|
ÖZET: Bu Yargıtay kararında, davacı müvekkilinin Almanya’da ev hanımı olarak çalıştığı süre zarfında Türkiye’de 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanarak emekli olma talebinde bulunduğu ve bu talebin kabul edildiği belirtilmektedir. Ancak, 06.11.2018 tarihli genelge ile ev kadınlığı sürelerinin borçlanmasında sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilemeyeceği ifade edilmiştir. Davacı, bu genelgenin kendisi açısından bağlayıcı olmadığını ve müktesep hak olarak emeklilik hakkının tanınması gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, davanın kabulüne karar vermiştir.
Davalı kurum, temyiz dilekçesinde, mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. Yargıtay, davacının sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesinde yapılan hatanın, genelgenin geçerliliği ile ilgili olduğunu ve bu durumun hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararını bozmuştur. Yargıtay, hükmün gerekçesinin açık ve anlaşılır olması gerektiğini vurgulayarak, eksik inceleme ve araştırma ile verilen hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade etmiştir. Sonuç olarak, Yargıtay, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmesi için mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. |
10. Hukuk Dairesi 2023/13189 E. , 2024/1341 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2023/45 E., 2023/205 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında görülen ve istinaf incelemesinden geçen tespit istemli davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Almanya ülkesinde ev hanımı olarak çalışmış olduğundan bu çalışma süreci ile birlikte Türkiye’de “3201 sayılı Kanun’a göre borçlanarak emekli olmayı 26.09.2014 tarihinde Elazığ … İl Müdürlüğüne başvurmuştur. … tarafından yapılan hesaplama sonucunda muvekkilemin 55 yaş 25 yıl ve 4500 gün doldurması halinde emekli olabileceği hususu muvekkiline ekli yazının 9622 967-29062015 tarihinde yazılan yazıdan da anlaşılacağı üzere yurt dışı borçlanma talebinin kabul edildiğini, buna göre “Müvekkiline gönderilen 3201 sayılı Kanun’a göre Düzenlenen Borç Tahakkuk Cetveli Gereğince belirlenen 3600 gün sayısı gereğince 43,545.60 TL’nin 3 ay içerisinde “MOSİP OVT/SGK-Borçlanma Kanunu ile T.C. kimlik numarası belirtmek üzere yatırılmasının istenildiğini, müvekkilinden istenilen miktar müvekkili adına eşi …tarafından 06.07.2015 tarihinde 34.000 TL nakit yatırıldığını, yine 21.07.2015 tarihinde 9.545.60 TL nakit yatırıldığını, müvekkilinin başvuru belgelerini dava dilekçesine eklediklerini, müvekkilinin emeklilik için başvurması sonucunda SGK Genel Müdürlüğü ve SGK İl Müdürlüğü tarafından yapılan işlemler sonucunda emekliliğe hak kazanma işlemleri sonucunda emeklilik sonucunun 03.06.2019 tarihinde emekli olacağının kararlaştırıldığını, ancak bilahare 06.11.2018 tarih 2018/38 sayılı emeklilik işlemleri genelgesi gereğince ev kadınlığı süreleri borçlanmasında sigortalılık başlangıcı olarak bu genelge gereğince *3600 gün şartında emekli olabilenler için 08.09.1990 tarihinden önce çalışma ve işe girişin olması lazım” nedeniyle 06.11.2018 tarihinde çıkan genelgeye istinaden ev kadınlığı emekliliğinin geriye çekilemeyeceği nedeniyle müvekkilinin emekliliğinin 58 yaş 7000 gün olarak gerektiği düşünmesi ile emekli hakkı uygulaması nedeniyle yapılmadığını, halbuki müvekkilinin 2015 yılında başvurduğunu, o dönemdeki Sigorta Yasası Uygulamasında 58 yaş 25 yıl 4500 gün olarak kabul edildiğini ve yasa gereğince emekliliğe hak kazandığını, bu durumun müvekkilinin Kanun gereğince müktesap hak olarak kazanılmış bir durum olduğunu, onun için kanuna karşı genelgenin yasalar gereğince bağlayıcı bir hukuki nedeni olmadığını, bu açıdan 06.11.2018 tarih 2018/38 sayılı Genelgenin müvekkili açısından bağlayıcı hiçbir neden olmadığından müvekkilinin kazanılmış bir hak olarak emekliliğine verilen kararın Genelgenin kaldırılması ile müktesep hak olarak yapılan işlemlerin uygun olduğu hususun tespitine müvekkilinin emeklilik hakkının gerçekleştiği nedeniyle emekli hakkının kazandığı hususunun tespitine karar verilmesi gerektiğini beyanla, müvekkilinin emekliliği hak ettiğinin tespitine. yatırılan paraya karşı dava hakkının tutulmasına. yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın usul ve Kanun’a aykırı olduğunu, davacının 26.09.2014 tarihinde yurt dışı borçlanma başvurusu yaptığını, 29/06/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, 21.07.2015 tarihinde ödeme borç kaydının MOSİP sisteminde mevcut olduğunu, davacıya 2018/38 sayılı Genelge gereğince işlem yapılacağını, davacının yurt dışındaki ilk çalışmasının 05.10.1999 tarihinde olması ve daha önceki ikamet kaydına esasen borçlanmalar olması nedeni ile geriye çekilemediğini, bu nedenle emeklilik şartlarının 58 yaş 7000 gün veya 58 yaş 4500 gün ve 25 yıl sigortalılık süresi olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Özetle; davanın kabulüne dair karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Dairece özetle; “…sigortalılık başlangıç tarihinden davacının ev hanımlığında geçen süre kadar geriye gidilmek sureti ile davacının sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi isabetsizdir ve bozmayı gerektirir.” gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla özetle; “1- Davacının davasının kabulü ile 05.10.1999 tarihinin Türkiye’de sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespitine,
2-Davalı Kurum tarafından emekli maaşı bağlanma şartlarını taşıyıp taşımadığı yönünden sigortalılık başlangıç tarihinin 05.10.1999 tarihi olarak esas alınıp, buna göre davacının emekli aylığı almaya hak kazandığı tarihin tespitine,” şeklinde karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde:
“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.
Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (Mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu’nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek Mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
2.Eldeki dava dosyası incelendiğinde, Mahkemece kurulan hükmün herhangi bir infaz kabiliyetinin bulunmadığı gibi davacının da talebini karşılamadığı anlaşılmaktadır. Buna göre bilhassa hükmün ikinci fıkrasında, davacının sigortalılık başlangıç tarihi belirtilip diğer aylık şartlarının oluşup oluşmadığı irdelenmediği gibi akabinde mahkemece yapılması gereken bu değerlendirmenin Kuruma bırakılarak hüküm tesis edildiği görülmektedir. O halde, öncelikle yapılması gereken iş; özellikle Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297 nci maddeleri de gözetilerek verilen hükmün gerekçesinin açıkça kaleme alınarak kararda gösterildiği denetlenebilir, her türlü çelişkiden uzak ve infazı kabil bir hüküm kurmak olmalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
15.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.