ÖZET: Bu karar, başvuranın mahkemece hükmedilen yargılama giderinin eksik ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını incelemektedir. Başvuran, 108,90 TL yargılama giderinin 101,67 TL olarak ödendiğini ve 7,23 TL’nin eksik ödendiğini belirterek, bu tutarın faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. İdare, yapılan kesintilerin yasal dayanağını Harçlar Kanunu ve Damga Vergisi Kanunu’na dayandırmıştır. Ancak, yapılan kesintilerin yasal düzenlemelere uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.

Somut olayda, damga vergisi ve suret harcı kesintilerinin yargılama gideri üzerinden yapılması hukuka aykırı bulunmuş, bu nedenle başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği değerlendirilmiştir. Anayasa’nın 35. maddesi çerçevesinde mülkiyet hakkının korunması gerektiği, idarenin mahkeme kararını yerine getirmediği ve bu durumun hak arama özgürlüğüne müdahale oluşturduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvuranın talebi doğrultusunda eksik ödemenin yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğine karar verilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/7632-S.22.11692

BAŞVURU NO : 2022/2172

KARAR TARİHİ : 14/06/2022

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuran, mahkemece lehine hükmedilen yargılama gideri üzerinden yapılan 7,23 TL tutarındaki kesintinin ilk başvuru yaptığı tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesini talep etmektedir.

BAŞVURU TARİHİ : 10/02/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan (T.C Kimlik No: )

başvurusunda özetle; idare aleyhine Ankara 3. Vergi Mahkemesinde davası açtığını, Ankara 3. Vergi

Mahkemesinin 18/03/2021 tarih ve / E., / sayılı kararı ile idare aleyhine 108,90TL yargılama giderine hükmedildiğini, Ankara Veraset ve Harçlar Vergi Dairesine 28/06/2021 tarihinde bir dilekçe ile başvurarak Ankara 3. Vergi Mahkemesince hükmedilen söz konusu tutarın hesabına ödenmesini talep ettiğini, söz konusu dilekçesine uzun süre işlem yapılmadığı için 22/08/2021 tarih sayı ile CİMER üzerinden başvuruda bulunduğunu, Gelir İdaresi Başkanlığı, İdari ve Mali İşler Müdürlüğünün 15/09/2021 tarihli cevabi yazısında “Gelir İdaresi Başkanlığından ödenek istendiğinin” bildirildiğini, banka hesabını 29/11/2021 tarihinde kontrol ettiğinde mahkeme kararı referans gösterilerek 101,67 TL (yalnız yüz bir Türk lirası altmış yedi kuruş) ödendiğini, idare tarafından eksik ödeme yapıldığını belirterek; eksik olan 7,23 TL tutarın ilk başvuru yaptığı tarihten itibaren işleyecek faizle birlikte ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzca şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla 2021/20914 sayılı dosyasında verilen 05/01/2022 tarih ve S.22.227 sayılı gönderme kararına cevaben Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilen 11/01/2022 tarih ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;

2.1 Yapılan tetkik neticesinde 108,90 TL yargılama gideri ödemesi üzerinden, Harçlar Kanunun 1 sayılı

tarifesinin D maddesinin 1/a) bendi gereği 6,20 TL suret harcı ve Damga Vergisi Kanunun 1 sayılı tablosunun 4. maddesi gereği 1,03 TL damga vergisi kesintisi yapılarak, başvuranın hesabına 101,67 TL yatırıldığı belirtilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1.“Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2.maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

3.3. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”,

3.4. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”,

3.5. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinde; “ Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”,

3.6. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin 3. ve 4.

fıkralarında; “(3) Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. (4) Türkiye Büyük

Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

3.7. “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”,

4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün

“Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1 inci maddesi; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse ancak kamu yararı sebebiyle ve

yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler devletlerin mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri, yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

6. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

6.1. “Yargılama giderlerinin kapsamı” başlıklı 323’üncü maddesinde; “ (1) Yargılama giderleri

şunlardır:

Başvurma, karar ve ilam harçları.b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri. c) Dosya ve sair evrak giderleri. ç) Geçici hukuki koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler. d) Keşif giderleri. e) Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler. f) Resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler. g) Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri.

ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti. h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler.”

6.2. “Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326’ncı maddesinde; “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.”

6.3. “Yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlıklı 332’nci maddesinde “(1) Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. (2) Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. (3) Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır.”

7. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Kararların sonuçları:” başlıklı 28’inci maddesinde; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez…ancak disiplin hükümleri saklıdır. Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında

hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.”

8. 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun;

8.1 “Konu:” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga vergisine

tabidir. Bu kanundaki kağıtlar terimi, yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade eder.(1)…”

8.2 “Mükellef” başlıklı 3. maddesinde; “Damga Vergisinin mükellefi kağıtları imza edenlerdir. Resmi

dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların Damga Vergisini kişiler öder…”

8.3 “Kağıtların mahiyetlerinin tayini:” başlıklı 4. maddesinde; “Bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini

için o kağıdın mahiyetine bakılır ve buna göre tabloda yazılı vergisi bulunur. Kağıtların mahiyetlerinin tayininde, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılır. Mahiyeti tayin edilmek istenen kağıt üzerinde başka bir kağıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kağıdın hükümlerine nazaran iktisap ettiği mahiyete göre vergi alınır.”

8.4 “İstisnalar:” başlıklı 9. maddesinde; “Bu Kanuna ekli (2) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga

Vergisinden müstesnadır”

8.5 “Ödeme şekilleri:” başlıklı 15. maddesinde; “Damga Vergisi makbuz karşılığı, istihkaktan kesinti

yapılması veya basılı damga konulması şekillerinden biriyle ödenir. Bu ödeme şekillerinin hangi işlemler için ne suretle uygulanacağını tespite Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

8.6 “İstihkaktan kesinti şekliyle ödeme:” başlıklı 19. maddesinde; “Genel ve özel bütçeli dairelerle il

özel idareleri ve belediyeler, bankalar, iktisadi kamu teşekkülleri ile bunların iştirakleri ve müesseseleri ve benzeri teşekkül, iştirak ve müesseselerin ödemelerinde kullanılan ve nispi vergiye tabi bulunan makbuzlarla bu mahiyetteki kağıtlara ait vergilerin, a) Bu ödemelerin yapılması, b) Avans suretiyle ödemelerde avansın itası, Sırasında ilgili daire ve müesseseler tarafından istihkaklardan kesinti yapılması şekliyle ödenmesine Maliye Bakanlığınca izin verilebilir. Maliye Bakanlığı lüzum gördüğü hallerde vergiyi istihkaktan kesinti yapılması şekliyle ödetmeye yetkilidir.”

8.7 “Resmi dairelerin mecburiyeti:” başlıklı 26. maddesinde; “Resmi dairelerin ilgili memurları

kendilerine ibraz edilen kağıtların Damga Vergisini aramaya ve vergisi hiç ödenmemiş veya noksan ödenmiş olanları bir tutanakla tesbit etmeye veya bunları tutanağı düzenlemek üzere, vergi dairesine göndermeye mecburdurlar”

8.8 “(1) SAYILI TABLO (1)(2) (Değişik: 30/12/2004-5281/7 md.) “Damga Vergisine Tâbi Kâğıtlar” “I.

Akitlerle ilgili kâğıtlar Kanunla Getirilen Uygulanacak Olan A. Belli parayı ihtiva eden kâğıtlar:… 4.

Tahkimnameler ve sulhnameler (Binde 7,5) (Binde 9,48)…”

9. 492 sayılı Harçlar Kanununun;

9.1 “Kanunun şümulü:” başlıklı 1. maddesinde; “Bu kanuna göre alınacak harçlar aşağıda

gösterilmiştir: 1. Yargı harçları, 2. Noter harçları, 3. (Değişik: 21/1/1982 – 2588/1 md.) Vergi Yargısı

Harçları, 4. Tapu ve Kadastro harçları, 5. Konsolosluk harçları, 6. Pasaport, ikamet tezkeresi, çalışma izni, çalışma izni muafiyeti, vize ve Dışişleri Bakanlığı tasdik harçları, (3) 7. Gemi ve liman harçları, 8.

İmtiyazname, ruhsatname ve diploma harçları, 9. Trafik harçları.”,

9.2 “Mevzuu:” başlıklı 2. Maddesinde; “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı

olanları, yargı harçlarına tabidir…”

9.3. “Mükellef” başlıklı 11. maddesinde; “Genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişiler ödemekle mükelleftir. Vasinin hesabının görülmesi dolayısiyle alınacak harçlar, vesayet altındaki şahsa izafeten vasiden alınır. Herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçlar, aksine hüküm yoksa, lehine işlem yapılan kişilerden alınır.”

9.4. “Harçdan müstesna işlemler:” başlıklı 13. maddesinde; “Aşağıda yazılı mevzular harçdan müstesnadır: a) (Değişik: 20/3/1981 – 2430/1 md.) Değeri 50 Yeni Türk Lirasını geçmeyen dava ve takipler (Ticari senetlere ait takipler hariç),(1) b) Vasi tayini ve azli, hakimin reddi talebinin kabulü ve hakimin istinkafına ait kararlar, c) (Değişik: 30/12/1980 – 2366/1 md.) Ayda 100 Yeni Türk Lirasını geçmeyen nafakalara ait dava ve takipler, “Birden fazla kişiler lehine nafakaya hükmedilmesine dair ilamlarda her kişi lehine hükmedilen miktar müstakil olarak nazara alınır.,(1) d) İcra ve iflas dairelerinin kusuru yüzünden yanlış yapılmış olan işlemlerin ıslahı ve iptaline dair tetkik mercileri kararlariyle, bu iptal veya ıslah dolayısiyle yeniden yapılacak işlemler, e) Ticaret sicilinde re’sen yapılan düzeltmeler, f) İcra tetkik mercilerinin cezaya mütedair kararlariyle bu kararların temyizi işlemleri. g) İcra ve İflas Kanununun 270 nci maddesine göre yapılacak defter tutma işlemleri, h) Yetkili makamların istiyecekleri ilam ve sair evrak suretleri, i) Kamu adına C. savcıları tarafından Hukuk mahkemelerine açılan davalar ve kanun yolu başvuruları ile ceza mahkemelerinden verilen kararlara karşı kanun yolu başvuruları, (2) J) (Ek: 21/1/1982

– 2588/3 md.) Genel Bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun 1 ve 3 sayılı tarifelerine giren bütün işlemleri.

(Yukarıdaki işlemlerin hesaplanacak harçlarının, Genel Bütçeye dahil idarelerin haklılığı nispetinde karşı taraftan tahsiline ilgili merciince karar verilir.)”

9.5. “Değer Esası” başlıklı 16. maddesinde; “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır…”

9.6. (1) SAYILI TARİFE (1)(6)(7) (Değişik :21/11/1980 -2345/2 md.) “D) Diğer yargı harçları (Müşterek kısım) : I – Suret harçları : (Değişik : 20/3/1981 – 2430/4-D md.) a) İlamın her sayfasının suretinden (Tasdikli fotokopiler dahil) (4,20 TL.) 6.200 TL”

10. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının 30/03/2010 tarihli DV-19/2010-1/Nüsha ve suret sayılı “Damga Vergisi Kanunu uygulamasında nüsha ve suret ayrımı” konulu 19 Nolu Damga Vergisi

Sirkülerinin “…3- Nüsha ve Suret Ayrımı ile Bu Kapsamda Değerlendirilen Kâğıtlara İlişkin Damga

Vergisi Uygulaması Damga Vergisi Kanunu uygulamasında aynı hüküm ve kuvveti haiz olmak üzere birden fazla düzenlenmiş ve taraf/taraflarınca ayrıca imzalanmış olan kâğıtların her biri nüshadır. Bu kapsamda nüshalar, belli bir hususu ispat ve belli etmek üzere müstakilen ve aynı zamanda farklı mekanlarda ibraz edilebilir mahiyette olan kağıtlardır. Suret ise aslında bulunan ibarelerin aynısını taşıyan, fakat aslında bulunan imzaları taşımayıp aslına uygun olduğuna ilişkin onaylayanın imzasını veya kaşesini ihtiva eden kâğıtları ifade etmektedir. Taraf/taraflarınca düzenlenerek imzalanmış, diğer bir ifadeyle hukuken tekemmül etmiş bir kâğıdın usulüne uygun olarak çıkarılmış, ancak taraflarınca ayrıca imzalanmamış örnekleri surettir. Kâğıtların fotokopi ile çoğaltılmış örneklerinin de “Aslına uygundur” ya

da “Aslı gibidir” şerhi ile onaylayanın imzası veya kaşesini ihtiva etmesi halinde mahiyeti itibarıyla suret; kâğıdın taraflarınca ayrıca imzalanması halinde ise nüsha olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Damga vergisine tabi kağıtlar bakımından düzenlenecek nüsha ve/veya çıkarılacak suret sayısına ilişkin olarak

Damga Vergisi Kanununda herhangi bir belirleme bulunmamaktadır. Diğer taraftan, uygulamada örnek olarak düzenlendiği belirtilen kağıtlar bakımından, yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak bu kağıtların nüsha ya da suret olma durumlarının belirlenmesi ve buna göre damga vergisinin aranması gerekmektedir. Bu itibarla, mükelleflerce düzenlenen; – Kağıt nüshalarının birden fazla olması durumunda her bir nüsha ayrı ayrı aynı miktar veya nispette, – Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı şartları haiz kâğıtların resmi dairelere ibraz edilecek suretleri maktu, damga vergisine tabi bulunmaktadır. Duyurulur.”

11. Ülkemizin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin anayasal konularda danışma organı olarak görev yapan, Konsey bünyesinde “bağımsız düşünce kuruluşu” gibi çalışan, Türkiye’nin 1990 yılında kuruluşundan bu yana üyesi olduğu, resmi adı “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu” olmakla birlikte genel kurul toplantılarının Venedik’te yapılması nedeniyle Venedik Komisyonu olarak tanınan komisyonun 11-12/03/2016 tarihli 106’ncı genel kurul toplantısında kabul edilen “Hukuk Devleti

Kontrol Listesi”nin

“(a) Kanunilik” “1- Hukukun Üstünlüğü” başlıklı bölümünde “Düzenleyici işlemler, kanun tarafından gerekli görüldüğü durumlarda, gecikme olmaksızın kabul edilmekte midir?” sorusuna yer verilmiş, 46’ncı maddede “Hukuk sadece Anayasayı, uluslararası hukuku, yazılı kanunlar ve yönetmelikleri değil, aynı zamanda bağlayıcı doğası olan teamül hukuku kuralları gibi, uygun olduğunda, hakimin yarattığı hukuku da kapsamaktadır. Hukuk erişilebilir ve öngörülebilir olmalıdır.”

(b) “Hukuki Belirlilik-3. Kanunların öngörülebilirliği” başlıklı bölümde yer alan 58’inci maddede

“Öngörülebilirlik sadece kanunun uygulanışının önceden beyan edilmiş ve etkilerinin öngörülebilir olması ile sınırlı değildir; aynı zamanda hukuk, öznelerin hukuka uygun şekilde davranışlarını yerine getirmesine olanak verecek şekilde yeterli bir kesinlik ve açıklıkta olmalıdır.”; 59’uncu maddede “Gerekli öngörülebilirlik derecesi kanunun türüne bağlıdır. Özellikle öngörülebilirlik ceza kanunları için çok önemlidir. Olası tehlikelere karşı alınan tedbirlerin önemi giderek artmaktadır; değişen teknolojinin bir sonucu olarak çoğalan riskler nedeniyle bu meşru bir değişimdir. Ancak, risk hukuku gibi, kanunlarda önleyici bir yaklaşımın uygulandığı alanlarda, devlet müdahalesinin ön koşulları daha geniş ve belirsiz bir şekilde tasarlanmaktadır; ama hukuk devletine göre, öngörülebilirlik arka plana konulamaz.”

Aynı bölümün “4. Hukukun İstikrarlı ve Tutarlı Olması” alt başlığı altında yer alan 60’ıncı maddede

“Yasama ve yürütmenin faaliyetlerinin istikrarlı ve tutarlı olması bireylerin ilerideki faaliyetlerini planlayabilmesine olanak sağlar. Ancak, tutarlılık kendi başına yeterli değildir; hukuk aynı zamanda değişikliklere uyum sağlayabilecek şekilde olmalıdır. Hukuk değişebilir; ancak bu değişim meşru beklentileri olumsuz etkilemeyecek şekilde, toplumsal tartışma ve bilgilendirme yöntemleri kullanılarak oluşturulmalıdır.”

“5. Meşru Beklenti” alt başlığı altında yer alan 61’inci maddesinde “Ulusal hukuklardan oluşan Avrupa

Birliği hukukunda, hukuki beklentiler prensibi hukuki belirlilik ilkesinin bir parçasıdır. Bu ilke, kamu kuruluşlarının sadece hukuka uymasını değil aynı zamanda hukukun öngördüğü meşru beklentilere de uygun şekilde davranması düşüncesini ifade etmektedir. Meşru beklenti doktrinine göre, iyi niyet içerisinde hukuka uygun bir şekilde hareket edenlerin, meşru beklentileri korunmalıdır. Ancak istisnai hallerde, yeni durumların ortaya çıkması neticesinde yapılacak olan meşru beklentileri göz ardı edecek nitelikteki kanun değişiklikleri haklı sayılabilir. Bu doktrin sadece kanunlara uygulanmaz, ayrıca kamusal otoriteleri tarafından verilen bireysel kararlar için de uygulanır.”

düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

12. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

13. Başvuran tarafından, Ankara Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi Müdürlüğünce adına düzenlenen

22.012020 tarih ve sayılı ödeme emrinin; hukuka aykırı olduğu, ikamet adresinde

annesine tebliğ edildiği, Ankara 10.Aile Mahkemesinin E: / , : / sayılı karar ilam harcına dayandığı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, ilama uyduğu, karar düzeltme talebinin reddi üzerine, deracattan geçerek kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının kullandığı, Sosyal

Güvenlik Kurumundaki 450,00-TL tutarındaki alacaktan mahsup edildiği, başvuru hakkının bekletici mesele yapılması gerektiği iddia edilerek iptaline karar verilmesi istemiyle Ankara 3. Vergi Mahkemesinin

/ sayılı esasında açılan davada davalı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığınca verilen Ankara 10.Aile

Mahkemesinin E: / , K: / sayılı ilamına konu harç tahsil müzekkeresi yazısına istinaden kamu alacağının takip ve tahsili amacıyla yasal işlemlerin vergi dairesi müdürlüğü tarafından yürütüldüğü, idarece yapılan işlemin mahkeme kararı ile hüküm altına alınmış olan amme alacağının tahsilini sağlamak ve hazinenin gelir kaybını önlemek olduğu, ancak tahakkuka konu borcun 19/10/2020 tarih ve sayılı tahsilat fişi ile tahsili üzerine 20.10.2020 tarihinde kaldırıldığı, davanın konusuz kaldığı yönündeki savunma üzerine Mahkemece 18.03.2021 tarih ve / sayı ile “konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, aşağıda dökümü yapılan ve davacı tarafından karşılanan 108,90-TL yargılama giderinin ve dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, davanın açılmasına sebebiyet veren davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin davacıya iadesine,

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45/1. maddesi uyarınca istinaf yolu kapalı ve kesin olmak

üzere” karar verildiği görülmektedir.

14. Başvuran tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanununun 28’inci maddesi kapsamında

Ankara Veraset ve Harçlar Vergi Dairesine 28/06/2021 tarihinde bir dilekçe ile başvurarak Ankara 3. Vergi

Mahkemesince hükmedilen söz konusu tutarın hesabına ödenmesini talep edildiği, söz konusu dilekçesine uzun süre işlem yapılmadığı için 22/08/2021 tarih sayı ile CİMER üzerinden yeniden başvurulduğu, Gelir İdaresi Başkanlığı İdari ve Mali İşler Müdürlüğünün 15/09/2021 tarihli cevabi yazısında “Gelir İdaresi Başkanlığından ödenek istendiğinin” bildirildiği, banka hesabını 29/11/2021 tarihinde kontrolünde mahkeme kararı referans gösterilerek 101,67 TL’nin (yalnız yüz bir Türk lirası altmış yedi kuruş) hesabına yatırıldığının görüldüğü beyan edilerek eksik olan 7,23 TL tutarın ilk başvuru yaptığı tarihten itibaren işleyecek faizle birlikte ödenmesi talep edilmektedir.

15. İdarece, 108,90 TL yargılama gideri ödemesi üzerinden, Harçlar Kanunun 1 sayılı tarifesinin D maddesinin 1/a) bendi gereği 6,20 TL suret harcı ve Damga Vergisi Kanunun 1 sayılı tablosunun 4’üncü maddesi gereği 1,03 TL damga vergisi kesintisi yapılarak, başvuranın hesabına 101,67 TL yatırıldığı belirtilmiştir.

16. Somut uyuşmazlığın, mahkeme kararının yerine getirilmesi bakımından hak arama özgürlüğü ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı ile mahkeme kararı ile başvuran lehine hükmedilen yargılama giderinin

idarece eksik ödenmesi bakımından ise mülkiyet hakkı ihlali çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Başka bir ifade ile şikayete konu uygulamanın mülkiyet hakkını ihlal ettiği sonucuna varılması halinde idarece yargı kararının uygulanmaması nedeniyle aynı zamanda başvuranın hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına da müdahale edildiği sonucuna varılacaktır.

17. Anayasa Mahkemesince 2018/3222 sayılı Surp Haç Tibrevank Ermeni Lisesi Vakfı başvurusunda yargılama giderinin bir unsuru olan vekalet ücretinin eksik hesaplanmak suretiyle mülkiyet hakkı ihlaline sebebiyet verildiği yönündeki iddia hakkında verdiği 29/12/2021 sayılı kararında aşağıdaki açıklamalara

yer verilmiştir:

“…….. b. Esas Yönünden i. Mülkün Varlığı 48. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, Ş 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B.

No: 2013/382, 16/4/2013, Ş 26; ihsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, Ş 31).

49. Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa’nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti

Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B.

No: 2012/636, 15/4/2014, ŞŞ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, ŞŞ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, ŞŞ 52-54).

50. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, Ş 28; Mehmet Şentürk, Ş 42). Dolayısıyla Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, Ş 37). Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, Ş 37).

51. 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ğ) bendinde vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmakta, 326.

maddesinin (l) numaralı fıkrasında kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceğinin hükme bağlandığı görülmektedir. Buna göre davanın kısmen veya tamamen, kendisini avukatla temsil ettiren kişi lehine sonuçlanması hâlinde bu kişinin vekâlet ücretine müstahak olduğu anlaşılmaktadır.

52. Somut olay, başvurucunun davasını avukatı aracılığıyla takip ettiği ve yargılama sonucunda başvurucu lehine 17.521.000 TL tazminata hükmedildiği bir vakıadır. Dolayısıyla başvurucunun lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi yönünde kanundan doğan bir meşru beklentiye sahip olduğu değerlendirilmektedir.

ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü 53. Somut olayda başvurucu vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığından yakınmaktadır. Mahkeme başvurucu lehine 1.500 TL maktu vekâlet ücretine hükmetmiş ise de Daire nispi vekâlet ücretine

hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiş ve başvurucu lehine hükmedilen vekâlet ücretini 2.102,52 TL şeklinde düzeltmiştir. Başvurucu, Dairenin belirlediği bu tutarın Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne uygun olarak hesaplanmadığını ileri sürmektedir.

54. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 2015 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen işlerde ödenecek ücreti düzenleyen üçüncü kısmına bakıldığında azalan oranlı dilim esasının benimsendiği görülmektedir. Buna göre lehe hükmedilen tazminatın ilk 30.000 TL’si için %12, sonra gelen 40.000 TL için %11, sonra gelen 80.000 TL için %8, sonra gelen 250.000 TL için

%6, sonra gelen 600.000 TL için %4, sonra gelen 750.000 TL için %3, sonra gelen 1.250.000 TL için 50 ve 3.000.000,00 TL’den yukarısı için %1 oranı uygulanmak suretiyle vekâlet ücretinin hesaplanması gerekir. Başvurucu lehine hükmedilen tazminatın miktarı (17.521.000 TL) dikkate alındığında lehe hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinin 239.860 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucu lehine hükmedilen vekâlet ücretinin 2.102,52 TL’yle sınırlı tutulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.

55. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir.

Buna göre Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, ŞŞ 55-58).

56. Mevzuatta öngörülen tutarın altında vekâlet ücretine hükmedilmesinin mülkten barışçıl yararlanma biçimindeki birinci kural kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

57. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

58. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği

Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, Ş 62). Bu bağlamda öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir.

59. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa’nın 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, Ş 49).

60. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri

[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, Ş 56).

61. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, Ş 60). Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, Ş 55). Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince

erişilebilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası Aş. [GK], B. No:

2014/6192, 12/11/2014, Ş 44).

62. Bir uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarının ve özellikle müdahalenin kanuni dayanağını oluşturan kanun hükümlerinin yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir. Derece mahkemelerince, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağını oluşturduğu ifade edilen hükümlerle ilgili olarak geliştirilen yorumların isabetli olup olmadığını denetlemek Anayasa

Mahkemesinin görevi değildir. Bununla birlikte derece mahkemelerinin yorumlarının kanunun açık lafzıyla çelişki içinde olduğu veya kanun metni dikkate alındığında bireyler tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşıldığı hâllerde mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı kanaatine varılması mümkündür (mahkemeye erişim hakkı yönünden benzer değerlendirme için bkz. Ziya özden, B. No: 2016/67737, 19/11/2019, Ş 59).

63. Somut olayda Dairenin başvurucu lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaştığı 24/1/2017 tarihli kararında hükmedilen 2.102,52 TL nispi vekâlet ücretinin nasıl belirlendiği açıklanmamıştır. Bu sebeple nispi olarak belirlenmesi gerektiği bizzat Daire tarafından kabul edilen vekâlet ücretinin hesaplanmasında hata mı yapıldığı yoksa bilinçli olarak mı Avukatlık Asgari Ücret

Tarifesi’ndeki hesaplama metodundan sapıldığı anlaşılamamaktadır. Kuşkusuz mahkemelerin Avukatlık

Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen tutarlardan farklı miktarlara hükmetmeleri de mümkündür.

Ancak hükmedilen ücretin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ndekinden farklılaşması hâlinde bunun kanuni ve fiilî dayanaklarının gösterilmesi zorunludur.

64. Davanın avukatla takip edilmesi hâlinde lehe vekâlet ücretine hükmedilmesinin davanın lehine sonuçlandığı kişi yönünden meşru beklenti teşkil ettiği gözetildiğinde ilgili mevzuat uyarınca belirlenen tutardan sapılması durumunda bunun kanuni dayanağının gösterilmesi zorunludur. Somut olayda ise Daire kararında başvurucu lehine hükmedilen vekâlet ücretinin 2.102,52 TL belirlenmesinin kanuni dayanağı gösterilmemiş, bu konuda herhangi bir açıklama yapılmamıştır.

65. Bu durumda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin oldukça altında vekâlet ücretine hükmedilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

66. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

18. Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararından anlaşılacağı üzere; öncelikle başvurucunun

Anayasa’nın 35’inci maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği, bu bağlamda icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklentinin de Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabileceği, bununla birlikte mülkiyet hakkının Anayasa’da sınırsız bir hak olarak düzenlenmediği,

bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği, ayrıca mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği

Anayasa’nın 13’üncü maddesinin de göz önünde bulundurulması gerektiği, kısacası mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılmasının gerektiği, yasalara aykırı olarak yapılacak her müdahalenin ihlal olması hasebiyle hukuka aykırı olacağı görülmektedir.

19. Ayrıca Anayasa Mahkemesi ölçülülük bakımından yaptığı değerlendirmelerde de kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda, alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir yük oluşturması hâlinde mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B.

No: 2013/28, 25/2/2015; Ferda Yeşiltepe, §§ 63-76). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, mahkemelerce hükmedilen alacak veya tazminatların enflasyon karşısında aşırı ölçüde değer kaybettiği başvurularda

ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Abdulhalim Bozboğa, B. No:

2013/6880, 23/3/2016, §§ 48-66; ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/2267, 21/12/2017, §§ 69-82).

20. Somut uyuşmazlık, mahkeme kararı ile başvuran lehine hükmedilen yargılama giderinin tamamının ödenmemesi, idarece kesinti yapılarak ödenmesinden kaynaklanmakta; başvuran tarafından yapılan kesintinin yasal faizi ile ödenmesi talep edilmektedir. Gerek Anayasanın ve 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunun mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin açık hükümleri, gerekse de 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanununun yargılama giderlerine ilişkin hükümleri dikkate alındığında, mahkemece hükmedilen yargılama giderinin haksız çıkan tarafça haklı çıkan tarafa ödenmesinin, haklı beklenti kapsamında değerlendirilerek mülkiyet hakkı için öngörülen Anayasal korumaya dahil edilmesi gerekmektedir.

21. Bu kapsamda, mahkemece aleyhine hükmedilen yargılama gideri ödemesinde idarece kesinti yapılmasının, Anayasal koruma altındaki bir hakka doğrudan müdahale olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Bu noktada çözümlenmesi gereken müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı meselesidir.

22. Söz konusu müdahalenin hukuka uygun olması öncelikle dayanağını yürürlükteki yasalardan alması halinde mümkündür. Somut olayda idarece uyuşmazlığa konu olan kesintinin Harçlar Kanunun 1 sayılı tarifesinin D maddesinin 1/a) bendi gereği alınan suret harcı ve Damga Vergisi Kanunun 1 sayılı tablosunun 4’üncü maddesi gereği damga vergisinden oluştuğu belirtilmektedir. Bu nedenle, yapılan kesintinin anılan yasal düzenlemelerin kapsamına girip girmediğinin ortaya konulması gerekmektedir.

23.1. İdare tarafından Damga Vergisi Kanunun 1 sayılı tablosunun 4’üncü maddesi uyarınca yapıldığı belirtilen 1,03 TL damga vergisi kesintisi bakımından; a. 488 sayılı Damga Vergisi Kanununda Bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların Damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir. Bu kanundaki kağıtlar teriminin ise, yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade ettiği düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun koyucu Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlerde Damga Vergisinin mükellefini kişiler olarak belirlemiştir. Kanun kağıtların mahiyetlerinin tayinin de ise; bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılacağını ve buna göre tabloda yazılı vergisinin bulunacağını, kağıtların mahiyetlerinin tayininde ise, şekli kanunlarda belirtilmiş

olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılacağını, mahiyeti tayin edilmek istenen kağıt üzerinde başka bir kağıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kağıdın hükümlerine nazaran iktisap ettiği mahiyete göre vergi alınacağını düzenlemiştir.

Ödemenin de makbuz karşılığı, istihkaktan kesinti yapılması veya basılı damga konulması şekillerinden biriyle yapılacağını belirtmiştir.

b. Damga vergisinde vergiyi doğuran olay, kağıtların düzenlenerek hukuken tekemmül etmesidir.

Bir kağıdın damga vergisine tabi tutulabilmesi için kağıdın herhangi bir hususu ispat veya belli edecek nitelik kazanmış yani hukuken tekemmül etmiş olması gerekmektedir. İmzalanmak suretiyle hukuken tekemmül eden ve verginin konusuna giren bir kağıdın hükmünden istifade edilmemiş olması veya kısmen istifade edilmiş olması, o kağıdın bir hususu ispat ve belli edebilecek belge olması vasfını ortadan kaldırmayacağı gibi kağıt eksiksiz olarak tekemmül ettikten sonra muamelelerin feshedilmiş olması da vergilendirmeyi etkilemeyecektir. (Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 04/11/2020 tarihli ve 2019/774 E., 2020/1190K. Sayılı Kararı)

c. Düzenlenen bir kağıdın damga vergisine tabi olması için aranan şartların başında, bu kağıdın ibraz edilebilir olması şartı yer almaktadır. Kağıdın ibrazı, o kağıt ne maksatla düzenlenmiş ise kağıdın o maksada göre kullanılması demektir. Buna bağlı olarak kanunun aradığı esaslara göre düzenlenen ve damga vergisi ödenmesi gereken bir kağıdın, bir hakkın temini, bir hususun ispatı ve dolayısıyla düzenlenme amacı çerçevesinde ya da bu amaçla ilgili bir ihtilafa bağlı olarak sonuç alınmasını teminen gösterilmesi, ibraz edilmesi anlamına gelmektedir.

d. Somut olayda; 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinin birinci fıkrasında; anılan

Kanuna ekli (I) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu, 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında; bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılacağı ve buna göre tabloda yazılı vergisinin bulunacağı, Kanun’a ekli (1) sayılı Tablonun ” Damga Vergisine Tâbi Kâğıtlar” başlıklı 1.

bendinde de; Akitlerle ilgili kâğıtlar, Kanunla Getirilen Uygulanacak Olan Belli parayı ihtiva eden kâğıtlardan Tahkimnameler ve sulhnamelerin damga vergisine tabi olduğu kurala bağlanmıştır. İdare tarafından ödeme makbuzunda “Damga Vergisi – Resmi Dairelerin Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin

Ödemeler (Avans Dahil) Nedeniyle Düzenlenen Makbuz ve İbra Senetleri ile Bu Mahiyetteki Kağıtlar” olarak belirtilmiş ise de mahkeme kararı ile Anayasanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca ödemesi gereken yargılama giderine ilişkin

makbuzun 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun kapsamına girmemesi, dolayısıyla vergiyi doğuran olayın gerçekleşmemesi nedeniyle ödemede kesinti yapılmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

23.2. İdare tarafından Harçlar Kanunun 1 sayılı tarifesinin D maddesinin 1/a) bendi gereği yapılan 6,20 TL suret harcı kesintisi bakımından; a. Harçlar devletin egemenliğinden kaynaklanan kamu gücüne dayanarak topladığı cebri nitelikte kamu gelirleridir. Devlet, kendisini oluşturan en önemli ve ayırt edici unsur olan egemenliğine dayanarak tek taraflı iradesi ve üstün buyurma gücü ile kişiler ve topluluklarına mali yükümlülükler yükleyebilir. Devletin mali egemenliğinden kaynaklanan bu yetki üstün bir yetki olmakla birlikte sınırsız ve keyfi biçimde kullanılabilecek bir yetki değildir. Devlet kamu gücünü kullanarak yeni mali yükümlülükler getirir veya mevcut mali yükümlülüklerde değişikliğe giderken Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesi gerekleri ile sınırlı hareket etmek, hukukun üstünlüğü esasına riayet etmek zorundadır. Kamu gücüne dayanarak toplanan cebri kamu gelirlerinin en önemlilerinden biri olan harçlar, belli kamu kurum ve kuruluşlarınca verilen bazı somut hizmetlerden yararlananlardan bu hizmetler karşılığında alınan cebri nitelikte parasal ödentiler olarak tanımlanabilir. Belli ve somut kamusal

hizmetlerden yararlanma karşılığında harç ödenir. Harca tabi hizmet sunulmaz ise, harcın ödenmesi talep edilemez.

b. Harç konusu hizmetten yararlanıp yararlanmamak (bu hizmetin kendisine sunulmasını isteyip istememek) kişinin ihtiyarında olsa da bir kez harç konusu kamusal hizmetten yararlanma tercih ve bu hizmetin sunulması talep edildiğinde harç ödemek zorunlu hale gelir. Kamu sektörü ise kural olarak harç ödemez. Anayasamızın 73. maddesinin III. fıkrası uyarınca harçlar ancak bir yasa hükmüne istinaden toplanabilir. Devletin harca konu ettiği kamu hizmetleri arasında en önemlilerinden biri yargı hizmetleridir. Yargı hizmetleri ile ilgili olarak alınan harçlara yargı harçları adı verilir. Yargı harçları 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (1) sayılı tarifede düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca yargı harçları, mahkeme harçları ve icra ve iflas harçları olmak üzere iki temel gruba ayrılır. 492 sayılı Harçlar

Kanununun yargı harçlarının konusunu düzenleyen 2. maddesine göre yargı harcına konu edilen yargı organlarının yargı işlemleridir. Bu işlemler devletin tekelinde bulunan yargılama ve hüküm verme faaliyeti ile ilgili olarak yargı organları (mahkemeler ve icra daireleri) tarafından yapılan kendine özgü niteliği haiz kamu hukuku işlemleridir. (Anayasa Mahkemesinin 22/03/2012 tarihli ve 2011/13E., 2012/45 K. Sayılı

Kararı)

c. Kanuna göre alınacak harçların belirtildiği 492 sayılı Harçlar Kanunu yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanlarının, yargı harçlarına tabi olduğunu ve genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğunu, herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçların da, aksine hüküm yoksa, lehine işlem yapılan kişilerden alınacağı düzenlenmiştir.

d. Harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı bir paradır. 492 sayılı Kanunun 28’inci maddesinin 1-b bendine göre alacaklıya yapılan hizmet, kendisine yapılan ödemedir. Tahsil harcı da, bu hizmete yönelik ve alacaklıya yapılan ödeme sırasında alınmakta olup, bu harcın yükümlüsü 492 sayılı

Kanunun 11’inci maddesine göre harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen alacaklıdır. (Danıştay 9.

Dairesinin23/12/2009 tarihli ve 2007/5512E., 2009/5274K. Sayılı kararı )

e. Somut olayda; 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 2’nci maddesinin birinci fıkrasında; anılan Kanuna ekli (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu, Kanun’a ekli (1) sayılı Tarifesinin“ Diğer

yargı harçları (Müşterek kısım)” başlıklı D maddesinin 1/a bendinin “I – Suret harçları : (Değişik :

20/3/1981 – 2430/4-D md.) a) İlamın her sayfasının suretinden (Tasdikli fotokopiler dahil )” harca tabi olduğu kurala bağlanmıştır. İdare tarafından da bu harç ödeme makbuzunda suret harcı olarak gösterilmemiş, ne olduğuna açıklama getirilmeksizin “Diğer Çeşitli Gelirler” olarak gösterilmiştir.

Yargılama giderinin davada haklı çıkan tarafa ödenmesi, ilgilinin talebi doğrultusunda gerçekleştirilen harca tabi bir kamu hizmeti değil, mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesidir. Nitekim vergi mahkemelerinde suret harcı, mahkeme ilamından suret almak isteyenlerce mahkeme veznesine yatırılmakta olup 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (3) sayılı tarifeye göre belirlenmektedir. Bu nedenle, suret harcına tabi bir hizmet söz konusu olmadığından yargılama gideri üzerinden suret harcı olarak yapıldığı belirtilen kesintide de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

24. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, Kurumumuz kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece başvuran lehine hükmedilen 108,90

TL yargılama gideri üzerinden, Damga Vergisi Kanunun 1 sayılı tablosunun 4’üncü maddesi uyarınca yapıldığı belirtilen 1,03 TL damga vergisi kesintisi ve Harçlar Kanunun 1 sayılı tarifesinin D maddesinin 1/a bendi uyarınca yapıldığı belirtilen 6,20 TL suret harcı kesintisi olmak üzere toplam 7,30 TL tutarındaki kesintinin dayanak gösterilen Kanun hükümlerine aykırı olduğu kanaatine varılmış; söz konusu aykırılık

nedeniyle başvuranın Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkına idarece kesinti yapılmak suretiyle yapılan müdahalenin, yasallık koşulunu taşımaması nedeniyle hukuka aykırı olduğu, yargı kararının gereği yerine getirilerek hukuk devleti ilkesi gereği başvuranın hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının korunması için mülkiyet hakkı ihlal edilerek yapılan 7,30 TL kesintinin, talebi doğrultusunda başvuranca banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarihten işletilecek yasal faizi ile başvurana ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

25. 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde “(1) Kurum, inceleme ve araştırma yaparken idarenin, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde; kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesap verilebilirlik, haklı beklentiye uygunluk, kazanılmış hakların korunması, dinlenilme hakkı, savunma hakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi, kişisel verilerin korunması gibi iyi yönetim ilkelerine uygun işlem ve eylem ile tutum veya davranışta bulunup bulunmadığını gözetir ve iyi yönetim ilkelerine uyar.” şeklindeki düzenlemeye yer verilmekte olup Kurumumuzca şikayet konuları iyi yönetim ilkeleri kapsamında da değerlendirilmektedir.

Somut uyuşmazlıkta söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvuranın iddiaları da göz önünde bulundurularak başvuru konusu ile ilgili yürütülen işlemlerde kanunlara uygunluk, haklı beklentiye uygunluk, şeffaflık, kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi ilkelerine uygun davranılmadığı anlaşılmış olup idarenin tüm işlemlerinde iyi yönetim ilkelerine uyması beklenmektedir

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

26. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu

Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup idarenin işlemine karşı yetkili Ankara Vergi Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

İlgili mevzuat hükümleri, yukarıda yer verilen açıklamalar ve dosya kapsamına göre, BAŞVURUNUN

KABULÜNE;

Mahkeme kararının gereğinin yerine getirilmesi bakımından başvurana ödenmesi gereken 108,90 TL yargılama gideri üzerinden yapılan 7,30 TL tutarındaki kesintinin, talebi doğrultusunda başvuranca banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarihten işletilecek yasal faizi ile başvurana ödenmesi hususunda

ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Kararın, BAŞVURANA ve ANKARA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞINA TEBLİĞİNE,

6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İdarece bu karar üzerine tesis edilecek

işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi