ÖZET: Başvuran, Bandırma 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda 5 yıldır iyi halli hükümlü olarak kalmakta ve ailesinin İstanbul’da yaşaması nedeniyle onlarla görüşmekte zorluk çekmektedir. Ailesinin yaşadığı sağlık sorunları ve ziyaret edememeleri, başvuranın psikolojik durumunu olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, Tekirdağ 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu gibi daha yakın bir kuruma nakil talep etmektedir. Ancak, Adalet Bakanlığı, başvuranın nakil talebini kapasite doluluğu nedeniyle reddetmiştir.

İdarenin açıklamalarına göre, hükümlülerin nakil talepleri, Hükümlü Nakil Sistemi (HÜNSİS) üzerinden otomatik olarak değerlendirilmektedir. Başvuranın talep ettiği kurumların doluluk oranları yüksek olduğundan, nakil talebi uygun bulunmamıştır. Bununla birlikte, başvuranın disiplin cezası bulunmamakta ve nakil koşullarını taşıdığı belirtilmektedir. İlgili mevzuat, hükümlülerin aileleriyle olan bağlarının korunmasını teşvik etmekte, bu bağlamda başvuranın durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, başvuranın nakil talebinin kısmen kabulü ve kısmen reddi yönünde karar verilmiş, Adalet Bakanlığı’na, başvuranın nakil koşullarını taşıması durumunda, uygun kurumlarda boş yer bulunması halinde talebinin yeniden değerlendirilmesi önerilmiştir. Bu karar, aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı çerçevesinde önem taşımaktadır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2025/1344-S.25.2050

BAŞVURU NO : 2024/14845

KARAR TARİHİ : 07.02.2025

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI

Başvuranın, ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birine sevk talebi

BAŞVURUNUN KONUSU :

hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 02.12.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Bandırma 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan başvuran özetle; 5 yıldır iyi halli hükümlü olduğunu, Tekirdağ 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan zorunlu olarak Bandırma 1

No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiğini, birçok kez özel sevk talebinde bulunmasına rağmen kapasite doluluk oranının yüksek olduğu gerekçesiyle talebinin karşılanmadığını, ailesinin İstanbul’da ikamet ettiğini, ikametlerinin bulunduğu Kuruma uzaklığı sebebiyle sağlık problemleri yaşayan ve 65 yaş üzeri olan annesi ve babası ile çocuklarının ziyarete gelemediğini, bu durumun kendisinde ve ailesinde psikolojik problemlere neden olduğunu iddia ve ifade ederek öncelikle Tekirdağ 2 No.lu T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu olmak üzere dilekçesinde belirttiği kurumlardan birine sevkinin yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Ceza ve Tevkifevleri Genel

Müdürlüğünden (Genel Müdürlük) 06.12.2024 tarih ve – / -S. sayılı yazımız ile bilgi ve belge talep edilmiş olup Genel Müdürlüğün 20.01.2025 tarihli ve E sayılı cevabi yazısında özetle; 2.1. 10.07.2015 tarihinden itibaren adli suçlardan hükümlü ve hükümözlülerin istek üzerine nakil işlemleri elektronik ortamda gerçekleştirilmekte ve “Hükümlü Nakil Sistemi (HÜNSİS) Programı” çerçevesinde sistem tarafından otomatik olarak değerlendirildiği, 2.2. Bu kapsamda, kurumların sınıflandırılmaları, kapasiteleri ile mevcutları HÜNSİS ekranında tanımlanmış olup talep edilen ceza infaz kurumlarının kapasitesinin dolu olması halinde ret onayı, boş yer

olması ve konumuna uygun olması durumunda da nakil uygun onayı sistem tarafından otomatik olarak verildiği, 2.3. Başvuranın, 09.12.2024 tarihli en son nakil talebinin HÜNSİS ekranına düştüğü, talep ettiği ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin dolu olması nedeniyle sistem tarafından uygun görülmediği, 27.12.2024 tarihli ve E- – – / sayılı yazı ile başvurana tebliğ edildiği, 2.4. Başvuranın bilgi formunun incelenmesi sonucunda infaz edilmemiş ve kaldırılmamış herhangi bir disiplin cezasının bulunmadığının tespit edildiği, 2.5. Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 54’üncü maddesinin birinci

fıkrasının (e) bendinde, ”istekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması” ifadelerine yer verildiği, bu nedenle, nakil taleplerinin incelenmesinde; kurumun kapasitesi, güvenliği ve hangi suç türüne ait odaların bulunduğu, kişilerin can güvenliğine ilişkin olarak da, talepte bulunanın hasım olarak bildirdiği bir kişinin talep ettiği kurumda bulunup bulunmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulduğundan her talebin uygun değerlendirilemediği, 2.6. Her ayın 1’i ilâ 20’si arasında isteğe bağlı nakil taleplerinin alınacağının tüm Cumhuriyet başsavcılıklarına bildirildiği, bu kapsamda başvuranın ileriki aylarda belirtilen nakil dönemlerinde nakil talep dilekçesini bulunduğu ceza infaz kurumu idaresi aracılığıyla Genel Müdürlüğe göndermesi halinde talebinin mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirileceği, 2.7. Başvuranın bulunduğu Bandırma 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000, mevcudunun 1534, doluluk oranının %153, naklini talep ettiği; Ümraniye T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000 mevcudunun 1459, doluluk oranının %146 olduğu, – Bakırköy/Metris 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000 mevcudunun 1303, doluluk oranının %130 olduğu, – Bakırköy/Metris 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000 mevcudunun 933, doluluk oranının %93 olduğu, – Edirne L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1322 mevcudunun 2624, doluluk oranının %198 olduğu, – Marmara 6 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1704 mevcudunun 3334, doluluk oranının %196 olduğu, – Marmara 8 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1677 mevcudunun 3382, doluluk oranının %202 olduğu, – Tekirdağ 2 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kapasitesinin 1000 mevcudunun 1683, doluluk oranının %168 olduğu, 2.8. Başvuranın son 6 ayda ziyaretçisinin gelmediği, açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, /

3.2. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesinin ilgili kısımlarında; “Herkes, (…) aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. (…)”, 3.3. “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41’inci maddesinin ilgili kısımlarında; “Aile, Türk toplumunun temelidir (…) Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle (…) çocukların korunması (…)

sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. (…)”, 3.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 3.5. “D. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90’ıncı maddesinin 5’inci fıkrasının ilgili cümlelerinde; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. (…)

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinde; “1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”, 5. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin; 5.1. 1’inci maddesinde; “Çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır”, 5.2. 3’üncü maddesinde; “Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.”, 5.3. 4’üncü maddesinde; “Taraf Devletler, bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar.”, 5.4. 6’ncı maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.”, 5.5. 18’inci maddesinde; “Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler.” 6. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un; 6.1. “İnfazda temel amaç” başlıklı 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır.”, /

6.2. “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının ilgili bentlerinde; “Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir: c)

Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır.

Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.”, 6.3. “Nakiller” başlıklı 53’üncü maddesinde; “Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler.”, 6.4. “Kendi istekleri ile nakil” başlıklı 54’üncü maddesinde; “(1) Hükümlülerin kendi istekleri ile bulundukları kurumdan başka kurumlara nakledilebilmeleri için; a) Gitmek istedikleri kurumlardan durumlarına uygun en az üç yeri belirten bir dilekçe vermeleri, b) Nakil giderlerini peşin olarak ödemeyi kabul etmeleri, c) (Değişik:14/4/2020-7242/30 md.) Ceza infaz kurumlarında bulunulması gereken sürenin üç aydan fazla olması, d) İyi hâl göstermeleri, disiplin cezası almamış veya kaldırılmış olması, e) İstekte bulunulan kurumda yer, kapsama gücü ve sınıfının uygun bulunması ve tutukevi olmaması, f) Mahkûmiyet sürelerine uygun hükümlülerin barındırıldığı bir kurum olması, g) Daha önce disiplin nedeniyle ayrılmak zorunda kaldıkları kurum olmaması, Gerekir.”, 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 8. 29/3/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının

Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in “Hükümlülerin

Nakillerinde Dikkat Edilecek Hususlar” başlıklı 127’nci maddesinin ilk fıkrasında; “Hükümlülerin nakillerinin 5275 sayılı Kanunun 53 ila 58 inci maddeleri hükümlerine göre gerçekleştirilir.”, 9. Adalet Bakanlığının 05/06/2015 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe konulan 167 sayılı Ceza

İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelge’nin “Hükümlülerin

Kendi İstekleri ile Nakilleri” başlıklı 15’inci maddesinde, Kanun’un ve Yönetmelik’in “Kendi istekleri ile nakil” maddelerinde aranan şartlara ek olarak; ‘‘h) Talep ettikleri ceza infaz kurumunda kendileri, diğer hükümlüler ve kurum açısından güvenlik riski oluşturmaması, ı) Disiplin nedeniyle ayrıldıkları kurumlar hariç, talep ettikleri kurumlarda daha önce kalmış iseler, Bakanlıkça değerlendirilmek üzere; kendileri, diğer hükümlüler veya kurum açısından somut gerekçelerle güvenlik riski oluşturup oluşturmayacakları hususunda bu yer idare ve gözlem kurulunun taleple ilgili görüşünün alınmış olması, j) Bakanlık tarafından dönem itibariyle isteğe bağlı nakle kapatılmış olmaması, gerekir”, /

10. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin Prensipler

Bütünü ”nün “Aile mensupları ve dış dünya ile iletişim kurma hakkı’’ başlıklı 19’uncu maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen bir kimseye kanunda veya kanuna dayanan bir düzenlemede belirtilen makul şartlara ve sınırlamalara tabi olarak, özellikle aile üyeleri tarafından ziyaret edilebilme ve onlarla haberleşme gibi, dış dünya ile iletişim kurabilmesi için kendisine yeterli imkan verilir.” hükmü, “İkametgahına yakın bir yerde tutulma hakkı” başlıklı 20’nci maddesinde; “Tutulan veya hapsedilen kişi talep ettiği takdirde, mümkün olduğu ölçüde ikamet ettiği yere makul uzaklıktaki bir tutukevinde veya hapishanede tutulmalıdır.”, 11. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında

REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’na ek 3’üncü maddesinde; “Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere getirilen kısıtlamalar, asgari gereklilikte ve haklarında hükmedilen kararın meşru amacıyla orantılı olmalıdır.”, “Yerleştirme ve Barındırma” başlıklı 17.1, 17.2 ve 17.3’üncü maddelerinde; “Mahpuslar, mümkün olabildiğince evlerine veya sosyal rehabilitasyon ortamlarına yakın cezaevlerine yerleştirilmelidirler.”, “Cezaevlerine yerleştirmede, suçun devamlı takibi, güvenlik ve emniyet gerekleri ve tüm mahpuslara uygun rejimlerin sağlanması ihtiyacı hesaba katılmalıdır.”, “İlk yerleştirme ve sonradan yapılacak bir cezaevinden diğerine nakil konusunda, mümkün olabildiğince mahpusa danışılmalıdır.’’, “Dış Dünya ile İlişki” başlıklı 24.4 ve 24.5’inci maddelerinde; “Ziyaretler için yapılan düzenlemeler, mahpuslara aile ilişkilerini mümkün olduğunca normal bir düzeyde sürdürmelerine ve geliştirmelerine izin verecek bir tarzda olmalıdır.”, “Cezaevi yetkilileri, dış dünyayla yeterli bir iletişim sürdürmelerinde mahpuslara yardım etmelidirler ve bunun için onlara uygun destek ve yardım sağlamalıdırlar.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ ERTUNÇ ERKAN BALTA’NIN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

12. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuranın, talep ettiği kurumlara nakledilmesi talebinin reddi; bununla birlikte, nakil koşullarını taşıması kaydıyla, talep ettiği kurumlarda boşalma olması yahut ailesine daha yakın illerde durumuna uygun ve kapasitesi müsait infaz kurumlarının bulunması durumunda, nakil talebinin yeniden değerlendirilmesi hususunda Adalet Bakanlığına tavsiyede bulunulması; yönünde hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden 13. Başvuran özetle, annesi ve babası ile çocuklarının ziyaretine gelemediğini, bu durumun kendisinin ve ailesinin psikolojisini olumsuz etkilediğini iddia ve ifadeyle ailesine yakın bir ceza infaz kurumuna naklini talep etmektedir.

14. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amaç, 5275 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde, “…öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak…” olarak ifade edilmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda kanun koyucu, bir taraftan suçun karşılığı olan cezanın uygulanmasıyla benzer fiilleri engellemeyi hedeflemekte; diğer taraftan ise hükümlüyü topluma kazandırarak sosyal barışı tesis etmeye çabalamaktadır. Dolayısıyla infazın, özellikle hapis cezasının infazının amacı, sadece belli bir yerde çekilmesi gereken cezanın sürekliliği için hükümlünün infaz kurumunda muhafaza edilmesi değildir.

Hükümlü, cezanın infazından sonra yeniden topluma döneceğinden, infaz sırasında hükümlünün yeniden

toplumun bir üyesi olmasını sağlamak ve suç işlenmesini önlemek amacıyla iyileştirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Bu bakımdan, hükümlülerin yakınlarıyla olan ilişkilerinin devamının sağlanması, infaz rejiminin ıslah edici rolünün bir parçasıdır.

15. 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge, hükümlülerin, ailelerinin ikamet yerlerine yakın ceza infaz kurumlarına yerleştirilmelerine yönelik emredici bir hüküm içermemektedir.

Buna karşılık 5275 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve 167 sayılı Genelge ’de, hükümlülerle ilgili düzenlenen

“Kendi istekleri ile nakil” hükmü ile disiplin cezası, zorunlu hal, hastalık hali olmasa dahi, maddede düzenlenen şartlar oluştuğu takdirde naklin mümkün olduğunun düzenlenmiş olması, bu maddedeki nakil sebebinin hükümlüler tarafından genel olarak “ailelerinin ikamet ettiği yer veya ailelerine yakın yerlere nakil” hükmü olarak değerlendirilip nakil gerekçesinde bu hükme dayanmışlardır.

16. T.C. Anayasası’nın 20’nci ve AİHS ’in 8’inci maddesinde, herkesin öz el ve aile hayatına saygı hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Hapis cezasına mahkûmiyet, doğası gereği, hükümlünün özel ve aile hayatının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Ancak mahkûmun yakınları ile bağlantıda kalmasının, özel ve aile hayatına saygı hakkının esaslı unsurlarından olduğu ve cezaevi idaresinin bu konuda gerekli yardımı sağlaması gerektiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından vurgulanan bir husustur (Messina v. Italy, 25498/94; EpnersGefners v. Latvia, 37862/02).

17. AİHM, Vintman davasına ilişkin olarak vermiş olduğu 23.01.2015 tarihli Daire kararında (Vintman v. Ukrayna, 28403/05); AİHS ’in, mahkûmlara cezalarının nerede infaz edileceği konusunda bir seçim hakkı tanımadığını, mahkûmların ailelerinden ayrı olduklarını ve ailelerinden uzak olmalarının hapis cezasının bir sonucu olduğunu, ancak, mahkûmun, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirebilecek denli uzak bir bölgede barındırılmasının, aile hayatına müdahale teşkil edebileceğini belirtmiştir. Mahkeme orantılılık yönünden yaptığı incelemesinde ise; mahkûmun, ailesine yakın bir kuruma transfer talebinin reddi için, cezaevlerindeki aşırı yoğunluğun meşru bir gerekçe olarak öne sürülebileceğini ancak bu durumda dahi mahkûmun görece daha yakın cezaevlerine nakli hususunun değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Aksi halde, yani kişinin nispeten daha yakın bir bölgeye nakli önünde meşru bir engel yokken uzakta bulunan bir kurumda barındırılması halinde, AİHS ’in 8’inci maddesinin ihlali sonucu doğabileceğini vurgulamıştır.

18. Hem AİHM kararlarında, hem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı kararıyla kabul edilen, “Herhangi Bir Şekilde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin Korunmasına İlişkin

Prensipler Bütünü” nün ilgili maddesinde, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ’nin Üye Devletlere

Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’nın 17.1’inci maddesinde, hükümlülerin evlerine (ailelerine) yakın ceza infaz kurumuna yerleştirilmelerinin uygun olduğu belirtilmiştir.

19. Hükümlülerin dış dünyayla temaslarının makul düzeyde devam ettirilmesi, bu bağlamda özellikle aileleriyle etkin bir iletişim kurmalarına yardımcı olunması, bu kişilerin iyileştirilmesi ile de yakından ilgilidir. Aile bağlarının korunup geliştirilmesinin hükümlülerin psikolojisi açısından olumlu sonuçlar doğurduğu, yeniden sosyalleşmeleri ve tekrar suç işlemelerinin önlenmesinde önemli bir unsur olduğu sıklıkla ifade edilmektedir (Bu konuda bakınız; İngiltere ve Galler Bölgesi Ceza İnfaz Kurumları

Denetçiliği, Yetişkin Mahkûmların Rehabilitasyonu konulu Rapor, Eylül 2014).

20. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” başlıklı 6’ncı maddesinin (b) bendinde, hükümlülerin, insan onuruna yaraşan maddî ve manevî koşullar altında düzenli bir yaşam sürdürmelerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda, idarenin söz konusu bendin gereği olarak, hükümlülerin iyi şartlar altında cezalarını çekmesini temin etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Başvuruya konu nakil talebinde ise, ilgili infaz kurumlarının kapasitesitelerinin dolu olması gerekçesiyle ret işlemi tesis edilmiştir. İdarenin ret işlemi değerlendirildiğinde, meşru bir sebebin gözetildiği tespit

/

edilebilmektedir. Gerçekten “kurum kapasitesi”nin üstünde bir doluluğun varlığı, hem nakil talep eden bakımından hem de nakil istenen infaz kurumunda mukim hükümlüler bakımından, cezanın çekilmesini zorlaştıracak ve gayri insani şartları doğuracak bir durumdur.

21. Ancak hükümlülerin nakil taleplerine ilişkin değerlendirmelerin, genel olarak ceza infaz kurumu kapasitesi bakımından yapılması, aile hayatına saygı hakkının gerekleri kapsamında yeterli olmamakta; bu nedenle taleplerin, yalnızca hükümlü/tutuklu açısından değil, hükümlü/tutukluyu ziyaret etmek isteyen aile açısından da değerlendirilmesi, -özellikle ailede çocuk olması durumunda- çocuğun yüksek yararının dikkate alınması, hükümlü/tutuklunun bulunduğu kurum ile ailesinin ikamet ettiği yer arasındaki mesafenin, ulaşım olanaklarının, ailenin maddi durumunun, sağlık sorunlarının, ailenin hükümlüyü ziyarete gelme sıklığı bilgilerinin birlikte ele alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir.

22. Başvuranın barındırıldığı Ceza İnfaz Kurumu ile geçilen temastan, başvuranın çocuklarından birinin on sekiz yaşından küçük olduğu anlaşılmış olup başvuran, ailesinin ziyaretine gelemediğini, ailesinin ve kendisinin psikolojisinin bu durumdan olumsuz etkilendiğini belirtmektedir.

23. Anayasa’nın 41’inci maddesinde, Devletin çocukların korunması için gerekli tedbirleri alacağı, her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu kurala bağlanmıştır. Yine, BM Çocuk

Haklarına Dair Sözleşme’nin 3’üncü maddesinde; kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararının temel düşünce olduğu, taraf Devletlerin, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenecekleri ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alacakları belirtilmiştir.

24. Ayrıca, konuya ilişkin BM Çocuk Hakları Komitesinin ilgili Genel Yorumlarına bakıldığında; 24.1. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Uygulanmasına Yönelik Genel Önlemlere ilişkin 5 No’lu

Genel Yorumunda; yargısal, idari ve yasama ile ilgili her organdan veya kurumdan, yüksek yarar ilkesini, alınan kararların veya başlatılan girişimlerin çocukların haklarını ve çıkarlarını nasıl etkilemekte olduğu veya etkileyebileceğini irdelemesi beklendiği, böyle bir irdelemeye tabi tutulacaklar arasında, örneğin, çocukları ister doğrudan ister dolaylı biçimde etkilesin, halen yürürlükte olan veya önerilen yasalar veya politikalar, idari tasarruflar ve yargı kararlarının yer aldığı, Devletlerin, “gelişmeyi” çocuğun fiziksel, zihinsel, manevi, ahlaki, psikolojik ve sosyal gelişimini kapsayan en geniş anlamıyla, bütünlüklü bir kavram olarak yorumlamalarının beklendiği, 24.2. Çocuğun Yüksek Yararı Hakkının Öncelikli Olarak Dikkate Alınmasına ilişkin 14 No’lu Genel

Yorumunda; çocuğun yüksek yararı kavramının, hem Sözleşme’de öngörülen tüm hakların eksiksiz biçimde gerçekleşmesini hem de çocuğun bütünsel gelişimini amaçladığı, çocuğun yüksek yararının, herhangi bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilecek her girişimde gerektiği gibi içselleştirilmesini ve tutarlı olarak uygulanmasını sağlama yükümlülüğünün, çocuklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkisi olan tüm uygulama önlemleri, idari ve yargısal işlemler için özellikle geçerli olduğu, çocukları ilgilendiren tüm yargısal ve idari kararların, ayrıca politikaların ve yasal düzenlemelerin, çocuğun yüksek yararının birinci planda dikkate alınarak gerçekleştirildiğini gösterme yükümlülüğü olduğu ve yüksek yararın nasıl incelenip değerlendirildiğinin, alınan kararda buna ne ölçüde ağırlık tanındığının anlatılmasının da buna dâhil olduğu, çocuğun kendi ana babasından ayrılması olasılığının bulunduğu durumlarda çocuğun yüksek yararının değerlendirilmesinin ve belirlenmesinin vazgeçilmezlik taşıdığı ifadelerinin belirtildiği görülmektedir.

25. Konuya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından da; çocuğun yüksek yararının mahkemeler, idari makamlar ile yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde

/

gözetilmesi gereken bir ilke olduğu, bu bağlamda, çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmasının aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemli olduğu (B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33), Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda

Anayasa’nın 20’nci ve 41’inci maddelerinin, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiği (B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 41) belirtilmektedir.

26. Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın kapasite doluluğu nedeniyle naklinin uygun bulunmadığı ve bu gerekçeyle başvuranın ailesine yakın ceza infaz kurumlarından birinde barındırılma talebinin idarece karşılanamadığı göz önüne alındığında, başvuranın nakil talebinin reddedilmesinin hukuka uygun olduğu; bununla birlikte, aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı kapsamında; idarenin, hükümlü ve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle bağlarını devam ettirecek önlemleri almakla yükümlü olduğu, özellikle hükümlünün çocukları bulunuyorsa hakkında verilecek kararlarda “çocuğun üstün yararının” gözetilmesi gerektiği, başvuranın bulunduğu kurum ile ailesinin ikameti arasındaki mesafenin ailesinin başvuranı ziyaretini zorlaştırıcı bir unsur olabileceği ve aile bütünlüğünü olumsuz etkileyebileceği dikkate alındığında, nakil koşullarını taşıması kaydıyla (disiplin cezası almamış olması ya da kaldırılmış olması / nakil giderlerini peşin ödemeyi kabul etmesi gibi) nakil talep edilen kurumlarda boşalma olması yahut ailesine daha yakın illerde durumuna uygun ve kapasitesi müsait kurumların bulunması durumunda başvuranın nakil taleplerinin idarece yeniden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 27. İyi yönetim ilkelerine, 28.03.2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgeler bakımından İdare tarafından süresi içerisinde işlem tesis edilmediği, dolayısıyla İdare tarafından “makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranılmadığı tespit edilmiş olup İdareye belirtilen ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

28. 6328 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Ankara İdare Mahkemesi nezdinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda yapılan açıklamalar, anılan mevzuat hükümleri ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİNE, Başvuranın talep ettiği kurumlara nakledilmesi talebinin REDDİNE, Başvuranın nakil koşullarını taşıması kaydıyla, talep ettiği kurumlarda boşalma olması yahut ailesine daha yakın illerde durumuna uygun ve kapasitesi müsait infaz kurumlarının bulunması durumunda, nakil talebinin yeniden değerlendirilmesi hususunda ADALET BAKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

/

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, idare

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın, BAŞVURANA ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Mehmet AKARCA

Kamu Başdenetçisi