|
ÖZET: Bu Yargıtay kararı, bir arsa sahibi ile yüklenici kooperatif arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili olarak feshedilmesi sonrası, davacının taşınmaz üzerindeki haklarının korunmasına yönelik bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Davacı, yükleniciden temlik almış olan davalının daireye haksız el atmasının önlenmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacının taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kesinleştiğini ve davalının bu hakka dayalı bir üstünlüğü olmadığını belirterek davanın kabulüne karar vermiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, davacının ayni hakkının bulunduğunu ve yüklenicinin hak sahibi olmadığı bölümleri haricen edindiğini vurgulayarak, davalının kullanımının geçerli bir nedene dayanmadığını belirtmiştir. Ayrıca, yüklenicinin inşaatı imar mevzuatına uygun yapmadığı ve yıkılması gereken kaçak bir yapı olduğuna dair mahkeme kararının kesinleştiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, davalı vekilinin temyiz başvurusu, ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle kabul edilerek, kararın bozulmasına ve davanın yeniden incelenmesine karar verilmiştir. Bu durum, mülkiyet haklarının korunması ve imar mevzuatına uygunluğun önemini ortaya koymaktadır. |
6. Hukuk Dairesi 2024/2385 E. , 2024/4061 K.
“İçtihat Metni”
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2592 E., 2024/824 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/138 E., 2023/205 K.
Davacı vekili, müvekkili arsa sahibi ile dava dışı yüklenici kooperatif arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26.05.2021 tarihli, 2018/1098 Esas, 2021/458 Karar sayılı ilâmıyla geriye etkili şekilde feshedilmiş ve bu karar kesinleşmiş olduğundan, dava konusu bağımsız bölümü yükleniciden temlik almış olan davalının daireye haksız el atmasının önlenmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, yıkım kararının iptali için açılan dava derdest olduğundan sonucunun beklenmesi gerektiğini, dava dışı kooperatifin yapılan konutları üyelerine teslim ettiğini, müvekkilinin de bedelini ödeyerek daireyi satın aldığını, Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunun bekletici mesele yapılması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davacının dava tarihinde ve halen dava konusu bağımsız bölümün kayıt maliki olduğu, davalının taşınmazdan yararlanmasını gerektiren üstün ve korunması gereken bir hakkı, buna dayanak olabilecek bir mahkeme kararı yahut davacı ile aralarında sözleşme ilişkisi bulunmadığı, davalının derdest davanın bekletici mesele yapılması, kesin hüküm dava şartının varlığı ya da Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunun beklenilmesi taleplerinin çekişmenin esası ve sonucu ile doğrudan ilgisi olmadığından kabul edilmediği, davalının sözleşmenin feshinin kesinleştiği tarihe kadar “iyiniyetli zilyet” sayılması gerekirse de taşınmazdan intifaya olanak sağlayan mülkiyet hakkına üstünlük tanınacak bir hakkın varlığından söz edilemeyeceği, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi kararının kesinleşmesi ile davacının taşınmaz üzerindeki zilyedliğinin haksız hale geldiği, davacının el atmanın önlenmesini talepte haklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi tarafından dava konusu taşınmaz davacı adına kayıtlı olduğundan davacının ayni hakkının bulunduğu, davalıların ise yükleniciden temlike dayalı şahsi hak sahibi olduğu, kural olarak hakların yarışmasında ayni hakka üstünlük tanınması gerektiği, davacı ile dava dışı yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin mahkeme kararı ile geriye etkili olarak feshine karar verildiği, hükmün deracattan geçmek suretiyle kesinleştiği, böylece yüklenicinin hak sahibi olmadığı bölümleri yükleniciden haricen (kooperatif üyeliği suretiyle) edindiklerinden bahisle tasarruf eden davalının, bu kullanımının haklı ve geçerli bir nedene dayanmadığı, dava dışı yüklenicinin davacı arsa sahibine karşı edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden, şahsi hakkını üçüncü kişiye (davalıya) temlik etmesi halinde üçüncü kişinin (davalı), Türk Borçlar Kanunu’nun 97.maddesi hükmünden yararlanma hakkı bulunan arsa sahibini ifaya zorlayamayacağı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
1-Kamu düzenine aykırılık hallerinin re’sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2- Dairemiz yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre yüklenicinin inşaatı sözleşme ve ekleri ile tasdikli proje ve inşaat ruhsatı ile kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve bu doğrultuda çıkartılan deprem yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp arsa sahiplerine teslim etmesi gerekir. 3194 sayılı İmar Yasası uyarınca her türlü bina inşaatının yerel idarenin tasdikli projesine uygun yapılması zorunludur. Şayet inşaatta kısmen veya tamamen tasdikli projesine aykırı imalat var ise kaçak inşaatın, aynı Yasanın 32. maddesi uyarınca yıkımı gerekir. Yıkılacak yerlerle ilgili olarak da, kazanılmış ekonomik değerden söz edilemez. İmar Yasası kamu düzenine ilişkin olup, mahkemenin re’sen göz önünde bulundurması gerekir.
Davacı arsa sahibi ile dava dışı yüklenici Özmavikent Arsa ve Konut Yapı Kooperatifi arasında düzenlenen Ankara 21. Noterliği’nin 12.06.1987 tarih ve 22031 yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26.05.2021 tarihli, 2018/1098 Esas, 2021/458 Karar sayılı ilâmıyla geriye etkili şekilde feshedilmiş, karar 15.03.2022 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme kararında yüklenici kooperatifin inşaatları fen ve sanat kurallarına uygun şekilde yapmadığı, yıkımı gereken kaçak bina vasfında olduğu belirtilmiştir. Dava konusu yapı tümüyle kaçak yapılmış, yıkılması gereken bir yapı olduğundan ekonomik değerinden söz edilemez.
O halde mahkemece, el atmanın önlenmesi talep edilen daireye isabet eden arsa payı değeri üzerinden yargılama gideri ve vekalet ücreti hesabının yapılması gerekirken, kaçak yapı niteliğindeki kısmın değerinin de dava değerine katılarak hesaplama yapılması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin 2. bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK’nın 373/1. maddesi gereğince İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi kararının KALDIRILARAK; İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.05.2023 tarihli, 2022/138 Esas, 2023/205 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 14.11.2024 gününde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.