/01/2019 tarihli ve . sayılı Kararında; “Somut olayda, icra takibinin dayanağı olan İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.05.2015 tarih, Esas Karar sayılı ilamı, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat alacağına ilişkin olup, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında ve bunlara ilişkin sicil ve kayıtlarda bir değişiklik yaratmamakta, sonuçları itibariyle ancak tarafların malvarlığını etkilemektedir. Bu itibarla ilam, yukarıda sayılanlar arasında yer almadığından, takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez ”, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarihli ve . sayılı Kararında; “6352 sayılı Kanunun 58. maddesi ile değişik İYUK 28/6. maddesinde “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir.” hükmü düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki bu düzenleme idare mahkemesi kararında geçen faizi belirlememekte, kararın infazına ilişkin faizi düzenlemektedir ve emredici niteliktedir. Somut olayda, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 30.01.2019 tarih ve

sayılı kararında alacaklı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiği, ayrıca kararda yasal faize hükmedildiği, ancak yukarıda bahsi geçen düzenlemenin emredici olduğu, borçlu tarafından dayanak ilamın kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin herhangi bir iddianın da ileri sürülmediği, dolayısı ile takipte tecil faizi talep edilebileceği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”, Şeklinde hüküm tesis etmişlerdir.

Konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa’da idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hüküm altına alınmıştır. İdarece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, mahkemece idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiği hükmün içeriğinin aynen infaz edilmiş olduğu öte yandan, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğu ve davacının dava açarken tecil faizine ilişkin bir talebinin olup olmadığı, 2577 sayılı Yasanın 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında banka hesap numarasının idareye bildirilmesi öngörülmüş olup şikayet başvurusunda bulunan kişinin banka hesap numarasının idareye bildirip bildirmediği, yapılan bildirimin geçerli olup olmadığı hususlarının da değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.”, 3.2. Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü nün 13/09/2022 tarih ve sayılı yazısında özetle; “ (…) Yukarıda yer verilen madde gerekçesi, yargı kararı ve doktrinden alıntılanan ifadeler İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında düzenlenen “tecil faizi oranında faiz” bu maddede düzenlenen bir zamansal planlamaya uyulmamasından, mahkeme kararlarının idarece gecikmeksizin yerine getirilmemesinden, ilamların infazına yönelik bir takvimin ihlalinden doğmakta ve niteliği itibarıyla bir gecikme faizi olduğu anlaşılmaktadır. Madde gerekçelerinde icra organlarının iş yükünün azaltılmasından, İdarenin icra takiplerinden kaynaklanan mali sorumluluğunun engellenmesinden, alacaklıların icra takibi yapılmasına gerek kalmaksızın alacaklarına kavuşmasından bahsedilmektedir ki bu gerekçeler faiz kavramı ve kurumuyla zorunlu mantıki bir ilişki içerisinde değildir. Dolayısıyla madde kapsamında hangi andan /olaydan itibaren gecikmenin vaki olduğunun araştırılması gerekmektedir.

Bu bağlamda 2’nci fıkra düzenlemesiyle 6’ncı fıkra kapsamındaki ilamların yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 gün içerisinde İdarece yerine getirilmesi öngörülmüştür ki “gecikme ” den anlaşılması gereken

“an” 30 günlük sürenin bitimidir.

Bu çerçevede; Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılması halinde “tecil faizi oranında faiz” ödenmemesi, Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılamaması halinde İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasının 2. cümlesi baki kalmak üzere 1. cümlesi gereği tebliğ tarihinden itibaren tecil faizi oranında faiz ödenmesi gerekeceği nihai takdiri İdarenize ait olmak üzere mütalaa edilmiştir.”, şeklinde görüş bildirilmiştir.

/

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın; 4.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. ”, 4.2. “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 4.3. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. ”, 4.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4.5. “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. ” hükümleri düzenlenmiştir.

5. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17 nci maddesinde; “hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamayacağı” düzenlenmiştir.

6. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın “Mülkiyet hakkı” başlıklı 17 nci maddesinde; “mülkten yoksun bırakılma sonucunda, zamanında ödenecek adil tazminat” koşuluna yer verilmiştir.

7. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” başlıklı

1 nci maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme

hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. ” hükmü düzenlenmiştir.

8. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinde; “(1) Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir. (2) Ancak; a)

Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile resen imzaladığı kararlar ve emirler, b) Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler, c) Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar, ç) Türk Silahlı

Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri, Kurumun görev alanı dışındadır. ”, 9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinde; “Danıştay, Bölge İdare

Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının

icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.

Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.

Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. ”, 10. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Tecil” başlıklı 48 inci maddesinde; “Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki veyahut haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilir. …

Borcunun tecilini talep eden ancak, talepleri uygun görülmeyerek reddedilen borçlular söz konusu borçlarını reddin tebliği tarihinden itibaren idarece 30 güne kadar verilebilecek ödeme süresi içinde ödedikleri takdirde bu amme alacağı ödendiği tarihe kadar faiz alınmak suretiyle tecil olunur. .

Tecil şartlarına riayet edilmemesi, değerini kaybeden teminatın veya mahcuz malların tamamlanmaması veya yerlerine başkalarının gösterilmemesi hallerinde amme alacağı muaccel olur. (Ek: 25/5/1995-4108/13 md.) Tecil edilen amme alacağının gecikme zammı tatbik edilmeyen alacaklardan olması halinde, ödenen tecil faizleri iade veya mahsup edilmez.” hükümleri düzenlenmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

11. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Kısmi Tavsiye Kısmi Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

/

12. Başvuran Ankara 20. İdare Mahkemesince verilen 23/03/2022 tarihli ve sayılı kararın yerine getirilerek ihraç edildiği dönemlere ilişkin alamadığı maaş alacaklarının tecil faizi ve yasal faiz ile birlikte ödenmesini talep etmektedir.

13. Somut olayda; başvuranın, 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname doğrultusunda kamu görevinden ihraç edildiği, söz konusu ihraç kararına karşı yargı yoluna başvurduğu, nihayetinde Ankara 20. İdare Mahkemesinin 23.03.2022 tarih ve Esas, Kararı ile hakkında tesis edilen ihraç kararının iptaline karar verildiği, akabinde başvuranın işe başlatıldığı ve maaş alacaklarının ödendiği, ancak maaş alacaklarına tecil faizi ve yasal faiz ödenmemesi üzerine bakılan başvurunun yapıldığı anlaşılmaktadır.

14. “Hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.” (Anayasa

Mahkemesi E. 2013/44, K. 2013/59, Resmi Gazete Tarihi: 02/05/2013)

15. İdare eylem ve işlemlerinde kanunun çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorundadır. Anayasanın 8 inci maddesinde bu husus yürütme yetkisi ve görevi Anayasa ve Kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir denilerek ifade edilmiştir. (Kemal Gözler-Gürsel Kaplan, İdare Hukukuna Giriş, Ekin Basın

Yayın Dağıtım, Ağustos, 2017, S. 28)

16. Yasama ve yürütme organları ile idareler, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararlar hiçbir suretle değiştirilemeyeceği gibi idareler bu kararların yerine getirilmesini de geciktiremez.

17. Diğer yandan, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile yargı kararlarının ne olursa olsun uygulanmamasından idare sorumlu tutulmuştur. İdarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusudur ve idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmemiştir. İdarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe, yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir.

18. Başvurucuların, mahkeme ilamına dayalı icra takibine rağmen hükmedilen bedellerin ödenmediği, kamu mallarının haciz edilemezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçınıldığından bahisle, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri davada Anayasa Mahkemesi; “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade ederek yargı kararlarının uygulanmasını “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmiş, ayrıca

Devletin bir kurumunun aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını açıkça ifade etmiştir (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 03/04/2014 tarihli ve 2013/711 sayılı Bireysel Başvuru Kararı).

19. Hizmet kusuru; idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ve işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olup, asli ve birinci derecede bir sorumluluk nedenidir. Hizmet kusurunun bulunması durumunda idareyi sorumlu tutmak için başkaca bir neden aramaya gerek yoktur. Hizmet kusuru uygulamada üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hizmetin kötü işlemesi; hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmaması, hizmetin gereği gibi yürütülmemesidir. Dolayısı ile idarenin konuyla ilgili

hukuk kurallarına, oturmuş makul uygulamalara uymaması veya hizmetin gereklerini nesnel ölçüler içinde gözetmemesi, hizmeti beklenen dikkat ve özeni göstermeden yapması, hizmet personeli üzerinde nezaret ve denetlemenin gereğince yapılmamış olması durumlarında hizmetin kötü işlediği ve hizmet kusuru esasına göre de idarenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir (Zehra Odyakmaz, Ümit Kaymak, İsmail

Ercan, “Anayasa Hukuku- İdare Hukuku”, On İki Levha Yayıncılık, 15. Baskı, İstanbul, Ağustos 2012, S.

412- 417).

20. Anayasa Mahkemesi’nin tanımına göre, “Faiz; ekonomik açıdan, paranın fiyatıdır. ” (Bkz. Anayasa

Mahkemesi’nin 10/02/2011 tarihli ve sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi:

14/05/2011, S. 27934). “Kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdi sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medeni bir “semere” veya “ivaz”dır (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 05/12/1998 tarihli ve E.1997/34, K.1998/79 sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi: 26/11/1999, S. 23888).

21. “Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığında, paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği, onun her an her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse, “bugünkü” ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi, piyasanın “yarına dönük” olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu halde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin, parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur” (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 27/09/1988 tarihli ve E.1988/8, K.1988/27 sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi: 26/12/1988, S. 20031).

22. Bu doğrultuda, gelirden mahrum kalınan dönem için bundan etkilenen veya etkilenecek kişi ya da tarafları koruyucu faiz düzenlemeleri yapılarak uyuşmazlıkların yargı aşamasına kadar olan kısımları için

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda, yargı aşaması ile ilgili olan kısımları

için ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlemeler mevcut olduğu bilinmektedir.

23. Danıştay Birinci Dairesinin Esas No; 1982/112, Karar No: 1982/130 sayılı kararında belirtilen; “…haklarında tesis edilen göreve son, verme, görevden çekilmiş sayılma ya da benzeri işlemlerin iptali üzerine görevine döndürülenlerin, dava dilekçelerinde aylık ve diğer özlük haklarına ilişkin bir istemde bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın, işlemin tesisi tarihinden sonraki bütün maddi hakların ödenmesi gerektiği” kararı üzerine 25.2.1983 tarihli 81 Seri Numaralı Devlet Memurları Kanunu Genel Tebliğinde de; Danıştay Kararı doğrultusunda düzenlemeye gidilerek gerek ihtilafların kısa zamanda çözümlenmesi gerekse kurumların boş yere yargı giderlerini ödememeleri bakımından uygulamanın Danıştay Birinci

Dairesinin anılan kararı doğrultusunda işlem yapılması gerektiği belirtilmiştir.

24. Her ne kadar göreve iade edilen kamu görevlilerine iade KHK’larında geriye dönük mali hakların ödenmesi yönünde açık hüküm bulunmasına rağmen faize ilişkin bir hüküm bulunmadığı anlaşılmış ise de, gerek Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu, 07.02.2017 tarih ve 2015/4812 sayılı kararında belirtmiş olduğu; . açıkta iken görev iade edilen memura, mali haklarının faiziyle beraber ödenmemesinin mülkiyet hakkının ihlali olduğu yönündeki değerlendirmesi, gerekse yukarıda değinilen

Danıştay Birinci Dairesinin Kararında belirtilen “.dava dilekçelerinde aylık ve diğer özlük haklarına ilişkin bir istemde bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın, işlemin tesisi tarihinden sonraki bütün maddi hakların ödenmesi gerektiği” şeklinde ki hüküm uyarınca başvurana geçmişe yönelik mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

25. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinde, Danıştay, Bölge

İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği; konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine

Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği; mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabileceği; tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun

48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödeneceği, ancak mahkeme

kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Kanunun 28/6 maddesinin, kişilerin geçmişe değil gelecek zararlarının giderilmesine yönelik olduğu, mahkeme kararından kişilere yapılacak ödeme tarihine kadar olan dönem için faiz tahakkukunun hükme bağlandığı anlaşılmıştır (Dr. Cengizhan HATİPOĞLU, 2014, “Yargı Kararlarına Göre İade Edilecek Vergilerde Faiz”, İÜHFM C. LXXII, S.1, s.435-448.).

26. Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 26/03/2004 tarihli ve sayılı kararında; “Bir alacağa bağlı olarak faiz talep edilebilmesi için, sözleşme veya yasa hükmüne dayanılması gereklidir.

Verginin haksız tahsil edildiğinden bahisle dava açılması ve davanın kabul edilmesi durumunda kanuni faiz talebinde bulunulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28inci maddesinin son fıkrasına göre, mahkeme kararının geç infaz edilmesi halinde mümkündür. Buna karşılık, bir verginin hukuka aykırı olarak tahsili nedeniyle, tahsil tarihinden itibaren yükümlüler lehine faiz işleyeceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmadığından, faiz yönünden bozma hükmüne uyulmadan verilen ısrar kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurularak İYUK’un 28/6 maddesinin mahkeme kararının geç infaz edilmesi durumunda uygulanabileceği ifade edilmiştir. Bu bağlamda, tazminat davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 6183 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen tecil faizinin uygulanacağı, paradan belli bir süre ayrı kalınmamasına rağmen yapılan işlem sebebiyle açılan maddi veya manevi tazminat davalarında kazanılan tutarlar üzerinden faize hak kazanılacağı görülmüştür.

27. Öte yandan, Adalet Bakanlığının Kurumumuza gönderdiği görüş yazısında da yer verilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarihli ve sayılı kararında; “6352 sayılı

Kanunun 58. maddesi ile değişik İYUK 28/6. maddesinde “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir.” hükmü düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki bu düzenleme idare mahkemesi kararında geçen faizi belirlememekte, kararın infazına ilişkin faizi düzenlemektedir ve emredici niteliktedir. Somut olayda, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 30.01.2019 tarih ve sayılı kararında alacaklı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiği, ayrıca kararda yasal faize hükmedildiği, ancak yukarıda bahsi geçen düzenlemenin emredici olduğu, borçlu tarafından dayanak

/

ilamın kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin herhangi bir iddianın da ileri sürülmediği, dolayısı ile takipte tecil faizi talep edilebileceği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” denilmiştir.

28. Ayrıca, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü “…. İdarece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, mahkemece idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiği hükmün içeriğinin aynen infaz edilmiş olduğu öte yandan, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğu ve davacının dava açarken tecil faizine ilişkin bir talebinin olup olmadığı, 2577 sayılı Yasanın 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında banka hesap numarasının idareye bildirilmesi öngörülmüş olup şikayet başvurusunda bulunan kişinin banka hesap numarasının idareye bildirip bildirmediği, yapılan bildirimin geçerli olup olmadığı hususlarının da değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. ”, Hazine ve Maliye

Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ise “ …Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılması halinde “tecil faizi oranında faiz” ödenmemesi, Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılamaması halinde

İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasının 2. cümlesi baki kalmak üzere 1. cümlesi gereği tebliğ tarihinden itibaren tecil faizi oranında faiz ödenmesi gerekeceği nihai takdiri İdarenize ait olmak üzere mütalaa edilmiştir.” şeklinde görüş bildirmiştir.

29. Dosya kapsamında yapılan incelemede, 23/03/2022 tarihinde Ankara 20. İdare Mahkemesinin

Esas ve Karar sayılı ilamı ile başvuranın görevden çıkarmaya ilişkin işlemin iptaline ve yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verildiği, başvuran vekilinin 12.04.2022 tarihli dilekçesi ile mahkeme kararının yerine getirilmesinin yazılı olarak idareden istendiği ve banka hesap numarasının da idareye bildirildiği, idarece başvuranın geçmişe dönük maaşlarının ödemesine ilişkin 13.06.2022 tarihli (100.883,40 TL) ve 07.07.2022 tarihli (300.000 TL) dekontların sunulduğu, bu ödemelere yasal faiz veya tecil faizinin eklenmediği görülmüştür. Ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödeneceği, mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemeyeceği hükmünün düzenlendiği, bu bağlamda tecil faizinin tazminat ve vergi davalarında ilgili idarelerin ödemeyi geciktirmesi durumunda uygulanarak kişilerin geçmişe değil gelecek zararlarının giderilmesine yönelik olduğu, mahkeme kararından kişilere yapılacak ödeme tarihine kadar olan dönem için faiz tahakkukunun hükme bağlandığı anlaşılmış olup ilgili mahkeme kararına istinaden hükmedilen bedele ilişkin Başvuranın banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarih ile ödemenin yapıldığı tarih arası için 2577 sayılı Kanun hükmü gereği tecil faizi uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

30) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin

“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; idarenin başvuruya ilişkin ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

31) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ

tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Diyarbakır İdare Mahkemesi’nde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan nedenlerle BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvurana mahkeme kararına istinaden ödenen bedele yasal faiz ve tecil faizi uygulanması hususunda

ÇINAR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Kararın, BAŞVURANA ve ÇINAR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA tebliğine,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, idare

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi