onecikan-yargitay

ÖZET: Uyuşmazlık, davalıların mevzuata aykırı olarak yüksek lisans ve doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak personelin onaylarını almak üzere İçişleri Bakanlığı makam olurunu hukuka aykırı bir şekilde paraf ettikleri iddiasıyla oluşan kamu zararının tahsiline ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi, davalıların paraf işleminin, üst makamların onayıyla geçerlilik kazandığını ve bu nedenle kamu zararı ile illiyet bağının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi, davalıların üstlerini yanıltıcı bir belge kullandıklarına dair delil olmadığını ve davalıların kusurunun ispat edilemediğini vurgulayarak İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır. Ancak, ceza mahkemesinde devam eden görevi kötüye kullanma davasının sonucunun beklenmesi gerektiği ve bu sonucun eldeki davayı etkileyeceği gerekçesiyle, Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur.

Sonuç olarak, Yargıtay, kamu zararının tahsiline ilişkin davanın, ceza davasının kesinleşmesinden sonra yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu durum, hukuki süreçlerin birbirine bağlılığını ve ceza mahkemesi kararlarının hukuk davalarındaki etkisini ortaya koymaktadır.

4. Hukuk Dairesi         2023/2383 E.  ,  2024/5571 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2022/2204 E., 2022/2179 K.
    HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
    Birleşen Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/239 Esas – 2020/147 Karar Sayılı
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2018/531 E., 2021/86 K.

    Taraflar arasındaki asıl davada kurum zararından kaynaklanan tazminat, birleşen davada menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Kararın asıl davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    I. DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde; Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 18.10.2016 tarih ve Müf:2016/1624-25700 sayılı tahkik emri ile düzenlenen tazmin raporunda davalıların ilgili mevzuata aykırı olacak şekilde yüksek lisans/doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak ve görev süresi uzatımı yapılacak personel ile ilgili alınan 08.09.2008 tarihli İçişleri Bakanlık Makam olurunu ve bu olura ilişkin alınan süre uzatma onaylarını mevzuata aykırı olarak hazırladıkları ve hukuka aykırı olarak imzaları ile paraf ettikleri tespit edildiğini, davalılar usulsüzlüğü tespit edilen olurun alınmasında gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yapmadıklarını, görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiklerini ve istihsalini önlemediklerini, oluru paraf atmak suretiyle hukuka aykırı olarak ödeme yapılmasına ve kamu zararına sebebiyet verdiklerini, davalılar tarafından mevzuata aykırılıklar konusunda üst makamların bilgilendirilmediğini, gerekli araştırma, değerlendirme ve bilgilendirmelerin yapılmadığını, davalılar tarafından imza ile paraf edilen makam oluru ile yüksek lisans/master eğitim süre onayı en fazla 2 yıla kadar, doktora eğitimi en fazla 3 yıla kadar verilebilmesine karşın mevzuata aykırı olarak doğrudan 4 yıla kadar eğitim süresi verilmesi temin edildiğini, davalıların Emniyet Genel Müdürlüğü Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında görevli oldukları dönemde görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal göstererek ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olan 08.09.2008 tarihli İçişleri Bakanlığı Makamı olurunu imzalarıyla paraf ederek onayda adı geçenlere ödeme yapılmasına sebebiyet vermek suretiyle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun (5018 sayılı Kanun) 71 inci maddesinde tanımlanan kamu zararına sebebiyet verdiklerini belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun’un) 107 nci maddesi gereğince 1,000,00 Sterlin ve 1.000,00 Avro tutarındaki kamu zararının kişi borcunun faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

    Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; Emniyet Genel Müdürlüğü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı’ nın 23.03.2018 tarih ve ….66426 sayılı yazısı ekinde bulunan borç bildiriminde, 08.09.2008 tarihli Bakanlık olurunun istihsalini önlemeyerek 5018 sayılı Kanun’un 71 inci maddesinde tanımlanan kamu zararına sebebiyet verdiğinin belirtildiğini, söz konusu kamu zararı iddiasının asılsız olduğunu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.12.2006 tarih ve 203 – 301 sayılı kararında yargılamaya konu atama işleminde icra hareketinin, imza yetkisi bulunanlar ile yapılabileceğinin açık olduğunun belirtildiğini, taraflarına üstlerinin verdiği emir doğrultusunda evrak hazırlamaktan başka bir sorumluluğunun ve sonuca etki şansının olmadığını, söz konusu olurda parafının bulunması icrai hareket niteliğinde değil hazırlık hareketi mahiyetinde olduğunu, bunun bir yaptırım gerektirmediğini, kamu zararı oluşmadığını, dolayısıyla borcu olmadığını belirterek Emniyet Genel Müdürlüğü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı’ nın 23.03.2018 tarih ve ….66426 sayılı yazısı ekinde bulunan borç bildirimi gereğince borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

    II. CEVAP
    Davalı asıl … cevap dilekçesinde; 2014 yılı başında Emniyet Genel Müdürlüğü ve bağlı birimlerinde önceki dönemle kıyaslanamayacak ölçü ve içerikte devri sabık uygulamaları başlatıp bir çok haksız soruşturma açıldığını, bunlardan birinin de bu davaya konu soruşturma olduğunu, konunun uzmanı olmayan bir kısım yöneticilerin ön yargılı ve kendisinden önceki yöneticileri art niyetli kabul eden yaklaşımları bu tür soruşturmaların açılmasına neden olduğunu, aynı yöneticilerin müfettişlerin kanaatleri üzerinde de etkili oldukları hususunun gizli ve tahmin edilemeyen bir durum olmadığını, yıllarca mülkiye ve polis başmüfettişleri ile mali denetçilerin arka arkaya yaptıkları denetimlerde usul ve hukuka uygun olarak değerlendirdiğini, dava konusu işlemde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

    Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığını, dava konusu olur işlemi üzerinde imza incelemesi yapılması gerektiğini, ilgililere doğrudan 4 yıl süre verilmesinin söz konusu olmadığını, dava konusu olur işleminin süre uzatımına ilişkin olduğunu, süre uzatımının mevzuat gereğince yapıldığını ve herhangi bir usulsüzlük olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

    Davalı asıl … cevap dilekçesinde; dava konusu işlemde usulsüzlük olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

    Davalı … vekili cevap dilekçesinde; dava konusu işlemde bir usulsüzlük bulunmadığını, devam eden ceza davasının beklenilmesi gerektiğini, müteselsil sorumluluk ilkelerinin göz ardı edildiğini, yurt dışı görevlendirmelerine olur veren üst yöneticilerin soruşturma dışında tutulduğunu, dava konusu işlemin mevzuata uygun olduğunu, kamu zararı oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

    Birleşen davada davalı … vekili birleşen davaya cevap vermemiştir.

    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; birleşen dosya yönünden 15.06.2020 tarihli duruşmada birleşen davanın davacısı …’ya 6100 sayılı Kanun’un 150 inci ve Harçlar Kanunu’nun 30 ve 32 nci maddeleri gereğince eksik başvurma harcı tamamlaması için süre verildiği, davacının adli yardım talebinde bulunduğu, koşulları oluşmayan adli yardım talebinin reddedildiği, verilen süreye rağmen eksik harcın ikmal edilmediği, bu nedenle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği; asıl davada ise davaya konu makam olurunun 08.09.2008 tarihli olduğu, davalıların evrakı hazırlayıp paraf ettikleri, imza kısmında ise Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Müsteşarının ve İçişleri Bakanının ad ve ünvanlarının yer aldığı, bu kişiler tarafından imzalanmasından sonra hüküm ifade ettiği, bu nedenle davalıların yapmış olduğu paraf işlemi ile meydana geldiği iddia edilen kamu zararı arasında illiyet bağının var olduğunun kabul edilmesinin 5018 sayılı Kanun’un 71 inci maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) haksız fiili düzenleyen 49 uncu ve devam eden maddeleri gereğince gerçekleşmediği, ayrıca davalıların amirlerini kasıtlı olarak yanıltıp aldatarak belge imzalattıklarına ilişkin delil olmadığı, bu nedenle de davalılara kusur atfedilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
    B. İstinaf Sebepleri
    Asıl davada davacı vekili istinaf dilekçesinde; Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 18.10.2016 tarih ve Müf:2016/1624-25700 sayılı tahkik emri ile düzenlenen tazmin raporunda davalıların mevzuata aykırı olacak şekilde yüksek lisans/doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak ve görev süresi uzatımı yapılacak personel ile ilgili alınan 08.09.2008 tarihli İçişleri Bakanlık makam olurunu ve bu onaylara ilişkin alınan süre uzatma olurlarını mevzuata aykırı olarak hazırladıkları ve hukuka aykırı olarak imzaları ile parafe ettiklerinin tespit edildiğini, davalıların usulsüzlüğü tespit edilen olurun alınmasında gerekli inceleme ve değerlendirmeleri yapmayarak görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiklerini ve istihsalini önlemediklerini, oluru paraf atmak suretiyle hukuka aykırı olarak ödeme yapılmasına, ve kamu zararına sebebiyet verdiklerini, davalılar tarafından mevzuata aykırılıklar konusunda üst makamların bilgilendirilmediğini, gerekli araştırma, değerlendirme ve bilgilendirmelerin yapılmadığını, davalılar tarafından imza ile parafe edilen makam oluru ile yüksek lisans/master eğitim süre onayı en fazla 2 yıla kadar, doktora eğitimi en fazla 3 yıla kadar verilebilmesine karşın mevzuata aykırı olarak doğrudan 4 yıla kadar eğitim süresi verilmesi temin edildiğini, davalılar görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiklerini ve kişilere haksız kazanç sağlamak suretiyle görevi kötüye kullandıklarını, bu şekilde kamu zararına sebebiyet verdiklerini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

    C. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bilirkişi raporu ile 08.09.2008 tarihli İçişleri Bakanlığı makam olurunda, dava dışı… … …’ın yüksek lisans eğitimi için Fransa’da, …’in İngiltere’de yasa ve yönetmelik hükümlerince 24 ay süre ile görevlendirildiği ve fakat görevlendirmenin on iki aylık kısmının Bakanlar Kurulu kararı ile verilen kontenjan aşarak kullanıldığı tespit edilmiş olmakla birlikte anılan kararın davalılar yanında genel müdür yardımcısının parafı, müsteşarın arzı, Emniyet Genel Müdürü’nün imzası ve İçişleri Bakanının oluru ile vücut bulmuş olduğu, dava konusu idari işlemde büro amiri, şube müdür vekili, daire başkanı, daire başkan yardımcısı sıfatıyla parafları bulunan davalıların karar verici konumda bulunmadıkları, yurt dışına gönderilen personellere ilişkin davacı kurumun işleyişi ve önceki uygulamaları doğrultusunda yapılan işlemi paraf etmek suretiyle amirlerine sundukları, işlemin geçerliliğinin üstleri tarafından uygun görülmesi ve imzalanmasına bağlı olduğu, davalıların yapılan idari işlemde üstlerini yanıltıcı bir belge ya da sahte bir evrak kullandıklarının iddia edilmediği, davalıların kasıt, kusur veya ihmali işlem ve eylemleri ile davacı kurumu zarara uğrattıklarının ispat edilememesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun’un 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

    B. Temyiz Sebepleri
    Asıl davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

    C. Gerekçe
    1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
    Uyuşmazlık, davalıların ilgili mevzuat ve Bakanlar Kurulu Kararına aykırı olacak şekilde yüksek lisans/doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak ve görev süresi uzatımı yapılacak personelin onaylarını almak üzere İçişleri Bakanlık makam olurunu hukuka aykırı olarak paraf ettiklerinden bahisle oluşan kamu zararının tahsiline ilişkindir.

    2. İlgili Hukuk
    6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 49 ve 74 üncü maddeleri.

    3. Değerlendirme
    1. Dosya kapsamından; davalı …’in olay tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Dış İlişkiler Daire Başkanlığında görevli daire başkanı, …’ın başkan yardımcısı, …’in şube müdürü, …’nun ise Büro Amiri olduğu, davanın dayanağı olan Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen 18.10.2016 tarih ve Müf:2016/1624-25700 sayılı tahkik emri ile düzenlenen tazmin raporu ile 08.09.2008 tarihli İçişleri Bakanlığı makam olur işleminin davalılar tarafından hukuka aykırı olarak paraf edildiğinin ve bu nedenle davacı kurumun zarara uğradığının tespit edildiği, eldeki davada meydana geldiği iddia edilen kurum zararının tazmininin talep edildiği, ayrıca anılan tazmin raporuna istinaden davalılar hakkında Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/534 Esas sayılı dosyası ile görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı ve yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmaktadır.
    6098 sayılı Kanun’un 74 üncü maddesi uyarınca hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de, aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak alınan maddi olgularla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusunda tamamen bağlı olacağı gerek öğreti gerekse de yargısal uygulamada istikrarla kabul edilmektedir. Hal böyle olunca, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (HGK, 24.12.2014 gün ve 2014/4-846 Esas, 2014/1091Karar).
    Davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak davalıların görevi kötüye kullanma suçundan yargılandığı Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/534 esas sayılı dosyasında yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmaktadır. Dava konusu olayın özelliği nedeniyle ceza davası sonucunun eldeki davayı etkilemesi söz konusudur. Açıklanan nedenle, ceza mahkemesindeki davanın kesinleşmesi beklenilmeli, kesinleşmiş ceza kararı da değerlendirilerek varılacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

    2. Bozma nedenine göre asıl davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

    VI. KARAR
    1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

    2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

    3. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre asıl davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

    03.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.