onecikan-yargitay

ÖZET: Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu maddesine dayanmaktadır. Davacı, 2003-2016 yılları arasında çalıştığını iddia etmekte, ancak ilk sigorta girişinin 2006 yılında yapıldığını belirtmektedir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi, davanın hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi gerektiğini vurgulamış ve davacının iddialarının mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirileceğini ifade etmiştir.

Mahkeme, sigortalı olmanın kaçınılmaz bir hak olduğunu ve sosyal güvenlik hakkının korunması gerektiğini belirtmiştir. Ancak davacının talebinin, Kuruma bildirilen hizmetlerin dışında kalan süreleri kapsadığı ve bu nedenle hak düşürücü süreye tabi olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bu durum, sosyal güvenlik hakkının korunması açısından önemli bir içtihat oluşturmuştur.

10. Hukuk Dairesi         2023/13808 E.  ,  2024/1346 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2020/927 E., 2023/841 K.
    KARAR : Esastan Ret
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 5. İş Mahkemesi
    SAYISI : 2018/80 E., 2020/86 K.

    Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Kararın davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

    I. DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle davalı işyerinde 2003 yılından 2016 yılının 6. ayına kadar aralıksız olarak çalıştığını, müvekkilinin bu çalışması esnasında işveren tarafından sigortalı yapıldığını ve sigorta primlerinin ödendiğini bildiğini, davacının daha sonra haksız yere işten çıkarılması sonucunda yapmış olduğu araştırmada ilk sigorta girişinin 19.01.2006 tarihinde yapıldığını fark ettiğini, oysa davacının 2003 yılından 21.06.2016 yılına kadar kesintisiz olarak çalıştığını, davacının 2003 ile 19.01.2016 tarihleri arasında sigortalılığının Kuruma işveren tarafından bildirilmediğini, bu nedenlerle müvekkilinin davalı işyerinde belirtilen tarihler arasında çalıştığının ve sigorta başlangıç tarihinin 2003 yılının mayıs ayı olarak tespiti ile 2003-19.01.2006 tarihleri arasında geçen süreler içinde yatırılmayan primlerinin davalı tarafından yatırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin 02.04.2018 tarihli dilekçesi ile davacının 15.09.2003 tarihinde işe başladığını, ancak davalının 2006 yılında sigortaya bildirimde bulunduğunu beyan ettiği görülmüştür.

    II. CEVAP
    1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacının davalı müvekkilinin şirketinde belirttiği tarihlerde bir çalışmasının bulunmadığını, davacının müvekkiline ait işyerinde 2003-19.01.2006 yılına kadar çalıştığına dair beyanlarının gerçek dışı olduğunu, davacının müvekkiline ait işyerinde 19.01.2006- 21.06.2016 tarihleri arasında çalıştığını, davacının çalışmalarının düzenli bir şekilde SGK’ya bildirdiğini ve primlerini yatırdığını, söz konusu davanın davacı tarafın işten ayrıldıktan 12 yıl sonra açıldığı için Mahkememizin bu hususu resen gözeterek zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle kötü niyetli ve hukuki dayanaktan yoksun açılan iş davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    2.Fer’i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle iş bu davanın yetki yönünden reddinin gerektiğini, hizmet tespiti davalarının yasal dayanağının 506 sayılı Kanun’un mülga 79/10 uncu maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddesi olup, konuya ilişkin Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin emsal kararlarında da açıkça belirtildiği üzere (10. Hukuk Dairesi 28.02.2006 tarih ve 2005/11870 Esas 2006/2054 Karar) bu tür davaların kamu düzenini ilgilendirdiğinden, işverenin kabulünün tek başına hukuki sonuç doğurmayacağını, bu davaların 506 sayılı Kanun’un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddesi gereğince 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren dava tarihine kadar 5 yıl geçmiş ise davanın hak düşürücü süre yönünden reddini dilediklerini, işe giriş bildirgesinin verilmiş olsa bile işe giriş bildirgesinden önceki sürelerle ilgili hak düşürücü sürenin işleyeceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacıya ait kurumları kayıtları incelendiğinde; 1013525 sicil sayılı işyerinde 19.01.2006 tarihinde ilk işe giriş bildirgesi verildiğini, çalışmaya başladığını, daha sonraları çeşitli tarihlerde işyerine giriş çıkışlarının mevcut olduğunu, son olarak 21.06.2016 tarihinde işten ayrıldığını, çalışmış olduğu sürelerin Kuruma bildirildiğini, Kurum kayıtlarına göre davacının davalı işverene ait işyerinde Kuruma bildirilen günler dışında çalıştığını gösterir bir tespit ve belge bulunmadığını, bu itibarla Kurum kayıtları ile çelişen davanın reddine, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydınla bil farz dava kısmen de olsa kabul edilse dahi davayı Kurumlarını tahrik etmediğinden ve kusurunun da bulunmadığından yargılama gideri ile ücreti vekalete sorumlu tutulmaması gerektiğine, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesince özetle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının davalıya ait 1013525.027 sicil sayılı işyerinde hizmet akdine tabii olarak 18.09.2003-18.01.2006 tarihleri arasında sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

    IV. İSTİNAF
    A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

    B. İstinaf Sebepleri
    1.Feri Müdahil Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle Mahkemece çelişkiler giderilmeden eksik inceleme yapılarak karar verildiğini beyan ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

    2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacı ile aralarında hizmet ilişkisi bulunmadığını, sigortasız işçi çalıştırmadığını, delillerin değerlendirilmesinde eksiklik ve hata olduğunu beyanla istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

    C. Gerekçe ve Sonuç
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, dair karar verilmiştir.

    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
    Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer’i müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

    B. Temyiz Sebepleri
    1.Fer’i müdahil Kurum vekili özetle istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.

    2.Davalı vekili özetle; istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz talebinde bulunmuştur.

    C. Gerekçe
    1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
    Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

    2. İlgili Hukuk
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri

    3. Değerlendirme
    1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Geçici 7 nci maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu maddesidir. Anılan Kanun’un 6 ncı maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
    2. 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu maddesi hükmüne göre Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun’un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Tüm bu bilgiler ışığında eldeki dava dosyası incelendiğinde, davanın 2018 yılında açıldığı davacının, davalıya ait iş yerinden 19.01.2006-20.01.2008 ve 05.02.2008-21.06.2016 tarihleri arasında bildirimlerinin bulunduğu, talebinin ise yukarıda belirtildiği üzere davalı iş yerinden yapılan ilk bildirimlerinin öncesine ait olduğunun anlaşılması karşısında, davacının iddiasına konu çalışmaların anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir ve ilgili hususlar bozmayı gerektirir.
    VI. KARAR
    Açıklanan sebeplerle
    1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

    2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

    Peşin yatırılan temyiz harcın istek halinde ilgiliye iadesine,

    15.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.