|
ÖZET: Bu Danıştay kararında, başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açtığı davada adli yardım talebinin kabul edilmesine rağmen, karar kesinleşmeden icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvuran, icra takibinin durdurulmasını ve icra dosyasının kapatılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 335. maddesi gereği adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesi gerektiği vurgulanmış, ancak karşı taraf vekalet ücretinin tahsilinde kesinleşme beklenmeden icra takibi başlatılmasının adli yardım müessesesinin amacına aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Kararda, adli yardım alan bireylerin yargılama giderlerinden muaf tutulması gerektiği, dolayısıyla icra takibinin başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, icra takibinin durdurulması ve kararın kesinleşmesini beklemesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Böylece, adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğü ilkelerinin korunması amaçlanmıştır. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2022/1578-S.22.2426
BAŞVURU NO : 2021/14091
KARAR TARİHİ : 03/02/2022
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, idarenin icra takibinden vazgeçmesi ve icra dosyasının kapatılması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 21/08/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza yapılan şikayet başvurusunda başvuran özetle; Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığı aleyhine açtığı davanın Ankara 8. İdare Mahkemesinin E. / , K. / sayılı kararı ile reddedildiğini, söz konusu davayı adli yardım talepli açtığı için yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin kararın kesinleşmesinden sonra davalı idareye ödenmesi yönünde hüküm kurulduğunu, söz konusu karara karşı süresinde temyiz yoluna gittiği için kararın henüz kesinleşmediğini, davalı idare tarafından kararın kesinleşmesi beklenmeksizin avukatlık ücretini ödemediği gerekçesi ile hakkında icra takibi başlatıldığını, söz konusu takibin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığınca açılan icra takibinden vazgeçerek icra dosyasının kapatılmasını ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 01/10/2021 tarih ve sayılı yazısı ile şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Hukuk Müşavirliği tarafından gönderilen 14/10/2021 tarih ve sayılı yazı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuran tarafından Kurumları aleyhine Ankara 8. İdare Mahkemesinin / esasına kayden açılan dava sonucu 26/02/2021 tarih ve / K. sayılı karar ile; “…Davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 163,30 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacının adli yardım talebi kabul edildiğinden 163,30 TL’nin karar kesinleştiğinde tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen maddi tazminat talebi yönünden 2.040,00 TL ve
manevi tazminat talebi yönünden 2.040,00 TL olmak üzere toplam 4.080.00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine…” karar verildiği, 2.2. Karara karşı davacı tarafça istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge İdare mahkemesi 11.
İdari Dava Dairesinin / E. K. 10/06/2021 tarihli karar ile “… Ankara 8. İdare mahkemesince verilen karar; usul ve yasa hükümleri ile hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine, yargılama giderlerinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına, davacının adli yardım talebi kabul edildiğinden, aşağıda dökümü yapılan ve tahsil edilemeyen 211,10 TL istinaf yargılama giderinin tahsili için Mahkemesince müzekkere yazılmasına, 16/06/2021 tarihinde oybirliğiyle ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun değişik 45/6. Maddesi uyarınca kesin olarak …” karar verildiği, 2.3. Başvuranın 6100 sayılı Kanunun 335. maddesinde adli yardımın hüküm kesinleşinceye kadar devam edeceği yönünde açık düzenleme bulunmasına rağmen hakkında icra takibi başlatıldığı yönündeki iddialarına ilişkin olarak;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun “Adli ardım kapsamı” başlıklı 335.
Maddesinde adli yardımın kapsamının tahdidi şekilde sayıldığı, yardım kapsamında yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet, yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet, dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi, davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini hususunda kişiye imkanlar tanındığı, 2.4. Adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam etmesine ilişkin hükmün ise; istinaf/temyiz harç ve gider avanslarından istinaf/temyiz incelemesi sonuna kadar davacının geçici olarak muafiyetini sağlayacak olup icra takibine konu alacak karşı ilam vekalet ücreti alacağı olduğundan, söz konusu hüküm ilam vekalet ücreti alacağının kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceği anlamına gelmediği, 2.5. Şikayet konusuna benzer başka bir dosyada, Kurumları lehine hükmedilen vekalet ücretinin tahsili için başlatılan icra takibinin, adli yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinden bahisle icra takibinin iptali için Kurum aleyhine Ankara 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/590 esasına kayden açılan davada Mahkemenin 06/09/2021 tarih ve 2021/874K. sayılı kararı ile şikayetin reddi yönünde karar verildiği, aynı konuda Ankara 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/817 ve Ankara 6. İcra Hukuk
Mahkemesinin 2021/468 esaslarında açılmış ve derdest bulunan dava dosyalarının olduğu, 2.6. Başvuran aleyhine Ankara Batı İcra Dairesinin / esasında icra takibi başlatıldığı, icra takibi başlatılmadan önce vekâlet ücretinin ödenmesi talepli tebligata rastlanılmadığı, 5502 sayılı Kanunun 36’ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme ile Kurumun taraf olduğu ve konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile Kurum aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin doğrudan icra takibine konu edilememesinin, vatandaşların Kurumdan olan alacağını talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil etmesi sağlanarak icra takibi açmak külfetinden kurtarılmasının sağlandığı, ancak bu düzenlemenin Kurumun taraf olduğu ve konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda Kurum lehine hükmedilen miktar ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin doğrudan icra takibine konu edilmemesini kapsamadığı, ayrıca Kurum lehine verilen kararların uygulanmasında ilamların icraya konulmasından önce Kurum tarafından ödeme tebligatı yapılması gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı göz önüne alındığında Kurum işleminin hukuka aykırılık teşkil etmediği, başvuran aleyhine başlatılan icra takibinden vazgeçilerek icra dosyasının kapatılmasına olanak bulunmadığı, ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2’nci maddesinde; “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
Devletidir.”, 3.1. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”, 3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40’ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında; “1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.” 5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinde; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.(…)”, 6. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 6.1. “Adli yardımdan yararlanacak kişiler” başlıklı 334’üncü maddesinde; “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.(…)
6.2. “Adli yardımın kapsamı” başlıklı 335’inci maddesinde; “(1) Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki
hususları sağlar:
a) Yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet.
b) Yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet.
c) Dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi.
ç) Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini.
(2) Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir.
(3) Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.” 6.3. “Adli yardımla ertelenen yargılama giderlerinin tahsili” başlıklı 339’uncu maddesinde; “(1) Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir.
(2) (Ek : 11/4/2013-6459/ 24 md.) Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir.” 6.4. “Adli yardım kararıyla atanan avukatın ücretinin ödenmesi” başlıklı 340’ıncı maddesinde; “(1)
Adli yardımdan yararlanan kişi için mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücreti, yargılama gideri olarak Hazineden ödenir.” 7. 5502 Sosyal Güvenlik Kurumuna İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un “Muafiyetler” başlıklı 36’ncı maddesinin ikinci fıkrasında; “Kurumun taraf olduğu her türlü davalarda, Kurum aleyhine hükmedilen asıl alacak ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri, alacaklı veya vekilinin Kuruma ödemeye dayanak makbuz ve belgelerle birlikte yazılı şekilde yapacağı müracaat üzerine bildireceği banka hesap numarasına, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içinde ödenir. Bu süre geçmeden Kurum aleyhine cebri icra yollarına başvurulamaz. Belirtilen sürede ödeme yapılamaması hâlinde, söz konusu alacaklar genel hükümler dairesinde tahsil olunur. Mahkeme kararlarında yer alan miktarların kararın kesinleşmesinden önce ödenmesi hâlinde, söz konusu kararların ilgili mercilerce bozulmasını müteakip ödenen miktarlar, ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte ilgililerden tahsil edilir.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
8. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye
Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran, 1 numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen başvurusunda; Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açmış olduğu davada adli yardım talebinin kabul edilmesine rağmen kararın kesinleşmesi beklenilmeksizin karşı vekalet ücretinin tahsili için hakkında başlatılan icra takibinin hukuka aykırı olduğundan bahisle icra takibinden vazgeçilerek icra dosyasının kapatılmasını talep etmektedir.
10. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6’ncı maddesinin birinci fıkrası gereği bireylere tanınan hak aramanın etkin bir şekilde gerçekleştirebilmesi için sözleşmeye taraf devletler, bireylerin hak aramasını sağlayacak ve kolaylaştıracak tedbirleri almakla ve bireylerin mahkemeye başvurabilme imkânlarını haksız şekilde tıkayan engelleri de ortadan kaldırmakla yükümlü kılınmıştır. Söz konusu düzenleme, mahkemeye erişim hakkı, hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkının ana kuralı olarak kabul edilmekte ve herkese uyuşmazlıklarının mahkeme önünde görülerek çözülmesi hakkını tanımaktadır. AİHM içtihatlarında önemli ve temel bir yer işgal eden mahkemeye ulaşma hakkı Sözleşmede korunan tüm hakların bağlı olduğu hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşmesi için gerekli şartların başında gelmektedir.
11. Anayasanın 36’ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkının bulunduğu, 40’ıncı maddesinde ise Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyeti ihlal edilen herkesin yetkili makama başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Söz konusu düzenlemeler ile meşru vasıtalardan yararlanarak hak arayacak kimselerin, hak arama hürriyeti anayasal çerçevede güvence altına alınmıştır. Böylece hak arama hürriyeti kapsamında devlet, bireylerine karşı etkin bir adil yargılama imkânını sunma görevi ile yükümlendirilmiştir.
12. Bununla birlikte hakkın kullanılmasını fiilen ortadan kaldırmadığı sürece hak arama hürriyetinin veya mahkemeye başvurma hakkının bazı koşul ve sürelere bağlanmasının, adil yargılanma güvencesine aykırılık oluşturmayacağı AİHM içtihatları ile belirtilmiştir. AİHM’e göre, mahkemeye başvuru hakkı, mutlak bir hak olmayıp niteliği gereği bazı sınırlamalara tâbi tutulabilir. Bu kapsamda yargılama giderleri ve bu giderlerin yargılama öncesinde ödenmesi zorunluluğu gibi dava açma hakkına ekonomik sınırlamalar getirilebilir. Ancak ekonomik anlamda yetersizlik hali sebebiyle yargılama giderlerinin karşılanamayarak hak arama hürriyetinin kullanılamaması durumunda, Sözleşmenin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6’ncı maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.
13. AİHS ve Anayasanın adil yargılanma hakkını vurgulayan 36 ve 40’ıncı maddeleri çerçevesinde, Türk hukukunda, sırf maddi kaygılar sebebiyle hak arama özgürlüğünün ve savunma hakkının tesis edilememesinin engellenmesi ve mahkemeye erişim hakkının güvence altına alınması için, mali imkânı yetersiz olan kişilerin, mahkeme masrafları ve hukuki temsil masrafları gibi giderlerini karşılamak üzere adli yardım sistemi öngörülmüştür.
14. Adli yardım, bireylerin hak arama özgürlüklerinin önündeki mali engelleri kaldırarak, adil yargılanma hakkının hayata geçirilmesini sağlamak üzere, hukuki korunmaya ihtiyacı olmasına rağmen ekonomik olanağı bulunmayanlara sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince mali ve hukuki desteğin sağlanmasını amaçlamaktadır.
15. Adli yardım mekanizması sayesinde dava masraflarını ödeyebilen ve ödeyemeyen taraflar arasında silahların eşitliği ilkesi de sağlanmış olmaktadır. Bireyin bu haktan faydalanamaması durumunda
Sözleşmenin 6’ncı maddesinin ilk fıkrasında ifade edilen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul sürede, hakkaniyete uygun ve aleni olarak yargılanma hakları anlamlarını yitirmiş olacaktır. Adli yardım sistemi adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu gibi sosyal devlet ilkesinin de bir tezahürüdür.
Sosyal devlet ilkesinin gereği olarak devlet, hak arama özgürlüğünün kullanımında eşitliği sağlamak üzere gerekli mekanizmaları oluşturmak zorundadır. Nitekim sosyal devlet ilkesinin bir gereği olan hak arama hürriyetinin tam olarak gerçekleştirilebilmesi için ekonomik anlamda yetersiz durumda olan bireylerin hak arama yolunda ekonomik engelle karşılaşmasının önüne geçilmesi gerekmektedir.
16. Anayasa Mahkemesi kararlarında da; “Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu, dolayısıyla
mahkemeye erişim hakkının, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsuru olduğu, diğer yandan Anayasa’nın 36. maddesine “adil yargılanma” ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulandığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirttiği, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabileceği, adli yardım talebinin reddedilmesi üzerine gerekli harç ve gider avansının yatırılmaması gerekçesiyle davanın usulden reddi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulduğu” dolayısıyla adli yardım müessesesinin adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının vazgeçilmez bir parçası olduğu açıkça ifade edilmiştir (bkz.
Anayasa Mahkemesi’nin 10/02/2021 tarih ve 2017/21882 başvuru numaralı Bireysel Başvuru Kararı). Söz konusu kararda mali imkânları elverişli olmayan kişilerin başvuru harcını ve nispi karar harcının dörtte birini ödeme gücünden yoksun olabileceği, bu kişilerin sözü edilen harçları davanın başında ödeme yükümlülüğü altına sokulmasının mahkemeye erişimlerini imkânsız hâle getirebileceği veya önemli ölçüde zorlaştırabileceği, ödeme gücü bulunmayan bu gibi kişilerin mahkemeye erişebilmelerini temin etmek için adli yardım mekanizmasının öngörüldüğü, buna göre mali gücü bulunmayan kişilerin bu durumlarını belgelendirmeleri ve davalarının açıkça temelsiz bulunmaması hâlinde bunların yargılamanın sonuna kadar yargılama gideri ödemekten muaf tutulacağı, bu imkânların mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi hafifleten araçlar olduğu hususları vurgulanmıştır.
17. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) tarafından 11-12 Mart
2016 tarihinde gerçekleştirilen 106. Genel Kurul toplantısında kabul edilen Hukuk Devleti Kontrol
Listesinde, yüksek harç bedelleri ve yargılama giderlerinin düşük gelirliler başta olmak üzere bir çok kişiyi mahkemelere başvurmaktan vazgeçirebileceği, tek başlarına yargı süreçlerini başlatabilecek durumda olmayan bir çok bireyin hukuki yardımdan faydalandırılmasının mahkemeye erişim ve adil yargılanma hakkı bakımından son derece önemli olduğu, bu nedenle hukuki desteği karşılayabilecek maddi imkanları olmayanlar için adli yardım sağlanması gereği vurgulanmıştır [Venedik Komisyonu, Hukuk Devleti Kontrol Listesi, CDL-AD(2016)007, (Venedik, 11-12 Mart 2016), https://www.venice.coe.int/webforms/documents/default.aspx?pdffile=CDLAD(2016)007-tur ].
18. Adli yardım hususu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 334 ila 340’ıncı maddeleri arasında düzenlenmiş olup, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabileceklerdir. Adli yardım kararının kapsamı Kanunun 335’inci maddesinde tahdidi olarak sayılmıştır. Buna göre adli yardım kararı ile kişilere, yapacakları tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici muafiyet, yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet, dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi, davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini imkanları sağlanmakta ve adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam etmektedir.
19. Kanunun 339’uncu maddesinde, davanın adli yardımdan yararlanan kişi aleyhine sonuçlanması durumunda, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine, yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağının açıkça anlaşılması durumunda ise mahkemenin, adli yardımdan faydalanan kimseyi tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebileceği hükme bağlanmıştır. Mevcut düzenleme ile adli yardımdan faydalanan kişi dava sonucunda haksız çıksa dahi yargılama giderlerini ödemede güçlüğe düşmemesi için kişiye ödeme kolaylığı veya tamamen ödemeden muaf tutulma imkanı sağlanmıştır.
20. Somut dosya kapsamında yapılan incelemede; başvuranın Ankara 8. İdare Mahkemesinin / esasına kayden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına karşı dava açtığı, Mahkemenin 26/02/2021 tarih ve
K. / sayılı kararı ile davanın reddine, yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına, davacının adli yardım talebi kabul edildiği dolayısıyla yargılama giderinin karar kesinleştiğinde tahsil edilmesine, 4.080,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine hükmettiği, Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanlığı tarafından Ankara Batı İcra Dairesinin / esasında icra takibi başlatıldığı, bu sırada başvuranın 23/03/2021 tarihinde İstinaf yoluna başvurduğu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari
Dava Dairesinin 10/06/2021 tarih ve E. / , K. / sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, başvuranın akabinde temyiz kanun yoluna müracaat ettiği, dosyanın Danıştay 12.
Daire Başkanlığında görülmekte olduğu ve henüz hüküm verilmediği dolayısıyla kararın kesinleşmediği anlaşılmıştır.
21. 6100 sayılı Kanunun 335’nci maddesinde adli yardımın; davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bireye bir avukat temini imkanı sağladığı ve söz konusu yardımın hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği, 339’uncu maddesinde ise davanın adli yardımdan yararlanan kişi aleyhine sonuçlanması durumunda yargılama giderlerinin nasıl ödeneceği hükme bağlanmış olmakla birlikte davanın adli yardımdan yararlanan kişi aleyhine sonuçlanması durumunda karşı taraf vekalet ücretinin nasıl ve ne zaman ödeneceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak adli yardım müessesesinin hukuki korunmaya ihtiyacı olmasına rağmen ekonomik olanağı bulunmayan bireylere sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince mali ve hukuki desteğin sağlanmasını amaçladığı, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının vazgeçilmez bir parçası olduğu hususları dikkate alındığında, adli yardımdan faydalanan kişinin yargılama giderleri ve kendisine temin edilen vekilin ücretini ödemesi için mahkeme kararının kesinleşmesi beklenirken karşı taraf vekalet ücretinin karar kesinleşmeden tahsil edilmesini beklemek gerek adli yardım müessesinin amacı gerekse AİHS ve Anayasa ile güvenceye alınan adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkı ile örtüşmemektedir.
22. Adli yardım talepli davalarda, davanın adli yardımdan faydalanan kişi aleyhine sonuçlanması durumunda karşı taraf vekalet ücretinin ödenmesine ilişkin açık düzenleme bulunmamasının uygulamada sorunlara yol açtığı kanaatine varan Ankara 1. İdare Mahkemesi tarafından “(…)adli yardımdan yararlanan kişinin davada haksız çıkması halinde karşı taraf vekilinin vekalet ücretinin nasıl karşılanacağına ilişkin mevzuatta boşluk bulunduğu, silahların eşitliği ilkesi uyarınca eşit hak ve olanaklardan yararlandırılmaları beklenen taraflar arasında farklı düzenlemeler öngörülerek eşitlik ilkesinin ihlal edildiği (…), bu nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. ve 340. maddelerinin (…) Anayasaya aykırı olduğu” ileri sürülerek söz konusu kanun maddelerinin iptali talebi ile Anayasa Mahkemesine başvurulduğu, Anayasa Mahkemesinin; “İtiraz konusu kural, adli yardımdan yararlanan kişiye mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen avukatın ücretinin yargılama gideri olarak
Hazine tarafından ödeneceğini hüküm altına almaktadır. Başvuran Mahkeme, adli yardımdan yararlanan kişinin davayı kaybetmesi halinde, yargılama giderlerinin kendisinden tahsilinin mümkün olmaması halinde karşı taraf vekâlet ücretinin nasıl karşılanacağına dair mevzuatta hüküm bulunmadığı için eksik düzenleme nedeniyle itiraz konusu kuralın iptalini talep etmiştir. İtiraz başvurusundaki söz konusu eksik düzenleme iddiasının kabulü, kuralda yer alan hükmün ötesinde ve bu kuraldan bağımsız olarak yeni bir düzenleme yapılması sonucunu doğuracaktır. Kaldı ki, adli yardımdan yararlanandan karşı taraf vekalet ücretinin fiilen tahsil edilememesi durumunda nasıl temin edileceği hususunun bir eksiklik teşkil edip etmediği ve böyle bir eksiklik mevcutsa yeni düzenleme yapılması gereği kanun koyucunun takdirindedir.
Dolayısıyla bakılmakta olan davada, uygulanacak bir kural mevcut bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurala ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerektiği” yönünde karar verdiği tespit edilmiştir (bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 07/09/2016 tarih ve E.2016/158 K.2016/150 sayılı
Kararı).
23. Diğer yandan vekalet ücretinin tahsili için icra takibi başlatılmadan önce başvurana vekâlet ücretinin ödenmesi talepli tebligat yapılmadığı, vekalet alacığının doğrudan icra takibine konu edildiği hususunda ise; 5502 sayılı Kanun 36’ncı maddesinin gerekçesinde; vatandaşların alacağını talepten itibaren otuz gün gibi kısa bir sürede tahsil etmesi sağlanarak, vatandaşların icra takibi açmak külfetinden kurtarılmasının amaçlandığı ifade edilmesine rağmen idare lehine vekalet ücreti ödenmesine hükmedildiği durumlarda alacağın doğrudan icra takibine konu edilmesi neticesinde vatandaşa icra dosya masrafı ve icra vekalet ücreti yükletilmesinin hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu, idarelerin aleyhine vekalet ücretine hükmedilen uyuşmazlıklarda vatandaşa öncelikle idareye başvurma zorunluluğu getirilmişken, tam tersi durumda idare lehine vekalet ücreti ödenmesine hükmedildiğinde idarenin ödemeye davet yazısı yazmaksızın alacağı icra takibine konu etmesinin hakkaniyete uygun olmadığı, söz konusu uygulamanın güncel kamu yönetimi ve iyi yönetim ilkeleri ile de bağdaşmadığı, zaten adli yardımdan faydalanan davacının vekalet ücretinin yanı sıra icra masrafları ve icra vekalet ücreti ödemek zorunda bırakılarak daha fazla mali külfet altına sokulduğu değerlendirilmiştir (bkz. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun 2021/10521 nolu başvuru üzerine verilen 28/10/2021 tarih ve S.21.24857 sayılı Kararı).
24. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın açmış olduğu davada adli yardım talebinin kabul edildiği, ilk derece mahkemesinin başvuranın aleyhine karara hükmettiği, başvuranın ilk derece mahkemesi kararına karşı kanun yollarına müracaat etmesi dolayısıyla mahkeme kararının henüz kesinleşmediği, bu nedenle başvurandan yargılama giderlerinin tahsili sürecinin henüz başlamadığı, bununla birlikte davalı idare tarafından ilk derece mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenilmeksizin istinaf kanun yolu aşamasında vekalet ücretinin tahsili için kararın kesinleşmesi gerektiğine dair bir düzenleme olmadığı gerekçesi ile icra takibi başlatıldığı, adli yardım talebi kabul edilen başvuranın karar kesinleşinceye kadar yargılama harç ve giderlerini ödemekten muaf tutulurken, karşı vekalet ücretini kesinleşme beklenmeksizin ve icra takibi başlatılmadan önce ödemeye davet yazısı tebliğ edilmeksizin icra takibine konu edilmesinin adli yardım müessesinin tam olarak uygulanmamasına yol açacağından mahkemeye erişim hakkı ve hak arama özgürlüğü ilkelerine uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 25. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuzun bilgi ve belge talebine ilişkin cevabi yazılarının süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği değerlendirildiğinden iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, “makul sürede karar verme” “nezaket”, “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik” ilkelerine uygun davranıldığı, tavsiye kararına uygun olarak işlem tesis edilmesi halinde “kanunilik” ilkesine de riayet edileceği değerlendirilmiştir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
26. 14/06/2012 tarih ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17’nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna, dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ilgili idarece tavsiye kararı üzerine 30 gün içerisinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresinden varsa arta kalan sürede Ankara İdare Mahkemesine yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜ ile; Başvuran aleyhine başlatılan icra takibinin mahkeme kararı kesinleşinceye dek durdurularak nihai karar doğrultusunda işlem tesis edilmesi ile adli yardım talepli davalarda mahkemelerce idare lehine hükmedilen vekalet ücretlerinin tahsilinde ilk derece mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenilmesi ve ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı gönderilmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Kararın, BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için ADALET BAKANLIĞINA iletilmesine,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, idare
tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi