|
ÖZET: Uyuşmazlık, davacının İran uyruklu olması nedeniyle Yunanistan’da tutuklu kaldığı dönemde, PTT Genel Müdürlüğü çalışanlarının usulsüz tebligat işlemleri sonucunda haksız icra takibi ve hesap haczi nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacı, müvekkilinin tutukluluğu sırasında yapılan tebligatların sahte olduğunu ve bu nedenle 156.000 USD’nin icra dosyasına yatırıldığını iddia etmiştir. Mahkeme, PTT A.Ş.’nin tebligat memurlarının eylemlerinden sorumlu olduğunu kabul ederek davanın kabulüne karar vermiştir.
Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ceza mahkemesi kararının açıklanmasının geri bırakılması nedeniyle kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığını belirterek, hukuk hâkimini bağlamayacağını ifade etmiştir. Bu durumda, tebligat memurunun eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağının yeterince ortaya konulmadığına karar verilerek, davanın reddine hükmedilmiştir. Sonuç olarak, PTT A.Ş. aleyhine açılan tazminat davası, tebligat memurunun eylemleri ile zararın oluşumu arasında yeterli illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karar, kamu görevlilerinin görevleri sırasında yaptıkları işlemlerden doğan sorumlulukları açısından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. |
4. Hukuk Dairesi 2023/11892 E. , 2024/8316 K.
“İçtihat Metni”
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/24 E., 2023/245 K.
DAVA TARİHİ : 02.01.2013
HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozmasına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; İran uyruklu olan müvekkilinin Türkiye’de tedbir kararı ile verilen ikamet izni ile yaşadığını, Yunanistan’a gittiğinde 09.04.2008 tarihinde tutuklanarak 4 ay tutuklu kaldığını, tutuklu olduğu dönemde dava dışı Birol Caniklioğlu tarafından Sarıyer İcra Müdürlüğünün 2008/1999 E. sayılı dosyasında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapıldığını, müvekkilinin tutukluluk hâlinin devam etmesine rağmen icra dosyasında aleyhine usulsüz tebligatlar yapılarak icra takibinin kesinleştiğini, bankadaki 156.000 USD döviz hesabına haciz ihbarnamesi gönderilerek hesabın bloke edildiğini, 103 davetiyesi usulsüz tebliğ edilerek müvekkiline ait paranın banka tarafından icra dosyasına gönderilerek alacaklı vekiline ödendiğini, Birol Caniklioğlu, banka yetkilileri ve Sarıyer İcra Müdürlüğü hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda Birol Caniklioğlu hakkında sahte senet tanzim ederek kullanma, davalı … hakkında ise tebliğ belgesini sahte doldurtarak veya doldurarak resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerinden dolayı cezalandırılmalarına karar verildiğini, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tazminat davasında Birol Caniklioğlu hakkında açılan davanın kabulüne karar verildiğini, tebligat memurlarının usule aykırı tebligat işlemi yapması sebebiyle haksız icra takibi ve hesap haczinin kesinleştirilerek müvekkiline ait 156.000 USD’nin sahte senet tanzim eden Birol Caniklioğlu’na ödenmesine sebebiyet verdiklerini, söz konusu haksız fiiller görev sırasında gerçekleştirildiğinden doğan zarardan PTT Genel Müdürlüğünün (PTT A.Ş.) istihdam edenin sorumluluğu hükümlerine göre sorumlu olduğunu ileri sürerek 156.000 USD’nin icra dosyasına yatırıldığı tarih olan 18.06.2008 tarihinden itibaren reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı PTT Genel Müdürlüğü (PTT A.Ş.) vekili cevap dilekçesinde; müvekkili aleyhine açılan bu davanın idare mahkemesinde görülmesi gerekirken hukuk mahkemesinde açılması nedeniyle öncelikle görev yoksa davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığından süre bakımından da reddi gerektiğini, esas yönden ise icra dosyası alacaklısına karşı açılan davada kabul kararı verilmesine rağmen eldeki davanın açılmasında hukuki menfaatin bulunmadığını, sebepsiz zenginleşmeye neden olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; aynı alacağa yönelik daha önce verilen kabul kararı bulunmakta olup bu davanın kabulünün sebepsiz zenginleşmeye neden olacağından davanın usulden reddi gerektiğini, esasa yönelik ise asıl sorumluluğun icra takibini başlatan alacaklıda olduğunu, ödeme emrine ilişkin tebligatların yapılmasında görev alan diğer posta memurlarının soruşturma aşamasında sadece tanık olarak dinlenmesine rağmen icra dosyasındaki tebligatlardan sadece “103 davetiyesi” belgesini tebliğ eden müvekkili hakkında iddianame düzenlenmesinin hatalı olduğunu, tebliğ işleminde tüm dikkat ve özeni gösteren müvekkilinin sorumluluğu olmadığını, ceza dosyasındaki kararın temyiz hakları bulunmadığından kesinleştiğini, hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmadığını, kamu görevini ifa eden müvekkilinin görevini yerine getirirken her türlü özen ve ihtimamı gösterdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin, 06.03.2014 tarih ve 2013/1 Esas, 2014/107 Karar sayılı ilamıyla, davalı … hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı (Posta ve Telgraf Teşkilatı) PTT Genel Müdürlüğü hakkında açılan davanın görev yönünden reddine, idareye karşı tam yargı davası açılması konusunda davacı tarafın muhtariyetine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 10.11.2024 tarihli ve 2014/10840 Esas, 2014/14957 Karar sayılı ilamıyla; “…İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yöneltileceğini düzenleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 2. maddesi gereğince, idari yargı yerlerinde sadece ilgili idareye karşı dava açılabilir. Özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişiler hakkında idare mahkemelerinde dava açılamaz.
Bu bakımdan, hangi mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için öncelikle davalı kurumun hukuki statüsünün belirlenmesi gerekmektedir. Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) olarak görev yapan PTT Genel Müdürlüğü’nün görevleri, yargılama esnasında 23.05.2013 tarihli ve 28655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı “Posta Hizmetleri Kanunu” ile yeniden düzenlenmiş, kurum “Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi” adını almış, 02.09.2013 tarihinde Ticaret Siciline kayıtla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve özel hukuk hükümlerine tabi bir Anonim Şirket olarak faaliyetine başlamıştır. 6475 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde ise, T.C. Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü’nün, sektörde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre faaliyet yapan diğer şirketlerle eşit koşullarda rekabet edebilir … gelmesi amacıyla PTT A.Ş. olarak yapılandırılmasının öngörüldüğü açıkça ifade edilmiştir. Diğer yandan, 6475 sayılı Kanun m.21/2’de, PTT A.Ş.’nin sermayesinin tamamının Hazine’ye ait olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu bakımdan PTT A.Ş., Anayasa m.165 ve 233 Sayılı KHK gereğince kamu iktisadi teşebbüsü niteliğini halen sürdürmektedir. Tüm bu yasal düzenlemelerden, davalı kurumun bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu, özel hukuk kurallarına göre yönetileceği ve faaliyet göstereceği, eylem ve işlemlerinin idari eylem ve işlem niteliğinde olmayıp diğer özel hukuk tüzel kişilerinde olduğu gibi, özel hukuka ilişkin bulunduğu sonucuna varılmalıdır.
Şu halde, davalı PTT A.Ş.’nin açıklanan niteliği gereği, eldeki uyuşmazlığa idari yargı yerinde değil, adli yargı yerinde bakılmalıdır. Mahkemece, davalı PTT A.Ş. yönünden işin esası incelenip varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir …” gerekçesiyle hükmün bozulmasına, davalı …’e yönelik temyiz itirazlarının reddiyle hükmün bu davalı bakımından onanmasına karar verilmiş; davalı PTT Genel Müdürlüğü vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmesi üzerine, talep Dairece reddedilmiştir.
B. Mahkemece Verilen İkinci Karar
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 10.04.2017 tarihli ve 2015/241 E., 2017/70 K. sayılı karar ile; İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşen kararıyla resmi evrakta sahtecilik suçundan ceza alan tebligat memurunun Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebligat yapmamasından dolayı davacının zarara uğradığı, PTT Genel Müdürlüğünün (PTT A.Ş.) istihdam ettiği tebliğ personelinin yol açtığı zararlardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davalı PTT Genel Müdürlüğü (PTT A.Ş.) aleyhine açılan tazminat davasının kabulü ile 156.000 USD tazminatın İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/212 esas, 2012/205 karar sayılı ilamı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı PTT Genel Müdürlüğünden tahsiline, davalı … hakkında verilen husumetten red kararı Yargıtayca onanarak kesinleştiğinden bu davalı yönünden yeniden karar tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.
C.Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı PTT A.Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 15.12.2018 tarihli ve 2017/4654 E., 2018/953 K. sayılı kararı ile; “…Dosya kapsamından; davacının İran uyruklu olduğu, İran Devleti’nin iade talebi nedeniyle 09.04.2008 tarihinde Yunanistan’da bulunduğu sırada tutuklandığı, dava dışı Birol Caniklioğlu isimli kişi tarafından 250.000,00 TL bedelli bonoya dayanılarak, davacı hakkında 06.05.2008 tarhinde icra takibi başlatıldığı ve ödeme emrinin 14.05.2008 tarihinde, davacı Yunanistan’da tutuklu iken, tebligata “bizzat” şerhi verilerek tebliğ edildiği, takibin kesinleşmesi üzerine dava dışı Ziraat Bankası A.Ş. nezdindeki davacıya ait 156.000 USD’nin bloke edildiği, alacaklı vekilinin talebi üzerine ödeme emri tebliğ edilen adrese 103 davetiyesinin tebliğe çıkarıldığı ve yine davacı Yunanistanda tutuklu iken “bizzat” şerhi verilerek 07.06.2008 tarihinde tebliğ edildiği, bloke edilen paranın dava dışı alacaklıya ödendiği anlaşılmaktadır.
Davacının suç duyurusunda bulunması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır. PTT Genel Müdürlüğü tarafından soruşturma dosyasına sunulan 26.12.2008 tarihli yazı cevabından; 14.05.2008 tarihli ödeme emri tebliğinin dava dışı Orhan Kapusuz, 06.05.2008 tarihli 103 davetiyesi tebliğinin ise, davalı … tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı … savunmalarında; adrese bizzat gittiğini, kapıyı açan kişinin muhatap … olduğunu bildirmesi üzerine, kimlik ibrazını istediğini, kendisinin hep bu şekilde kimlik ibrazı ile işlem yaptığını ve mazbatalara kimlik numaralarını da yazdığını, yine kendisine ibraz edilen kimlikteki seri ve TC kimlik numarasını da tebligat zarfına yazıp 103 davetiyesine ilişkin tebliği gerçekleştirdiğini, ödeme emri tebliğinin kendisi tarafından yapılmadığını savunmuştur. Soruşturma aşamasında; gerek ödeme emri tebligatı, gerek 103 davetiyesi tebligatı, gerekse icra takibine konu senet üzerindeki … adına atılmış imzalar incelenmiş, 04.12.2009 tarihli bilirkişi raporunda; belirtilen bu üç belge üzerindeki imzaların davacıya ait olmadığı, ancak bonodaki borçlu imzalarıyla her iki tebliğ mazbatasındaki imzaların aynı (tek bir) şahsın eli mahsulü olduğu tespit edilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, ödeme emri tebligatının 14.05.2008 tarihinde … tarafından “bizzat kendisine” şerhi düşülerek yapıldığı, bunun üzerine takibin kesinleştiği iddiasıyla adı geçen posta dağıtım görevlisi hakkında kamu davası açılmıştır.
İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/10 esas, 2012/651 karar sayılı ilamıyla; …’in icra işlemine ilişkin tebliğ evrakını, o tarihte Türkiye’de bulunmayan davacı adına “bizzat kendisine” şeklinde sahte tebliğ evrakı düzenleyerek tebliğ ettiği gerekçesiyle, resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkumiyetine, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. CMK’nun 231/5. maddesi uyarınca; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. ” Bu nedenle açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 53. maddesi (TBK 74) anlamında hukuk hâkimi yönünden bağlayıcılığı yoktur. Somut olayın oluşunu, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, tebliğ memurlarının kasten yahut ihmal suretiyle usulsüz tebliğ işlemi gerçekleştirerek davacının zararına neden olup olmadıklarını, hukuk hâkimi kendisi takdir etmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair yönler incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
D. Direnme Kararı
İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.09.2019 tarihli ve 2019/244 Esas, 2019/349 Karar sayılı kararı ile; davalı PTT A.Ş. çalışanının yeterli araştırma ve inceleme yapmadan usulsüz olarak gerçeğe aykırı bir şekilde tanzim edilen sahte tebligatlar düzenleyerek davacı hakkında icra takibinin kesinleşmesine, bankada davacı adına bulunan hesaptaki paranın çekilerek icra müdürlüğünce dava dışı Birol Caniklioğlu’nun hesabına geçirilmesine sebebiyet vererek davacıyı zarara uğrattığı, davalı PTT A.Ş’nin adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu ilkesi gereği sorumlu olduğu, dava konusu zararın oluşmasında illiyet bağının yeterince ortaya konulduğu, Yargıtay bozma kararında ise bu yönde araştırma yapılması, eylemin kasten veya ihmal suretiyle işlenip işlenmediğinin belirlenmesi gerektiğinin belirtildiği, ancak bu konuda toplanmamış bir delilin bulunmadığı ve illiyet bağının bulunduğu, bu nedenle davalı PTT A.Ş’nin sorumluluğunun benimsendiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
E. Daire Kararı
1.Direnme kararı süresi içinde davalı PTT A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2.Dairenin 22.02.2021 tarih ve 2020/1693 Esas, 2021/725 Karar sayılı ilamıyla “… davalı …’in yargılandığı ceza dosyasında ve hazırlanan iddianamede adı geçen davalının aynı zamanda ödeme emri tebliğ eden PTT memuru gibi kabul edilmesi, oysa davalının sadece 103 davetiyesi tebliğini yapmış olması, özellikle soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunda ödeme emri ve 103 davetiyesi tebligat mazbatasındaki imzalar ile sahte olarak düzenlenen senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu tespitine yer verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, dava dışı üçüncü şahıslarca gerçekleştirilen sahteciliğin illiyet bağını keser nitelikte olup olmadığının belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Şu halde, Dairemizin 15,02.2018 gün, 2017/4654 esas ve 2018/953 karar sayılı ilamıyla, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 53. maddesi (TBK 74) anlamında hukuk hâkimi yönünden bağlayıcılığı olmadığı, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, tebliğ memurlarının kasten yahut ihmal suretiyle usulsüz tebliğ işlemi gerçekleştirerek davacının zararına neden olup olmadıklarının, hukuk hâkimince belirlenmesi gerektiği vurgulanarak yapılan bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve ilk derece mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı …” gerekçesiyle 6763 sayılı Kanun’un 45 inci maddesi ile 6100 sayılı HMK’ya eklenen geçici 4/4 madde ve fıkrası gereğince dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
F. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.06.2022 tarih ve 2021/4-380 Esas, 2022/975 Karar sayılı ilamıyla, “… Bu açıklamalar ışığında olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. (6098 sayılı TBK’nın 74.) maddesine ilişkin değerlendirmeye gelince; 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53. maddesinde yer alan; “Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz etmek mümkün değildir. Somut olayda, davalı PTT A.Ş.’nin çalışanı olan tebligat görevlisinin İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılaması sonucunda 17.07.2012 tarih ve 2012/10 E., 2012/651 K. sayılı kararı ile görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkûm olduğu ancak CMK’nın 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 14.09.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesin bir mahkûmiyet kararı değildir. Bu nedenle ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından BK’nın 53. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağlamayacaktır. Aksi düşünüldüğü takdirde beş yıllık deneme süresi içinde bir suç işlendiğinde mahkemece hüküm açıklanacak ve temyiz hakkı doğacak; şayet yapılan temyiz incelemesinde ceza mahkemesi kararı bozulursa hukuk mahkemesinin kararının da dayanağı ortadan kalkacak ve yargılamanın yenilenmesi gündeme gelecektir. Bu durum ise adalete olan güven ve saygıyı zedeleyecektir.
Bu durumda, Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/19-639 E., 2012/30 K., 31.01.2019 tarihli ve 2017/13-681 E., 2019/46 K. sayılı kararlarında da değinildiği üzere, kesinleşmiş bir ceza hükmü olmaması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının maddi olgunun belirlenmesi yönünden de hukuk hâkimini bağlamayacağının kabulü gerekir.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; PTT A.Ş. çalışanı olan tebligat memuru hakkında İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, ne kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden ne de maddi olgunun belirlenmesi yönünden bağlayıcı değildir. Mahkemece bir değerlendirme yapılmaksızın sadece İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.07.2012 tarihli ve 2012/10 E., 2012/651 K. sayılı kararında tebligat görevlisi hakkında sahte tebligat evrakı düzenlemesi sebebiyle görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından ceza verildiği ve 14.09.2012 tarihinde kesinleştiği belirtilerek 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun tebliğ yapmayan personelin zarara sebebiyet verdiği ve verilen zarardan da PTT A.Ş’nin sorumlu olduğunun kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Bu nedenlerle davacının oluşan zararı ile tebligat memurunun eylemi arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, tebliğ memurlarının kasten yahut ihmal suretiyle usulsüz tebliğ işlemi gerçekleştirerek davacının zararına neden olup olmadıkları hukuk hâkimince değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…. ” gerekçesiyle davalı PTT A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar verilmiş; davacı vekilinin kararın düzeltme talebi de reddedilmiştir.
G. Mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Bozmasına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla, meydana gelen zarar ile tebligat memurunun eylemi arasında illiyet bağının varlığının saptanamadığı zira tebligat incelendiğinde, tebliğin tebliğ adresinde bulunan ve muhatap olduğunu söyleyen kişiye yapılmış olarak görüldüğü, söz konusu evraka atılan imzanın sahte olduğunun sabit olması halinde dahi evrakın davalı tarafından sahte olarak hazırlanıp yürürlüğe konulduğunun sabit olmadığı, tebligata adresteki muhatap tarafından imza edildiği davalı tarafça ileri sürülmüş olduğundan, savunmasının aksinin kesin olarak ispatlanamadığı ve bu hal ile meydana gelen zararın sabit olmayan davalı eyleminden (sahtecilik) kaynaklandığının şüpheden ari kesin olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hukuk ve ceza dosyası kapsamı ile davanın ispat edildiğini, dosya kapsamı itibari ile sabit olduğu üzere ödeme emrinin usulsüz tebliği ile takibin kesinleştiğini, 103 davetiyesinin tebliği ile de haciz kesinleşmiş ve böylece müvekkilin parası dava dışı Birol Caniklioğlu’na ödendiğini, tebligatların yapılması sırasından gerekli özen gösterilmiş olsa idi ve tebligat memuru sahtecilik yapılmamış olsa idi takip ve haczin kesinleşmeyeceğini, dolayısıyla yapılan usulsüzlük ve ihmaller neticesinde davacının zarara uğradığını, bu sabit gerçeğe rağmen yerel mahkemenin davayı reddetmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tebligat memurlarının usule aykırı tebligat işlemi yapması sebebiyle haksız icra takibi ve hesap haczinin kesinleşmesi sonucu ödenmek zorunda kalınan paranın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla halen uygulanmakta olan1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 427 vd maddeleri, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.