ÖZET: Bu karar, bir avukatın, müvekkili ve arkadaşının polis tarafından hukuka aykırı bir şekilde üst aramasına maruz kalması ve ardından zorla polis merkezine götürülmesi üzerine yapılan başvuruyu incelemektedir. Olayda, polis memurlarının, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu’na dayanarak, şüpheli bir durumla karşılaştıklarında gerekli tedbirleri alma yetkisi bulunmasına rağmen, avukatın kimliğini göstermesine rağmen onu yakalamaları, yasal yetkilerini aştıklarını göstermektedir. Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali söz konusudur.

Kararda, polisin, kimlik tespitinin yapılamadığı durumlarda yakalama veya gözaltına alma yetkisini kullanabileceği belirtilirken, avukatın kimliğini göstermesi durumunda bu yetkinin sınırlandırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, avukatın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle, aleyhlerinde şikâyette bulunulan kolluk mensupları hakkında disiplin ve adli soruşturma açılması gerektiği önerilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 17776-17776 |sayi|53878609-101.07.04-E.53878609-101.07.04-E.

BAŞVURU NO : 2017/17173 2017/ 17173

KARAR TARİHİ : 23/10/2018 |tarih|

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :

BAŞVURUYA KONU İDARE : İstanbul Valiliği

BAŞVURUNUN KONUSU : Avukat başvurucunun, arkadaşı ile birlikte bulundukları bir mekânda yapılan “kolluk araması” sırasında, müvekkili ve arkadaşına yapılan üst aramasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiği, sonrasında polisin zor kullanma yetkisini aşarak aşırı güç kullandığı, devamında haksız yere polis merkezine götürülerek kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği, bu sırada onur kırıcı davranış ve söz ile işkence ve kötü muamelede bulunulduğu iddia ve şikâyeti hakkındadır .

BAŞVURU TARİHİ : 26/12/2017 26.12.2017

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

( 1) İstanbul Barosuna kayıtlı avukat başvurucu tarafından iletilen dilekçede, aşağıda kayıtlı hususlar

altında şikâyette bulunmuştur :

( 1.1) Başvurucu, 18.12.2017 tarihinde arkadaşları ile birlikte bulundukları bir mekânda yapılan polis araması sırasında, müvekkili ve arkadaşı olan ’a yapılan üst araması sonrasında,

1 / 20işlemlerin hukuka aykırı olduğu konusunda polisi nazik bir şekilde uyardığı; bunu yaparken

avukatlık kimliğini gösterdiği ve şahsın avukatı olduğunu belirttiği; bu esnada polisin üzerine yürüdüğü ve diğer polis arkadaşını çağırarak, kendisini ve bahse konu ’ı

Polis Karakoluna götürdükleri, ( 1.2) Polis merkezinin kamerası olmayan bir odasına alındığı ve ters kelepçe takılarak darp edildiği, hakaret ve tehditlerle dakikalarca namusu, onuru ve mesleğinin aşağılandığı, ( 1.3) Üzerinin kontrol edilip telefon, kimlik ve avukatlık kartının hukuka aykırı olarak kendisinden alındığı, ( 1.4) Darp raporu almaya gittiklerinde ise hekim tarafından “darp vardır” şeklinde rapor yazılması üzerine, tekrardan aynı polislerce odaya alınıp hakaret ve küfre maruz kaldıkları, ( 1.5) Polislerin kafalarına göre hazırladıkları tutanağı imzaya zorlandıkları, en sonunda sıkıntı olmasın diye gözaltı işleminden saatler sonra Cumhuriyet savcısına haber verildiği ve işlemlerin hukuku uydurulmaya çalışıldığı; oysa o zamana kadar geçen tüm işlemlerin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiği, iddia ve şikâyet edilerek, ( 2) ve isimli polis memurlarının yukarıda kayıtlı ciddiyetsiz ve sorumsuzca yürüttükleri işlemlerinin araştırılıp haklarında idari soruşturma açılması talep edilmektedir .

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

( 3) Kurumumuzca, verilecek karara esas olmak üzere başvuru belgesinde yer alan iddiaların doğruluğunun tespiti amacı ile sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca

İstanbul Valiliği ile İçişleri ve Adalet bakanlıkları nezdinde inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir .

( 4) Bu kapsamda, İstanbul Valiliğinden, ismi geçenlere ait nezarethane kayıt defterinin ilgili sayfasının tasdikli sureti, bu kişiler hakkında düzenlenen yakalama ve gözaltına alma tutanağı , doktor raporunun tasdikli sureti, varsa diğer raporların sureti, ismi geçen Emniyet

Müdürlüğü Polis Merkezi girişine ait kameranın 18.12.2017 tarih ve 05.00 – 07.00 saatleri arası kaydı, aynı kişilerin Merkeze girişinden serbest bırakıldıkları ana kadar geçen süre esnasında tutuldukları ortamın kamera kayıtları, gözaltı işleminin nöbetçi Cumhuriyet savcısına haber verilişine dair tutanağın bir sureti, kişilerin Merkeze alınış saati ile nöbetçi Cumhuriyet savcısına haber verilen saat arasında saatlerce fark olduğu hakkındaki iddia ve Merkezde gözaltı işlemi yapılan kamerasız oda olduğu yönündeki iddia hakkındaki cevapları talep edilmiştir . (İstanbul Valiliğine muhatap 3.1.2018 tarih ve . sayılı yazımız)

( 5) İstanbul Valiliğinden alınan 28.3.2018 tarih ve sayılı yazıda özetle; ( 5.1) Şikâyetçi tarafından, 18.12.2017 günü Nişantaşı’nda bulunan isimli mekândan çıkarken müvekkili olan ’a polis tarafından işlem yapıldığını görmesi üzerine

2 / 20müvekkilinin yanına gittiği, görevli polis memuru ile sözlü münakaşa yaşadığı, akabinde polis

memurunun kendisini ve müvekkilini zorla polis aracına bindirerek Polis Merkezi

Amirliğine götürdüğü, Polis Merkezi içerisinde kendisine kötü muamele yapıldığı ve tehdit edildiği iddiası ile polis memurları ve ’dan şikâyetçi olduğu; konu ile ilgili olarak

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili polis memurları hakkında “Görevi Kötüye Kullanma” suçu nedeniyle 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki

Kanun hükümlerince gerekli tahkikatın yapılması talep edildiği, 4483 sayılı Kanun hükümlerine göre

Valilik Makamının 16.01.2018 tarihli Olur ’ları ile adli yönden ve disiplin yönünden araştırma, gerekiyorsa soruşturma yapmak üzere Başkomiser ’ün görevlendirildiği, ( 5.2) Bahse konu iddialarla ilgili olarak yürütülen ön inceleme neticesinde; Emniyet

Müdürlüğü kadrosunda görevli sicil sayılı polis memuru ve sicil sayılı polis memuru ’ın, disiplin yönünden konusu suç teşkil edebilecek eylemlerine rastlanılmadığı, 7068 sayılı Kanunun ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125 inci maddesi kapsamında disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı ve işlemden kaldırılması görüşüne uygun bulunarak dosyanın, Valilik Makamının 23/ 03/ 2018 tarih ve / sayılı Olur ’ları ile işlemden kaldırıldığı, ( 5.3) 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun hükümlerine göre ise Kaymakamlığı tarafından ismi geçen polis memurları hakkında 21/ 02/ 2018 gün ve ( / sayılı “Soruşturma İzni Verilmemesine” kararı verildiği, bilgisi verilmiş; tahkikat dosyasının onaylı sureti Kurumumuza iletilmiştir .

( 6) Somut başvuru hakkında yapılacak değerlendirmeye ışık tutmak üzere, Adalet ve İçişleri bakanlıklarından ülkemizde gözaltına alınan/yakalanan ve polis merkezlerine gönderilen kişiler hakkında yürütülen iş ve işlemlere dair güncel uygulamayı teyit amacı ile; Yakalama, Gözaltına

Alma ve İfade Alma Yönetmeliği eki “Nezarethaneye Alınanların Kaydına Ait Defter EK-B” belgenin hala fiziki kopya üzerinden mi yoksa bir bilişim alt yapısına dayalı elektronik ortamda mı doldurulduğu, yakalanan ve/veya gözaltına alınan kişiler hakkında gerçekleştirilen nezarethane işlemlerinin, Cumhuriyet savcıları haricinde, önleyici kolluk tedbirlerinin denetlenmesi bağlamında , İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri ve Adalet Bakanlığı müfettişlerince gerçekleştirilen düzenli teftiş veya soruşturmalar sadedinde denetlenip denetlenmediği, İçişleri

Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin, nezarethane kayıt defterlerini (yukarıda kayıtlı EK-B belge)

incelemeleri hususunda herhangi bir engelin olup olmadığı, bahse konu mekânlarda yürütülen iş, işlem ve uygulamaların, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı müfettişlerince denetlenmesi ve olay durumunda soruşturulmasının ne şekilde sağlandığı hakkında kısa bilgi notu, Mülkiye Müfettişleri tarafından gerçekleştirilen en son düzenli teftiş sırasında, bu müfettişlerce incelenmiş nezarethane olup olmadığı, varsa ilgili inceleme ve araştırma raporunun elektronik ortamda bir suretinin iletilmesi, her ne kadar adli tahkikatın bir parçası olsa da idari teşkilat bünyesinde çalışan kişiler tarafından yürütülen nezarethane işlemlerinin arz ettiği hassasiyet ve münferit düzeyde de olsa yaşanan hak ihlalleri ile oluşmuş olabilecek olumsuz meslek alt kültürü ve hizmet anlayışının herhangi bir ıslaha gerek duyup duymadığı hususları göz önünde bulundurularak, bu işlemlerin ülke genelinde yeknesak bir şekilde, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği ve diğer

3 / 20mevzuat hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmesi noktasında kolluk birimlerine muhatap yeni

bir hatırlatma yazısı, genelge veya talimatname hazırlanmasına ihtiyaç duyulup duyulmadığı bilgisi, koordine edilmiş ve bakanlıkların tüm birimlerini kapsayıcı görüşü şeklinde t alep edilmiştir .

( 25.4.2018 tarih ve . sayılı yazımız)

( 7) Her iki bakanlıktan alınan cevabi yazılar dosyasında muhafaza edilmiş olup, iş bu kararda yeri geldiğinde atıf yapılmıştır .

III. İLGİLİ MEVZUAT

( 8) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, diğer unsurları yanı sıra bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır . “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesinde , “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır .” hükmü düzenlenmiştir . “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu ve kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır .

( 9) Yine Anayasanın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19 uncu maddesi, “Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir .

Şekil ve şartları kanunda gösterilen :

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz .

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir . Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir .

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir .

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne

4 / 20çıkarılır . Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun

bırakılamaz . Bu süreler olağanüstü hal (…)( 1) ve savaş hallerinde uzatılabilir .( 1)

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal bildirilir .

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır . Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir .

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir .

Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir . hükmünü amirdir .

( 10) Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesi birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir .” hükmü düzenlenmiştir . Son olarak Anayasanın

“Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90 ıncı maddesi beşinci fıkrası son cümlesinde, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır .” hususu hüküm altına alınmıştır .

( 11) Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 10 Aralık 1948 tarih ve 217A(III) sayılı Kararıyla ilan edilen, 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 6 Nisan 1949 tarih ve

9119 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde tamim edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin

3 üncü maddesinde, yaşama, özgürlük ve kişi güvenliğinin herkesin hakkı olduğu; 9 uncu

maddesinde ise hiç kimsenin keyfi olarak yakalanamayacağı ve tutuklanamayacağı belirtilmiştir .

( 12) Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 9 uncu maddesinde herkesin kişi özgürlüğü ve kişi güvenliği hakkına sahip olduğu ve hiç kimsenin keyfi olarak gözaltına alınamayacağı veya tutulamayacağı, hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında özgürlüğünden mahrum bırakılamayacağı düzenlenmiştir .

( 13) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi) “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5 inci maddesinde, herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu ifadesine yer verilerek, bu hak ve özgürlüğü güvence altına alan temel unsurlar belirlenmiştir . Aynı Sözleşmenin “Etkili başvuru hakkı” başlıklı 13 üncü maddesinde de “Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir .” hükmü düzenlenmiştir .

( 14) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, Kamu Denetçiliği Kurumunun, şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka

5 / 20ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla

görevli olduğu hüküm altına alınmıştır .

( 15) 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanununun; ( 15.1) 1 inci maddesinde, polisin, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyeti ve mesken masuniyetini koruyacağı; halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin edeceği hüküm altına alınmıştır .

( 15.2) Aynı Kanunun 2 nci maddesinde polisin, kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü alacağı; işlenmiş olan bir suç hakkında Ceza

Muhakemeleri Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapacağı düzenlenmiştir .

( 15.3) Aynı Kanunun “Durdurma ve kimlik sorma” başlıklı 4/A maddesinde, polisin, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek amacı ile kişileri ve araçları durdurabileceği, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildireceği ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabileceği, kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebileceği, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği, kimlik belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da sair surette kimliği belirlenemeyen kişinin tutularak durumdan derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edileceği, bu kişinin, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınacağı ve gerekirse tutuklanacağı; gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, düzenlenmiştir .

( 15.4) Aynı Kanunun “Önleme araması” başlıklı 9 uncu maddesinde, “Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usûlüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî

âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar .

…

Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir :

…

d) Umumî veya umuma açık yerlerde .

…

Önleme aramasının sonucu, arama kararı veya emri veren merci veya makama bir tutanakla bildirilir .” hükmü düzenlenmiştir .

( 15.5) Aynı Kanunun 13 üncü maddesinde,

6 / 20“Polis,

A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları, C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri, D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları, E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren

Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri, G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri, H) (Ek : 27/ 3/ 2015- 6638/ 2 md .) Başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar . Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır .

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir .

Yakalanan kişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir .

Kişinin yakalandığı, istediği kanunî yakınlarına derhal bildirilir .

Yakalananlardan, A) Uyuşturucu madde kullanmış olanlar ile sarhoş olanların, B) Zor kullanılarak yakalananların, C) Haklarında suç soruşturması yapılacak olan şüpheli ve sanıkların, Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir .

Yakalanan kişilerden suç işlediği şüphesi altında olanlar adlî mercilere sevk edilir . Haklarında ıslah

7 / 20veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum yetkilileri tarafından teslim alınır . Yakalama

sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest bırakılır .” hükmü düzenlenmiştir .

( 15.6) Aynı Kanunun “Zor ve silah kullanma” başlıklı 16 ncı maddesi ikinci fıkrasında, “Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir .” hükmü düzenlenmiştir .

( 16) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Arama kararı” başlıklı 119 uncu maddesinde, “Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler . Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir . Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir . Arama karar veya emrinde; a) Aramanın nedenini oluşturan fiil, b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya, c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi, Açıkça gösterilir .

…” hükmüne yer verilmiştir .

( 17) 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu Ek madde 33’te, “Emniyet Teşkilatının her türlü göreviyle ilgili eylem ve işlemleri İçişleri Bakanlığı, mülki idare amirleri ve kendi amirleri tarafından denetlenir ve teftiş edilir .” hükmü yer almaktadır .

( 18) 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Avukatlık ruhsatnamesi ve yemin : ” başlıklı 9 uncu maddesinde, avukat kimliklerinin Türkiye Barolar Birliği tarafından tek tip olarak bastırılıp düzenleneceğini, tüm resmî ve özel kuruluşlar tarafından kabul edilecek resmî kimlik hükmünde olduğunu düzenlemiştir .

( 19) 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun

“Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinde, “765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz .” hükmü düzenlenmiştir .

( 20) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı 125 inci maddesinde, devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller sıralanmıştır .

( 21) 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin

Kabul Edilmesine Dair Kanunun “Disiplin cezası verilecek fiiller” başlıklı 8 inci maddesi “Onbir ila onbeş günlüğe kadar aylıktan kesme cezasını gerektiren fiiller” başlıklı alt bendinde, görev

8 / 20sırasında kişilere karşı onur kırıcı söz söylemek veya davranışta bulunmak fiili öngörülmüştür .

( 22) 24.4.1979 tarih ve 16618 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Emniyet

Teşkilatı Disiplin Tüzüğün , aylık kesimi cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışların sıralandığı “Aylık kesimi : ” başlıklı 5 inci maddesi birinci fıkrası A bendi ( 7) numaralı alt bendinde, “İş sahiplerine veya halka karşı onur kırıcı söz söylemek veya davranışta bulunmak .” hükmüne yer verilmiştir .

( 23) 1.6.2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 4 üncü maddesinde, “gözaltına alma”; kanunun verdiği yetkiye göre, yakalanan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla, yetkili hâkim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanunî süre içinde sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanıp alıkonulması şeklinde;

“yakalama” ise kamu güvenliğine, kamu düzenine veya kişinin vücut veya hayatına yönelik var olan bir tehlikenin giderilmesi için denetim altına alınması gereken veya suç işlediği yönünde hakkında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan kişinin gözaltına veya muhafaza altına alma işlemlerinden önce özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınması şeklinde tanımlanmıştır . Aynı Yönetmeliğin “Yakalama işlemi” başlıklı 6 ncı maddesi birinci fıkrasında, yakalamanın bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinde belirtilen yetkiler çerçevesinde, hâkim kararı veya

Cumhuriyet savcısının emriyle veya doğrudan kolluk kuvveti veya suçüstü hâlinde herkes tarafından yapılabileceği; beşinci fıkrasında kolluk kuvveti tarafından yapılan yakalama hâlinde işlem, yakalanan kişi ve uygulanan tedbirler derhâl Cumhuriyet savcısına bildirileceği; dokuzuncu fıkrasında yakalanan kişi, Cumhuriyet savcısının emri ile serbest bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınacağı, düzenlenmiştir .

( 24) 1.6.2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Adlî ve Önleme

Aramaları Yönetmeliğinin “Adlî arama ve kapsamı” başlıklı 5 inci maddesinde adli arama, bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde, özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemi şeklinde tanımlanmış ve devamı maddelerinde adli aramanın esas ve usulleri düzenlenmiştir . Aynı Yönetmeliğin “Denetim yapılacak hâller” başlıklı 18 nci maddesinde umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinde genel güvenlik ve asayiş yönünden denetim yapılacağı ve suç işlenmesini önlemek için kişilerden kimlik sorulacağı, aynı Yönetmeliğin “Önleme araması ve kapsamı” başlıklı 19 uncu maddesinde önleme aramasının, millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti, amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemi olduğu belirtilmiştir . Aynı maddede umumî veya umuma açık yerlerde önleme araması yapılabileceği düzenlenmiştir .

9 / 20( 25) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunca hazırlanan, “Cezasızlıkla Mücadele için

Eylem Yoluyla İnsan Haklarının Korunması ve Desteklenmesine İlişkin Prensipler Seti” .

( 26) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 30 Mart 2011 tarihinde, 1110. Bakan

Yardımcıları toplantısında kabul edilen “Ciddi İnsan Hakları İhlalleri Bakımından Cezasızlığın

Sona Erdirilmesine İlişkin Rehber İlkeler” .

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

( 27) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan Tavsiye Karar Önerisi; başvurucunun “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ve “etkili başvuru hakkının” ihlal edildiği tespitine istinaden; bu tarihten itibaren yaşanacak olaylarda, aleyhlerinde şikâyette bulunulan kolluk mensupları hakkında 7068 sayılı ve 657 sayılı kanunlar ile diğer mevzuat hükümleri kapsamında disiplin soruşturması açılması ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun hükümlerine göre adli soruşturma izni verilmesi sürecinde gerçekleştirilen “ön incelemelerin”, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin esas aldığı ve bu kararın ( 60) numaralı paragrafında atıf yapılan ilkelere uygun şekilde yürütülmesi amacı ile 81 il valiliğine talimatta bulunulması ve Bakanlıklarınca düzenli olarak gerçekleştirilen, il ve ilçe emniyet müdürlükleri/amirliklerindeki insan hakları uygulamalarının, nezarethane ve eklentileri ile ilgili olarak görülen eksikliklerin tespitine yönelik genel teftiş programlarının hızlandırılması, hususunda İçişleri Bakanlığına tavsiyede bulunulması önerisi ile Kamu Başdenetçisine sunulmuştur .

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Açısından Değerlendirme ( 28) Şikâyet başvurusunun mahiyeti, avukat başvurucunun arkadaşları ile birlikte bulundukları bir mekânda yapılan “kolluk araması” sırasında, müvekkili ve arkadaşına yapılan üst aramasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiği, sonrasında polisin zor kullanma yetkisini aşarak aşırı güç kullandığı, onur kırıcı söz ve davranış sergilediği, devamında haksız yere Polis Karakoluna götürülerek kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği, bu anlamda keyfi gözaltı işlemi uygulandığı ve gözaltı uygulandığı sırada onur kırıcı davranış ve söz ile işkence ve kötü muamelede bulunulması unsurlarını içermektedir . Dosya bu sebeple, “güvenlik kontrolü ve zor kullanma yetkisi”, “kişi hürriyeti ve güvenliği – yakalama / gözaltı işleminin hukukiliği” ile “etkili başvuru hakkı – cezasızlık ile mücadele” olmak üzere üç kısımda değerlendirilmiştir .

(a 1) KOLLUĞUN GÜVENLİK KONTROLÜ VE ZOR KULLANMA YETKİSİ ( 29) İstanbul Valiliğinin 28.3.2018 tarih ve sayılı yazısı ekinde yer alan tahkikat dosyasında kayıtlı evraklara istinaden, şikâyete konu olay, Ekibinde görevli ve isimleri başvuru belgesinde kayıtlı polis memurlarının, 18.12.2017 tarihinde Saat 5.00 sıralarında isimli eğlence kulübünde gerçekleştirilen rutin güvenlik kontrolü faaliyeti sırasında, mekânın tuvalet kısmında başvurucu ve arkadaşının aynı kabinden çıktıklarını ve başvurucunun arkadaşının elinde rulo halinde kâğıt para tuttuğunu görmeleri üzerine, bu kişinin üzerinin aranması esnasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır .

10 / 20( 30) Bu noktada, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanununun 1 inci maddesinde kayıtlı polisin,

asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyeti ve mesken masuniyetini koruyacağı, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin edeceği ve aynı Kanunun 2 nci maddesinde kayıtlı polisin, kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü alacağı hükmü kapsamında umuma açık bir eğlence mekânının, mevzuatla belirlenen açılı-kapanış saatlerine uygun bir şekilde işletilip işletilmediği, genel asayiş unsurları açısından hukuka aykırılık olup olmadığı ve mevzuata aykırı bir durumun olup olmadığının tespiti amacı ile bu mekâna giren polis memurlarının, mekânda karşılaştıkları şüpheli bir duruma müdahalede bulunmaları, hem yasal yetkisi hem de sorumluluğudur . Şüpheli durum üzerine polis memurları tarafından kişinin üstünün aranması ise yasal ve ikincil mevzuat tarafından düzenlenen “adli arama” müessesesinin usul ve esaslarına tabi iş ve işlemler kapsamında olduğu değerlendirilmektedir .

( 31) Somut olayda polisin, 2559 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükmü sadedinde, “… suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüpheliler…” ile “Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenler…” hakkında koruma tedbiri alması, bu kişileri uzaklaştırması ya da yakalayıp gerekli kanuni işlemleri yapması yasal yetkisindendir . Benzer şekilde, zor kullanma yetkisi kapsamında aynı Kanunun 16 ncı maddesi ikinci fıkrası zımnında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilmesi yasal yetkisi dâhilindedir .

(a 2) KİŞİ HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ – YAKALAMA VE GÖZALTI İŞLEMİNİN

HUKUKİLİĞİ

( 32) Başvuruya konu olayda, aramaya direnen kişilerin zor kullanılmak sureti ile etkisiz hale getirilmesi yanı sıra, polis merkezine getirilmek sureti ile özgürlüklerinden mahrum bırakılması durumu da söz konusudur .

( 33) Yasal mevzuat açısından mesele incelendiğinde, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet

Kanununun “Durdurma ve kimlik sorma” başlıklı 4/A maddesi hükmü bağlamında polisin, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek amacı ile kişileri ve araçları durdurabileceği, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildireceği ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabileceği, kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebileceği, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği, kimlik belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da sair surette kimliği belirlenemeyen kişinin tutularak durumdan derhal

Cumhuriyet savcısı haberdar edileceği, bu kişinin, kimliği açık bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınacağı ve gerekirse tutuklanacağı; gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, düzenlenmiştir .

( 34) Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğine göre “yakalama” , kamu güvenliğine,

11 / 20kamu düzenine veya kişinin vücut veya hayatına yönelik var olan bir tehlikenin giderilmesi için

denetim altına alınması gereken veya suç işlediği yönünde hakkında kuvvetli iz, eser, emare ve delil bulunan kişinin gözaltına veya muhafaza altına alma işlemlerinden önce özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınması şeklinde tanımlanmıştır . Yakalama işleminin kolluk kuvveti tarafından gerçekleşmesi durumunda, yakalanan kişi ve uygulanan tedbirler derhâl

Cumhuriyet savcısına bildirilecek, kişi, Cumhuriyet savcısının emri ile serbest bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınacaktır . Aynı Yönetmelik hükümlerine göre

“gözaltına işlemi” ise kanunun verdiği yetkiye göre, yakalanan kişinin hakkındaki işlemlerin tamamlanması amacıyla, yetkili hâkim önüne çıkarılmasına veya serbest bırakılmasına kadar kanunî süre içinde sağlığına zarar vermeyecek şekilde özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanıp alıkonulması şeklinde tanımlanmaktadır .

( 35) İstanbul Valiliğinin 28.3.2018 tarih ve sayılı yazısı ekinde yer alan tahkikat dosyasında kayıtlı evraklara istinaden somut olayın, kolluk tarafından gerçekleştirilen bir

“yakalama” işlemi olduğu ; yetkili Cumhuriyet savcısının talimatı ile başvurucunun serbest bırakılmasına diğer kişinin de adli kontrol kaydı ile serbest bırakılmasına karar verildiği ve bu kişilerin gözaltın alınıp, nezarethaneye konulmadıkları tespit edilmektedir .

( 36) Fakat Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinde de tanımlandığı gibi

“yakalama” işlemi, kişinin özgürlüğünün geçici olarak ve fiilen kısıtlanarak denetim altına alınması işlemidir .

( 37) Bu açıdan bakıldığında, her ne kadar 2559 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükmü sadedinde, “Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenler…” hakkında koruma tedbiri alması öngörülmekte ise de; muhatap kişinin avukat olması ve 2559 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükmü zımnında, “… suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüpheliler…” kapsamında olmaması hususu göz önünde bulundurulduğunda, bu kişiler hakkında yakalama şeklinde tedbire başvurması orantısız olmuştur . Zira polisin, Kanunun aynı maddesinde kayıtlı

“uzaklaştırma” tedbirine de başvurması mümkündür . Dolayısı ile avukat olan başvurucunun avukatlık belgesini polise göstermesine rağmen yakalanıp polis merkezine götürülmesi tedbiri ,

2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanununun yukarıda kayıtlı 4/A maddesi hükmüne açıkça

aykırılık ve 13 üncü maddesi hükmü açısından orantısızlık oluşturmaktadır . Polisin yetkisi, kişinin kimliğinin tespitini yapmak, ancak ve sadece kimlik tespitinin yapılamadığı durumlarda 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca yakalama/gözaltına alma uygulamasına müracaat etmekle sınırlandırılmıştır .

( 38) Tekraren polis, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek amacı ile kişileri ve araçları durdurabilecek, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirecek ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilecek, kimliğini veya bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilecek, kendisinin polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabilecek, ancak kimlik belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya da sair surette kimliği belirlenemeyen kişiyi tutarak durumdan derhal Cumhuriyet savcısını haberdar edecektir . 2559 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi

12 / 20hükmü zımnında ise tedrici olarak tedbir alacaktır . Polisin bu yetkisini aşarak avukat kişiyi

yakalaması ve polis merkezine götürmesi, yasal yetkisini aşmak anlamına gelmektedir . Bu da

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19 uncu

maddesinde kayıtlanan kişi hürriyeti ve güvenliğinin, hukuka aykırı şekilde sınırlanması sonucuna yol açmaktadır .

(a 3) ETKİLİ BAŞVURU HAKKI – CEZASIZLIK İLE MÜCADELE ( 39) İstanbul Valiliğinin bahse konu 28.3.2018 tarih ve sayılı yazısı ekinde yer alan tahkikat dosyasında kayıtlı ifade tutanaklarına istinaden, eğlence mekânında, başvurucu ile polis memurları arasında yaşanan olayın iki taraf açısından farklı boyutları olduğu görülmektedir .

( 39.1) Başvurucu açısından bakıldığında, başvurucu tarafından; Saat :05.30 sıralarında mekândan çıkmak üzere hazırlanırken arkadaşı ile birlikte lavabo ihtiyacını gidermek için lavaboya geçtikleri, arkadaşının mekânda çalışanları tanıdığı için cebindeki paradan bahşiş olarak ayırdığı 5 TL’yi diğer cebine koyarken tanımadığı bir şahsın arkadaşına “versene o parayı” dediğini, arkadaşının da o parayı cebinde katladığı için polisin “sen bunu uyuşturucu kullanmak için hazırlıyordun” dediğini duyduğu, paraya iyice baktıktan sonra üstünü aramaya başladığı, o andan itibaren kendisine kim olduğunu memursa tanıtma kartını göstermesini talep ettiği, sen kimsin deyince şahsın avukatı olduğunu söylediği ve kimliğini gösterdiği, muhatabın “ben de polisim”, “sen çık dışarı” dediği, şahsın avukatı olması ve yapılan işlerin hukuka aykırı olması nedeni ile olay yerinden ayrılmayacağını söylediği, gözaltı işlemi, yakalama ve el koyma işlemleri yapacaksa savcılığı bilgilendirmesini talep ettiği, polisin ısrarla kendisini dışarı çıkarmaya ve hakaret etmeye başlaması üzerine mekân sahipleri ve diğer kişilerin araya girdiği, herhangi bir direnişte bulunmaksızın

Merkezine götürülürken araç içerisinde polis memurlarının sin-kaflı küfürlerine maruz kaldıkları, Polis Merkezinde kendisinin kamerasız odaya arkadaşının diğer odaya konuldukları, ters kelepçe takıldığı, yüzüne defalarca şiddetli şekilde vurulduğu, polisin avukatlık kimliğini kırmaya çalıştığı, “Biz burda avukat s…..” ve “Seni burda öldürecem” denilerek hakarete ve tehdite maruz kaldıkları, boğazının sıkıldığı, “Alman misafirlerimiz var, kendilerini hava alanına bırakmamız lazım, bu şekilde bizi bırakırsanız konuyu burda kapatacağım ve şikayetçi olmayacağım” dediği, buna karşılık polis memurunun “benim 500 tane davam var, bununla 501 olsa ne olacak” dediği, 1 saattir emniyette tutulmalarına rağmen hala Cumhuriyet savcısını bilgilendirmedikleri, üst arama tutanağını hazırlamadıkları, hastaneye götürmediklerini söylemelerine rağmen hürriyetlerini tahdide devam ettikleri; 15- 20 dakika sonra “hastaneye git sağlam raporu al gel seni serbest bırakalım” denildiği, hastaneye gittikleri ve darp raporu alınca tüm işlemleri resmiyete dökmek için mücadele ettikleri, Cumhuriyet savcısını aradıkları, olay tespit tutanağını kendisine ve arkadaşına okutmadan imzaya zorladıkları , beyan edilmektedir .

( 39.2) Diğer yandan aynı olay polis memurları tarafından şu şekilde aktarılmıştır : Olay gün Saat :

05.15 sıralarında 05.00 itibarı ile kapalı olması gereken isimli kulübü kapatmak üzere mekâna

girdikleri, bu esnada müşterilerin mekândan çıkmakta oldukları, tuvaleti kontrol ettiklerinde, iki erkek şahısın aynı kabinden çıktığını gördükleri, şahıslardan birisinin direk dışarı çıktığı, diğer şahsın kabinden çıktığında elinde rulo halinde kâğıt para olduğunu gördükleri, bu şahsa Polis

Tanıtma kartlarını göstererek parayı incelediklerinde kokain maddesini kullanmak amacı ile

13 / 20hazırladığını düşündükleri, bu esnada ismini olay nedeni ile daha sonra öğrendiği avukat şahsın “siz

kimsiniz, bırakın arkadaşımı” dediği ve görevlerini yapmalarına fiziki müdahalede bulunarak engel olduğu, şahsa Polis Kimlik kartlarını göstererek şüphelendikleri şahsı inceleyeceklerini söyledikleri, bu esnada kendilerine hakaret ettiği ve yumruk atmaya çalıştığı, sonra kendilerine “Polis olsanız ne yazar, benim arkadaşımı kimse arayamaz, s… sizi” dediği, gürültü üzerine kulüp içerisindeki şahıslar geldiğinden gerekli incelemeyi yapamadıkları, belki de bir suçu orada saklamak amacıyla kendilerine saldırmış olabilecekleri, her iki şahısın da aşırı derecede alkollü olduğunu gördükleri, şahıslara hakaretlerinden ve mukavemetten dolayı şikâyetçi olduklarını söyleyerek yasal haklarını yüzlerine karşı okudukları ve şahısları zor kullanarak Polis Merkezi Amirliğine intikal ettirdikleri, burada şahısların yapılan üst aramasında şahısın avukat kimliğini görmeleri üzerine avukat olduğunu öğrendikleri, şahıslara polise mukavemet ve hakaretten işlem yapmak üzere tutmuş oldukları tutanağı e Polis Merkezine teslim ettikleri, şikâyetçi oldukları için ifadelerini Polis

Merkezine vererek ayrıldıkları, bundan sonraki işlemlerin Polis Merkezi Amirliği tarafından yapılmakta olduğu, şahısların darp cebir raporunun resmi görevliler tarafından alınmış olduğu, gözaltı işlemlerinin Polis Merkezi Amirliğince yapıldığı, şahsın alkollü olduğundan dolayı avukat kimliğini kendilerine olay esnasında göstermemiş olduğu, avukat olduğunu Polis Merkezinde öğrendikleri, Polis Merkezi görevlilerince bu konunun Nöbetçi Cumhuriyet Savcısına bildirildiği, iddia edildiği gibi 06.30 sıralarında değil 05.30 sıralarında şahısları Polis Merkezine getirdikleri, kesinlikle hakaret etmedikleri, Polis Merkezi Amirliğinde olay tutanağını tuttukları esnada avukat şahsın darp cebir raporu almaya giderken kendilerine “işlem yapmayalım, alkollüydüm, hata yaptım, benimde başım belaya girer, Avukat olduğu için itibarım bozulur” dediği, ancak şahsa işlem yaptıklarından dolayı “ben de sizle uğraşacağım, şikayetçi olacağım” dediği, bu sebepten dolayı kendilerine karşı iftiralarda bulunduğu beyan edilmiştir .

( 40) Tarafların yukarıda özetle kayıtlı ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, başvurucu ile polis memurlarının somut olay hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri birbirini nakzetmektedir . Dolayısı ile sadece tarafların ifadelerinden hareketle olayın oluş şekli hakkında sağlıklı bir değerlendirmede bulunmanın imkânı bulunmamaktadır .

( 41) Bu noktada Ön İnceleme Raporuna yakından tetkiki önem arz etmektedir . Valilik makamının

16.1.2018 tarihli Oluru ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sorgu sayısına kayden

yürütülen soruşturma kapsamında şikâyetçinin talebi üzerine ilgili polis memurları hakkında Görevi

Kötüye Kullanma suçu nedeniyle 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkındaki Kanun hükümlerince gerekli tahkikatın yapılması, adli yönden 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun hükümlerine göre “ön inceleme”; disiplin yönünden araştırma, gerekiyorsa soruşturma yapmak üzere Beşiktaş İlçe Emniyet

Müdürlüğünde görevli Başkomiser unvanında bir yetkilinin görevlendirildiği anlaşılmaktadır .

( 42) 17.2.2018 tarihinde tamamlanan Ön İncelemeye dair Raporda, şikâyete konu polis memurları açısından adli yönden soruşturma izni verilmemesi ve disiplin yönünden de soruşturma yapılmasına gerek olmadığına ve dosyanın işlemden kaldırılması hususu Valilik makamına sunulmuş; İstanbul

Valiliğinin 23.1.2018 tarihli Oluru ile de bu öneri itirazı kabil şekilde kabul edilmiştir .

( 43) Öncelikle Ön İnceleme Raporunda, şikâyetçi ve şikâyet edilen polis memurları dışında ifadesine

14 / 20başvurulan kişi olmadığı görülmektedir . Oysa olayın geçtiği eğlence mekânı ve burada yaşananlar

göz önünde bulundurulduğunda, tarafların iddialarının doğruluğunu teyit edecek çok sayıda görgü tanığının bulunduğu akla gelmektedir . Bu kişilerin görüşlerine başvurulmaması ciddi bir eksikliktir .

Yanı sıra, eğlence mekânına ait kamera görüntülerinin incelenmediği de anlaşılmaktadır . Ayrıca, polis merkezine ait kamera kayıtlarının saat bilgisi ile olayın yaşandığı gerçek saat bilgisinin uyuşmadığı hususunun da dikkate alınmadığı görülmektedir . Son olarak başvurucunun polis merkezinde kamera kaydının yapılmadığı avukat görüşme odasına alındığı ve burada işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarının doğru olup olmadığı hususunda da bir tetkikatın yapılmadığı görülmektedir . Bu durumda ön incelemecinin, taraflardan birisinin yani şikâyette bulunulan polis memurlarının beyanlarını esas aldığı anlaşılmaktadır . Zira bu kişiler hakkında adli ve idari yönden bir soruşturma yapılmasına gerek olmadığının bir başka açıklaması olamayacaktır . Tek taraflı beyanı dikkate alarak yapılacak bir değerlendirme ise hukuka aykırılık ile malul olacaktır .

( 44) Yanı sıra, ön incelemeci olarak atanan Başkomiser rütbeli kişi de doğal olarak polis memurları ile aynı meslek kültürüne sahip bir kişidir . Bu durum, ön incelemecinin meseleyi tarafsız ve nesnel bir şekilde ele alması ve objektif bir karar vermesinin önünde çok ciddi bir engel oluşturabileceği ihtimalini beraberinde getirmektedir . Bu ise, etkili bir soruşturma yürütülmesine engel bir risk oluşturabilecektir . Tarafların beyanlarında, olayın oluş saati, polis merkezine getiriliş saati, Cumhuriyet savcısına haber veriş saati dâhil her konuda ihtilaf bulunmaktadır . Netice olarak, işkence ve kötü muamele yasağı ve kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlali gibi bu denli ciddi bir iddia hakkında karar verecek makamların, tarafların beyanlarından sadece polis memurlarınkine dayanarak hüküm vermesi şikâyette bulunan kişiler açısından etkili başvuru yollarının engellenmesi anlamına gelecektir .

( 45) Daha anlaşılır somut ifade ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesi birinci fıkrasında kayıtlı, he rkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükmünün işlerliğine set vurulmaktadır . Bu durum aynı zamanda, kolluk organ ve mensuplarının vücuda getirdiği hukuk ihlallerinin etkili bir şekilde tespit edilmesi, üzerine gidilmesi ve gereğince cezalandırılması önünde kalıcı bir meslek kültü olarak cezasızlık kültürüne yol vermektedir .

B. İnsan Hakları Yönünden Değerlendirme :

( 46) Ülkemizde kanun adamlarının (hâkim, savcı, askeri personel, kolluk amir ve memurları ile sivil idareciler) yol açmış olduğu ihlallerin niteliğinin, zamana göre farklılık gösterdiği; 1990’lı yıllar ile 2000’li yılların ortalarına kadar “resmi gözaltı mekânlarında” yoğunlaşan hak ihlali iddialarının, günümüzde münferit seviyeye, -olayın tabiatı gereği her ülkede görülebilecek düzeyde- indiği görülmektedir . Bu başarının temininde şüphesiz, 2000’li yılların başlangıcından itibaren günümüze kadar kararlılıkla uygulanan, “işkenceye karşı sıfır müsamaha – tolerans” politikası çerçevesinde işkence ve kötü muamele yasağının 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda tanımlanan bir suç türü olarak düzenlenmesi, bunun soruşturulması noktasında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun öngördüğü “ amirden izin alma” yükümlüğünün kaldırılması, kanun adamlarının bilinç düzeyinin artırılması gibi etkili tedbirler, yasal düzenleme ve idari iyileştirme adımları rol oynamıştır .

15 / 20( 47) Bilindiği gibi yetkili makamlarca usulüne uygun şekilde özgürlüklerinden mahrum bırakılan

kişiler, dış dünya ile bağlantıları kısıtlanmış ve hak ihlali noktasında diğer kişilere göre daha incinebilir konumda bireyler olduğu, bu kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin temini ve korunmasının, tamamen kamu idaresinin sorumluluğu altında bulunduğu, ayrıca, bu mekânlardaki kolluk/adliye uygulamalarından kaynaklanabilecek hataların, kamu mercilerinin diğer sıradan hatalarından farklı olarak, telafisi mümkün olmayan hak ihlallerine yol açabildiği, bu cihetle her ülkede olduğu gibi ülkemizde de söz konusu mekânlardaki uygulamaların yakından izlenmesinin büyük önem arz ettiğinden hareketle; özgürlüğünden mahrum kılınan kişilerin barındırıldığı mekânlardaki iş ve işlemlerin denetimi hususu, sadece adli mercilerin yetki, görev ve sorumluluğu kapsamına girmemekte; aynı zamanda ve özellikle önleyici tedbir bağlamında idari mercilerin de yakın nezaretini gerektiren hassas işlemler sadedinde, “denetlenmesi” ve bir olay durumunda

“soruşturulması” gerekmektedir .

( 48) Meseleye polis merkezleri açısından yaklaştığımızda; 1.10.1998 tarih ve 23480 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği ( 1.6.2005 tarih ve 25832 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yeni Yönetmelik ile mülga) hükümleri, devamında Avrupa Birliği veya ikili ülke projeleri ile uygulamaya konulan ifade alma teknikleri, ifade alma odalarının standartları, sağlık kontrolü, avukatla görüşme, yakınlarına haber verme, Cumhuriyet savcısına haber verme yükümlülüğü, kamera kaydı vs. etkili adımlar sayesinde, polis merkezlerindeki işkence ve kötü muamele örneklerinin sonlandırılabilmesi mümkün olmuştur . Bununla birlikte yukarıda bir üstteki paragrafta yer verilen değerlendirme ışığında işin doğası gereği, polis merkezlerinde yürütülen iş ve işlemlerin yakından izlenmesi ve denetlenmesi hususunun önceliğini hala koruduğu değerlendirilmektedir .

( 49) Bir yandan terörle mücadele etmenin ciddi zorlukları, diğer yandan da demokratik bir hukuk devleti olma yönünde atılan eşzamanlı güçlü adımlar, esasen Türk kamu yönetimi aygıtının, Türk devlet idaresinin çok güçlü ve köklü olumlu yönü olarak görülmelidir . Özellikle, bazen olumlu etkisini de hissettiğimiz Türkiye’nin jeopolitik konumunun aslında Türkiye’yi çok kez olumsuz etkileri altında tuttuğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, Türk kamu yönetimi aygıtının ve

Türk devlet idaresinin bugün gelmiş olduğu hukuka bağlılık ve demokratiklik seviyesini küçümsemek adil bir yaklaşım olmayacaktır .

( 50) Bununla birlikte, devlet organları ve kurumları, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, kamu düzeni ve güvenliği gibi soyut ve genel hatta muğlak anlamlar taşıyan gerekçelere yaslanarak demokrasi ve insan hakları ile özgürlükler rejimini kısıtlama durumuna gitmemelidir .

Özellikle hem mevzuat hem de uygulama açısından geniş kapsamlı olarak müracaat edilen kamu düzeni ve güvenliği kavramı , iç güvenlik (kolluk) bürokrasisinin standart kalıplaşmış çalışma anlayışı ve yöntemi (her türlü güvenlik ihtiyacını, sorumluluk gerektirmeyen, kolaycı ve mekanik çözüm yöntemlerini kullanarak çözüme kavuşturması yönündeki pratiği) sayesinde, uygulamada daha da güçlü yer bulmuş ve zaman zaman temel hak ve özgürlüklerin gelişimine engel teşkil eder hale gelmiştir . Uzun tarihi köklere sahip devlet geleneğimiz bize, daha fazla özgürlüğün her zaman için daha fazla güvenlikle sonuçlandığını; tersi, daha fazla güvenliğin ise daha fazla özgürlük sonucunu doğurmadığını göstermiştir .

16 / 20( 51) Aynı güvenlik ihtiyacı kaygısı zaman zaman, siyasi iktidarların mevzuat temelinde ve idari

kapasite düzeyinde atmış olduğu birçok iyileştirme adımının, iç güvenlik bürokrasisisin (hem idari hem de adli bürokrasi) direnci ve keyfi davranışları ile uygulamaya yansıtılamaması sonucunu doğurmaktadır .

( 52) Oysa temel hak ve özgürlüklerin varlığını kabul edebilmek için bu özgürlüklerin sadece yasal zeminde tanınması yeterli değildir . Bundan daha önemlisi, temel hak ve özgürlükler için getirilen standartların, kanun adamlarınca (hâkim, savcı, kolluk amir ve memurları ile sivil idareciler), insan haklarına saygı, demokratik toplum anlayışı ve özgürlüklere olan bağlılık gözetilerek uygulanması gereğidir . Aksi durum, siyasi iktidarların iradesine direnen, bunun aksini uygulamaya çalışan bir bürokratik işleyiş ve zihniyet ile karşı karşıya bulunduğumuz anlamını doğurur . Bu da demokrasinin özüne aykırıdır .

( 53) Kamu otoritesi ve bu yetkileri kullanan kişilerin faaliyetlerini hukuka uygun surette icra etmeleri esastır . Farklı bir anlatım ile kamu gücünü kişilerin bu yetkilerini, hukuka, insan haklarına ve onuruna layık şekilde kullanmaları esastır .

( 54) Bu noktada, kolluk uygulamalarının bütünü açısından yaşanan sıkıntıları bir tarafa bırakarak, somut olay açısından “cezasızlık” olarak isimlendirilen bir diğer hususun özellikle mercek altına alınması önem arz etmektedir .

( 55) Devletin önleyici temeldeki tüm gayretlerine ve alınan tedbirlere rağmen bir insan hakkı ihlali söz konusu ise bu durumda devlet, bu ihlalin sonuçlarını mümkün olan ölçüde ortadan kaldırmakla yükümlüdür . İşte bu husus, devletin, etkili, süratli, bağımsız ve tarafsız adli ve idari soruşturmalar yürütme noktasındaki sorumluluklarını gerektirmektedir .

( 56) Cezasızlık ile mücadelede mühim olan, hak ihlalinin münferit seviyeye inmesini sağlayacak bir mevzuat alt yapısı tesis etmek, eğitim ve bilinç düzeyi oluşturmak ve buna rağmen münferit şekilde vuku bulan hak ihlallerinin üzerine, etkili ve hızlı adli ve idari soruşturma gerçekleştirerek hukuk kurallarını ihlal eden kamu görevlilerine caydırıcı bir ceza tatbik etmektir . Daha somut anlatım ile insan hakları ihlallerinin soruşturulmasının, faillerinin bulunması, yargılanmaları ve cezalandırılmalarının önündeki engeller ile etkili bir şekilde mücadele etmektir .

( 57) Cezasızlık ağırlıklı olarak her ne kadar sadece adli süreçler açısından ele alınmakla beraber, idari süreçleri de kapsamaktadır . Aslında insan hakkı ihlalinde bulunan kamu görevlilerinin büyük çoğunluğu, adliye teşkilatının dışında idari teşkilat bünyesinde görev yapan kişilerdir . Dolayısı ile adli süreçler açısından yaşanan ve cezasızlık kültürünün devamına yol açan sebepler yanı sıra idari bünyede yer alan ve kamu yönetiminin işleyişine egemen olan olumsuz faktörlerin de göz önünde bulundurulması büyük önem arz etmektedir .

( 58) Cezasızlığın ve bununla mücadelenin esaslarını belirleyen ulusal ve uluslararası düzeyde hukuk belgesi bulunmamaktadır . Bununla beraber Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bünyesinde kabul edilmiş olunan çok sayıda sözleşme ve diğer bağlayıcı belgeler, temel hak ve özgürlükler alanında tesis olunan güvenceleri korumak ve geliştirmek hususunda taraf devletlere sorumluluk

17 / 20yüklemektedir . Bu itibarla söz konusu sözleşmelerin her birisi, cezasızlık ile mücadelede etkili bir

araç olarak yorumlanabilecektir .

( 59) Cezasızlığı kavram olarak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunca hazırlanan

“Cezasızlıkla Mücadele için Eylem yoluyla İnsan Haklarının Korunması ve Desteklenmesine ilişkin

Prensipler Setinde” ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 30 Mart 2011 tarihinde, 1110.

Bakan Yardımcıları toplantısında kabul edilen “Ciddi İnsan Hakları İhlalleri Bakımından

Cezasızlığın Sona Erdirilmesine İlişkin Rehber İlkelerde” görmekteyiz .

( 60) Yaşama hakkı”, “kişi hürriyeti ve güvenliği” ve “işkence ve kötü muamele yasağı” konusunda yürütülecek hem idari hem de adli inceleme ve soruşturmaların niteliği hususunda ulusal mevzuat hükümleri bir yana bırakılıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından özellikle Mccann – Birleşik Krallık ve Hugh Jordan – Birleşik Krallık davaları vesilesi ile öngörülen temel kurallara

baktığımızda, aşağıdaki unsurlar önümüze çıkmaktadır :

b1) Bağımsızlık . Bağımsız soruşturma, soruşturmanın bağımsız kişi/kurumlar tarafından gerçekleştirilmesidir . Bu ilke gereği, soruşturma yürüten kişiler ile failler arasında kurumsal, mesleki veya hiyerarşik bir bağlantının olmaması gerekmektedir . Devlet görevlileri tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen yasa dışı öldürmeyle ilgili soruşturmanın etkili olması için, soruşturmayı yürüten görevlilerin, olayda taraf oldukları iddia edilen kişilerden bağımsız olmaları genellikle zorunlu bir koşul olarak kabul edilir . [Hugh Jordan – Birleşik Krallık, Başvuru No : 2017/17173 24746/ 94, Tarih : 4.5.2001, Paragraf 6] Bu sadece hiyerarşik veya kurumsal bir ilişkinin olmamasını değil ancak uygulamaya yönelik bir bağımsızlığı gerektirir (örnek olarak bir çatışma esnasında öldürülen bir kızın ölümünü soruşturan savcının olaya karışan jandarmalar tarafından sağlanan bilgilere duyduğu güçlü inancı sebebiyle bağımsızlık eksikliğinin olduğu) [Ergi – Türkiye Davası, Tarih : 28.7.1998, Paragraf 106] b2) Yeterlilik . Bu ilke gereğince yürütülen soruşturmanın etkili bir şekilde yapılması gerekmektedir .

Yeterlilik ve etkililik Mahkemece, bu çerçevede yapılan soruşturma, bu tür olaylarda kullanılan gücün olayın durumuna göre haklı olarak gösterilip gösterilemeyeceğine [Kaya – Türkiye Davası, Başvuru No : 2017/17173 Tarih : 19.2.1998, Paragraf 87] ve sorumluların kimliklerinin tespiti ve cezalandırılmalarına karar vermeye yardımcı olacak kadar nitelikli ve etkili olmalıdır, [Öğür – Türkiye Davası, Başvuru No : 2017/17173 21954/ 93, Tarih : Paragraf 88] şeklinde tanımlanmaktadır . Mahkemece yapılan bu konuda bir diğer önemli tespit, Sözleşmenin 13 üncü maddesinin gerektirdiği müracaat yollarının, yasal bakımdan olduğu gibi, uygulamada da “etkili” olması gerektiğidir . [Aksoy – Türkiye Davası, Paragraf 103], [Kaya – Türkiye, Paragraf 106] b3) İvedilik . Soruşturmanın derhal ve re’sen başlatılması ve süratla sonuçlanması anlamına gelmektedir . [Hugh Jordan – Birleşik Krallık Davası, Paragraf, 108, 142], [Yaşa – Türkiye Davası, Tarih : 2.9.1998, Paragraf 102- 104] Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, olaydan haberdar olduktan sonra yetkililer kendi usullerine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar . Yetkililer, olaydan sonra, mağdurun yakınlarının bir başvuru yapmalarını bekleyemezler . [İlhan – Türkiye Davası, Başvuru No : 2017/1717322277 / 93, Paragraf 63] b4) Kamu denetimi ve mağdurun sürece katılımı . Bu ilke de süreç ve karar verilmesi ile ilgili usullerde hesap verilebilirliğin mümkün kılınması, saydamlık ve açıklığın sağlanması şeklinde açıklanmaktadır . “Aynı gerekçeler sebebiyle, sorumluluğun teoride olduğu kadar uygulamada da

18 / 20sağlanması için soruşturma veya soruşturmanın sonuçları üzerinde yeterli bir kamu İNCELEMESİ

OLMALIDIR . Gerekli olan kamu incelemesinin derecesi davadan davaya değişebilir . Bununla beraber tüm davalarda, yasal çıkarlarını koruyabilmesi için, gerekli olduğu kadarıyla, mağdurun yakın akrabalarının da işlemlere katılabilmesi gereklidir (örnek olarak; kovuşturmaya mahal olmadığı kararının kendisine bildirilmediği, yukarıda bahsedilen Güleç v . Türkiye, s. 1733, par. 82, kurbanın ailesinin soruşturma ve mahkeme evrakına ulaşma imkanı olmayan, yukarıda bahsedilen

Öğür v . Türkiye kararı, par. 89 ve yukarıda bahsedilen Gül v . Türkiye kararı, par. 93)” [Bknz : Hugh

Jordan – Birleşik Krallık Davası, Paragraf 109] ( 61) Türk Anayasa Mahkemesinin de bu kapsamdaki bireysel başvurular sadedinde verdiği kararlarda, AİHM’nin yukarıda kayıtlı içtihadını örnek aldığı görülmektedir . [Bknz : Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57, 58), Cemil Danışman , B.No:2013 / 6319, 16/ 7/ 2014 § 96), Deniz Yazıcı , B. No: 2013/ 6359, 10/ 12/ 2014, §

96) .]

( 62) Somut olay açısından meseleyi ele aldığımızda, avukat başvurucunun “işkence ve kötü muamele yapıldığı” ve “kişi özgürlüğü ve güvenliği” hakkının ihlal edildiğine dair başvurusu hakkında ilgili kamu idaresince, yukarıda belirtilen unsurları içeren bir inceleme ve soruşturma yapılamamış ve iddiaların doğruluğunun tespiti mümkün olamamıştır . Dolayısı ile başvurucunun

“etkili başvuru hakkı” ihlal edilmiştir .

C. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

( 63) İyi yönetim ilkelerine 28.3.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar

Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Adalet ve

İçişleri bakanlıkları ile İstanbul Valiliği tarafından Kurumumuzca talep edilen bilgi, belge ve değerlendirme talep yazılarımıza, gereken hassasiyet ile süresinde cevap verilmiştir .

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

( 64) 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci maddesinde, Kamu Denetçiliği Kurumunun inceleme ve araştırmasını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içinde sonuçlandıramaması hâlinde durmuş olan dava açma süresinin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir . Bu kapsamda incelemenin 6 ayda bitirilememe gerekçesi, dava açma süresinin kaldığı yerden yeniden işlemeye başlayacağı hususu ve yargı yolu, başvurana 18.6.2018 tarih ve sayılı yazı ile bildirilmiştir .

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE; Bu tarihten itibaren yaşanacak olaylarda, aleyhlerinde şikâyette bulunulan kolluk mensupları hakkında 7068 sayılı ve 657 sayılı kanunlar ile diğer mevzuat hükümleri kapsamında disiplin soruşturması açılması ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkındaki Kanun hükümlerine göre adli soruşturma izni verilmesi sürecinde gerçekleştirilen “ön incelemelerin”, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin esas aldığı ve bu kararın ( 60) numaralı paragrafında atıf yapılan ilkelere uygun şekilde yürütülmesi amacı ile 81 il valiliğine talimatta bulunulması,

19 / 20Bakanlıklarınca düzenli olarak gerçekleştirilen, sonuncusu ise 2013 yılında yapıldığı belirtilen ve il

ve ilçe emniyet müdürlükleri/amirliklerindeki insan hakları uygulamalarının, nezarethane ve eklentileri ile ilgili olarak görülen eksikliklerin tespitinin de yapıldığı genel teftiş programlarının hızlandırılması, hususunda İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İçişleri Bakanlığınca bu karar

üzerine tesis edilecek işlemin 30 (otuz) gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın, BAŞVURANA, İSTANBUL VALİLİĞİNE, İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA ve ayrıca bilgi için ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi .

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi