|
ÖZET: Başvuran avukat, Türkiye Barolar Birliği tarafından kendisine atanan adli yardım görevini iade etme talebinde bulunmuştur. Başvurusunda, müvekkiliyle iletişim kurmakta zorluk yaşadığını, müvekkilinin Türkçe bilmediğini ve mesai saatleri dışında iletişim kurulduğunu belirtmiştir. Ancak, İzmir Barosu Adli Yardım Bürosu, başvuranın sunduğu gerekçeleri haklı bir neden olarak kabul etmemiş ve iade talebini reddetmiştir. Baro, adli yardım görevini yerine getirmeyen avukatların belirli şartlar altında görevden çekilebileceğini, ancak başvuranın bu şartları sağlamadığını ifade etmiştir.
Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müşavirliği, adli yardım görevini üstlenen avukatların, ancak kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özür durumunda görevden çekilebileceğini belirtmiştir. Başvuranın, müvekkilinin iletişim sorunları ve tebligat yapılamaması gibi gerekçeleri, adli yardımın etkinliğini zedeleyecek nitelikte bulunmamaktadır. Ayrıca, başvuranın tercüme desteği talep etmediği ve bu nedenle iletişim sorununu çözme yoluna gitmediği de vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvuranın talebi hukuka uygun bir şekilde reddedilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/7009-S.24.10966
BAŞVURU NO : 2024/631
KARAR TARİHİ : 04.07.2024
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI
İZMİR BAROSU BAŞKANLIĞI
Avukat olan başvuranın, tarafına verilen adli yardım görevini iade
BAŞVURUNUN KONUSU :
etme talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 14.01.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; tarafına 19/10/2023 tarihinde / esas sayılı dosya kapsamında adli yardım görevlendirmesi yapıldığını, görevin gelişinin ardından müvekkil adayıyla iletişim kuramadığını, kendisinden müvekkil adayının kızı aracılığıyla iletişim kurmasının istendiğini, mesai saatleri içinde ve akşam saat 20.00’yi geçmeyecek şekilde aramasını söylemesine rağmen müvekkil adayının kızının çok geç saatlerde kendisini aradığını, bu durumun kendisini çok rahatsız ettiğini, atanan dosyada müvekkil adayının
Türkçe bilmemesi nedeniyle benzer olaylarla karşılaşmış meslektaşlarından aldığı bilgilendirmeyle Baroya görev iadesi yönünden 08/11/2023 tarihinde ilk başvuruyu yaptığını, Baronun, kendisine görevlendirme yapılmadan önce alınmış olan yönetim kurulu kararına dayanarak ret yönünde karar verdiğini, bu karar sonrasında dosyada yaptığı incelemede; dosyanın Nisan 2023 tarihinde açıldığını, dosyaya 2 adet davaya dilekçesi, adli yardım istemli dilekçe, adli yardım talebinin reddi sonrası itiraz dilekçesi olmak üzere profesyonel elden çıktığı belli olan dilekçelerin eklendiğini, boşanmak istenen eşin Ağustos 2023 tarihi itibariyle ülkesine geri gönderildiğini ve bu nedenle dosyada tebligat yapılamadığını görmesi üzerine, bu hususları ayrıntılı olarak belirttiği 2. görev iadesi başvurusunda bulunduğunu ancak Baronun yine gerekçe göstermeden talebini reddettiğini, İzmir Barosu Baronet Sisteminden yapmış olduğu son iade başvurusunun da yine gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, müvekkil adayının tavrından rahatsız olmasına, kendileriyle yalnızca dil nedeniyle değil çeşitli nedenlerle de iletişim kurma problemi yaşamasına, göreve ilişkin avukat hizmetini gerektirecek bir durumun kalmamasına, mahkeme tarafından yalnızca tebligatın yapılması yönünde karar verilecek olmasına ancak bunun ne zaman gerçekleşeceğinin bilinmemesi nedeniyle ilk duruşmanın tarihinin de bilinmemesine ve zaten geç ödenen adli yardım ücretinin tarafına ödenemeyecek olmasına; rağmen görevi iade talebinin ısrarla reddedildiğini, yıllar önce vermiş olduğu ve içeriğini hatırlamadığı sisteme giriş talebine dayanarak çeşitli önemli sebepler içermesine ve gerekirse adli
/
yardım listesinden silinmesine karar verilmesini istemesine rağmen iade talebinin reddedilip görevi yapmaya zorlanmasına anlam veremediğini, Baronun talebini hiçe sayarak yapmış olduğu bu zorlamanın kendisini çok rahatsız ettiğini, baroların avukatları yeterli gerekçe bulunması halinde göreve zorlamaması gerektiğini belirterek adli yardım görevini iade etme isteminin kabul edilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Türkiye Barolar Birliği Hukuk Müşavirliğinin başvuru konusuna ilişkin 04/06/2024 tarihli ve E– – sayılı yazısında özetle; 2.1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 41’inci maddesinin ikinci fıkrası ile Türkiye Barolar Birliği Adli
Yardım Yönetmeliği hükümleri uyarınca, adli yardım bürosunca yapılan görevlendirmeyi 15 gün içerisinde tarifedeki ücretini ödemek suretiyle iade etmeyen avukatın, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özrü bulunmadıkça işi sonuna kadar takip etmekle yükümlü olduğu, ilgili avukatın başvurusunda belirttiği hususların adli yardım görevinden çekinmek için haklı neden sayılıp sayılmayacağı hususunda takdir yetkisinin avukatı tayin eden Baro Başkanlığına ait olduğu, 2.2. Anılan Yönetmelik’in 6’ncı maddesi uyarınca, mahkemenin adli yardım talebinin reddine karar vermesi durumunda, ilgilisi tarafından yargılama giderlerinin ödenmesi koşuluyla, Baro tarafından yapılan görevlendirmenin sonlandırılmadığı ancak Yönetmelik’te belirtilen şartların oluşması halinde yargılama giderlerinin adli yardım fonundan karşılanabildiği, 2.3. Yabancıların adli yardım başvurusunda bulunması halinde, adli yardım başvurularının alınması ve görevlendirilen avukat ile müvekkil görüşmeleri esnasında numaralı telefondan Türkiye
Barolar Birliği ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) işbirliğiyle tercüme desteği sağlandığı, bu konuda Türkiye Barolar Birliğinin web sitesinde
“https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/duyuru-202219-82499” bağlantısında duyuru yapıldığı, avukatların belirtilen telefon numarasını arayarak kayıtlı oldukları Baro ve sicil numaralarını belirtmek suretiyle tercüme desteğinden faydalanabildiği, Birlik kayıtlarının incelenmesinde başvuran avukatın bu desteği kullandığına ilişkin bir kayda rastlanmadığı, İfade edilmiştir.
3. İzmir Barosu Başkanlığının başvuru konusuna ilişkin 18/04/2024 tarihli ve E- – – sayılı yazısında özetle; 3.1. / başvuru no.lu dosya için görevlendirilen avukatın, Adli Yardım Yönetmeliği’nde yer alan haklı gerekçeleri ileri sürmeksizin görevi iade etmek istediği, görevli avukatın iade sebebi olarak gösterdiği
“dosyaya katkı sunamam, dosyada yapılacak işlem yok, eşine ulaşılamıyor, dosyaya başvurucu kendisi dilekçe sunmuş, saat 20.00’den sonra arıyorlar” şeklindeki hususları haklı gerekçe olarak kabul etmenin mümkün olmadığı, bu gerekçeler Adli Yardım Yönetmeliği’nde yer alan haklı gerekçeler arasında olmadığı gibi bu gerekçelerle görev iadesinin kabulü halinde yurttaşın adalete erişim, hukuki güvenlik ve adil yargılama haklarının ihlaline sebep olunacağı, dolayısıyla görevli avukatın bu konuda Baroya bahse konu sebeplerle yaptığı görev iade başvurularının Adli yardım Yürütme Kurulu tarafından reddedildiği, 3.2. Avukatın görevi ifaya zorlanması gibi bir durumun söz konusu olmadığı, yasal dayanakları bulunmadığı için görevi iade talebinin reddedildiği, görevli avukatın Adli Yardım Yönetmeliği’ne uygun olarak adli yardım listesinden silinmeyi talep ettiği takdirde görev iade talebinin kabul edilebileceği, ancak görevli avukat listeden silinmeyi talep etmediği sürece sistemsel olarak iade edilen görevin atama puanının düşmesi nedeniyle yine aynı avukata görev ataması yapılmaya devam edeceği, bu nedenle de görevi, yönetmelikte düzenlenen haklı nedenlerden biri olmadan iade edebilmenin şartı olan sicilden silinme talebinin aynı zamanda sistemsel bir zorunluluk olduğu, görevli avukat her ne kadar listeden silinmeyi talep ettiğini belirtmiş ise de bu yönde Baroya ulaşan bir talebinin bulunmadığı,
Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın; 4.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2’nci maddesinde: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” 4.2. “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5’inci maddesinde: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” 4.3. “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesinde: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
[…]
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” 4.4. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir…”
4.5. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde:
“…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir…” 6. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında: “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 7. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun; 7.1. “Avukatın vekâletten çekilmesi” başlıklı 41’inci maddesinde: “Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekâlet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder.
Şu kadar ki, adli müzaharet bürosu yahut baro başkanı tarafından tayin edilen avukat, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özürü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez. Kaçınılmaz sebebin veya haklı özürün takdiri avukatı tayin eden makama aittir.”
/
7.2. “Adlî yardımın kapsamı” başlıklı 176’ncı maddesinde: “(Değişik: 2/5/2001 – 4667/84 md.) Adlî yardım, avukatlık ücretlerini ve diğer yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanlara bu
Kanunda yazılı avukatlık hizmetlerinin sağlanmasıdır.” 7.3. “Adlî yardım bürosu” başlıklı 177’nci maddesinde: “(Değişik: 2/5/2001 – 4667/85 md.) Adlî yardım hizmeti, baro merkezlerinde, baro yönetim kurullarınca avukatlar arasından oluşturulan adlî yardım bürosu tarafından yürütülür…” 7.4. “Adlî yardımın yapılışı” başlıklı 179’uncu maddesinde: “(Değişik: 2/5/2001 – 4667/87 md.) Adlî yardım isteminin kabulü halinde; büro gerekli işlemleri yapmak üzere bir veya birkaç avukatı görevlendirir.
Görevlendirilen avukat, görev yazısının kendine ulaşmasıyla, avukatlık hizmetlerini yerine getirmek yükümlülüğü altına girer.
Bu yükümlülük, ilgilinin gerekli belge ve bilgileri isteğe rağmen vermemesi veya vekâletname vermekten kaçınmasıyla sona erer.
Ayrıca görevlendirilen avukat da bu işi yapmaktan çekinmek isterse görevin kendisine bildirildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde o işin tarifede belirlenen ücretini baroya ödemek zorundadır…” 8. 30/03/2004 tarihli ve 25418 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış olan Türkiye Barolar Birliği Adli
Yardım Yönetmeliği’nin; 8.1. “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinin ikinci fıkrasında: “Adli yardımın amacı, bireylerin hak arama özgürlüklerinin önündeki engelleri aşmak ve hak arama özgürlüğünün kullanımında eşitliği sağlamak üzere, avukatlık ücretini ve yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanların avukatlık hizmetlerinden yararlandırılmasıdır.” 8.2. “Adli Yardım İstemi ve Görevlendirme” başlıklı 5’inci maddesinin son fıkrasında: “(Ek:RG8/10/2022-31977) Yargı mercinin talebinin Türkiye Barolar Birliği sistemine ulaşması üzerine listeden görevlendirme yapılır. Görevlendirmeye ilişkin esaslar, yönerge ile belirlenir.” 8.3. “Adli Yardımın Yapılışı” başlıklı 6’ncı maddesinde: “[…] b) Adli yardım isteminin kabulüyle, gerekli iş ve işlemleri yapmak ve yürütmek üzere bir veya birkaç avukat görevlendirilir. Görev yazısının bir örneği de istem sahibine verilir ve gerekli bilgi, belge ve vekaletname ile birlikte görevlendirilen avukata başvurması istenir. Görevlendirilen avukat, görevlendirme yazısının, işe ve ilgiliye ait bilgi, belge ve vekaletnamenin, adli müzaheret istemi reddedilmiş ise iş için zorunlu masraf avansının kendisine ulaşması ile avukatlık hizmetlerini yerine getirmek yükümlülüğü altına girer.
Görevlendirilen avukatın yükümlülüğü, istek sahibinin hizmetin görülebilmesi için gerekli belge ve bilgiler ile avukatlık ücreti dışındaki zorunlu yargılama giderlerini vermemesi veya vekaletname vermekten kaçınması ile sona erer. Görevlendirilen avukat, bu durumu gecikmeden, kendisini görevlendiren adli yardım bürosuna ya da temsilciliğine bildirir.
c) Görevlendirmede, avukatların mesleki faaliyet alanlarına ilişkin beyanları dikkate alınır.
d) Görevlendirilen avukat, bu işi yapmaktan haklı bir neden olmaksızın çekinmek isterse, görevin kendisine bildirildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, o işin tarifede belirlenen ücretini baroya ödeyerek görevden çekilebilir.
e) Görevlendirilen avukat, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre işi sonuna kadar takip etmekle yükümlüdür…” 9. Türkiye Barolar Birliğinin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 26 Ocak
1971 tarihli TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Türkiye Barolar Birliği Meslek
Kurallarında: “[…] 14. Avukat meslek kuruluşlarınca verilen görevleri, haklı sebepler dışında, kabul etmek zorundadır. […] 46. Adli müzaheretle görülen işler, başkaca işlere gösterilen özenle yürütülür…” 10. İzmir Barosu Yönetim Kurulu’nun 29 Ocak 2002 tarihli toplantısında 66/44 sayılı kararla kabul edilmiş olan İzmir Barosu Adli Yardım Bürosu Yönergesi’nin; 10.1. “Görevli Avukatlar listesi” başlıklı 7’nci maddesinde: “[…] Listeye kayıtlı avukatlar; …Görevlendirildiği işi 1136 sayılı Avukatlık Yasasına, ilgili yönetmeliklere, meslek kurallarına uygun olarak yerine getirir;…” 10.2. “Görevlendirme üzerine yapılacak işlem” başlıklı 11’inci maddesinde: “…Görevlendirilen avukat, Avukatlık Yasası hükümlerine göre, temyiz ve gerektiğinde karar düzeltme istemleri dahil olmak üzere işi sonuna kadar takip etmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğe ilamların icrası dahil değildir…” 10.3. “Adli yardımın sona ermesi” başlıklı 12’nci maddesinde: “Adli yardım istemi kapsamındaki işin sonuçlandırılması halinde adli yardım hizmeti sona erer. Bunun dışında aşağıda yazılı hallerde Yürütme
Kurulunun kararı ile adli yardım hizmeti sona erer: Başvuru sahibinin isteminin haksız ya da beyan ve belgelerdeki bilgilerin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılması, Başvuru sahibinin haksız davranışı nedeni ile görevli avukatın haklı istifasına yol açması, Başvuru sahibinin adli yardım hizmeti isteminden vazgeçmesi, Başvuru sahibinin adli yardım konusu davasından feragat etmesi ya da aleyhindeki davayı kabul etmesi.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
11. Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan Ret Karar Önerisi Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 12. İzmir Barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapan başvuran, tarafına verilen adli yardım görevini iade etme isteminin kabul edilmesini talep etmektedir.
13. Anayasa’nın 2’nci maddesinde sosyal hukuk devleti Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılmış, 5’inci maddesinde ise kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya çalışmanın Devletin temel amaç ve görevleri arasında olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 36’ncı maddesinde düzenlenmiş olan adil yargılanma hakkının ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde bireylere tanınan hak aramanın; etkin bir şekilde gerçekleştirebilmesi için sözleşmeye taraf devletler, bireylerin hak aramasını sağlayacak ve kolaylaştıracak tedbirleri almakla ve bireylerin mahkemeye başvurabilme imkânlarını haksız şekilde tıkayan engelleri de ortadan kaldırmakla yükümlü kılınmıştır.
14. Hak arama özgürlüğünün kullanımını güçleştiren ekonomik ve sosyal engelleri ortadan kaldırmanın
Devletin başlıca görevlerinden olduğundan hareketle, adil yargılanma hakkının da bir gereği olarak mali imkânı yetersiz olan kişilerin, mahkeme masrafları ve hukuki temsil masrafları gibi giderlerini karşılamak üzere, bu kişilerin adalete etkin erişimini garanti altına almakta olan adli yardım kurumuna yer verilmiştir.
Dolayısıyla adli yardım, adalete erişim için Devletin bahse konu görevini yerine getirebileceği temel bir araç ve adil yargılanma hakkının önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir.
15. Adli yardımın kapsamı temel olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu, Türkiye Barolar Birliği Adli Yardım Yönetmeliği ve Barolar tarafından adli yardım görevlendirmelerine ilişkin esasların belirlendiği yönergeler ile düzenlenmiştir.
16. Avukatlık Kanunu’nun 176’ncı maddesinde adli yardım, avukatlık ücretlerini ve diğer yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanlara bu Kanun’da yazılı avukatlık hizmetlerinin sağlanması şeklinde tanımlanmış, TBB Adli Yardım Yönetmeliği’nin 1’inci maddesinde ise adli yardımın amacı, kişilerin hak arama özgürlüklerinin önündeki engelleri aşmak ve hak arama özgürlüğünün kullanımında eşitliği sağlamak üzere, avukatlık ücretlerini ve yargılama giderlerini sağlama olanağı bulunmayanların bu hizmetlerden yararlanması olarak belirtilmiştir.
17. İlgili mevzuatta, her baronun adli yardım hizmetlerini yürütmek için avukat atamalarına karar vermeye yetkili bir adli yardım bürosu kurmakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Adli yardım bürosu tarafından, bir kişinin adli yardım tahsisine uygunluğuna karar verildiğinde, kendisi için bir avukat görevlendirmesi yapılmaktadır. Adli yardım kapsamında görevlendirilen avukat görev yazısının kendine ulaşmasıyla, avukatlık hizmetlerini yerine getirmek yükümlülüğü altına girmekte ve kural olarak Avukatlık Kanunu hükümlerine göre temyiz ve gerektiğinde karar düzeltme istemleri dâhil olmak üzere işi sonuna kadar takip etmekle yükümlü olmaktadır.
18. Normal şartlarda avukatlar vekâlet ilişkisi kurulmasında ya da vekâletten çekilme konusunda bir serbestiye sahip ise de adli yardım kurumunun öneminden dolayı bir avukatın verilen adli yardım görevini kural olarak yerine getirmek zorunda olduğu ve işi reddetme hakkının bulunmadığı ancak sadece mevzuatta öngörülen istisnai durumlarda bu görevi bırakabileceği düzenleme altına alınmıştır. Böylece, adli yardımdan yaralanacak kişinin haklarının korunması ve adli yardımın etkinliğinin sağlanması amacıyla görevden çekilme hususu avukatın keyfine bırakılmayarak belli şartlara bağlanmıştır.
19. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 179’uncu maddesinin üçüncü fıkrasında adli yardımda görevlendirilen avukatın bu işi yapmaktan çekinmek isterse görevin kendisine bildirildiği tarihten itibaren on beş gün içinde o işin tarifede belirlenen ücretini baroya ödemek zorunda olduğu düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca adli yardım için görevlendirilen avukatın görevlendirme üzerine avukatlık hizmetlerini yerine getirmek zorunda olduğu, görevlendirilen avukatın görevlendirme konusu işten ancak görevlendirmenin kendisine bildirildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ve görevlendirme konusu iş için
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen ücreti baroya ödemek şartıyla çekilebileceği görülmektedir.
20. Adli yardım görevinin başlamasından 15 gün geçtikten sonra avukatın görevden çekilmek istemesi konusunda ise Avukatlık Kanunu’nun 41’inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olan, “adli müzaharet bürosu yahut baro başkanı tarafından tayin edilen avukat, kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özürü olmadıkça, görevi yerine getirmekten çekinemez. Kaçınılmaz sebebin veya haklı özürün takdiri avukatı tayin eden makama aittir.” hükmündeki şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu çerçevede görevlendirilmiş olan avukatın adli yardım görevini yapmaktan çekinebilmesi için öncelikle kaçınılmaz bir sebebin veya haklı bir özrün bulunması gerektiği, böyle bir durumda ise avukatın bildirdiği sebep veya özrün işin takibine ve görevin devamına engel olup olmadığını görevi veren makamın takdir edeceği anlaşılmaktadır.
21. Somut olayda başvuran avukat, bir takım gerekçeler öne sürerek adli yardım görevinden çekilmeyi talep etmiş ancak İzmir Barosu Adli Yardım Bürosu tarafından kaçınılmaz bir sebep veya haklı özrü bulunmaması nedeniyle iade talebinin reddine karar verilmiştir. Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümü için başvuranın öne sürdüğü gerekçelerin kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özür olarak kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
22. Başvuran avukat kendisine atanan dosyada müvekkilin Türkçe bilmemesi nedeniyle kendisiyle iletişim kuramadığını belirtmiştir. Anayasa’nın 10’uncu maddesi ile herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, ayrıca
Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları kabul edilmiş, 36’ncı maddesinde ise, herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Arıca Birleşmiş Milletler tarafından 07/09/1990 günü Havana’da kabul edilen
Avukatların Rolüne Dair Temel Prensiplerde; bütün insanların sahip olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel veya kişisel ve siyasal nitelikteki insan hakları ve temel özgürlüklerin yeterli bir biçimde korunması, herkesin bağımsız hukukçuların sağladığı adli hizmetlere etkili bir biçimde ulaşma hakkına sahip olması gerektirdiği vurgulanmıştır. Buradan hareketle adli yardımın, dil, yerleşim yeri veya uyruğu ne olursa olsun ayırım gözetilmeksizin herkes için gerçek adalete erişimi güvence altına alan temel bir hak olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.
23. Adli yardımdan ihtiyaç duyan herkesin eşit bir şekilde faydalanabilmesi amacıyla Türkiye Barolar
Birliği ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği işbirliğiyle yabancıların adli yardım başvurusunda bulunması halinde, adli yardım başvurularının alınması ve görevlendirilen avukat ile müvekkil görüşmeleri esnasında telefondan tercüme desteği sağlandığı, avukatların duyurulan telefon numarasını arayarak kayıtlı oldukları Baro ve sicil numaralarını belirtmek suretiyle tercüme desteğinden faydalanabildiği, Türkiye Barolar Birliği kayıtlarının incelenmesinde başvuran avukatın bu desteği kullandığına ilişkin bir kayda rastlanmadığı, tercüme desteğiyle iletişim kurabilecekken başvuranın bu yola başvurmadığı, dolayısıyla bu yönde öne sürdüğü gerekçenin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
24. Başvuran tarafından; müvekkilin mesai saatleri dışında iletişim kurmaya çalıştığı, profesyonel yardım aldığı, eşine tebligat yapılamadığı ve dava sürecinin uzadığı gibi bir takım hususlar öne sürülmüştür.
Öncelikle belirtmek gerekir ki adli yardımda görevlendirilen avukatın avukatlık hizmetlerini yerine getirmek yükümlülüğü altına girdiği ve görevlendirildiği işi ilgili mevzuatla birlikte meslek kurallarına uygun olarak yerine getirmesi gerektiği, nitekim Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarında da adli yardımla görülen işlerin, başkaca işlere gösterilen özenle yürütüleceğinin vurgulandığı, ayrıca bu yükümlülüğün işin sonuna kadar devam ettiği, dolayısıyla profesyonel yardım alındığı, tebligat yapılamadığı veya dava sürecinin uzadığı gibi gerekçelerin adli yardımın yapılmasına engel oluşturmadığı ve sürecin sonuna kadar özenle yürütülmesi gerekliliğini ortadan kaldırmadığı görülmektedir.
25. Müvekkilin mesai saatleri dışında iletişim kurmaya çalıştığı konusunda ise, başvuran tarafından dosyaya eklenen mesajlaşma dökümünden; müvekkil ile saat 21.00 sularında yapılan yazışmada avukatın da müvekkilin mesajlarına dönüş yaptığı ve sadece yazışma arasında mesai saatleri dışında yazmamaları gerektiğini belirttiği, kaldı ki başvuranın da saat 20.41’de müvekkiline “Merhaba bana dönüş yapmadınız hala uygun bir zamanda arayabilir misiniz” şeklinde mesaj attığı, müvekkil saat 00.02’de mesaj attığında ise başvuran avukatın saatin geç olduğunu belirtmesi üzerine müvekkilin ısrarcı davranmadığı ve tamam diyerek konuşmayı sonlandırdığının görüldüğü, dolayısıyla mesai saati dışında yazma hususunun süreklilik arz etmediği ve rahatsızlık verici düzeyde tekrarlanmadığı, bu yönüyle adli yardım görevinin bırakılmasını gerektirecek kaçınılmaz bir sebep veya haklı bir özür olmadığı değerlendirilmiştir.
26. Bunlarla birlikte, başvuranın iddia ettiği gibi görevi ifaya zorlanması gibi bir durumun da söz konusu olmadığı, Baro tarafından başvuranın ilgili mevzuata uygun olarak adli yardım listesinden silinmeyi talep etmesi durumunda görev iade talebinin kabul edilebileceğinin belirtildiği, ancak başvuranın bu yönde
Baroya ulaşan bir talebinin bulunmadığı anlaşılmış olup dosya kapsamında da buna yönelik bir dilekçesine rastlanmamıştır.
27. Yukarıda yer verilen açıklamalar, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın adli yardım görevini iade etme talebinin reddedilmesinde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
/
28. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak
Kurumumuza gönderildiği ayrıca idarenin başvuranla ilgili işlemlerinde “kanunlara uygunluk”, “makul sürede karar verme”, “hesap verilebilirlik”, “şeffaflık”, ve “kararların gerekçeli olması” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idari işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceği bildirilmediğinden
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı anlaşılmış olup idarenin bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
29. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca gerekçeli ret kararının başvurana tebliğinden itibaren varsa dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup İzmir İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA, TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA ve İZMİR BAROSU
BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/