|
ÖZET: Bu karar, PKK terör örgütü tarafından gerçekleştirilen bir saldırıda hayatını kaybeden bir PTT işçisinin, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında yasal haklarının tanınması talebini incelemektedir. Olay, müteveffanın görev başındayken terör eylemine maruz kalması nedeniyle yaşanan mağduriyetle ilişkilidir. Danıştay, terör eyleminin insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, devletin terörle mücadeledeki sorumluluğunu ve bu tür olaylarda mağdurlara tazminat ödenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Müteveffanın kamu görevlisi olması ve olayın terör eylemi niteliği, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 2330 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde haklarının tanınmasını gerektirmektedir. Kararda, başvurunun ilgili kurumlar tarafından usulüne uygun bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu durum, kamu idaresinin sosyal risk ilkesine dayalı sorumluluğunu ve terör eylemlerinden kaynaklanan zararların tazmin edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/69411-S.20.75670
BAŞVURU NO : 2020/4338
KARAR TARİHİ : 27/08/2020
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI
POSTA VE TELGRAF TEŞKİLATI ANONİM ŞİRKETİ
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAŞVURUNUN KONUSU : PKK terör örgütü mensuplarınca düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden müteveffanın, 2330 sayılı Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında yasal haklarının tanınması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 05/03/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
(1) Başvurucu tarafından, eşi ’ın PTT Başmüdürlüğünde işçi olarak çalıştığı dönemde, 12/07/1993 günü saat 23:00 sıralarında, Yayladere ilçesinde bulunan Jandarma karakoluyla vatandaşların irtibatını sağlayan telefon tellerinin PKK terör örgütü mensuplarınca kesilmesi nedeniyle bu tellerin onarımı için ilçeye gittiği esnada, görev başındayken bölücü terör örgütü tarafından şehit edildiği, bu olayın ardından sadece eşinden dolayı iş kazası tazminatı ödendiği ve ölüm aylığı bağlandığı ifade edilerek, 2330 sayılı Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında yasal haklarının tanınması talep edilmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
(2) Kurumumuzca, hem verilecek karara esas olmak üzere başvuru belgesinde yer alan iddiaların doğruluğunun tespiti hem de eğer mümkünse ilgili idare ile başvurucu arasında muhtemel bir dostane çözümün tesisi amacı ile 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca İçişleri Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim
Şirketi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü nezdinde inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir.
(3) İçişleri Bakanlığının, 26/3/2020 tarih ve E. sayılı yazısında özetle; müteveffa
’ın ölümünün ardından eşi ’ın 2/6/2005 tarihli başvurusu üzerine, olayın, Bingöl Valiliği Zarar Tespit Komisyonunca 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında değerlendirilerek 15/3/2017 tarih ve sayılı karar ile 17.337,47 TL tazminatın ödenmesine karar verildiği; Nakdi Tazminat ve
Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin “Nakdi Tazminat Verecek Makamlar” başlıklı 12 nci maddesinin (a) fıkrasında, “Güvenlik ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu görülen ve bu amaca yönelik verilen veya güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olan şahıslar ile bunların eş, füru, baba ve kardeşlerinin tazminatları
İçişleri Bakanlığınca” aynı maddenin (b) fıkrasında ise “Diğer kamu personeli ile bunların eş, füru, baba ve kardeşlerinin tazminatları bu personelin bağlı olduğu bakanlık veya kurum tarafından ödenir.” şeklinde düzenleme getirildiğinden bahisle müteveffa Yaşar Hıtay’ın ölüm olayının 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmesi hususunun, anılan Yönetmeliğe göre kendi kurumunun yetki ve görev alanına girdiği değerlendirmesi Kurumumuza iletilmiştir.
(4) Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 24/3/2020 tarih ve E sayılı yazısında özetle; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde nakdi tazminat ödenen ve aylık bağlanan kişiye ve yakınlarına “istihdam”, “ücretsiz seyahat kartı” vb. hakların Bakanlıklarınca tanınacağı, bahsi geçen kişinin olay esnasında kamu görevlisi olarak nitelenmesi halinde, bağlı olduğu Kurum ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş ve işlemlerinin tesis edileceği değerlendirmesi Kurumumuza iletilmiştir.
(5) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 29/4/2020 tarih ve E sayılı yazısında özetle; (5.1) 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında hayatını kaybeden, yaralanan ve sakat kalanlara, nakdi tazminat verilmesi ve aylık bağlanmasının öngörüldüğü, (5.2) Ayrıca, Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 9 uncu maddesi uyarınca, 2330 sayılı Kanun kapsamında bulunanların, belirtilen görevlerde sakat kalmaları veya ölmeleri halinde, bağlı oldukları sosyal güvenlik kurumlarınca, sakatlanarak emekliye ayrılanlara görev malullüğü aylığı bağlanacağı, emekli aylığı almakta iken sakatlananların almakta oldukları aylıkların ilgili sosyal güvenlik kurumunca görev malullüğü aylığına dönüştürüleceği, görevde bulunduğu sırada ölenlere bağlanması gereken görev malullüğü aylığı veya emekli iken ölenlerin aldıkları emekli aylığının görev malullüğü aylığına dönüştürülmek suretiyle dul ve yetimlere intikal ettirileceği, bu hallerde bağlanan görev malullüğü aylığın %
25 artırımlı ödeneceği,
(5.3) Yine anılan Yönetmeliğin 13 üncü maddesi hükmü uyarınca, 2330 sayılı Kanunda öngörülen tazminatın ödenip ödenmemesi hususunun ilgili bakanlık ve kurumca belirlenecek
Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından inceleceği ve komisyon kararlarının, ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanacağı, (5.4) Öte yandan, 2330 sayılı Kanun uyarınca kurum, emekli, dul ve yetimlerin gelir ve aylıklarının % 25 artırımlı olarak ödenmesi için, ilgiliye nakdi tazminat ödenmesine karar verilen Nakdi Tazminat Komisyon kararının Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ibraz edilmesinin gerektiği, (5.5) Kurum kayıtlarının incelenmesinde, T.C. Kimlik Numaralı ’ın, 13/07/1993 tarihinde iş kazası sonucu vefat etmesi nedeniyle hak sahipleri eşi ve çocuklarına 4/1-(a) kapsamında 13/07/1993 tarihinden itibaren 9/42586 tahsis numarası ile ölüm geliri bağlandığı, 2020/Nisan ayı itibariyle söz konusu dosyadan hak sahibi koşulları devam eden tek hak sahibinin sigortalının eşi Ayten Hıtay olduğu, ayrıca müteveffa sigortalının eşi
’ın 28/03/2014 tarihinde ölüm aylığı talebinde bulunması üzerine tarafına tahsis numarası ile ölüm aylığının da bağlandığı, yine adı geçenin 17/06/2014 tarihli dilekçe ile
2330 sayılı Kanun kapsamında ölüm gelirinin % 25 artırımlı ödenmesini talep ettiği, ancak
18/08/2014 tarih ve sayılı yazıları ile muhataba, Nakdi Tazminat Komisyon
Kararının bulunmaması nedeniyle söz konusu talebinin karşılanmasının mümkün olmadığına ilişkin bilgi verildiği, (5.6) Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri çerçevesinde; T.C. Kimlik Numaralı
’ın ölüm aylığının % 25 artırımlı olarak ödenebilmesi için Nakdi Tazminat
Komisyon kararının Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına ibraz edilmesinin gerektiği, değerlendirmesi Kurumumuza iletilmiştir.
(6) Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün 8/6/2020 tarih ve E sayılı yazısında; “… Telgraf ve Telefon Kanununun bir maddesinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı ek ve geçici maddeler eklenmesine dair 4000 sayılı Kanun ile PTT İşletmesi Genel
Müdürlüğünün T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş. şeklinde yeniden yapılanmasının öngörülmesi üzerine yapılan PTT Genel Müdürlüğünün işçi
Çalıştırılan İş Kanununa Tabi işyerlerinin ve İşçilerin T.C. Posta İşletmesi Genel
Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.’ne İntikaline İlişkin Protokol’ün ‘Şirkete
İntikal Ettirilecek İşyerleri’ başlıklı 3 üncü maddesi gereğince Telefon Müdürlüğü işyerlerinin Türk Telekomünikasyon A.Ş’de kalması nedeniyle konu hakkında Genel
Müdürlüğümüzce yapılacak bir işlem bulunmamakta olup, gereğinin Türk Telekomünikasyon
A.Ş. tarafından sağlanması gerekmektedir.” şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur.
(7) Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün 6/4/2020 tarih ve sayılı yazısında; “… 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun 1 inci maddesine, 27.01.2000 tarih ve 4502 sayılı Kanununun 1 inci maddesi ile eklenen 9 uncu fıkrası ‘Türk Telekom, bu
Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu iktisadi teşebbüslerinin kuruluş, teşkilat ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye
Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 02.04.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.’ 4502 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesi de ‘Türk
Telekomünikasyon A.Ş. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ekindeki B-Kamu İktisadi
Kuruluşları (KİK) bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.’ hükümlerini ihtiva etmektedir. Şehit yakınına nakdi tazminat ve aylık bağlanması hususunda devletin ilgili organları tarafından işlemlerin yapılması gerekmektedir. Şirketimiz ise özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 12.
maddesi uyarınca nakdi tazminat verecek makamlara başvurulması gerekmekte olup, özel hukuk hükümlerine tabi şirketimizce ilgilinin talebi yerine getirilememekte olup, konuya ilişkin
Şirketimizde bilgi ve belge de bulunmamaktadır.” şeklinde değerlendirme Kurumumuza iletilmiştir.
(8) Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün 10/7/2020 tarih ve sayılı yazısında; “… Şirketimizde Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında oluşturulmuş bir komisyon bulunmamaktadır. Özelleştirme sonrası edinilen özel hukuk tüzel kişisi statüsü itibariyle de böyle bir komisyonun oluşturulmasının hukuki dayanağı bulunmadığından, komisyon marifeti ile bir tespit yapılması mümkün değildir.
Yine İnsan Kaynaklan Çalışma Esaslarımızda ve Toplu İş Sözleşmesinde çalışanlarımızın terör eylemlerinden dolayı vefat etmeleri hali ile ilişkilendirilmiş özel nitelikli maddi imkan ve yardım türleri yer almamaktadır. Bu nedenle müteveffanın yakınlarına Şirketimiz tarafından sağlanabilecek bir dizi maddi imkân ve yardım da bulunmamaktadır. Şehit yakınına nakdi tazminat ve aylık bağlanması hususunda İlgili kamu organları tarafından işlemlerin tesis edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.” değerlendirmesi Kurumumuza iletilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
(9) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; (9.1) “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, … demokratik, … ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü düzenlenmiştir.
(9.2) “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde, devletin amaç ve görevinin, diğerleri yanı sıra, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmak olduğu hüküm altına alınmıştır.
(9.3) “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu hususu düzenlenmiştir.
(9.4) “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler:” başlıklı 61 inci madde birinci fıkrası hükmü devlete, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri koruyup toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlamak şeklinde sorumluluk yüklemiştir.
(9.5) “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi, Ek fıkra 1’de, herkesin kamu denetçisine başvurma hakkının olduğu, Ek fıkra 2’de ise
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği
Kurumunun, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyeceği hüküm altına alınmıştır.
(10) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, Kamu Denetçiliği Kurumunun, şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.
(11) 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanununun; (11.1) “Amaç” başlıklı 1 inci maddesi aşağıdaki gibidir: “Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir.” (11.2) Aynı Kanunun “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinde, “Bu kanun; …
e) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri; …
g) Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini; …
kapsar.” düzenlemesine yer verilmiştir.
(11.3) Aynı Kanunun “Nakdi tazminat” başlıklı 3 üncü maddesinde, bu Kanun kapsamına girenlere, usul ve esasları madde metninde yer alan kurallara göre tayin ve tespit edilecek tutarda nakdi tazminat ödeneceği kural altına alınmıştır.
(11.4) Kanunun “Aylık bağlanması” başlıklı 4 üncü maddesinde de bu Kanun kapsamına giren kişilere aylık bağlanması öngörülmüş ve buna ilişkin kurallar kayıt altına alınmıştır.
(11.5) Aynı Kanunun “Yönetmelik” başlıklı 10 uncu maddesinde de “Bu Kanuna göre verilecek nakdi tazminatların ödenme şekli ile 3 ncü maddenin (b) bendi uyarınca ödenecek tazminatların tutarları ve bu kanunla ilgili diğer hususlar Cumhurbaşkanınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne yer verilmiştir.
(12) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun; (12.1) “Terör tanımı” başlıklı 1 inci maddesi, “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen
Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” hükmüne, (12.2) Aynı Kanunun “Yardım” başlıklı 21 inci maddesi, “… kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır…” hükmüne yer vermiştir.
(13) 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun “Dış denetim” başlıklı 68 nci maddesinde, “Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin malî faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır.” hükmüne yer verilmiştir. Yine aynı Kanunun “Kamu zararı” başlıklı 71 inci maddesi birinci fıkrasında kamu zararı, kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olma şeklinde tanımlanmış ve hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında kamu zararının belirlenmesinde esas alınan hususlardan birisi olarak “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” olduğu hususu kayıt altına alınmıştır.
(14) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun; (14.1) “C. Zamanaşımı – I. Kural” başlıklı 72 nci maddesinde, “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar…” hususu hüküm altına alınmıştır.
(14.2) Aynı Kanunun “A. Süreler – I. On yıllık zamanaşımı” başlıklı 146 ncı maddesinde ise
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
(15) 21/2/1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun 1 inci maddesi (18/6/1995 tarih ve 4000 sayılı Kanun, 29/1/2000 tarih ve 4502 sayılı Kanun ve 10/11/2008 tarih ve 5908 sayılı Kanun ile değiştirilen) hükmü aşağıdaki gibidir: “Posta ve telgraf tesis ve işletilmesine ilişkin hizmetler T.C. Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünce (PTT), telekomünikasyon hizmetleri ise yetkilendirilen işletmeciler tarafından yürütülür. Posta ve telgraf hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar PTT Yönetim Kurulunca belirlenir. Türk Telekom, bu
Kanun çerçevesinde her türlü telekomünikasyon hizmetlerini yürütmeye ve telekomünikasyon altyapısı işletmeye yetkilidir. Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir.” (16) Aynı 406 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi hükmü aşağıdaki gibidir: “406 sayılı
Kanun ile diğer kanunlarda Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi Genel
Müdürlüğüne yapılan atıflar, hizmet alanları itibariyle Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi veya Türkiye Cumhuriyeti Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne (P.İ.) yapılmış sayılır.” (17) 18/1/1993 tarih ve 21469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin; (17.1) “Nakdi tazminat verecek makamlar” başlıklı 12 nci maddesinde, güvenlik ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu görülen ve bu amaca yönelik görev verilen veya güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olan şahıslar ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatlarının İçişleri Bakanlığınca; diğer kamu personeli ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatlarının ise bu personelin bağlı olduğu bakanlık veya kurum tarafından ödeneceği hususu düzenlenmiştir.
(17.2) “Nakdi Tazminat Komisyonu” başlıklı 13 üncü maddesinde, “Bu Yönetmelikte belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususu ilgili bakanlık veya kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla görevli birim amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir komisyon tarafından incelenir.
Komisyon kararları ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanır.
Nakdi tazminat ödenmesine ilişkin işlemler, ilgili Bakan veya yetkili kılınan kişiler tarafından onaylandıktan sonra olayın 2330 sayılı Kanun ve bu Yönetmelik kapsamına girmediği gerekçesiyle saymanlıklarca ödeme işlemi geciktirilemez.” hükmü yer almaktadır.
(17.3) “Tazminatın ödenme usulü” başlıklı 14 üncü maddesi aşağıdaki gibidir: “13 üncü madde çerçevesinde onaylanan karar ve diğer belgeler, ilgili bakanlık ve kuruluşlarca kişinin özlük haklarının bağlı olduğu veya idarece uygun görülmesi halinde tazminatını almak istediği yerdeki kurum ve kuruluşlara gönderildikten sonra bu kurum ve kuruluşların saymanlıklarınca nakdi tazminat hak sahiplerine ödenir.” (18) T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ile Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasında 28/6/1995 tarihinde imzalanan, PTT Genel Müdürlüğünün İşçi Çalıştırılan İş
Kanununa Tabi İşyerlerinin ve İşçilerin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’ne İntikaline İlişkin Protokolün, “Şirkete İntikal Ettirilecek
İşyerleri” başlıklı 3 üncü maddesi 3.2. alt bendinde, “telefon müdürlükleri işyerlerinin”
Şirkete (Türk Telekomünikasyon A.Ş) intikal ettirildiği kayıt altına alınmıştır.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
(19) Başvuranın iddiaları, muhatap kurum ve kuruluşların konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Açısından Değerlendirme (20) Şikâyet başvurusu, (1) numaralı paragrafta yer verildiği üzere başvurucunun eşi
’ın PTT Başmüdürlüğünde işçi olarak çalıştığı dönemde, 12/07/1993 günü saat 23:00 sıralarında, Yayladere ilçesinde bulunan Jandarma karakoluyla vatandaşların irtibatını sağlayan telefon tellerinin PKK terör örgütü mensuplarınca kesilmesi nedeniyle bu tellerin onarımı için ilçeye gittiği esnada, görev başındayken bölücü terör örgütü tarafından şehit edildiğinden bahisle, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında yasal haklarının tanınması talebinden ibarettir.
(21) Başvuruya konu uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması noktasında ilk önce, 2330 sayılı
Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında devletin sorumluluğu hususu tetkik edilecektir. Kararda ikinci olarak müteveffanın, olay anında çalıştığı kurum ve unvanı göz önünde bulundurularak, 2330 sayılı Kanun kapsamındaki başvurunun muhatabı kurumun tespitine çalışılacak ve üçüncü olarak ise bu süreçte takip edilecek usul esaslarının neler olduğu hususunda değerlendirmede bulunulacaktır.
(A) Terörle Mücadelede Devletin Sorumluluğu:
(22) Terör, bir insanlık suçudur. Türkiye on yıllar boyunca, çok “yönlü”, “destekli”, “kaynaklı” ve “temelli” bir görünüm arz eden “terör” ve bu “terörle mücadele etmenin ciddi zorluklarını” göğüslemek durumunda kalmıştır. Bir yandan terörle mücadele etmenin ciddi zorlukları; diğer yandan da eş zamanlı olarak modern, demokratik bir hukuk devleti olma yönünde atılan güçlü adımlar esasen Türk devlet idaresinin çok güçlü ve köklü bir yönü olarak görülmelidir. Zira ülkemiz, uzun yıllar terör sorunu ile mücadele etmek durumunda kalmanın zorlukları bir yana, ayrıca bulunduğu coğrafyanın istikrarsızlığından kaynaklanan çok değişik tehdit ve tehlikelere maruz kalmış olmasına rağmen; insan haklarına saygılı, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olma yönünde güçlü adımlar atmıştır. Çok değişik riskler ve istikrarsızlık unsurları barındıran bir coğrafyaya komşu olan ülkemizin jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda, Türk devlet idaresinin bugün gelmiş olduğu hukuka bağlılık seviyesini ve demokrasiye bağlılık inancını küçümsemek adil bir yaklaşım olmayacaktır.
(23) Devlet, yüklendiği hizmetleri yerine getirirken, kusurlu ya da kusursuz bir takım eylem ya da işlemler yoluyla kişilere zarar verebilmektedir. Özellikle devlet teşkilatının büyüyüp daha karmaşık hale gelmesi neticesinde, idari faaliyetler nedeniyle kişilerin zarara uğrama ihtimali de giderek artmaktadır. Hukuk devletinin gereklerinden olan idarenin sorumluluğu, idari faaliyetler nedeniyle maddi ve/veya manevi zarara uğrayan kişilerin, uğradıkları zararın idarece tazmin edilmesi anlamına gelmektedir. Bu noktada idarenin sorumluluğu; kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk olmak üzere iki nedene dayanmaktadır.
(24) Hizmet kusurundan doğan zararın karşılanabilmesi için, idarenin kusurlu olduğunun ispatı gerekir. Diğer taraftan idarenin faaliyetleri sebebiyle ortaya çıkan zararları, her zaman idarenin kusurlu davranışlarına dayandırmak mümkün değildir. İdarenin kimi faaliyetlerinde kusuru bulunmasa dahi, bu faaliyetlerin yerine getirilmesi sebebiyle kişiler zarara uğrayabilmektedir.
Bu gibi hallerde, idarenin kusuru olmasa da söz konusu zararın karşılanması yoluna gidilmesi hukukun gereğidir. İdarenin bu tür sorumluluğu, kusursuz sorumluluk olarak adlandırılmaktadır. İdarenin sorumluluğunda asıl olan sorumluluk türü, hizmet kusurudur.
Kusursuz sorumluluk halleri ise ikincil niteliktedir. Bir başka ifadeyle idarenin sorumluluğunun tespitinde öncelikle hizmet kusuru şartlarının bulunup bulunmadığı incelenmekte, hizmet kusurunun bulunmadığı durumlarda kusursuz sorumluluk söz konusu olabilmektedir. Kusursuz sorumlulukta idarenin sorumluluğunun şartı, idarenin eylemi ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının bulunmasıdır.
(25) Günümüz dünyasında, kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulama alanının da giderek genişlediği görülmektedir. Bu genişlemenin önemli sebeplerinden birisinin, özellikle 1950’li yıllardan sonra artış gösteren savaş veya kitlesel hareketler sebebiyle meydana gelen zararların karşılanması amacıyla kabul edilen “sosyal risk ilkesidir”. Sosyal risk ilkesi Türkiye’de, özellikle 1990’lı yıllarda gerek terör eylemleri, gerekse terörle mücadelede kapsamında yürütülen güvenlik/kolluk vs. devlet faaliyetleri sonucu ortaya çıkan zararların tazmini sürecinde gündeme gelmeye başlamıştır. Çünkü gerek terör eylemleri gerekse terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler ile kişilerin bu eylem ya da faaliyetler nedeniyle uğradıkları zararlar arasında illiyet bağının kurulması her zaman kolay olmamaktadır. Terör eylemlerinden dolayı maddi ve manevi zarara uğrayan kişiler, sadece toplumun bir parçası oldukları için böyle bir zararla karşı karşıya kalmaktadır. O halde kişilerin, sırf toplumun bir parçası olmaları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları terör eylemlerinden doğan zararlarının karşılanmasında yalnız bırakılmayıp, bu zararın devlet tarafından karşılanması sosyal devletin gereğidir.
(26) Danıştay içtihadı ile öngörülen sosyal risk ilkesi uyarınca; terör eylemleri toplum için sosyal bir risk oluşturduğu için terör eylemlerinden kaynaklanan zararlar da zararla devletin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı kurulamasa dahi devlet yine de bu zararlardan sorumlu olacaktır. Sosyal risk ilkesinin en dikkat çeken özelliği, idarenin sorumluluğu için aranan illiyet bağının, bu ilkenin uygulanmasında aranmamasıdır.
(27) Danıştay’ın sosyal risk ilkesini benimseyen içtihadını eleştiren yazarlara göre ise sosyal risk ilkesinin uygulanmasında, illiyet bağının aranmaması, genel sorumluluk hukuku ilkelerine aykırıdır. Bu görüşten hareketle, idarenin kusursuz sorumluluk hallerinden birisi olarak ortaya atılan ilke “mesleki risk ilkesidir”. Bu bağlamda mesleki risk, kamu hizmetinde çalışan bir kamu görevlisinin görevi nedeniyle ve görevi sırasında zarara uğraması durumudur. Bu zarar türü kamu hizmetinin kaçınılmaz bir tehlikesi olarak görüldüğü için ortaya çıkan zararın idarece ödenmesi gerekmektedir.
(28) Terör eylemleri nedeniyle kişilerin uğradıkları zararların mevzuat kapsamında karşılanabilmesi için, öncelikle uğranılan zararın terör eylemi ya da terörle mücadeleden doğan bir zarar olduğunun tartışmasız bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Çok sık kullanılan bir kavram olmasına rağmen terörün ya da terör eyleminin yerleşmiş bir tanımı bulunmamaktadır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun “Terör tanımı” başlıklı 1 inci maddesinde terör, “… cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” şeklinde tanımlanmıştır.
(29) Söz konu mevzuat hükmü ile dosyasında mevcut evrak göz önünde bulundurulduğunda, PKK terör örgütü mensuplarının, Bingöl ili Yayladere ilçe merkezinde yer alan kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalara yönelik olarak 12//7/1993 günü gece yarısından ertesi gün Saat 04.30 sularına dek süren saldırıda bulundukları, bu esnada teröristlerin, PPT binasına kadar sızarak bina önünde bulunan PTT’ye ait iki ve bir özel otoyu ateşe verdikleri ve PTT hat işçisi dört kişiyi tarayarak bunlardan üçünü katlettikleri ve müteveffa Yaşar Hıtay’ın da katledilenler arasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu olayın bir terör eylemi ve müteveffanın hayatını bu olay neticesinde kaybettiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
(30) Olay tarihi olan 12//7/1993 günü itibari ile müteveffanın, PTT İşletmesi Genel Müdürlüğü adlı kamu idaresinin işçisi olarak çalıştığı ve adı geçen idare tarafından, Yayladere ilçesinde geçici olarak görevlendirildiği, bu esnada teröristler tarafından katledilerek şehit edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısı ile bahse konu terör olayı ile yaşanan mağduriyet arasında “somut illiyet bağının” olduğu açıktır. Bu bağlamda sosyal risk ilkesi yerine kamu külfetleri karşısındaki eşitlik ilkesi, tehlike ilkesi ve mesleki risk ilkesi sadedinde idarenin sorumluluğunun olduğu açıktır.
(31) Terör eyleminden kaynaklanan mağduriyetin tazminine yönelik hangi mevzuat hükmünün uygulanacağı ise ayrı bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda İçişleri Bakanlığının
Kurumumuza ilettiği 26/3/2020 tarih ve E sayılı yazıda özetle; müteveffa ’ın ölümünün ardından eşi ’ın 2/6/2005 tarihli başvurusu üzerine, olayın, Bingöl
Valiliği Zarar Tespit Komisyonu tarafından 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında değerlendirilerek 15/3/2017 tarih ve sayılı karar ile 17.337,47 TL tazminatın ödenmesine karar verildiği bilgisi teyit edilmektedir.
(32) Bu durumda karşımıza, bahse konu mağduriyetin, 5233 sayılı Kanun yerine, bu Kanundan daha gelişmiş haklar tanıyan 2330 sayılı Kanun hükümleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunun aydınlığa kavuşturulması meselesi çıkmaktadır.
(33) 2330 sayılı mezkûr Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesi hükmü ele alındığında, şartları oluşmak kaydı ile söz konusu Kanunun kapsamına, sadece madde metninde sayılan unvanlardaki kamu görevlileri değil, aynı zamanda diğer tüm kamu görevlileri ve hatta sivil vatandaşlar dahi girebilmektedir. Nitekim madde metninde yer alan “(e) Güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve siviller” ile
“(g) Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlileri” ibaresi bunu açıkça ortaya koymaktadır.
(34) Diğer yandan, somut olaya baktığımızda, kişinin hayatını kaybettiği eylemin, 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanununun “Terör tanımı” başlıklı 1 inci maddesinde tanımlanan bir terör eylemi niteliğinde olduğu tereddütten uzaktır. 3713 sayılı aynı Kanunun 21 inci maddesi birinci fıkrasında kayıtlı,“… kamu görevlilerinden … görevlerini ifa ederlerken … bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.” hükmüne göz önünde bulundurulduğunda, görev yaptığı esnada, planlı bir terör eylemine maruz kalıp bu eylem sonucu hayatını kaybettiği tevsik edilen bir kamu görevlisinin durumunun, 2330 sayılı Kanun kapsamında yer alacağı değerlendirilmektedir.
(35) Ne 2330 sayılı ne de 3713 sayılı Kanunda, yukarıda geçen “kamu görevlileri” lafzını tanımlayan veya tadadî bir şekilde belirleyen herhangi bir hükme yer verilmiştir. Bu durumda, her olayın arz edebileceği ayrıksın durumlar müstesna, 3713 ve 2330 sayılı Kanunların yukarıda kayıtlı hükümlerinde geçen “kamu görevlileri” tabirinin, görevi esnasında bir terör eylemi sonucu hayatını kaybeden veya devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamuda görevli işçiler dâhil genel kanunlarda tanımlı tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
(36) Dolayısı ile görevi esnasında bir terör eylemi sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan müteveffanın, kamu görevlisi olması nedeni ile hem 3713 sayılı Kanunun 21 inci maddesi birinci fıkrası hükmü, hem de 2330 sayılı Kanunun 2 nci maddesi (e) ve/veya (g) fıkrasında kayıtlı hüküm uyarınca, 2330 sayılı Kanunun bahis konusu kapsamına girdiği düşünülmektedir.
(37) Burada dikkate değer temel husus, ilgili idarece başvuruya konu talebin, 2330 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesinde, yani bahse konu Kanun hükmünün, somut olaya tatbiki sadedinde, usul hükümlerine uygun bir şekilde kurulacak komisyon aracılığı ile başvurucunun sunduğu ve ayrıca idarenin re’sen temin edeceği evraklar muvacehesinde değerlendirilmesi sorumluluğudur. Dolayısı ile başvuruya konu 2330 sayılı Kanun kapsamında yasal hakların verilmesi talebinin, mezkûr 2330 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulama Yönetmeliğinde yer alan usul esaslarına göre değerlendirilerek konu hakkında karar verilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu yasal gereklilikleri karşılamaksızın verilen ret kararları ise usul açısından hukuka aykırılık ile malul olacaktır.
(B) Muhatap Kurum, Kuruluş veya Tüzel Kişi:
(38) Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin kurumsal resmi internet sayfasında (https://www.ptt.gov.tr/Sayfalar/Kurumsal/Hakkimizda.aspx#ptt tarihce) yer alan bilgiye istinaden, ülkemizde, posta, telgraf ve telefon hizmetinin kuruluş ve işleyişine dair kurumsal yapılanmanın temeli, 1800’lü yılların ortalarında Osmanlı Devleti zamanında atılmış ve tekel niteliğinde kamusal bir hizmet olarak kurumsal temele oturtulmuştur. Bu kurumsal işleyişin zeminini, günümüze kadar birçok defa değişikliğe uğratılan 21/2/1924 tarih ve 406 sayılı
Telgraf ve Telefon Kanunu teşkil etmektedir.
(39) Bahse konu 406 sayılı Kanunda değişiklik yapan 18/6/1994 tarih ve 4000 sayılı Kanun ile posta, telgraf ve telefon alanında tekel niteliğinde kamusal hizmet sunan devlet kurumu PTT
İşletmesi Genel Müdürlüğü, “T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü” ve “Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi” şeklinde yeniden yapılandırılmıştır. T.C. Posta İşletmesi
Genel Müdürlüğü, 23/5/2013 tarih ve 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu ile “Posta ve
Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi” adı ile yeniden yapılandırılmıştır.
(40) T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü (Hâlihazırda Posta ve Telgraf Teşkilatı
Anonim Şirketi isimli kamu kurumu) ile Türk Telekomünikasyon A.Ş. arasında 28/6/1995 tarihinde imzalanan, “PTT Genel Müdürlüğünün İşçi Çalıştırılan İş
Kanununa Tabi İşyerlerinin ve İşçilerin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’ne İntikaline İlişkin Protokolün”, “Şirkete İntikal Ettirilecek
İşyerleri” başlıklı 3 üncü maddesi 3.2. alt bendinde, “telefon müdürlükleri işyerlerinin”
Şirkete (Türk Telekomünikasyon A.Ş) intikal ettirildiği kayıt altına alınmıştır.
(41) Her ne kadar olay tarihi olan 12/7/1993 tarihi itibari ile müteveffanın bir kamu kurumu olan “telefon müdürlüğünde çalışan bir kamu işçisi” olduğu sabit olmakla birlikte; bahse konu Protokol ile müteveffanın da görev yaptığı telefon müdürlüklerinin, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğüne devrolunmuştur.
Teknik anlatım ile Telgraf ve Telefon Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu
Kanuna Bazı Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair 4000 sayılı Kanun ile PTT İşletmesi
Genel Müdürlüğünün T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.
şeklinde yeniden yapılanmasının öngörülmesi üzerine yapılan PTT Genel Müdürlüğünün İşçi
Çalıştırılan İş Kanununa Tabi işyerlerinin ve İşçilerin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon A.Ş.’ye İntikaline İlişkin Protokolün, “Şirkete İntikal Ettirilecek
İşyerleri” başlıklı 3 üncü maddesi gereğince, Telefon Müdürlüğü işyerleri Türk
Telekomünikasyon A.Ş’ye bırakılmıştır.
(42) Bu durumda, geçmiş dönemde tek bir kamu idaresinin yetki, görev ve sorumluluğunda bulunan işyerlerinin ve işçilerin, kurumlar arası taksiminde, çalışanların özlük dosyalarının, bunların geçmişe yönelik borç ve alacaklarının da devredilmesi hukukun temel ilkesidir.
Şikâyete konu terör eyleminin cereyan ettiği 12/71993 tarihi itibari ile PTT İşletmesi Genel
Müdürlüğü Bingöl Telefon Müdürlüğü emrinde işçi olarak görev yapan müteveffanın, resmi evrak ile tevsik edilen bir terör eylemden kaynaklanan vefatı üzerine, yakınlarının bir dizi hak iddiasını, adı geçen Bingöl Telefon Müdürlüğü işletmesinin devrolunduğu Türk
Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğüne muhatap olarak tevcih etmesi, söz konusu
Protokol hükmü ve hukukun genel kuralları gereğidir.
(43) Fakat 2330 sayılı Kanun kapsamındaki taleplerin, Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin “Nakdi tazminat verecek makamlar” başlıklı 12 nci maddesi hükmü uyarınca, güvenlik ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu görülen ve bu amaca yönelik görev verilen veya güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olan şahıslar ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatları açısından
İçişleri Bakanlığınca; diğer kamu personeli ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatları noktasında ise bu personelin bağlı olduğu bakanlık veya kurum tarafından ödeneceği hususu göz önünde bulundurulduğunda, iş bu şikâyete konu talebin muhatabının, bir özel hukuk tüzel kişisi yerine ilgili devlet kurumu olacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, muhatap devlet kurumunun, mezkûr Protokolün “Şirkete İntikal Ettirilecek İşyerleri” başlıklı
3 üncü maddesi 3.2. alt bendi hükmü uyarınca, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel
Müdürlüğüne rücu hakkının saklı olduğu değerlendirilmiştir.
(C) Zaman Aşımı ve Bununla Bağlantılı Def’i Yolu, Ayrıca Kamu Zararı Müesseseleri:
(44) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “C. Zamanaşımı – I. Kural” başlıklı 72 nci maddesinde, “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar…” hususu hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanunun “A. Süreler – I. On yıllık zamanaşımı” başlıklı 146 ncı maddesinde ise “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
(45) Öncelikle mezkûr 6098 sayılı Kanun; kapsam, amaç vb. hususları düzenlemediği için yukarıda kayıtlı zaman aşımı müessesesinin kamu tüzel kişilerinin kamu hukuku kurallarına göre tebeyyün eden işlem, eylem, tutum ve davranışlarından kaynaklanan alacaklar açısından da geçerliliği hususunda bir tereddüt doğurmaktadır. İdari ve yargısal tatbikat açısından, 2330 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki tazminat talepleri sadedinde zaman zaman, 6098 sayılı
Kanunun bu hükmü kamu kurum ve kuruluşlarını da bağlayıcı şekilde yorumlanarak, 10 yıllık zaman aşımı süresi içerisinde izhar edilmeyen tazminat taleplerinin reddi cihetine gidilmektedir.
(46) Somut olayda bu şekilde bir gelişme olmamakla beraber, bu noktada kamu idarelerinin, özel hukuktan kaynaklanan borçları ile kamu hukuku kurallarına göre ortaya çıkan işlem, eylem, tutum ve davranışları ile kamusal varlığından neşet eden borçları arasında ayrım yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. İdarenin, özel hukukun konusunu oluşturan
“sözleşme”, “haksız fiil” ve “sebepsiz zenginleşme” neticesinde ortaya çıkan alacakları açısından, diğer özel hukuk tüzel ve gerçek kişileri gibi aynı hukuka tabi olacağı açıktır.
Dolayısı ile kamu idaresinin bu kısım borçlarının ifasında, 6098 sayılı mezkûr Kanunun tanıdığı zaman aşımı kurallarının tatbiki konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Fakat kamu tüzel kişisi sıfatı ile tanınan ayrıcalıklar ile hareket ettiği durumlarda, özellikle de bir hak oluşturucu durumlarda kamu idaresinin, bahse konu zamanaşımı müessesine başvurması, hukuken belirsizlik taşımaktadır. Somut olayda başvuruya konu tazminat talebi, 3713 ve 2330 sayılı
Kanunların tayin ve tespit ettiği bir kamusal haktır. İdarenin başvurucu ile yaptığı bir sözleşmeden kaynaklanan alacak-verecek ilişkisi değildir. Devletin, devlet olmaktan kaynaklanan sorumluluğu kapsamında yer alan, terör eylemi neticesinde oluşan maddi alacak ilişkisinin tanıdığı bir kamusal haktır. Somut kanunlardan kaynaklanan kamusal bir hak ise zamanaşımı def’isine tabi olmayan, her zaman her durumda öne sürülebilecek, devlet olmaktan kaynaklanan ve kamu idaresinin her zaman her durumda tazminle mükellef olduğu bir yükümlülüktür. Kamusal hak, kişiler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen kamu hukuku kurallarından neşet eden haklardır. Somut kanunlardan kaynaklanan bir kamusal hakkın geçerliliği, süre ile kaim değildir. Özel hukuk kişilerine tanınan zamanaşımı def’isi öne sürülerek bu kamusal hakkın ifasından kaçınılması, sadece vatandaş odaklı kamu hizmeti anlayışı ile uyuşmazlık arz etmemekte; aynı zamanda köklü devlet ciddiyeti ve yanı sıra hakkaniyet ve adalet anlayışı ile uyumu mümkün olmayan bir davranış örneği de oluşturmaktadır.
(47) Kamusal bir hakkın kullanımı konusunda idareye düşen sorumluluk, herhangi bir talebe, başvuruya gerek kalmaksızın, idare tarafından re’sen yerine getirilmesi gerekmekte iken idarenin bu sorumluluğunu yerine getirmeyip, genel zaman aşımı süresi zırhına sığınması iyi niyetle izahı mümkün bulunmamaktadır. Eğer burada gerçekten bir zaman aşımı nedeni ile hak kaybına yol açacak bir durum oluştuğu değerlendiriliyor ise bu hak kaybının oluşmasına yol açan, ancak idarenin kendisidir. Zira kamusal bir hakkın öngördüğü yükümlülüklerin, idare tarafından kendiliğinden yerine getirilmesi gerekmektedir. Nitekim 2330 sayılı bahse konu Kanun, amaç kapsamında sıralanan hususlarda gerekli işlemleri tesis edip icrai davranışları sergileme noktasında idareye genel bir sorumluluk yüklemektedir.
(48) Esasen zaman aşımı def’isi, bilindiği gibi borçlunun borç ilişkisini ve alacaklı tarafın alacak hakkını inkâr etmeksizin, borçlunun özel bir nedenden dolayı borcun ifasından kaçınması durumudur. Bir başka ifade ile borcu ödememeye ilişkin borçlu tarafa tanınan bir haktır. Fakat zaman aşımı def’isi beyanı, hakkı sona erdirmemekte; sadece onun ifasına mazeret teşkil ederek bunu engellemektir.
(49) 6098 sayılı Kanunun mezkûr 72 nci maddesi hükmü zımnında, kamunun özel hukuktan kaynaklanan sıradan alelade borçları ile devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerinin veya yakınlarının alacaklarını aynı kefeye koymak hakkaniyetli bir yaklaşım olmayacaktır. Somut olayda, tevsik edilen belgelere istinaden, “güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlisi” ve “devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan bir saldırı sonucu hayatını kaybeden bir kamu görevlisinin”, eş ve çocukları açısından doğan ve 2330 sayılı Kanundan kaynaklanan bir tazminatın (alacağın), zamanaşımı def’isi yolu ile bu ödenmesinden kaçınılması adalet ve hakkaniyet duygularını zorlamakta, dahası bu durum toplumsal vicdanla da çatışmaktadır.
(50) Fakat idari tatbikatta, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun “Kamu zararı” başlıklı 71 inci maddesi birinci fıkrasında kayıtlı “kamu zararı” tanımı ve aynı maddenin ikinci fıkrasında kamu zararının belirlenmesin esas alınan hususlardan birisi olarak dayanak alınan “mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” hükmü beraber göz önünde bulunduran kamu kurum ve kuruluşlarının; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda düzenlenen 10 yıllık genel zaman aşımı süresi zırhına sığınarak otomatik olarak zamanaşımı def’isi yoluna başvurarak borcun ifasından kaçındıkları görülmektedir. Bu durum ise hukuka uygunluğu tartışmalı, ama hakkaniyete aykırılığı kesin olan bir sonucun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
(51) Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri açısından meseleye yaklaşıldığında, başvuruya konu talep hakkında, 2330 sayılı Kanun ve bu Kanunun uygulama Yönetmeliği hükümlerine uygun surette teşkil olunacak bir komisyon aracılığı ile başvurucunun sunduğu ve ayrıca idarenin re’sen temin edeceği evraklar muvacehesinde, makul bir süre zarfında değerlendirilme yapılması ve karara varılması, hukukun ve hakkaniyetin gereğidir. Bu, aynı zamanda “kamu hakların” etkili bir şekilde kullanılması amacı ile kamu idaresinin temel sorumluluklarından birisidir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme (52) İyi yönetim ilkelerine 28/3/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; muhatap kurum ve kuruluşlar tarafından Kurumumuzca talep edilen bilgi, belge ve değerlendirme talep yazılarımıza, gereken hassasiyet ile süresinde cevap verilmiştir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
(53) 6328 sayılı Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup; Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle başvurunun kabulüne; Başvuruya konu talebin, -PTT Genel Müdürlüğünün İşçi Çalıştırılan İş Kanununa Tabi işyerlerinin ve İşçilerin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü ve Türk Telekomünikasyon
A.Ş.’ne İntikaline İlişkin Protokolün, “Şirkete İntikal Ettirilecek İşyerleri” başlıklı 3 üncü maddesi 3.2. alt bendi hükmü zımnında, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğüne rücu hakkı saklı kalmak üzere- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun “Yardım” başlıklı 21 inci maddesi birinci fıkrası ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında
Kanununun “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesi (e) ve (g) fıkrası hükmü uyarınca, iş bu 2330 sayılı Kanun ve Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde, başvurucunun sunduğu ve idarenin re’sen temin edeceği evraklar muvacehesinde, usul hükümlerine uygun surette kurulacak komisyon aracılığı ile makul bir sürede değerlendirilmesinin hukukun ve hakkaniyetin gereği olduğu, hususunda ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI VE POSTA VE TELGRAF
TEŞKİLATI ANONİM ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tavsiyede bulunulmasına, Kararın; BAŞVURUNA, ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞINA, POSTA VE
TELGRAF TEŞKİLATI ANONİM ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE ve bilgileri için
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI,
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI ile TÜRK TELEKOMÜNİKASYON
ANONİM ŞİRKETİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE de tebliğine,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca;
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi Genel
Müdürlüğü tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi